Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…
SİYASİ SÖYLEMİN ARDINDAKİ FELSEFİ DEPREM
Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Kürt, diğeri Alevi olsun” şeklindeki önerisi, ilk bakışta toplumsal farklılıklara yönelik kapsayıcı bir jest gibi görülebilir. Ancak bu öneri, siyaset felsefesi açısından incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine inşa edildiği ontolojik temelleri dinamitleyen, devletin varlık nedenini ve ruhunu hedef alan tehlikeli bir felsefi kopuşu temsil etmektedir. Bu, basit bir siyasi hata değil, Cumhuriyetin Aydınlanmacı, yurttaş temelli ve evrenselci DNA’sına karşı, cemaatçi, özcü ve tikelci bir paradigmanın ikame edilme teklifidir. Bu teklifi reddetmek ve üniter devletin zorunluluğunu anlamak için, siyaset felsefesinin en temel ilkelerine başvurmak kaçınılmazdır.
ÖNERİNİN FELSEFİ ELEŞTİRİSİ
Neden Yadsınamaz Derecede Sakıncalıdır?
Bu öneri, dört temel felsefi ilkeyi ihlal ettiği için reddedilmelidir.
Birincisi : Yurttaş İlkesinin İnkârı: Bireyi Cemaate Mahkûm Etmek
Modern Cumhuriyet, “yurttaş” (citizen) kavramı üzerine kuruludur. Yurttaş, etnik kökeninden, dininden, mezhebinden veya ailesinden soyutlanarak, yalnızca yasa önünde eşit haklara ve sorumluluklara sahip olan özgür bireydir. Cumhuriyet, bireyi ait olduğu cemaatin kolektif kaderine hapsetmekten kurtarır ve ona kendi geleceğini tayin etme imkânı tanır. Sizin Alevi veya Kürt olmanız, kamusal alanda bir ayrıcalık veya dezavantaj nedeni olamaz; bu sizin özel alanınıza ait bir zenginliktir.
Bahçeli’nin önerisi ise bu temel ilkeyi yok sayar. Devleti, özgür yurttaşların oluşturduğu bir siyasi birlik olmaktan çıkarıp, “cemaatlerin federasyonu” haline getirir. Bu modelde, bir makama atanacak kişi, bireysel liyakatiyle değil, temsil ettiği söylenen cemaatin bir üyesi olduğu için seçilir. Bu, bireyi tekrar cemaatinin esiri yapar. Artık o kişi, 85 milyonun değil, temsil ettiği grubun çıkarlarını gözeten bir “temsilciye” dönüşür.
Yadsınamaz Gerçek a: Cumhuriyet, bireyi cemaatinin kaderine mahkûm etmez, onu evrensel haklara sahip özgür bir yurttaş yapar. Kimlik kotası ise bireyi cemaatinin bir uzantısı haline getirerek bu özgürlüğü elinden alır.
İkincisi: Adalet Kavramının Tahrifatı: Liyakati Öldürmek
Siyaset felsefesinde adalet, en temelde fırsat eşitliği ve liyakat üzerine kuruludur. John Rawls’un meşhur “bilgisizlik peçesi” düşünce deneyi, adil bir toplumun kurallarını belirlerken kendi kimliğimizi bilmememiz gerektiğini söyler. Çünkü ancak o zaman, kimseye doğuştan bir avantaj sağlamayan, herkesin yeteneği ve çabasıyla yükselebildiği bir sistemi seçeriz.
Kimlik kotası, bu adalet anlayışının tam zıddıdır. “Gören gözle” yapılan bir ayrımcılıktır. Bir makamı “Kürt kökenli birine” ayırdığınız an, o makam için en liyakatli olabilecek milyonlarca Türk, Laz, Çerkes, Arap vb. yurttaşı peşinen elemiş olursunuz. Aynı şekilde, o makama atanacak en liyakatli Kürt kökenli yurttaş yerine, siyasi dengelere uygun başka birini seçme kapısını açarsınız. Sonuç, devlet yönetiminde kalitenin düşmesi ve toplumda derin bir “haksızlığa uğramışlık” hissinin yayılmasıdır.
Yadsınamaz Gerçek b : Adalet, liyakati ödüllendirir; kota ise kimliği. Biri devleti güçlendirir ve birleştirir; diğeri ise zayıflatır ve böler. Devletin temeli adalet ise, adaletin temeli de liyakattir.
Üçüncüsü: Egemenliğin Parçalanması ve “Genel İrade”nin Ölümü
Jean-Jacques Rousseau’ya göre devlet, farklı çıkar gruplarının pazarlık masası değil, toplumun ortak iyiliğini temsil eden “Genel İrade”nin somutlaşmış halidir. Egemenlik bu iradeye aittir ve bölünemez. Devletin en üst makamları, bu bölünmez iradenin temsilcileridir.
Bir cumhurbaşkanı yardımcısını etnik, diğerini mezhepsel kimlikle tanımlamak, egemenliğin ve Genel İrade’nin fiilen parçalandığını ilan etmektir. Bu, devletin artık ortak bir “biz” duygusuyla değil, “onlar” ve “bizler” arasındaki bir güç paylaşımıyla yönetileceğini kabul etmektir. Bu mantık bir kez başladığında durmaz. Bakanlıklar, genel müdürlükler, valilikler de bu kimlik pazarlığının bir parçası haline gelir. Devlet, tüm ulusun devleti olmaktan çıkar, kimlik gruplarının ganimet alanına dönüşür.
Yadsınamaz Gerçek c : Devlet, kimliklerin koalisyonu değil, milletin bölünmez iradesinin tecellisidir. Egemenlik, su gibidir; paylaşıldığı an gücünü ve varlık nedenini yitirir.
Dördüncüsü: “Tanınma Siyaseti”nin Pandora’nın Kutusu Olması
Önerinin ardındaki “iyi niyetli” argüman, farklı kimlikleri “tanıyarak” barışı sağlama iddiasıdır. Ancak bu, sonu gelmez bir kaosun kapısını aralamaktır. Türkiye’de sadece Kürtler ve Aleviler yoktur. Onlarca farklı etnik, yüzlerce farklı alt-kültürel ve inanç grubu vardır. Devlet bir kez “tanıma” oyununa başladığında, Pandora’nın Kutusu açılır:
“Neden Lazlara bir bakanlık verilmiyor?”
“Çerkeslerin temsilcisi kim olacak?”
“Nakşibendi tarikatına bir genel müdürlük düşmez mi?”
“Caferilerin anayasal hakkı yok mu?”
Hepsi bir yana, kurucu ve kuşatıcı ulusal kimlik olan Türk kimliğinin kaderi ne olcaktır? Birleştirici Türk kimliği, bu söylemin pratiği sonucu, yerini mezhep ve ırk ayrımlaşmalarının doğurduğu iç karışıklıklara ve çatışmalara bırakacak demektir.
Bu, barış değil, bitmeyen bir kimlik savaşıdır. Devlet, talepleri karşılamaya çalıştıkça daha fazla taleple yüzleşir ve karşılayamadığı her talep, yeni bir küskün ve düşman grup yaratır.
Yadsınamaz Gerçek d : Devlet eliyle tanınan her kimlik, tanınmayan onlarca kimliğin hıncını ve yeni taleplerini doğurur. Barış, kimlikleri yarıştırmaktan değil, hepsini yurttaşlık kimliğinde eşitlemekten geçer.
ÜNİTER DEVLET NEDEN GERİ ADIM ATILAMAZ BİR KALEDİR?
Üniter devlet, Türkiye için basit bir yönetim modeli değil, tarihsel tecrübelerden süzülmüş, felsefi derinliği olan bir varoluşsal zorunluluktur.
Ulusal Birliğin Çimentosu Olduğu İçin: Türkiye gibi imparatorluk bakiyesi, inanılmaz bir kültürel çeşitliliğe sahip bir coğrafyada, insanları bir arada tutacak tek ortak payda, etnik veya dinsel değil, siyasi bir üst kimliktir. Üniter devletin “Türk Milleti” tanımı, bu birleştirici çatıyı sunar. Bu çatı olmazsa, her grup kendi küçük kulübesine çekilir ve ortak evimiz olan vatan fikri çöker.
Bireysel Özgürlüğün Teminatı Olduğu İçin: Üniter devlet, sadece gruplara karşı değil, bireyi kendi grubunun baskısına karşı da korur. Bir kimlik kotası sisteminde, birey kendi cemaatinin beklentilerine uymak zorunda kalır. Ama üniter devlette, bir Kürt ateist olabilir, bir Alevi muhafazakâr olabilir, bir Sünni sosyalist olabilir. Çünkü devlet için önemli olan onun bireysel kimliği ve yurttaşlığıdır, cemaatinin bir prototipi olması değil.
İç Barışın ve İstikrarın Sigortası Olduğu İçin: Etrafımızdaki coğrafya, kimlik siyasetinin devleti nasıl felç ettiğinin ve iç savaşlara sürüklediğinin canlı bir laboratuvarıdır. Lübnan, Irak, Suriye ve Bosna, kimliklere dayalı güç paylaşımının nelere mal olduğunun trajik örnekleridir. Bu modeller istikrar değil, kurumsallaşmış istikrarsızlık üretmiştir. Üniter devlet, Türkiye’nin bu Ortadoğu bataklığına sürüklenmesini engelleyen en güçlü felsefi ve siyasi zırhtır. Bu zırhın yadsınamaz adı, Türk kimliğidir ve Türk Milleti de bu kimliğin pratikteki yansımasıdır.
SONUÇ: LİYAKATLİ YURTTAŞA HER KOLTUK
Devlet Bahçeli’nin önerisi, iyi niyetli bir cehaletin veya tehlikeli bir popülizmin ürünüdür. Toplumsal sorunların teşhisini yanlış koymakta ve ölümcül bir tedavi önermektedir. Sorun, bazı yurttaşların kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğradığı algısı ise, çözüm devleti bu kimliklere bölmek değil, adaleti ve liyakati herkes için işler hale getirerek bu algıyı ortadan kaldırmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin vaadi, “her cemaate bir koltuk” değildir. Cumhuriyet’in yüce vaadi, “her liyakatli yurttaşa her koltuk”tur. Kökeni ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, her bir yurttaşın, yeteneği ve emeğiyle devletin en tepesine çıkabilme potansiyelini korumak, üniter devletin ve Cumhuriyetin şerefidir. Bu şereften taviz vermek, tarihe ve gelecek nesillere ihanet olacaktır.
Türk İstiklal Mahkemesi sevgili hocam.Bütün dertlerin devası büzüşmüş ağızların ilacı mübarek Türk İstiklal Mahkemesi’dir.
BASLIK, Türkiye Cumhuriyetinin politik, cografi, toplumsal gercegini YANSITIYOR, ortaya koyuyor !
Bunun haricindekiler bölücüler ( BOPcular ) dir !!!! Hainlerdir !!!!
Biz Salaga Salak deriz !!!