Hümay Göbel yazdı…
“Türklerin en Kürt’ü, Kürtlerin en Türk’ü Yaşar Kemal’e sevgilerimle…”
Sait Faik, Semaver kitabını bu cümlelerle imzalamış Yaşar Kemal için. 6 Ekim 1923’te Çukurova’nın Hemite Köyü’nde doğup o toprakların sesi olma yoluna baş koyan ve baş koyduğu yolla nice güzel köprüler kuran çok kıymetli Yaşar Kemal için…
Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli’ydi Yaşar Kemal’in lakin uzun süre kimseler bilmedi gerçek adını, ona Yaşar Kemal adını veren Arif Dino ile kardeşi Abidin Dino ve kendi gibi romancı dostu Orhan Kemal dışında. Van’ın Muradiye ilçesinin Ünseli köyünden Çukurova Hemite köyüne göçmüştü Yaşar Kemal’in ailesi. Yaşar Kemal de Çukurova topraklarında gözünü açmıştı dünyaya. Romanlarındaki portakal çiçeği kokusu da buradan geliyordu belki. Çukurova onun her şeyiydi. Kavgayı, savaşı, zulmü, baskıyı, ihaneti o topraklarda tanıdı ilk. O toprakların insanlarıyla paylaştığı ortak acılar edebi sermayesi oldu.
Üç buçuk yaşındayken babasını kurban keserken seyretmek ister Yaşar Kemal ve deriden kayarak fırlayan bıçak sağ gözünde onarılmaz bir hasar bırakır küçük Kemal’in. Sağ gözü küçük yaşında böyle kör olmuştur işte. Ancak küçücük yaşında sırtlanmak zorunda kaldığı bu onulmaz acının belki de daha beteriyle çok değil bir sene sonra yüzleşir.
“Hançerlendiği akşamdan sonra, sabaha kadar yüreğim yanıyor, diye ağladım.”
Dört buçuk yaşına geldiğinde babasıyla namaza giden Kemal, kendi sözleriyle, 12 yaşına kadar zor konuşmasına neden olacak çok ağır bir travma yaşar. Van’dan göç ederlerken gözettikleri Yusuf isimli oğlan, Yaşar Kemal’in babasını camide yüreğinden hançerler ve ne yazık ki küçücük Yaşar Kemal bu olayın en yakın tanığıdır. Böyle büyük acılar insanda iz bırakır… Yaşar Kemal de bu acının etkisiyle 12 yaşına kadar kekemelik sorunu yaşar. Fakat ne vakit türkü söyleyecek olsa kekemeliği geçermiş. Okur yazar olup da kitap okumaya başlayıncaysa tamamen kurtulur kekemelikten.
“Korkunun üstünde yürümek…”
Babasının ölümü ile birlikte hayat şartlarının ağırlığı daha fazla hissettirir kendisinin ve ailesinin üzerindeki baskısını. İlkokulu bir şekilde bitirmiştir ama iş ortaokula gelince maddi destek olmadan eğitim hayatını sürdürmesi imkansızdır. Bu nedenle ilkokul öğretmeni köyün varlıklı ailelerinden destek toplayarak Yaşar Kemal’in eğitim hayatını sürdürmesine imkân sağlamaya çalışır. Ancak daha küçücük yaşlarda çok büyük acılarla imtihan edildiğinden olsa gerek maddi imkânsızlık onu hiç korkutmaz. Bu nedenle toplanan desteği başka bir ihtiyaç sahibine vererek bir fabrikada eğitim masraflarını çıkarmak için işe girer. Hem çalışır hem okur, ortaokulu da böylelikle bitirir, zaten eğitim hayatının nihai durağı ortaokuldur. Kimi çevrelerce eğitimsiz olmakla eleştirilen Yaşar Kemal, bu işkembe-i kübradan yapılan sığ ve vicdan yoksunu eleştirilerden azade tüm yaşamı boyunca eğitim hayatındaki bu zorunlu eksikliğin ağırlığı altında ezilmiş ve belki de birçok üst düzey eğitim alan yazardan daha fazla çaba göstermiştir kendini geliştirmek adına.
1 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Ne diyordu üstad: “İnsan evrende gövdesi kadar değil,
yüreği kadar yer kaplar”…
İyi ki yazdın.
İyi ki okudum.