Şevket Apuhan

Devletsizler

featured

Sydney Lumet imzasını taşıyan 1976 tarihli Network filminin iki önemli sahnesi vardır:

Birincisi:
“Amerika diye bir şey yok. Demokrasi diye bir şey yok. Sadece IBM, ITT, AT&T, Dupont, Dow, Union Carbide, Exxon var. Günümüzdeki ülkeler bunlar…”

İkinci sahne ise şöyledir:

“Sen dünyayı ülkelerden ve insanlardan ibaret gören yaşlı bir adamsın. Ülkeler yok, insanlar yok, Ruslar yok, Araplar yok. Üçüncü dünya ülkeleri yok. Batı diye bir şey yok. Bütün sistemlerin üzerinde tek bir kutsal sistem var. Engin, muazzam örülmüş, etkileşimli, sürekli değişken bir para egemenliği”

Bu iki replik 1976’dan bu yana önemini yitirmek şöyle dursun daha çok önem kazandı. Devletsizlik, insanları kavururken, şirketler devletlerin yerini alıp insanlık için birer işkence aracına dönüştü.

Fransa’da sarı yeleklilerin tepkileri gayet anlaşılırdı:

Macron şirketleri kolluyor. İşletmeleri kar ettirmek için çabalarken, halkı göz ardı ediyor.

Şüphesiz bu eylemlerin Fransa’da başlaması gözleri Avrupa’nın bütününe çevirdi zira tarih ortada duruyor. Sadece Fransa mı? Hayır. Alman çiftçisi de yabancı şirketlerle mücadele edemeyecek duruma gelmekten şikayetçi, yöneticilerin yanlış politikalarına tepki olarak şehirleri traktörleri ile bir anlamda işgal ederek seslerini duyurmanın derdinde. Hollanda çiftçisi de İngiliz işçisi de mutsuz. Amerika’da “Bizden aldığınız vergilerle, şirketleri zengin edemezsiniz” çıkışı yankı uyandırıyor. Avrupa’da ve Amerika’da milyonlarca insan, ellerinden alınan sosyal haklarını ve devletlerini geri istiyorlar.

Türkiye gibi emeğinin yanı sıra geleceği, ormanları, akarsuları, toprakları, fabrikaları ve üretim araçları şirketler tarafından sömürülen bir ülke de göreceksiniz, halk o şirketleri başta Meclis olmak üzere her yerden kovalayacak ve geleceğine sahip çıkacak.

Millet uyanmıştır, bir daha uyumamak üzere ayaktadır, uyanıktır.

Devletin çekildiği her alanda boşluğun şirketler tarafından doldurulması suretiyle nasıl emeğinin sömürülüp, parasının çalındığının artık farkındadır. Ne Atatürkçülük kisvesi ile ne din kisvesi ile bu sömürü düzeni aklanamaz.

Devletin yapmadığı otoyola, devletin yaptığı yolun birkaç katı fazla para ödeyen hatta geçmese de geçmiş gibi vergisi yolu yapan şirketlere aktarılan bu millet oyunun farkına varmıştır.

Millet; Devletin yapmadığı, hasta garantisi ile şirketlere yaptırdığı hastahaneleri görmüş ve bu işe hasta olmuştur.

Halk sağlığı ve geleceği söz konusuyken, yok pahasına özelleştirmelerle elde edinilen fabrikaların sahiplerinin baca takmamak için direnmesini ve buna Meclis’in de çanak tutmasını millet tepkiyle izlemiş ve bu tepkisi Cumhurbaşkanı tarafından da veto yoluyla karşılık bulmuştur.

Karadeniz Çiftçisi, fındığına İtalyanlar tarafından değer biçilmesine, ara sıra da “Almam ha” denilerek artistlik yapılmasına kızgındır. Millet Şeker Fabrikalarının özelleştirilerek, Nişasta Bazlı Şekerle kanser edilmesine içerlemiştir.

Kısacası millet şirket hukukuyla değil; devlet hukukuyla hayatına yön verilmesini arzu etmekte ve o hukukun da kusursuz işlemesini istemektedir.

Yeni yetişen nesillere kimse bunların aksini bile iddia edemez. Kimse şirketleşmeyi ve devletsizliği başka kılıflara sokup, onlara yutturamaz.

Bugün aynı Avrupa’da olduğu gibi, 82 milyon Türk Milleti de şirketlerin eline geçmiş devletlerini istiyor ve bu ısrarını sandığa da yansıtacağına kimse şüphe duymamalı.

Bizi daha fazla elektrik dağıtıcısı şirketlere kazıklatmayın, bizim sağlığımızı daha fazla bu fabrika sahiplerine peşkeş çekmeyin, bizim köylümüzü, çiftçimizi daha fazla bu şirketlerin mağduru etmeyin, geçmediğimiz yolların, köprülerin, gitmediğimiz hastanelerin parasını bundan sonra bizim vergilerimizle ödemeyin.

Sokağa biraz kulak verin. Bu çağrıyı muhakkak duyacaksınız.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 Yorum

  1. 5 Aralık 2019, 11:10

    Olur.. almasınlar, peşkeş çekmesinler, bize ödetmesinler…
    Güzel kardeşim, biz işgal edildik, kendi vatanımızda esiriz, sen neden bahsediyorsun?
    Türk milleti diyorsun.. Türk milleti mi kaldı?
    Türk milletinin yarısı onyedi yıl önce çöl bedevilerinin g.t kılı olmayı millet olmaya tercih etti.
    Diğer yarısı da “aman bir tatsızlık çıkmasın” diye, kendi vatanında esarete gönüllü razı oldu ve onyedi yıldır hayatları yağmalanıyor, bin yıllık ordusunu kaybetti, kendi vatanında esir…
    Karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmış bu insan topluluğunun hangi parçasına millet denilebilir?
    Ümmet olmayı millet olmaya tercih edene mi?
    Tankıyla, topuyla, ordusuyla vatanını ve Cumhuriyetini koruyamayıp, tek kurşun atmadan esarete boyun eğene mi?
    Tamam.. bunları konuşmak hepimizi üzüyor ama, paramparça olmuş bir geçmişle yüzleşmeden, sadece onun güzel anılarına sarılarak da nereye varabiliriz?

  2. elektrik şirketleri gerçekten saat okuyarak mı fatura kesiyor bir süredir şüpheliyim, zira aynı tüketime bazen 60, bazen daha az kullanım olduğu halde 89 lira geliyor, bireysel olarak mesela bana gelen bu 89 lira, kullanımıma oranla fahiştir, zira içinde sadece bir bilgisayar elektriği ve akşamdan akşama lamba vardır.
    Sadece elektrikte değil, telefonlar da aynı, iki kere telefon edilen hatların en ucuz faturası 40 lira, telekomla anlaşma yapıyorsunuz adsl diyelim 63 lira, gelen fatura her ay 68 lira, ne sözleşme kağıdı veriyorlar ne bir şey, her şey kafaya göre,

  3. 5 Aralık 2019, 05:43

    Piyasa ekonomisi, bir zorunluluk, her sektörde olmayabilir amma en ziyâde altyapı yatırmları karar-alma yetkisi piyasasında lâzımdır. Adam gibi bir devlet-kapitalizmi kuracak lider, Sn. ERDOĞAN’ın karpuzluk vasfını üzerinden henüz tam atamadığı yıllarda “ümüğünü sıkarız” dediği çantacıları (ing. franchise holder), alıp «muhammin» kadrosu ile devlet-memuru yapmak zorundadır. Bu piyasa ajanlarına (tâbir budur) “asalak” “parazit” nazarı ile bakarsan, geçmediğin köprünün binmediğin tren/metronun parasını, takır takır ödersin [bkz: (—1—) “Çantacının ümüğünü sıkarız” (4 sütun üzerine manşet) haberi, Türkiye gzt., Yıl 41, Sayı 14393, 12 Ağustos 2010 Perşembe, s.1 ve (—2—) “Enerjide çantacıların peşindeyiz” (4 sütun üzerine manşet) haberi, Dünya Ekonomi/Politika gzt., Dünya Süper Veb Ofset A.Ş. adına imtiyaz sahibi Didem Demirkent, Sayı 10573-9208, 12 Ağustos 2010 Perşembe, s.3].

  4. 5 Aralık 2019, 05:40

    Piyasa ekonomisi, bir zorunluluk, her sektörde olmayabilir amma en ziyâde altyapı yatırımları karar-alma yetkisi piyasasında lâzımdır. Adam gibi bir devlet-kapitalizmi kuracak lider, Sn. ERDOĞAN’ın karpuzluk vasfını üzerinden henüz tam atamadığı yıllarda “ümüğünü sıkarız” dediği çantacıları (ing. franchise holder), alıp «muhammin» kadrosu ile devlet-memuru yapmak zorundadır. Bu piyasa ajanlarına (tâbir budur) “asalak” “parazit” nazarı ile bakarsan, geçmediğin köprünün binmediğin tren/metronun parasını, takır takır ödersin [bkz: (—1—) “Çantacının ümüğünü sıkarız” (4 sütun üzerine manşet) haberi, Türkiye gzt., Yıl 41, Sayı 14393, 12 Ağustos 2010 Perşembe, s.1 ve (—2—) “Enerjide çantacıların peşindeyiz” (4 sütun üzerine manşet) haberi, Dünya Ekonomi/Politika gzt., Dünya Süper Veb Ofset A.Ş. adına imtiyaz sahibi Didem Demirkent, Sayı 10573-9208, 12 Ağustos 2010 Perşembe, s.3].

  5. Kutlarim, cok iyi bir yazi olmus. Ilgililer umarim okurlar.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!