Geleneksel bakış açılarının en önemli handikabı büyük değişimleri ıskalaması.
Bunu en çok dünyada değişen güç dengelerinde gözlemleyebiliyoruz. Geleneksel
olarak dünyadaki Batı üstünlüğü (yüzyıllar içerisinde önce Avrupa, sonra Atlantik ve
Amerika) hiç bitmeyecekmiş gibi bir algı yaratılıyor. Ancak bir de olgular var! O
olguları incelediğimizde bambaşka bir dünya gerçeğini görmek mümkün. Tabi
görmek istenirse! Değişimlerin sonucunda alternatif bir düzen mi kuruluyor, bu
durumu işaret eden yeterince veri var mı? Uluslararası sistemde alternatif bir
düzenden bahsedilecekse kuşkusuz ki bunun ilk önce ekonomide olması gerekiyor.
Dünyadaki yenilenmeyi anlamak için bazı makro iktisadi göstergelere birlikte göz
atalım.
En başta ülkelerin iktisadi büyüklükleri bir fikir verebilir. Kıyaslamalarda hem
dolar cinsinden nominal Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) değerleri, hem de çeşitli
fiyat düzeyleri arasındaki farkın ortadan kaldırıldığı satın alma gücü paritesi (SGP)
kullanılıyor. Dünyanın en büyükleri sıralamasına göz attığımızda cari fiyatlarda 19
trilyon dolarlık ekonomisiyle ABD’nin ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Onu 13 trilyon
dolarla Çin takip ediyor. Ardı sıra 5 trilyonla Japonya ve 3,5 trilyonla Almanya geliyor.
Dikkat çekici bir husus ise Hindistan’ın 3 trilyon dolarla Fransa ve eski efendisi
İngiltere’yi sollayarak artık dünyanın en büyük 5. ekonomisi olması. Başka dikkat
çekici husus da dünyanın ilk 5’inde Avrupa’nın artık sadece bir ülkeyle temsil
edilmesi. Bu durum 20 yıl önce pek mümkün gözükmezken şimdi yeni bir gerçeklik
olarak karşımızda. Dahası Hindistan’ın 3 yıl içerisinde Almanya’yı da geride
bırakması bekleniyor. Böylece 2020’lerin başlarında dünyanın en büyük üç ekonomisi
arasında hiçbir Avrupa ülkesi yer almayacak! Üstelik 2020’lerin sonlarında Çin’in de
ABD’yi geçerek bir numara olması bekleniyor.
DÜNYA EKONOMİSİ ASYA-PASİFİK’E KAYDI
Satın alma gücü paritesine göre ise zaten Çin 2014’ten beri ABD’yi geçmiş durumda ve 23 trilyonluk büyüklükle ABD ile arasındaki farkı her geçen yıl açıyor. Hindistan ise 10 trilyonla üçüncü sıraya oturuyor. Bu verilerden anlaşılacağı üzere dünya ekonomisindeki değişim açık bir şekilde görülüyor. Bir zamanlar Atlantik’te yoğunlaşan dünya ekonomisi şimdilerde Asya-Pasifik’e kaymış durumda. Nitekim ilk 5 ülkenin 4’ü Asya ülkesi. Bunlara Güney Kore, Tayvan, Endonezya, Malezya, Vietnam gibi diğer Asya ülkeleri de eklenince dünya ekonomik sıklet merkezinin neresi olduğu daha rahat anlaşılıyor. Üstelik bu ülkelerin çoğu %7’lik ortalama büyüme hızıyla dünya pastasından ileride daha büyük pay kapacak. Konuyu somutlaştırmak için dünya ekonomisinin önümüzdeki 5 yılda nere kaynaklı büyüyeceğine de bakalım. Batı merkezli küresel iş dünyasının yayın organı olan ‘Bloomberg’ bile inkar edilemez gerçekleri gözler önüne seriyor. Buna göre önümüzdeki beş yılda dünya iktisadi büyümesinin yaklaşık yarısı BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) kaynaklı olacak.
Bu grup içerisinde asıl belirleyici olarak dünya iktisadi büyümesine Çin yüzde 28, Hindistan ise yüzde 16 oranında katkıda bulunacak. ABD’nin katkı payı yüzde 8’lerde kalırken Avrupa ancak bu oranın bile yarısı kadar dünya büyümesine katkı sunabilecek. Nitekim %1’ler seviyesinde büyüyen Euro bölgesi bu oranı tutturabilirse başarı sayılıyor. Tabi gelişmiş ekonomilerin belirli bir doygunluğa ulaştığı, gelişen ülkelerin ‘catching up’ yani yakalama etkisi göstermesi normal. Ancak burada dikkat çeken gelişmişler içerisinde senelik %3 ortalama tutturma potansiyeli olan ABD ile bu oranı dahi hayal edemeyen Avrupa ülkeleri arasındaki fark. Batı dünyasının gerilediği ve Avrupa’nın tarih sahnesinde belirleyici konumdan çekildiği anlaşılıyor. Nicelik değil niteliğe bakıldığında ise imalat sanayinin ağırlıkla Asya’da olduğu, katma değerli ürünlerin yaygınlaştığı ve yüksek Ar-Ge oranlarının da bu bölgeye kaydığı fark ediliyor. Nitekim sadece Çin, dünyada yapılan Ar-Ge harcamalarının 5’te 1’ini ev sahipliği yapıyor.
BATI SİSTEMİ BELİRLEYİCİ OLMAKTAN ÇIKIYOR
Dünyada üretim ve ticarette lider artık Asya; Batının hala üstün olduğu tek alan finans. Hem finansın geleceği hem de bu alanda da Asya’nın hızlı mesafe kaydettiği eklenince dünyada yükselmiş ve yükselen ülkeleriyle birlikte Asya çağına girmekte olduğumuz yadsınamaz bir realite. Burada belki eleştiri kişi başına düşen gelir seviyelerinde çoğu Asya ülkesinin halen daha Batıdan geri olması olarak yapılabilir.
Gerçekten de ABD’de kişi başı gelir 50 bin, Almanya’da 30 bin dolarları aşmışken Çin’de 10 bin dolar. Ancak unutulmaması gereken bu ülkenin Hindistan’la birlikte 1.3 milyarlık nüfusları. Yani dünyanın hem ekonomi hem de nüfus yoğunluğu Asya’da. Ve en önemli nokta şu: Ülkelerin dünyadaki etkileri kişi başına düşen gelirle değil,
toplam büyüklükle doğru orantılı olarak ölçülür! Asya çağı beraberinde farklı dinamikleri de getiriyor. Dikkat ederseniz bu zamana kadar yapılan karşılaştırmalar hep dolar üzerinden yapılıyordu. Elbette bunun nedeni hep vurguladığımız husus olan doların uluslararası rezerv para olması. Fakat dünya ekonomisinde artık ABD
merkezli batı sistemi belirleyici olmaktan çıkıyorsa eski kabullerin de sorgulanması gerekmez mi? Nitekim sorgulanıyor da! Her geçen gün uluslararası ödemelerde dolar yerine yerli paralarla ticaret arayışları hızlanıyor.
İşin özeti Asya çağı kapımıza geldi dayandı. Bu gerçek kendini her geçen gün gösteriyor. Türkiye’de sadece bürokrasinin değil, akademi ve iş aleminin de bu realiteye göre kendini yeniden konumlandırması gerekiyor. Konumlandırır mı?
Yerleşik yani geleneksel bakış açısıyla kolay değil. Ancak çağı yakalamak için şart!
Değişim anlaşılıp konumlandırılırsa gelecek adına umutlu olmamak için bir neden yok. Peki ya aksi olursa? Yaşananlardan ders alamadık demektir ve işte o zaman vay halimize..!
Sayin Volkan Ozdemir
Internette DogrudanTV kanalinizda NTVde katilmis oldugunuz “Ortadogu & Enerji Svaslari” adli panel programi buyuk zevkle izledim ve yararlandim. Herkese tavsiye ederim. Aydinlatici calismalarinizda basarilar dilerim.
Batı’nın ve özellikle de ABD’nin finansta üstün olmasının önemli nedeni doların hakimiyetidir. Bu hakimiyet biterse ABD ve Batı emperyal olmaktan çıkarlar. İşte 3. Dünya Savaşı ya da büyük başka bir savaş, böyle bir tehlike belirdiği anda çıkacaktır.