Şahin Filiz yazdı…
Yapay zekâ, sürekli gelişen algoritmalarıyla günümüzde pek çok alanda etkileyici beceriler sergiliyor. Bu alanlardan biri de şüphesiz ki doğal dil işlemedir. Makine öğrenimi modelleri, insan dilini anlama, çevirme ve hatta üretme konusunda şaşırtıcı beceriler kazanmış durumda. Bu başarının en çarpıcı örneklerine, Arapça ve Farsça gibi yapısal olarak karmaşık kabul edilen dillerde rastlıyoruz. Peki ama aynı yapay zekâ neden Osmanlıca ile başa çıkamıyor? Bu soruyu, Osmanlıca’nın tarihsel ve yapısal özelliklerini ele almadan cevaplamak mümkün değil.
Bir ilahiyatçı olarak Arapça, Farsça ve Osmanlıca gibi klasik dillerle uzun yıllardır iç içeyim. Bu dillerde yazılmış metinleri anlamak, çevirmek ve hatta üretmek, benim gibi bu dilleri öğrenmiş birçok kişi için zorlayıcı olsa da imkânsız değil. Üstelik yapay zekâ bu konuda bizlerden çok daha ileri giderek, çeviri programları ve dil araçlarıyla inanılmaz bir hız ve doğrulukta sonuçlar ortaya koyabiliyor. Fakat konu Osmanlıca metinlere geldiğinde, bu muhteşem teknolojinin bile deyim yerindeyse eli kolu bağlanıyor. Bu durumu yalnızca veri eksikliğine bağlamak, yani dil modellerinin Osmanlıca metinlerle yeterince eğitilmediğini söylemek, eksik bir analiz olur. Sorun, Osmanlıca’nın tarihsel ve yapısal özellikleriyle de yakından ilişkili.
OSMANLICA: KARMAŞIK BİR GEÇMİŞİN MİRASI
Osmanlı İmparatorluğu’nda ve ondan önce Selçuklular’da Türkçe’nin yüzyıllarca ilim, edebiyat ve bürokrasinin ana dili olarak kullanılmaması, Osmanlıcayı daha başlangıçtan itibaren karmaşık ve sentetik bir yapıya itti. Arapça ve Farsçadan aşırı kelime alımı, hatta cümle yapısında bile Farsça gramerine yakınlaşma dikkat çekici. Sonuç olarak ortaya çıkan dil, Türk zihninin yapısına uymayan, anlaşılması ve kullanılması zor bir hal aldı. Öyle ki sadece yabancılar için değil, Türklerin kendileri için bile Osmanlıca metinleri okumak, anlamak ve yazmak önemli bir eğitim ve çaba gerektiriyordu.
Halkın büyük bölümünün okuryazar olmadığı bir dönemde, bu zor ve seçkinci dil, bilginin ve kültürün küçük bir zümrenin elinde kalmasına neden oldu. Türkçenin öz gücünden ve ifade zenginliğinden uzaklaşması, toplumsal gelişimi ve aydınlanmayı da olumsuz etkiledi.
ATATÜRK DEVRİMLERİ VE YAPAY ZEKA İÇİN AÇILAN KAPI
İşte tam da bu noktada Atatürk’ün harf ve dil devrimlerinin ne kadar isabetli ve ileri görüşlü olduğunu daha iyi anlıyoruz. Sadece alfabenin değiştirilmesiyle yetinmeyip, dilin özüne dönmeyi, sadeleştirmeyi ve halkın kendi düşünce ve duygularını rahatça ifade edebileceği bir araç haline getirmeyi hedefleyen bu devrimler, aynı zamanda yapay zekâ gibi geleceğin teknolojileri için de önemli bir zemin hazırladı.
Bugün yapay zekâ Arapça, Farsça, modern Türkçe ve daha pek çok dili anlayabiliyorken, Osmanlıca karşısında zorlanıyorsa, bu sadece teknolojik bir eksiklik veya yetersizlik değil, aynı zamanda Osmanlıcanın kendisinin ne kadar hantal ve kullanışsız bir yapıya sahip olduğunun da göstergesidir.
Bu noktada, siyasî ve fikrî alanda Osmanlıcılığı savunanların yanı sıra dil ve alfabe konusunda da geçmişe özlem duyanların bulunduğunu görüyoruz. Oysa yapay zekâ bile çözemiyorsa, harf devriminin ne denli büyük bir devrim olduğu gerçeğini yadsımanın hiçbir mantıksal ve dilsel gerekçesi olmadığını artık herkesin kabul etmesi kaçınılmazdır: Osmanlıca, bir tarihsel miras olarak saygı göstermemiz gereken bir değer olsa da, yaşayan bir dil olma vasfını kaybetmiştir.
YAPAY ZEKA VE OSMANLICANIN GELECEĞİ
Yapay zeka ve dil modelleri her geçen gün ilerliyor. Bu gelişmeler ışığında, gelecekte yapay zekanın Osmanlıcanın da üstesinden gelebileceğini düşünmek mümkün. Yapay Zeka, klasik Osmanlıca metinlerini, belki bir gün Arapça, Farsça ve modern Türkçe kadar doğru ve etkili bir şekilde anlayabilecek.
Ancak şu noktayı da unutmamak gerekiyor: Bir dil modeli, temelde matematiksel bir algoritmadır ve başarısı mevcut gelişim düzeyine bağlıdır. Bu algoritmalar şu anda Arapça ve Farsçayı anlayabiliyorken Osmanlıcayı anlayamıyorsa, bu durum Osmanlıcanın yapısal olarak daha karmaşık bir dil olduğunu akıllara getiriyor. Bu karmaşıklığı, gerek sözcük gerekse gramatik mantık örgüsü olmamasından da kaynaklanıyor.
Sonuç olarak, yapay zeka ve dil modelleri gelecekte Osmanlıcayı başarılı bir şekilde işleyip anlayabilir ve günümüz Türkçesine aktarabilir. Ancak mevcut dil modellerinin Osmanlıca’daki göreceli başarısızlığı, dilin kendisinin karmaşıklığı ve öğrenmedeki zorluklardan kaynaklanmaktadır. Osmanlıcanın öğrenmedeki zorluğu, dilin yapısal özelliklerinden kaynaklanır ve bu zorluk, teknolojik anlamda da kendini göstermektedir.
Ulu Önder Mustafa kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği dil devrimin Türk Milleti için ne kadar yaşamsal bir devrim olduğunu artık Yapay Zeka da onaylamış olmaktadır.
Şahin Filiz Hocam, Sami Aldeeb ile yayınlar yapsanız da dinleri hukuktan, ahlâktan, sosyolojik yaşantımızdan çıkarsak. Sadece iç dünyamızdaki kristal bir küre olarak kalabilse dinlerimiz. Din ile ne ahlâk, ne hukuk ne de sosyal ilişkiler inşa edilebiliyor. Bunu Ahmet Balyemez YouTube sayfasına defalarca dile getirdi.