“AKP iktidari döneminde 268 kuruluşta kamu varlığı sıfırlandı… 273 kuruluşta hisse senedi ve satış-devir işlemleri yapıldı… Önce fabrika kuran fabrikalar gitti” (İsmalil Şahin, Sözcü).
Bugün kamunun elinde kalan varlıklar, faaliyet raporları açıklanmayan bir kara kutu görünümündeki Varlık Fonu’nda, öngörüleri hiç tutmasa da ısrarla atanmış olduğu koltukta tutulan bir hanedan bireyi tarafından bilmediğimiz biçimlerde “değerlendiriliyor”! Kuruluştaki ana sayfasında şeffaflık ilkesi bulunup sonra bu ifade de silinen fona dair ise, vatandaşın faaliyet raporları açıklansın talebine CİMER karşılık bile vermiyor, ve kuruluşundan 3 yıl kadar sonra sadece kısmi bir raporu meclise sunuyor. Varlık Fonu Kanununda denetime dair ise hiçbir ifade bulunmuyor (en azından be göremedim)!
ARAPÇA ÖĞRETMENİ ATAMASI BİYOLOJİNİN 10 KATI
Hazine ve Maliye Bakanlığı (HMB) genel bütçesinden aktarılan paylara göz gezdirdim: 2014-2018 arası “savunma sanayi destekleme fonu” yaklaşık 5 kat, “sosyal yardım ve dayanışma destekleme fonu” yaklaşık 2 kat artarken, bunların her birinin yanlız 1/6 sı oranında olan “eğitime katkı payı” ise son 3 yılda sıfır! Miili Eğitim Bakanlığı raporlarına göz attığımda da şunları gözledim: resmi okullara giden öğrenci oranı 1990’larda yüzde 5 iken bu geçtiğimiz yıllarda yüzde 15’e varmış. Özel okulların ücretleri göz önüne alınırsa, devletin bu temel kamu hizmetini gitgide özele devrettiği, ve farklı sosyo ekonomik koşulları haiz vatandaşlar arasında bağlayıcı özellikleri azaltan bir anlayışın hakim olduğu ortada. Tüm bunlara, Cumhurbaşkanı kararıyla Sayıştay denetimine tabi olmayan vakıflara belediyelerce aktarılan resmi ve laik olmayan türde eğitimi de katarsak durum daha vahim. Üstelik, bilime verilen değerin bir göstergesi olarak, Milli Eğitim’in son öğretmen atamalarında Arapça öğretmenlerinin sayısı biyoloji öğretmenlerinin 10 katı (!) kadar olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Bu arada tüm tarafsız uzman görüşleri ve somut eleştirilere rağmen, tıpkı 3. havalimanı ve garantili yol ve şehir hastanesi yapımlarında olduğu gibi, “ısrarla ve inadına” kamu zararı açık ve riskli projeler üzerinden halk üç beş şirketi fonlanmaya zorlanmaya devam ediyor. Yıllardır hikayesi anlatılan yerli otomobil, tasarımı İtalyan olup, İtalya’dan getirtildi deniyor…yine bir aile ferdinin liderliğinde gelişen savaş endüstrisi ise hükümetin en büyük gurur kaynağı.
Peki devletin kamuya karşı tutumuna dair çarpıcı bazı ipuçları veren bu olguların halka yansımaları nedir?
Geçen gün Sanayi Bakanı konuşmasında sefalet indeksi (misery index) diye bir şeyin uydurma olduğunu, sadece bir şirket tarfından hesaplandığını söyledi…insan gerçekten hayret ediyor danışmanlar nasıl seçiliyor diye. Oysa çok basit bir tarama ile öğrenebilirdi ki, sefalet endeksi, işsizlik, enflasyon ve borçlanma faizi toplamından oluşan bir göstergedir ve bu göstergeye göre sıralamada ülkemiz ne yazık ki dünyada en sefil 5. ülke konumunda! (en başta Venezuela olmak üzere, Arjantin, İran ve Brezilya bizden önde; Tayland, Macaristan, Japonya, Avusturya ve Çin ise listenin en sonundakiler).
Bir taraftan sürekli artan vergiler, yoksulluk sınırının yarısına bile erişmeyen asgari ücretler, iflaslar ve geçim sıkıntısından kaynaklı aile içi ve dışı şiddet ve intiharlar geniş bir halk kesiminin içine düşürüldüğü durumu özetlerken, diğer yandan kabiliyetli oldukları için yok yüksek maaşlar hakkettiklerini sanan halktan kopmuş bir yeni zengin sınıfın şaşaalı hayatları toplumsal ayrışmanın derecesini betimliyor. Bu ayrışmayı inatla besleyen gücün sonu ne olacak? Halkın sağduyusu galip gelip toplumsal bütünlüğümüze zarar verenlerden silkinip kurtulabilecek miyiz? Birikimlerin öngörülere yetmediği bir dönemdeyiz.
Ülke ekonomisinin tekrar ayağa kalkması ve tekrar birbirine güvenen bireylerden oluşan bir topluma dönüşebilmemiz için, vatansever, liyakatli, bilgili ve adil insanların yükselebilmesini sağlayan bir siyaset mekanizmasının kurulması gerekli. Mevcut sistem bu değil! Yılmamalıyız, günü geldiğinde değişime tam da buradan başlamalıyız! Ve yapılan tüm yanlışlardan büyük dersler alıp onların tekrarlanmasına asla izin vermeyecek bir sistemi tekrar kurmalıyız! Umarım ki 2020 bunu başlangıcı olsun.
Memleketin ve Türk Ulusunun içinde bulunduğu durum bilinmesine rağmen maalesef sizin yazınız gibi iktidarı eleştiren yazılara ne yazık ki bu sitede fazla rastlamıyoruz. Aksine neredeyse her yapılanı olumlu gören yazarların yazıları yer alıyor.