Ankara’da sağanak yağışların devam ettiği şu günlerde diplomaside de fırtınalı günler yaşanıyor. Dün (Çarşamba günü) Ankara’da yoğun bir diplomasi trafiği vardı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Hollanda Dışişleri Bakanı Hoekstra ve Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ziyaretleri güne damgasını vuran gelişmelerdi.
Lavrov’un Ankara ziyareti ve burada yaptığı değerlendirmeler Ukrayna Dışişleri Bakanlığı tarafından boş sözler olarak adlandırıldı ve esas önemli konunun Ukrayna’nın güvenliği olduğu bir kez daha söylendi. Ayrıca Ukrayna Dışişleri Bakanlığı tahıl koridoruyla ilgili daha henüz bir anlaşmaya varılamadığına da işaret etti. Ukrayna, limanlarının mayınlardan temizlenerek Rus saldırısına açık hale getirilmesi konusunda endişeleri var, aynı zamanda tahıl koridorunun güvenliğini Rusya’nın sağlayabileceği yönündeki Lavrov’un açıklamasına da karşı çıkıyor.
Tahıl koridoru ve buradan geçecek Ukrayna gemilerinin bizzat güvenliğinin Ukrayna’nın kendisi tarafından sağlanması gerektiği Ukrayna Dışişleri Bakanlığı tarafından dile getirildi. Halihazırda Ukrayna donanmasının durumu ortada. Ukrayna bunu nasıl yapacak merak konusu. Şu aşamada sanki Türkiye’ye karşı biraz güven problemi ortaya çıkmış gibi duruyor. Bu durum gerçekten var mı yoksa ABD’nin yeni bir planı mı henüz belli değil; ama Ukrayna alternatif bir çözüm getirebilir. Kendi müttefiklerinden yardım isteyerek tahıl koridorunu ve Ukrayna gemilerinin korunmasını isteyebilir. Mesela bu noktada Fransa devreye girebilir?
Ortaya çıkan fotoğrafa bakıldığında sanki Ukrayna, Rusya ve Türkiye’nin giderek artan işbirliğinden rahatsız gibi. Dün olması gereken aslında Ukrayna Dışişleri Bakanının da belki görüşmelerde ve basın toplantısında bulunmasıydı. Lavrov’un Ankara ziyareti hakkında Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Ukrayna Dışişleri Bakanı Kulebayı daha önce bilgilendirdiklerini söylemişti. Belki önümüzdeki günlerde Kuleba Türkiye’ye gelebilir.
Son dönemde Türkiye’nin NATO’dan çok Rusya ile anılması ve bu yönde de ciddi bir şekilde batıda lobi yapılması, Türkiye’nin manevra sahasını daraltmaya yönelik girişimleri de gündeme getirmiştir.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha Yunanistan’daki 9 Amerikan üssünün kime karşı kurulduğu sorusunu gündeme getirerek, “bize Rusya’ya karşı kurulduğunu söylüyorlar ama yemezler” diyerek üslerin aslında Türkiye’ye karşı kurulduğunu ima etti. Tabi bu yeni bir tespit değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan hemen her fırsatta bu tespiti yapıyor ve buradaki tehlikeye işaret ediyor. Birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun yaptığı bir açıklamada “Yunanistan’ın adaları silahlandırmaya devam etmesi halinde adaların egemenliği tartışmaya açılır” demesi Türkiye’nin ulusal güvenliğine karşı yapılan ihlallere artık sabrının kalmadığının bir göstergesi olmuştur.
Tüm bu gelişmeler ışığında aslında Yunanistan’daki gelişmeler oldukça ciddi, zira önümüzde bir Ukrayna örneği var. ABD açıkça Putin’in Ukrayna’yı işgal etmesi için elinden gelen her türlü kışkırtmayı kullandı ve sonuç ortada: ABD, Rusya’yı Ukrayna’da hazırladığı jeopolitik tuzağa düşürdü. Tabi burada Rusya’nın bu tuzağa bilerek düştüğünü de söylemek mümkün. Rusya tarafı eğer Ukrayna’ya müdahale etmeseydik yakın zamanda bu tehditlere kendi topraklarımızda müdahale edecek olurduk diyor. Doğrudur, yanlıştır bunu ileride tarih gösterecek; ancak bir gerçek var ki; benzer bir jeopolitik tuzak bugün Yunan adaları üzerinden Türkiye’ye karşı kuruluyor , bu gayet net ve açık. ABD, Yunanistan üzerinden Türkiye’nin Ege’deki adaları işgal etmesi yönünde kışkırtıyor. Türkiye böyle bir hamle yaptıktan sonra gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecek. İkinci bir Ukrayna da burada yaşanacak. Bunun üçüncü ayağı ise Asya Pasifik’te Tayvan adası üzerinden Çin’e karşı yapılıyor. ABD, adeta Çin’i Tayvan’ı işgal etmesi için kışkırtıyor ve orada da bir yeni Ukrayna tuzağı hazırlanıyor. Artık ABD’nin bu tuzak politikası literatüre Ukrayna tuzağı olarak girecek gibi gözüküyor.
Tabi böyle bir planın parçası olmak Yunanistan için kendi geleceğini ipotek etme anlamına geliyor. Bir başka deyişle Yunanistan’ın jeopolitik intiharı anlamına geliyor. Zira her savaşın bir sonu olduğu gibi her sonun da bir hesaplaşması var. Tarihin tozlu sayfalarına göz atıldığında bununla ilgili birçok örnek olduğu görülecektir. Yunanistan’ın, tarihinin belki de en büyük hatasını yaparak ABD’nin kışkırtmalarıyla aynı anda hem Rusya’ya hem de Türkiye’ye meydan okuyor olması, cesaretin ötesinde apaçık bir aptallığın göstergesidir. Atalarımız ne güzel söylemiş; “ akılsız başın cezasını ayaklar çeker diye”. Elbette, Yunan halkı, Miçotakis’in ABD’nin güdümünde verdiği kararlar nedeniyle geleceklerini ipotek altına aldırmamak için harekete geçecektir.
Eğer Türkiye Yunanistan ile savaşa girse , Rusya Finlandiya ve İsveçreye girecek . ABD bununu bilerek şimdiden onları NATOya alacak ve Türkiye’yi ihraç edecekler. Bu yüzden Türkiye, İsrail ve Yahudi lobileri yanında tutmalıdır çünkü olası bir türk/Avrupa savaşında yahudi lobileri ile ABD’yi bu savaşta tarafsız tutmalıyız.
Erdoğan da Putin gibi tek adam olduğundan, ABD’nin söz konusu kışkırtmasına kanma olasılığı var.