İsmet Hergünşen
İsmet Hergünşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Türk demokrasisinin yol ayrımı

Türk demokrasisinin yol ayrımı

featured

İsmet Hergünşen yazdı…

Ülkemiz, birkaç yıl öncesine kadar bulunduğu coğrafyanın şartlarını aşmış bir ülke olarak görülüyordu.

Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti kimliğiyle Avrupa Birliği standartlarına da oldukça yaklaşmıştı.

Yalnızca İslam dünyasında değil, uluslararası alanda da demokrasiye geçiş süreçlerinde “Türk demokrasisi” örnek bir model olarak anılıyordu.

Ülkemizin itibarına katkı sağlayan bu anlayış, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Arap Baharı sürecinde de etkisini göstermiştir.

Son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler siyasal iklimde ciddi tartışmalara ve kırılmalara yol açmıştır.

Tartışmaların odak noktasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulama alanı ve sonuçları yer almaktadır.

Karar alma süreçlerinin yasama organından yürütme organına kaymasına neden olan bu sistem, demokratik kültürde çeşitli aşınmalara ve kurumsal kırılmalara zemin hazırlamıştır. Alınan kararlar ve uygulamalar toplumun geniş kesimlerinde tartışma yaratmaya devam etmektedir.

Demokrasiyi zayıflatan bu gelişmeler, Türkiye’nin çoğulculuktan uzaklaşan, tekçi ve merkeziyetçi bir görüntü vermesine yol açmıştır.

Coğrafi koşulların etkisi ve aktif siyasette gözlenen çoğulculuk eksikliklerinin, anayasal düzen ve hukuk devleti ilkelerinde çeşitli aşınmalara yol açtığı görülmektedir.

Yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmalar da ülkemizin uluslararası itibarına zarar verir hale gelmiştir.

Şekillendirilmeye çalışılan yeni yönetim anlayışında, radikal olmayan ancak ılımlı olarak tanımlanan siyasal İslam ekseninde farklı bir devlet yönetimi arayışının izleri görülmektedir.

Sosyal-kültürel yapıda çözümü güç tahribatlara neden olan inanç eksenli yönetim anlayışlarının ülkeleri nasıl bir çıkmaza sürüklediğini görmek için geniş İslam coğrafyasında yaşanan örneklere bakmak yeterlidir.

Avrasya ülkelerinde yaşanan “renkli devrimler” de iktidarların muhalefeti dışlama çabalarına kalıcı bir çözüm getirememiştir.

Demokratik manevra alanının daraldığı, oligarşi ve dini eğilimli yönetim anlayışlarının benimsendiği ülkelerde ortaya çıkan tablo, toplumları zor tercihler arasında bırakmıştır.

İnsan haklarından ve özgürlüklerden söz etmenin giderek zorlaştığı bu ülkelerin evrensel ölçekte demokratik kazanımlara ne zaman ulaşabileceklerini öngörmek kolay değildir.

Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde halen kırılgan bir ülke olarak değerlendirildiği bilinmektedir.

Nitekim ülkemiz, çeşitli uluslararası değerlendirmelerde özgürlükler ve basın özgürlüğü alanlarında eleştirilere konu olmaktadır.

Demokratik kurumların olgunluk düzeyi yalnızca devlet yapısında değil, siyasi partilerin kendi iç işleyişlerinde de kendisini göstermektedir.

Çok partili sisteme geçişten bu yana yaşanan askeri müdahale dönemlerini bir kenara bırakacak olursak, ülkemizde ana muhalefet partisi etrafında şekillenen son gelişmeler dikkat çekicidir.

Ülkenin kuruluş değerlerini sahiplenen, buna karşın uzun süredir iktidar alternatifi olma konusunda çeşitli zorluklar yaşayan ana muhalefet partisi üzerinde yürütülen siyasi hesaplar yeni bir boyut kazanmıştır.

Partinin eski liderlerinden birinin yeniden siyasi alanda etkin rol üstlenme arayışı, kamuoyunda karşılık bulmamıştır. 

Daha düne kadar hak, hukuk ve adalet söylemiyle geniş kesimlerin takdirini kazanan bu siyasetçinin hangi gerekçelerle yeniden liderlik tartışmalarının merkezinde yer aldığı sorusu gündemi meşgul etmektedir.

Eski bir siyasetçinin “Dün dündür, bugün bugündür” sözünü hatırlatan bu yaklaşım, ilk bakışta siyasal pragmatizmin doğal bir sonucu gibi görünse de, siyasal tutarlılık bakımından tartışılmaya devam edecektir.

Türkiye’nin önündeki asıl mesele ise kişiler ve partiler üzerinden yürüyen tartışmaların ötesine geçerek; demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve çoğulcu demokrasi ilkelerini yeniden güçlendirebilmektir.

Türk demokrasisinin gerçek yol ayrımı da tam olarak burada bulunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, baskı istikrar değil, istikrarsızlık yaratır.

Son sözse; Demokrasinin kurumsal özü, yurttaşların parlamentoya güvenidir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. 7 Haziran 2026, 16:33

    Çok partili rejim;
    1. Demokrasiyi tam anlamıyla yerleştirmek,
    2. Farklı fikirlerin mecliste temsil edilmesini sağlamak,
    3. Hükümet faaliyetlerinin denetlenebilmesine olanak tanımakla olur.

    M.K. Atatürk

  2. 7 Haziran 2026, 17:13

    Şu an ülkemizde her şey bir avuç yerel çıkar grubu ve uluslararası tekellerin çıkarları için politikalar uygulamaktadır, bu düzeni devam ettirebilmek içinde, Ankara merkezli ve vatandşın çıkarlarını düşünen bir iktidar değişikliğinin önünü almak için koltuk meraklısı kullanışlı aparatlar aracılığı ile iddiası olmayan göstermelik muhlefet oluşturmaya çalışıyor maalesef;
    Ancak millet gerçeği gördü ve değişim istiyorsa bunun önüne hiçbir katakülle ve alicengiz oyunu geçemez; Tarih içinde de herkes hak ettiği değeri ve yeri alır, enseyi karartmamak lazım.

  3. 7 Haziran 2026, 17:28

    Takip ettigim bir yazarsınız. Iddialı, kırıci olmadan, genis perspektifte naif bir üslüpla yaptiğiıniz elestirileriniz ile yazilarınizi anlasil kıliyorsunuz.
    Ülkemizin halihazır durumunu acik ve anlaşılır bir bicimde ozetlemişsiniz.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!