İnsan sosyal bir varlık; aile ve arkadaş toplulukları da en yakın sosyal ortamlar. Kişiler, ait oldukları en yakın toplulukların etkisi altında yetişir, kişilik kazanır ve tanımlanır. Sosyal çevrelere aitlik, sadece üyelerine manevi güç vermez, kollektif hareket ederek ortak hedefler için etkin mücadele gücü de verir … ve bazen bu hedefler ayrıcalıklar ya da haksız kazançlar da olabilir. Eğer hedefte buyük kazanımlar varsa, örgütlenme daha güçlü ve kolay olabilir.
Kolektif hareket konusuna, ABD’de finans, Türkiye’de ise inşaat ve din sömürüsü bağlamlarında daha önceki bir yazımda değinmiştim.[1] ABD’deki finans lobileri dünyaya yayılan iktisadi krizlerinin, 19 yıllık iktidarın başımıza musallat ettiği inşaat ve din lobileri ise yerli-milli krizlerin çıkışının ve devamlılığının sebeplerinden. Yani her kolektif hareket toplumsal refaha katkıda bulunmuyor; kendi üyelerine katkıda bulundukça var oluyor, onu da yapamaz hale gelince de dağılıyor, bölünüyor.
Genel geçer toplumsal özellikler dışında belirleyici ortak özellikleri olanların (örneğin LGBT bireyler), ya da aynı kurumda, yakın çalışma ortamında, ve teknolojiye erişim olasılığı yüksek olanların kolektif hareket kabiliyeti yüksek. Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora tezlerinde intihaller saptanan birinin rektör atanmasına tepkinin örgütlenmesinin, rektörün ilk icraatı olarak nedense öğrencilerin LGBT kulübünü kapatmasıyla ortaya çıkmış olması olasılığı da bu açıdan hiç şaşırtıcı değil.
Türkiye’de halk uzun süredir ayrıştırıcı bir iktidar diline maruz: kadınlar, gençler, etnik gruplar ve muhalif görüşler iktidarın talihsiz söylemleriyle kendilerini normalde her vatandaşın erişmesi gereken fırsatlara erişemez ve dışlanmış hissediyor. Bu hisler, istihdamda ve kamu kaynak dağıtımında iktidarın bariz kayırmacılığı, ve 19 yıldır bu kayırmacılığın yol açmış olduğu istihdam yaratmayan ekonomik zafiyetlerle de birleşince tüm halk kesimlerinde büyük mutsuzluğa ve umutsuzluğa yol açmış durumda. Dahası, işsizlik, güvencesizlik ve gelirsizlik artarken temel kamu hizmetlerinin nitelik ve niceliksel azalışıyla oluşan boşlukları doldurmak için örgütlenen dini cemaat ve tarikatların öğütlediği tevekkül, toplumsal tepkileri kontrol altına almanın bir yolu olarak kullanılıyor.
Bu toplumsal kutuplaşma ortamında, pandemi insanları evlere kapatınca hayatımızı ele geçiren internetin sağladığı çok boyutlu sanal dünyada, insanlar aitlik hissedebildikleri ortamlarda manevi tatmin aramakta. Bu ortamın sağlayabileceği fırsatlardan faydalanma potansiyelinden daha fazla da, zaman tüketme ve üretkenliği yitirme olasılığı var. Bu dönemin geçiciliğini idrak edip zorlukları fırsata dönüştürmek için öğrenmeye ve çalışmaya devam etmeye, hatta pandemi sonrası bizi bekleyen belirsizliklere hazırlıklı olmak için daha da çok çalışmak gereğine gençleri ikna etmek ise, ülkenin içine sokulduğu ümitsizlik ikliminde gitgide zorlaşmakta. Oysa ne dünya, ne de bu ülke geçmişte bu tür iktisadi ve toplumsal krizlerden, hatta daha büyüklerinden geçmemiş değil.
Kuva-yi Milliye, hedefe ulusun bireyleri olarak özgür olmanın en vazgeçilmez şartını: zafiyet içine düşürülmüş vatanın emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmasını koyarak ülke sathında vatanseverlerin örgütlenmesiydi. Bu ülke, üç yüz yıl matbaaya direnen iktidarların fakir ve cahil düşürdüğü halkın Atatürk liderliğinde uzun, zorlu ve tarihin en şanlı mücadelesiyle bize vatan yapıldı. Böyle bir tarihe sahip ülkenin evlatlarına umutsuzluk ekmek, ancak tarihimizi unutturmakla mümkün… ve tabii tam da buna çalışılıyor, hatta yeni milatlar ilan ederek, haberler silinerek yakın tarihimiz bile unutturulmaya uğraşılıyor.
70 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını yok etme çabalarının taçlandırıldığı bu son 19 yıl, Türkiye’yi mutlu insanların yaşadığı bir vatan yapmak için nelerin olmaması gerektiğini hepimize çok zor yollardan öğretti. Gençler! Ya bu trajedinin size biçtiği rolü ezberleyip oynayacaksınız, bıkıp ait olmadığınız bir ülkede yaşamı düşleyeceksiniz ve trajedi böylece sürecek; ya da her birimize en büyük ve en güçlü aitlik hissi verecek olan bu vatanı, hep beraber tekrar kuruluşundaki aydınlığa taşıyacağız. Size hakettiğiniz iyi bir iş ve gelecek sağlamadığını düşündüğünüz bu koşullarda yurtdışında çalışmak tek yolunuz da kalmış olsa, bu ülkeyi bizim yapmak için size çok ihtiyaç olacağını bilin. Atatürk’ün ve kuvay-ı milliyenin ışığı bu ülkenin tüm vatanseverlerine yetecektir!
11 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye


Bilin Hocam troller her köşe başını tutmuş, onların ne söyledikleri yazdıkları zerre kadar beni ilgilendirmiyor. Sizin gibi vatanını seven, donanımlı, eğitimini yurtdışında yapmış ve kendi alanındaki gençleri eğitmek ve ülkesine faydalı olmak için geri dönmüş örnek bir şahsiyetsiniz ve bizler sizin gibi değerli hocalarımızla gurur duyuyoruz.
Her yazdığımıza bir yafta yapıştıran troller,kime nasıl Dua edeceğimizi de birilerine soracak değiliz,aklımız başında şükür.Ayrıca benim yazdıklarımın bahsettiğiniz derneklerle ne alakası var, illa herkes aynı şeyi düşünmek zorunda mı?
Kaleminize sağlık Selim Bey.
Çocuklarımızı sağlıklı bir toplumda yetiştirelim derken kendimizi Atatürk’ün adını kullanıp batıcı ahlaksızlıkların içinde buluyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu ve ananesi de sizi ağlatan o ezber lafları her seçimde! Sonra da HDPKK ile FETÖ ile ABDULLAH GÜL VE DAVUTOĞLU ile gizli gizli iş tutuyor.
Sizler de bonzai içip ağlarken göz yaşlarınızdan ATATÜRKÇÜLÜĞÜN ve DEVRİMİN OKLARI’nın gerçek yaşamda ve günümüzdeki karşılığı nedir görmekte güçlük çekiyorsunuz.
O büyük savaş verildi bitti; bugünkü savaşta nerde duruyorsunuz? Sorun ve soru bu!
LGBT dernekleriyle mi koruyacaksınız ATATÜRK CUMHURİYETİ’ni yoksa ağlakların laf salatalarının ardına düşüp ağlayarak mı?
Bir de Selim adlı kişinin yazdıklarına bakın. Fikri anlamamakta ısrar edip tek tek gördüğü kelimeler üstüne destan yazmaya çalışmış, haksız, alakasız, saçma sapan suçlama ve saldırganlığa devam etmiş. Çok üzücü.
2-3 gün diye aşağıladığı 11 yıllık yurt dışı tecrübeme de bir Cumhuriyet çocuğu olarak erişebildiğim için doğal olarak gurur duyarım. Ancak bunların İngilizce oluşu akademik dünyaya entegre olma gereğinden ki bunu bile eleştiriyor.
Hocam “Atatürk’ün ve Kuvay-ı Milliyenin ışığı bu ülkenin tüm vatanseverlerine yetecektir” cümlesi beni ağlattı ve işgal altındaki Ülkemizin Kurtuluş Savaşı yıllarını ve yokluklar içinde dedelerimizin verdiği O Kutsal Mücadeleyi hatırlattı.
Şu Mübarek Cuma Gecesi en başta Atatürk olmak üzere bizlere bir Vatan bırakan tüm Kuvay-ı Milliyeci Kahramanlarımızın Aziz Ruhlarına Fatihalarımı gönderdim,Allah Rahmet Eylesin ve Hepsinden Binlerce Kez Allah Razı Olsun…
Bilin Hanım,
Ben saldırgan, ön yargılı ve okuduğunu anlayamayacak kadar geri zekalı birisi değilim.
İsyanım bu ülkenin en iyi okullarında okumuş, saygın ünvanlar elde etmişlerin salt muhalif olacağız diye gülünç şeyleri savunmalarına.
Devletin en iyi okullarında yetişiyorsunuz, Batı okullarında / üniversitelerinde geçirdiğiniz iki -üç günü bile gururla CV’nize İngilizce olarak alıyorsunuz, ama Batı kaynaklı birçok alçaklığa yazılarınızda tık yok!
Allahınızı severseniz söyleyin! Evladınız kız ise lezbiyen, erkekse gay olacaksa Türkiye’de buna engel nedir?
Yasa önünde hangi hakları gasp ediliyor?
Kadıköy’de milletin ortasında erkek erkeğe, kadın kadına öpüşerek kış baş açık yürümek, “vajinam benimdir”diyerek, insanlığın bin yıllardır omuz omuza yürüyerek ve kadın ve erkeğin el ele ortak çabayla yarattığı Özgür yaşamı, kutsal birlikteliği yıkmak, cinsleri birbirine yabancılaştırmak, bunu yapanları alkışla desteklemek mi çağdaşlık?
Zeki Müren ve Bülent Ersoy bu toplumun bağrına bastığı öz evlatları değil mi? En kökten dindarı da en azılı dinsizi de severek saygı duyarak cinsel tercihlerini hiçe sayarak on yıllardır dinlemiyor mu bu sanatçı yurttaşlarımızı?
Istanbul sözleşmesi’ni (!) tamamen okudunuz mu?
İçindekilere baktınız mı?
Madem öyle iyi bir sözleşmeymiş; AB üyesi Hristiyan Macaristan, Polonya vb. AB ülkeleri o sözleşmeden niçin ayrıldılar. Söyleyeyim mi?
“Bizim mevcut yasamız kadınımızı, kızımızı, erkeğimizi korumaya yeter, yetmezse yeni yasalar yapacak hukukçularımız var!” dediler. Benim derdim sizinle polemik yapmak değil. Kadın akademisyenlere en saygılı insanlardanım ben; ama sizler de içinde yaşadığınız ülkenin değerlerine biraz saygılı olun!
Bir ünlü komünist şairimiz, Anadolu kentindeki bir kitap fuarında, imza için masasının önünde kuyruk olan onlarca türbanlı kızın, onun şiir kitabını imzalatmak için beklediğini görünce, gözleri dolmuş ve seslice, ülkem insanı beni hala yanıltıyor, hep öteledik oysa yürekleri pırıl pırıl bunların. Kucaklamalıyız! Demişti.
Atatürk yaşasaydı İstanbul sözleşmesi dayatmasına, ülke kuşatılmışken, -güya- en iyi üniversitemizin (dünyada ilk 300’de bile değişmiş!) onca sorunu bırakıp lezbiyen, gay, transseksüel vs dernekleri kurmasına ne derdi?
Katil asker katil polis diye slogan atmanın Atatürk ve cumhuriyet adına savunulacak bir yanı var mı?
Rektör seçimi Türkiye’nin iç meselesi, ABD ve AB ne diye fetva veriyor? Kendi beyaz sarayını milyon insanı basmışken…
Atatürk olsa bu alçaklıklara izin verir miydi?
Yazınızda Atatürkçülük ve çağdaşlık geçiyor diye hemen alkış mı tutalım size?
Saldırma vs yok! Görüşüme yanıt vermeden beni saldırgan ilkel biri yaptınız çıktınız. Sağ olun!
Yazının fikrini hiç anlamayışınız, ne kadar eleştiri yapıyorsam o kadar varım tavrınız yaşadığımız döneme uygun. Anlayış yoksunlarının temelsiz saldırganlıkları bugün içinde olduğumuz sorunları çözemeyişimizin temel sebebi.
Selim Bey bu yorumunuz için teşekkür ederiz. Gönüllerimizin sesi olmuş.
Artık Batı hayranlığı öyle tavan hapmış ki ülkemizde, ordan kanalizasyonun pisliği aksa temiz su diye girip yıkanıyorlar. Bu yazıda da sanki Türk milleti olarak çok geri kalkışız ve lesbiyenleri tere ilişki kutanları korumak için dernek eksikmiş kapanmalıymış gibi aldı yaratılıyor.
Türk milletinin ruhunu şeytana sattırdılar. Artık bu rezilliklere karşı çıkmak gericilik diye tutturuluyor.
Boğaziçi üniversitesine atanması yanlış rektörün ama savunmalara, aşağılamalara, hdpkk’lılaeın cıyakladıklqrına göre iyi iş yapmış iktidar diyecek duruma geldik.
Neymiş mutluluk? LGBT derneği serbest olunca mı mutlu olacaklar? Barı ülkelerinde bulaşık yıkayınca mı? Ana baba parasıyla marka peşinde hedonist bir kafa ile mutluluk yok hiç bir yerde.
Yukardaki yazıyı yazan değerli hanımefendi gibi, iyi yetişmiş, aydın cumhuriyet kadınlarına her daim yüreğinde sevgi ve saygı besleyen bir insanım. Fakat, bu yazıda büyük bir haksızlık, büyük bir çarpıtma ve bilgi eksikliği ya da kavramları karartma görüyorum. Doğruyu söylemek gerekirse Atatürk sosluna bandırılmış, çağdaşlaşmadan dem vuran ama içi boş bilimsel ve sosyal yapımızın gerçeklerine dayanmayan bir yazı…
üzücü!
Beni en rahatsız edenden başlayayım. Üniversite rektörünü kendi seçmelidir. Evet ama bu olmadı diye boca edilen bütün yanlışları ve bilgi kirliliklerini de kabullenemeyiz…
Boğaziçi’ni öğrencilerin kafasına, çok seçkin, çok test çözüp çok puan alan, Türkiye’nin en seçkin ve en akıllı çocukları oldukları öyle yerleştirilmiş ki, Ülkenizin başka kentlerindeki üniversitelerinde okuyanlar sanki onların her yaptığını – çok yüksek puanlar alarak orayı kazandıkları için- kabul edecekler, önünde bu “yüksek”akıl ürünü her eyleme mecburen secde edecekler! Yanlış!
Önce nedir şu LGBT kulübü.
Açılımı şu: lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender. Yani Türkiye’nin tarımdan hayvancılığa, kültürden sanata, denizcilikten havacılığa, bütün işlerini halletmişiz, lesbiyenler, biseksüeller, gey’ler , transseksüellerin “işleri” kalmış! Bu topluma yeni bir dün bulup onları hemen islah edip bu LGBT’lileri esaretten kurtaracağız!!!!!
Hristiyan ahlaksız Batı’nın bile içinde hala halkına kabul ettiremediği dengesizlikleri, Adınj İSTANBUL sözleşmesi koyup, namazdan çıkmış ekmek derdine düşmüş yoksul insanlarımıza onaylatacağız. Kaldı ki Türkler kadar hoş görülü millet mi var? Zeki Müren’i Bülent Ersoy’u baş tacı etti. Sadece kendine de azıcık saygıdır toplumun bekledi. O zaten hazırdır kabul etmeye. Ama burada ABARI’nın derdi bu değil! Erdoğan düşmanlıpını körükleyecek iç yapıyı bozup Fetö ile PKK ile el ele götürdüğü alçaklıklarına devam edecek. “İSTANBUL” adı vererek tatlı sosuyla yedirdiği bu kültürel yıkım projesine yazarımız da maşallah “ çağdaş olduğu ve bizim bir türlü “çağdaşlaşamadığımız” için dört elle destek veriyor. Neymiş lezbiyenlerin diğer kadınlardan fazla elde etmek için uğraştığı hakı? Ya gey’lerin? Transseksüellerin? biseksüellerin? Saygı mı? Sevgi mi? Dernekleşme mi? Eksik olan neymiş? Yasa önünde miras hakkı mı yok? Ceza yasasında ayrımcılık mı yapılıyormuş? Neymiş?????
Gidin ve istanbul izmir Ankara’daki AB Konsolosluklarının kapılarına bir bakın; o ülkeleri şöyle bir dolaştırmak belki üç beş ay okullarında staj yapmak isteyen gençlere nasıl vize duvarları örülmüş.
O gençlere vize vermemek ülkesine sokmamak için yüz otuz kalem belge isteyen BATI, Türkiye’nin lezbiş ve gey’lerini, biseksüellerini kurtarmak için milyonlar akıtacakmış!!! Yani Türk kezbiyeneleri ve gey gençleri için vicdana gelmiş de yardım ediyormuş!
Almanya’da kafede oturan sohbet eden gençlere (gizli servis bağı kesinleşti) kurşun yağdırıp, yirmili yaşlardaki dokuz Kürt- Türk gencini toprağa koyan ve tv’lerinde basımında olayın iç yüzünü açıklamayan AŞAĞILIK BATI mı kurtaracakmış LGBT’lileri. Ya Boğaziçi üniversitesini? ABD ve AB mi kurtaracakmış!!! Kalsın!
Atatürkçü olmak en başta akıllı ve fikirli olmayı gerektirir. Bu yazıda ben bunlara üzülürsek söyleyeyim pek rastlayamadım.
Doğu Akdeniz, Afrin, Suriye’nin Kuzetinde, sınır karakollarında eksi 30 derecede vatan Savaşı verilirken ATATÜRKÇÜ ALİCE’ler Harikalar ülkesinde dolaşıyor işte!
Tıpkı yukarıdaki yazıdaki gibi. Ne Anadoludan haber var, ne bir bozlak dinlemiş! LGBT derneklerinde vatan kurtarıyorlar, karik asker katil polis sloganı atıyorlar. Kolaylıklar.
LGBT derneği BOĞAZİÇİ şubesine de Selamlar. Umarız yasaklanmaz da çağdaş ve Atatürkçü oluruz hepimiz!!!!!!
Hocam ne kadar doğru tespitleriniz var.Gerçekten de çocuklarımız bir yolunu bulup yurtdışında yaşamak istiyorlar, burada kalırlarsa mutlu bir gelecekleri olmayacağını düşünüyorlar. Gençlerimizin bu düşünceleri içimizi acıtıyor.İnşallah Türkiye’nin şartları her alanda iyileşir ve ayrımcılık olmaz ve çocuklarımız da umutlarını elin memleketlerinde aramazlar.