Barış Doster
Barış Doster
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Şark Meselesi, Türk milliyetçiliği ve Cumhuriyet

Şark Meselesi, Türk milliyetçiliği ve Cumhuriyet

featured

Barış Doster yazdı…

Şark Meselesi, diğer adıyla Doğu Sorunu, 18. yüzyıl sonunda başlayan, 19. yüzyıl boyunca süren ve Avrupa’nın büyük güçlerinin Osmanlı Devleti üzerindeki rekabetini, Osmanlı’yı tasfiye etme çabalarını, Türkleri geldikleri yere, Orta Asya’ya gönderme planlarını özetleyen terimdir. İlk kez 1815 Viyana Kongresi’nde Rus diplomatlar tarafından kullanılan terim, ilerleyen süreçte hızla yaygınlaşmıştır. Şark Meselesi, Türkler açısından Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Cumhuriyet ile kapanmışsa da, emperyalizm açısından bu hesap kapanmamıştır. Çünkü emperyalizmin, cephelerde emperyalizmi yenen ve çağdaş, laik, ulusal egemenliğe dayalı, bağımsız, milli bir devlet kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Türk Milletine karşı öfkesi hiç bitmemiştir.

Neden mi?

Şundan:

Ekim Devrimi’nin lideri Lenin’in tanımıyla emperyalizm; kapitalizmin en ileri aşamasıdır. Emperyalizm; gözüne kestirdiği, yağmalamak istediği, sömürdüğü, kaynaklarına, emeğine, pazarına çöktüğü ülkelerde, feodalizmle işbirliği yapar. Ortaçağ kalıntısı, feodalizm artığı kimlikleri, aidiyetleri, mensubiyetleri, hassasiyetleri kullanır, kanırtır, kışkırtır. Siyasallaşmaları yönünde teşvik ve tahrik eder.

Emperyalizmin bunları yapması, özellikle ve öncelikle iki açıdan işlevseldir. İlki, kimlik siyaseti, sınıf siyasetinin önüne geçer bu sayede. İkincisi, kimlik siyaseti, ülkeyi, milleti, toplumu, halkı bölmenin, birbirine düşürmenin, birbirine kırdırmanın en etkili yoludur.

Rahmetle andığımız önemli tarihçilerimizden Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın tanımıyla, diğer vasıfları yanında, aynı zamanda bir düşünür olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk; derin tarih ve siyaset bilgisiyle, emperyalizmin bu kimlikleri nasıl kullandığını çözmüştür. O nedenle laik, milliyetçi, halkçı bir Cumhuriyetle, bir ulus devletle dikilmiştir emperyalizmin karşısına. Kendinden önceki birikimden, deneyimden faydalanmış, özellikle de 1908 Jön Türk Devrimi’nden çok önemli dersler çıkarmıştır. Zamanlama dehası bir devrimci olarak, gerektiğinde şartların olgunlaşmasını beklediği gibi, gerektiğinde de çok cesur, radikal, devrimci adımlar atmıştır.

Unutmamak gerekir ki, Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden isimler arasında, ABD’de yaygın olarak kullanılan tabirle devletin kurucu babaları arasında, Atatürk kadar cesur olanı, hazırlıklı olanı, kararlı olanı yoktur. Dahası, Atatürk kadar, dönemin sivil ve asker kadrolarını, halkı, taşranın ileri gelenlerini, farklı toplumsal kesimleri liderliği etrafında birleştirebilecek bir başka komutan da yoktur. Ufku Atatürk kadar geniş olanı da, devrimci atılımlar düşüneni de yoktur. Kurtuluş Savaşımızı başlatan ilk beşler olarak saydığımız komutanlar arasında (Mustafa Kemal Atatürk, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay,  Refet Bele), Cumhuriyet’in ilanından sonra, Atatürk’le diğer dört komutanın yollarının ayrılmasının temel sebebi de budur.

Yineleyelim, devrim; öncelikle bir kararlılık ve cesaret işidir. Bu nitelikler de en fazla Atatürk’te vardır. Tarihsel, siyasal, kültürel, iktisadi, toplumsal, sınıfsal koşulların yanında, devrimci önderin karakteri, cesareti, feraseti, basireti, fazileti, gayreti, kabiliyeti, kararlılığı, hazırlığı, kadro seçimi, teşkilatçılık becerisi de önemlidir.

JÖN TÜRKLERİN BİRİKİMİ VE ALINAN DERSLER

Mustafa Kemal Atatürk; Kurtuluş Savaşı’na önderlik ederken, Türk halkı da milletleşirken devletleşmekte, devletleşirken de milletleşmektedir. Yedi düvele ve onun işbirlikçilerine karşı savaşmış ve kazanmış, üzerine bir de Cumhuriyet kurmuştur Türk milleti. Büyük bir zaferdir bu. Çünkü hem emperyalizmin yenilebileceğini hem de askeri başarı sonrasında çağdaş bir devlet kurulabileceğini göstermiştir. Bu yönüyle de ezilen uluslara, Atatürk’ün tanımıyla mazlum milletlere, üçüncü dünya ülkelerine, sömürgelere ilham vermiştir.

Şüphesiz Osmanlı tecrübesi de önemlidir ve öğreticidir Cumhuriyet için. 1839’da Tanzimat Fermanı, 1856’da Islahat Fermanı, 1876’da 1. Meşrutiyet, 1908’de 2. Meşrutiyet (Jön Türk Devrimi) önemlidir. 1808’de Sened-i İttifak ile başlayan anayasallaşma süreci önemlidir. Devletin gerilediği, çözüldüğü dönemin ilerici padişahları olarak tarihe geçen III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde yapılanlar, istenip de yapılamayanlar önemlidir. Tanzimatçılar, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler ve İttihatçıların çabaları, arayışları, başardıkları ve başaramadıkları önemlidir.

Tüm bu süreçlerin sonunda, çekilen acıların ve çıkarılan derslerin ardından, hocaların hocası Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın tanımıyla, savaş ve devrimle kurulan Cumhuriyet; iddialı bir devlet olarak kurulmuştur. Keza Türk milliyetçiliği de özgüveni yüksek bir düşünce akımıdır, Cumhuriyet öncesine, Osmanlı dönemine dayanan kökleriyle birlikte.

O yüzden genç Cumhuriyet, 1920’lerin, 1930’ların Türkiye’si, aynı dönemin Almanya’sıyla, İtalya’sıyla kıyaslanamaz. Çünkü İtalyan faşizminde millet vardır, hedef güçsüz devleti güçlendirmek, devleti kutsamak, ona çok güçlü ve emperyalist karakter kazandırmaktır. Almanya’daki Nazizm için ise ırk ön plandadır, üstün olduğu varsayılan ırk dağılmış, farklı ülkelerde parçalanmıştır. Devlet ise Harbi Umumi sonucunda aldığı yenilgiyle, onursuz bir barışa razı gelmiş, zayıf düşmüştür. Önce devleti güçlendirmek, otoritesini mutlak kılmak, sonra da üstün ırkı, çok geniş bir coğrafyada egemen kılmak amaçlanmıştır.

Atatürk milliyetçiliği ise yurt ve kültür temellidir, siyasal bilince dayalıdır. Millet; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Cumhuriyet kuruculuğunda ortaklaşan, bütünleşen, kaynaşan, milletleşen halktır. Cumhuriyetçi ve halkçı bir milliyetçiliktir Türk milliyetçiliği. Mazlum bir milletin, emperyalizme karşı vatanını savunan bir halkın milliyetçiliğidir. Kibirli, başkalarına tepeden bakan, ırkçı, yayılmacı, hırslı, hınçlı, hırçın bir milliyetçilik değildir. Sanayileşmemiş, kapitalist aşamaya ulaşmamış, feodalizmi tam olarak aşamamış, tersine kendisi işgal görmüş ve yarı sömürge durumuna düşmüş bir milletin milliyetçiliği olduğundan, doğası gereği, sömürgeci değildir. Sömürge arayışında değildir, çünkü kendisi sömürülmektedir. Emperyalist olması da, faşist karaktere sahip olması da olanaksızdır.

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR’İN SAPTAMASI

Şevket Süreyya Aydemir; 1929 – 1943 arasında Türkiye’de yaşanmış olan dönemi, kendi gücünü seferber etmeye çalışan, özgür ve özgün bir kalkınma çabası olarak tanımlar. Aydemir’e göre Türkiye; 1930 sonrası giriştiği kalkınma çabasını, sonuçlarıyla göstermiştir. Kapitalist olmayan yoldan, planlı ekonomi anlayışıyla, kalkınmanın mümkün olabildiğini kanıtlamıştır. Türkiye; cihan buhranının yarattığı şartlarda, fakir bir hammadde üreticisi değil, aynı zamanda sanayici bir ülke olarak kalkınma yolunda gayret göstermiştir. (Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam, cilt 1, sf: 412).

Günümüzdeki Cumhuriyet tartışmalarını da bu bakış açısıyla, bu iddia ve özgüvenle ve bu kavram setiyle birlikte yapmak gerekir.

Evet, Cumhuriyet; yönetimin tek bir kişide olmadığı rejimdir. İktidarın babadan oğula geçmediği rejimdir. Monarşik olmayan rejimlerin ortak adıdır. Yönetim organlarının oluşmasında ve bu organların icraatında, halkın doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla yönetime katılmasıdır. İktidarın kaynağının, meşruiyetinin, dayanağının halk olmasıdır.

Evet, Cumhuriyetle, akılcılık, Aydınlanma Devrimi, hümanizm, bilim, pozitivizm arasında yakın ilişki vardır. Hukuk felsefesi, siyaset felsefesi, devlet felsefesi de kuramsal olarak Cumhuriyeti desteklemiştir. Cumhuriyet de devleti, halkın ortak iradesine, genel iradesine koşut olarak halka hizmet eden, en üstün ve en örgütlü yapı olarak görmüş,  devletin demokratik devlet, hukuk devleti olması gerektiğini savunmuştur.

Evet, Cumhuriyetin gözünde millet, yurttaşların birliğidir. Tebaa, kul, yığın olmaktan çıkıp, birey, yurttaş, millet olmaktır. Alt kimlikleri aşmaktır. Akıl ve irade sahip olmak, özgür karar alabilmek, örgütlü toplumun önemini bilmektir.

Fakat biz Türkler için Cumhuriyet; bu tanımlardan çok daha fazlasıdır. Kamuculuktur, toplumculuktur, halkçılıktır, planlamadır, eşitliktir, adalettir, hukuk devletidir, yasalar önünde eşitliktir Cumhuriyet. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete olmasıdır. Tam bağımsızlıktır. Ulusal bütünlüktür. Ulus devlettir. Yurttaşlık bilincidir. Kadın haklarıdır. Emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı’dır. Sıtmadan, cüzzamdan kurtulmaktır. Bataklıkları kurutmaktır. Okuma yazma öğrenmektir. Köy Enstitüleridir, Millet Mektepleridir, Halkevleridir. Ulusaldan evrensele uzanan kültür ve sanattır. Fırsat eşitliğidir. Bütüncül kalkınmadır. İşçi çocuğunun başbakan, esnaf çocuğunun cumhurbaşkanı olabilmesidir. Ayrıcalıkları, imtiyazları ortadan kaldırmaktır. Sümerbank’ın pazeni, Nazilli’nin dokuması, Kayseri’nin basması, Beykoz’un kundurası, Turhal’ın şekeridir Cumhuriyet.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 21 Kasım 2025, 17:32

    Selamlar,saygılar bilgilendiren güzel yazını için teşekkürler.

  2. Şeker gibi şeker, Alpullu şeker!

    Yorum en az 40 karakter olmalıdır.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!