Veryansın TV’nin Youtube kanalı yayınları için de esas aldığı vatanseverlik ve anti-emperyalizm ilkelerinin, içinde bulunduğumuz dönemin jeopolitiği itibarıyla ülkemiz için belki her zamankinden daha da önemli değerler olduğunu düşünüyor ve etkili bir haber kanalı ve fikir platformu olacağını tahmin ettiğim bu internet kanalının açılışını kutluyorum.
Bu ilkyazımda vatanseverlik ve anti-emperyalizm ilkelerinin önemini vurgulamam, ülkede toplumsal refahın ancak geniş halk kesimlerinin tercihlerini, milleti önceleyen bir devlet yönetimi ile artacağı gerçeğinden kaynaklanmakta. Gelişmiş ülkeler kaynaklı finansal krizler ve bunların daha da bozulmasına yol açtığı gelir eşitsizlikleri, piyasa mekanizmasının toplumsal refah üretmekte yetersiz kaldığını açıkça ortaya koymuş, kamu politikalarının refah sağlamadaki rolünün altını kalınca çizmiştir. Ülke kaynaklarını vergilendirme yetkisini elinde bulunduran tek kurum olan devlet aygıtının tüm görevlerinin denetlenmesi ve icraatların şeffaflığı, kamu görevlilerinin, siyasi ya da iktisadi güçlerini pekiştirmek üzere kısa vadeli amaçlar ve dar çıkar grupları için değil, ülkenin mevcut ve gelecek nesillerinin refahını artıracak iktisadi politikalar uygulaması için gereklidir. Milletin kamu kaynakları ve bunların kullanımı üzerindeki egemenliği, milleti oluşturan bireylerin yaşamlarını kendi iradeleriyle şekillendirebilmelerinin, yani bireysel özgürlüklerin de temelidir.
17 YILDA 15 KEZ DEĞİŞEN TEMEL EĞİTİMİN ETKİSİ
Ancak, Türkiye gibi nüfusu fazla, kültürel ve iktisadi gelişim düzeyi olarak da farklılıklar gösteren bir ülkede bireysel tercih ve taleplerin tekdüze olması ve merkezi kamu politikalarıyla karşılanabilmesi tabii ki beklenemez. Yerel kamu hizmeti sunmak için yerel yönetimlerin seçimle gelip halka hesap verme gereği de bu yüzdendir. Merkezi kamu yönetiminin en önemli görevlerinden biri ise, ülkenin ortak tarih ve kültürel bağlarını da vurgulayan temel bilimsel eğitim yoluyla yurttaşlık hissini, toplumsal birliği ve sosyal geçişgenliği; adil ve şeffaf yerel transferler yoluyla da bölgelerarası adil gelir ve kaynak dağılımını sağlamaktır. Ne yazık ki, temel eğitimin son 17 yılda 15 kez değişime tabi tutulması ve bu önemli kamu hizmetinin artan hızla özel sektöre devri, toplumda ortak değerler ve yurttaşlık hissi oluşumuna hizmet etmekten çok uzak olduğu gibi, sosyal mobilite ve gelir dağılımında da ciddi bozulmalara yol açmakta. Eğitim kalitesini de düşürdüğü çeşitli kaynak ve uzmanlarca tespit edilen bu değişikliklerin neyi hedeflediği ise açıklamaya muhtaç bir konu olarak önümüzde durmakta.
KAMUYA İLİŞKİN KARAR ANCAK BAĞIMSIZKEN VERİLİR
Sekiz milyara yaklaşan dünya nüfusunun ve 200’e yakın ülkenin farklı kültür ve gelişmişlik düzeyleri yanı sıra yüzyıllardır süregelen refah ve kaynak paylaşım savaşları göz önüne alınırsa, ülkelerin kendilerine özgü sorunlarını ve tercihlerini önceleyebilmelerinin ancak diğer ülkelerden bağımsız politikalarla gerçekleşebileceği ortadadır. Toplumsal refah için temel olan kişisel özgürlükler ve bunun tesisi için milletin kamuya dair kararlar üzeride egemenliği ancak vatanın bağımsızlığı ile mümkündür. Bu bağlamda, tek kutupluluk olgusu ya da dünya devleti düşüncesinin kalkınmakta olan ülkelerde refah kazanımına değil, iktisadi ve kültürel bağımlılıkları artmasına yol açacağı kolaylıkla öngörülebilir.
Dünya refahının yüzde 58’inin ABD’de ve Avrupa ülkelerinde ve yüzde 50’sinin de dünya nüfusunun sadece yüzde 1’inin (!) elinde (kaynak: Credit Suisse), olduğu hesaba katılırsa, bu refaha sahip ülke ve şahısların dünyanın geri kalan yönetimlerinin en azından bazıları üzerinde siyasi etkilerinin olmadığını düşünmek saflık olur. Devlet yönetimlerinde yolsuzluklar ve öngörüsüzlükler sonucu kaynakların verimsiz kullandığı ve dış borcun arttığı ülkeler, bunun doğal sonucu olarak ‘dış güçler’in etkilerine maruz olurlar ve politikaları halkın refahı için şekillenmekten uzaklaşır, finansal olarak bağımlı oldukları ülke çıkarları doğrultusunda şekillenmeye evrilir. Geçtiğimiz yüzyıldan bugüne artarak küreselleşen dünyanın sosyal ve iktisadi krizleri tüm devletler için derslerle dolu da olsa, kişisel hırsları vatan sevgisine ağır basan ya da tarihin sunduklarından ders çıkarma kapasitesine sahip olmayan devlet yönetimleri yeni krizler yaratmaya devam etmekte.
YAPILMASI GEREKEN REFORMLAR
Sürdürülebilir kalkınma için toplum refahını önceleyen politikalar üretebilen kapasitede devlet yönetimlerine ve bu yönetimlerin seçilebilmesini sağlayacak kurumsal mekanizmalara ihtiyaç var. Fakat ne yazık ki toplumu bütünüyle gözeten uzun soluklu kurumsal reformlar genellikle sürdürülemez dar vizyonlu yönetimlerin büyük krizlere sebep olarak kendilerini de yok etmesinden sonra hayata geçebiliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntısı üzerine zorlu savaşlarla kazandığımız topraklar üzerinde Atatürk ilkeleri ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 20 küsur yılının benzersiz iktisadi başarılarına devam etmek de, geniş halk kesimlerinin tercihleri, talepleri ve refahıyla uyumsuz ideolojik ve ülke yapısına yabancı dayatmalarla değil, yine yakın tarihimizden alınan acı dersleri denkleme katarak yapılacak kurumsal reformlar ile mümkün. Bu reformlar, en temelde evrensel hukuk ilkeleri; ücretsiz yaygın temel bilimsel eğitim; tarım, hayvancılık ve yatırımın rasyonel biçimde desteklenmesi; adil ve şeffaf kamu ihale sistemi; kamu varlıkları yönetimde tam şeffaflık ve tüm iktisadi aktörler üzerinde tam denetim ve etkin yaptırım mekanizmalarını içermelidir.