Emperyalizm
Türkiye’de, emperyalizm sözcüğü çok kullanılıyor ancak ne olduğu ve nasıl işlediği, gerçek boyutuyla bilinmiyor. Emperyalizm deyince akla silah, ordu, savaş ve askeri işgal geliyor. Oysa, bunlar emperyalizmin amacına ulaşmak için kullandığı araçlar. İşin özü; para, kar ve sömürüye yani ülkelerin varsıllığına el koymaya dayanıyor. Emperyalizmin varlık nedeni ekonomidir.
Emperyalist ülkeler, bugün askersiz ‘çözüme’ öncelik veriliyor, olmazsa silah kullanıyor. Amerikalılar, 20.yüzyılın başında bu işleyişe ‘açık kapı politikası’ diyordu. ‘Ülkelerin kapıları Amerika’ya açık olmalı, kapalıysa kırılmalı’. Söylenen buydu. Kapılar bugün, mali ve ticari ilişkilerle açılıyor ve işbirlikçilerle açık tutuluyor.
Türkiye’nin emperyalizmin ağına yakalanması, Atatürk’ün ölümüne dek giden eski bir öyküdür. Aradan geçen 71 yıl içinde, ABD başta olmak üzere emperyalizm adım adım Türkiye’ye yerleşti ve bugüne gelindi. AKP’nin 17 yıllık iktidar dönemi, bu uzun sürecin son aşamasıdır. ABD, bu aşamada, Türkiye’de bugüne dek yaptıramadığı ne kadar tasarımı varsa, tümünü AKP’ye yaptırmıştır/yaptırmaktadır.
İktidara getirilmeyle başlayan, BOP adına Orta Doğu’da görev verilmeyle gelişen ilişkiler ağı; öz olarak başladığı gibi sürmektedir. Bu durum en açık biçimiyle, ABD Başkanı Trump’un 2017 yılında söylediği; “Dostum Erdoğan dünyanın çok zorlu bir bölgesinde görev yapıyor, açıkçası yüksek not alıyor. Türkiye ve ABD’nin şu anda hiç olmadığı kadar birbirine yakındır”1 sözlerinde görülüyor.
Türkiye-ABD ilişkileri, söylendiği gibi gerçekten ‘hiç olmadığı kadar’ yakın mıdır? Ya da ‘tarihinin en sorunlu dönemini mi’ yaşıyor? Bu soruya, medya siyasetçilerinin gözüyle değil de, yüzyıl yukardan bakarak yanıt verilecek olursa, ‘Türkiye, Kurtuluş Savaşı’ndan beri, ABD isteklerine hiç olmadığı kadar yakın’ yanıtının verilmesi gerekiyor.
KURTULUŞ SAVAŞI, TÜRK DEVRİMİ VE ABD
Türkler, Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimiyle; ‘Anadolu’nun kapılarını’ üstelik sımsıkı ve yalnızca ABD’ye değil, bütün emperyalist devletlere kapattı. Bu tutumuyla, sömürge ve yarı-sömürgelere örnek oldu ve Amerikalıların ‘insanlığın baruttan sonra bulduğu en tehlikeli silah’ dediği, ulusal kurtuluş savaşları çağını başlattı. ABD’yle ‘en uzak’ ülke haline geldi.
ABD Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni hiç affetmedi; kendisi için en büyük tehlike olarak gördü. Lozan’ı benimsemedi , Sevr’in 20.yüzyılın ‘en demokratik antlaşması’ olduğunu söyledi. Yüzyıl boyunca bu anlayışla hareket etti ve Türkiye’yi Osmanlı’ya geri götürmeye çalıştı. Amacına büyük oranda ulaştı ve Türkiye 21.yüzyılın başında, ABD’ye hiç olmadığı kadar ‘yakın’ hale geldi.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE ABD
‘Ey Amerika’yla’ başlayan açıklamalara dayanarak değerlendirme yapacak olursak, Türkiye’nin ABD’yle çatıştığı söylenebilir. Ancak, bu gerçeği yansıtmaz. Türkiye, ABD’nin yüzyıldır getirmeye çalıştığı yere getirilmişken ve bunu AKP yapmışken yapay diklenmeler bir şey ifade etmiyor. İnandırıcılığı olmayan karşıtlıklar, Rusya flörtü, ‘vize’ sürtüşmesi bir önem taşımıyor.
BOP Eşbaşkanı olarak Türkiye’de ‘Ilımlı İslam’ düzeni kuran ve kitle desteği süren AKP’den, ABD neden memnun olmasın; ‘üzerini neden çizsin’. Bunu yapmak istese, elinde sonuç alacağı çok sayıda koz var. En kolayından Ecevit’e yaptığını yapar; borsadaki sıcak parayı çeker, ayakta zor duran ekonomiyi bir anda yere serer ve AKP’nin siyasi yaşamı biter.
ÇATIŞMA İÇİN NEDEN VAR MI?
Erdoğan’ın ABD’yle çatıştığını ve ‘defterden silindiğini’ söylemek için, çatışmanın dayandığı uygulamaların ne olduğunu somut olarak ortaya koymak gerekir. AKP’nin, ABD’nin çıkarlarına ve yürüttüğü politikalara karşı, içte ve dışta herhangi bir uygulaması var mıdır? İktidara geldiği 2002’den bugüne dek geçen 15 yıl içinde, onun dümen suyunda hareket etmemiş midir? ‘Stratejik ortağımız’ dediği ABD’nin hemen her isteğini yerine getirmemiş midir?
ABD, Türkiye’yi güçsüzleştirip kendine bağlamak ve çıkarı yönünde kullanmak için yoğun çaba harcamış ve bu çabanın sonucunu Kore Savaşı’ndan başlamak üzere bugüne dek almıştır. Değişik biçimde bugün de almaktadır. Erdoğan’ı, özü, İsrail’in büyütüp güçlendirilmesi ve Akdeniz’e ulaşan ‘Büyük Kürdistan’ın’ kurulması olan BOP’un Eşbaşkanı yapmıştır. Barzani ‘devletini’ neredeyse Türkiye’ye kurdurmuştur. İncirliği kullanmaktadır. Suriye sınırında, 700 kilometrelik alana PYD’yi yerleştirmiştir. Türkiye’nin Fırat’ın Batısı’ndaki kırmızı çizgisini yeşile dönüştürmüştür. Silahlı Kürt milisleri, Türkiye’den Suriye’ye geçirtmiştir. Kürt militanlara askeri eğitim verdirmiştir. Bunların tümünü, AKP’ye yaptırmıştır. AKP’nin ‘üzerini neden çizsin’.AKP, ABD’nin tekerine taş koymadığı sürece üzeri çizilmeyecektir.
ABD, Kürt devletini kurup tanıyacak ve bu devleti dünyaya tanıtacaktır. Bunun alt yapısı hazırdır. Kürt devletinin kurulup tanınması, parçalanma sırasının Suriye’den sonra İran’a ve Türkiye’ye gelmesi demektir. Cumhuriyet’i kuranlar bunu bildikleri için, Kürt devletini savaş nedeni saymışlardı.
ABD, Türkiye’nin yeni-Osmanlıcığa geçmesini ve ‘Ilımlı İslam’ adını verdiği rejimle yönetilmesini istiyor. İsteğini yönetime getirdiği AKP’ye yaptırmış durumda. İnanç çatışmalarının denetimden çıkma riskini biliyor ama bu risk AKP’yle iş çevirmesini önlemiyor. Onun için önemli olan Türkiye’nin güçsüz kılınması. Bunu da AKP mükemmel yapıyor.
TÜRKİYE’YE 1923’DEN BAKMAK
İçinde bulunduğumuz duruma, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne dek geçen, yüz yıl geriden bakıldığında yaşanmakta olan gerçeklerin görünümü böyledir. Laf karmaşasına dönüşen açıklamalar, içi boş sözler ve yaptırımı olmayan gözkorkutmaların bir önemi yok. ‘Vize krizlerinin’, Zarraf davalarının ve Erdoğan’ın korumalarının kovuşturulmasının da bir önemi yok.
ABD şu anda elinde bulundurduğu AKP’yi verimli biçimde kullanmaktadır. ‘Ey Amerika’ seslenişi, düşünme ve algı gücü zayıflatılmış halka yönelik, kendini güçlü gösterme girişimi, gerçeği örten bir yanıltma girişimidir.
Yapay karşıtlıklarla yürütülen danışıklı dövüş sürerken yani düşük düzeyli bir ‘cambaza bak’ olayı yaşanırken geçekler şöyledir: Türkiye’nin ekonomisi çökmüştür. Borç, ödenebilirlik sınırını aşmış, borç taksitleri yeni borçlarla ödenmektedir. Ordu, Atatürkçü geleneğinden koparılmış, eğitim kurumlarıyla birlikte önemli oranda tasfiye edilmiştir. Suriyeli göçmenler, imam okulları, vakıflar ve tarikatlarla Türkiye Araplaştırılmaktadır. Şeriat uygulamaları yaygınlaştırılmakta, 2023’e hazırlanılmaktadır. Bunlar, ABD’nin yüz yıldır peşinde koştuğu ve ancak şimdi yaptırabildiği işlerdir. Bunları yapan AKP’nin üzerini ABD neden çizsin?
ABD, Türkiye’yi, ‘sürekli kaos kuramı’ adını verdiği çatışmalı bir düzensizlik ortamına götürüyor. Bunu yaparken, söz karmaşası ve inanç sömürüsünü kullanan AKP’yi kullanıyor. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de bunu başardı. Aynı şeyi, Türkiye ve İran’da da yapmak istiyor. BOP’ta açıkladıkları gibi, Orta Doğu’da İsrail ve Büyük Kürdistan’dan başka büyük devlet bırakmamaya kararlı. ABD, belirlediği yolda ilerlerken, Recep Tayyip Erdoğan’ın, bağlı olarak AKP’nin ‘üzerini neden çizsin’.
DİPNOTLAR
1. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-cumhurbaskani-erdogan-ve-abd-baskani-trumpin-gorusmesi-sona-erdi-40586545
70 yilin faturasini AKP’ye çikarmissiniz gibi geldi bana
İki durum söz konusu;
1- Siz yanılıyorsunuz, çünkü Abd daha ne yapsın fetö darbe girişimi ile Erdoğanı devirmek için büyük bir operasyona girişti ve yıllar yılı yetiştirilen ajanlarını devreye soktu, başaramadı, 17/24 de ajan savcılarını ve hakimlerini açık etti, darbe ergenekon da da aynı şekilde savcı ve hakimlerini açık edecek kadar ileri gitti. Geçen sene bahsettiğiniz dolar çekme ile TL yi patlatıp kriz çıkardı ve ekonomiye büyük zarar verdi… Bunların tümü Akp nin deliğe süpürülüp gözden çıkarıldığına dair gelişmeler. Haliyle artık kendini koruma refleksiyle bile olsa milli mebfaatler çizgisine, tam olmasa da yakın seyreden bazı önemli kararlar alıyor.
2- Siz haklısınız, yukarıda sayılan tüm operasyonlar Akp yi devirmediğine göre planlı ve kirli bir oyunun parçasıydı, öldürmeyen şey güçlendirir mantığıyla Akp yi iktidarda tutmak için hepsi akp ye güç aşısı niyeti ile güç kazandırdı. Durum buysa yukarıda yazdıklarınız az bile…
ne içmişsin böyle anlamak mümkün değil. Yahu ne şeriatı havuz kanallarının tamamında rezillikten geçilmiyor. Hala şeriat diyebiliyorsunuz ya inanılır gibi değil. Sayın Nihat Genç ve Sayın Vodinalı olmasa bu site amerikalıların diyeceğim.
Allah sizden razı olsun, nihayet Türkiye gerçeklerini dosdoğru yazan birisi çıktı. Bu ülkenin analitik değerlendirme yapanlara ihtiyacı var, temenniler ve ninniler doğrultusunda kendini ve halkı oyalayanlara değil.
her satırına katıldığım bir yazı. sizin burada kastettiğiniz emperyal gücü başka bir yazınızda ele alırsanız sevinirim. kastettiğiniz gladyo (neocon uygulamaların başındakiler) ise tamamen çakışıyoruz. humeyni yi fransada besleyip irana getirende onlar,abd kurumsal devletine, irana ambargo koyduranlar da onlar . türkiyede amaçlarına amaçlarına ulaştılar hocam. gladyonun asıl amacı türkiye.iran gibi ülkelerin modernleşip kalkınmasını önlemek,batı kampından uzak tutmak. suriye-ırak gibi ülkelerde ise baas gibi modelleri değil,dinci serbestisini sağlamak.uzak doğuda ise rusya ya karşı çini kalkındırmak. bende bir zamanlar olaya abd-sömürü düzleminde bakardım,şimdi farklı düşünüyorum.işin kötüsü bu fakirleştirme oyunundan kurtulmamız bana olanaksız geliyor. sevgili fırat arkadaş aşağıda iki şık sunmuş,birinci şıkta sunulan güncel algılamalar ikincisinde ise ne yazık ki gerçek var.tabi ilkine inanıyorsa saygı duyarım o ayrı .aslında tek çıkış yolu atatürk ün dediği gibi çağdaş uygarlık düzeyinin daha üstünü hedeflemek ve bilim ama gel gör ki bunu yapacak araçlarımız elden alındı ve alınıyor. ben biraz umutsuzum yani. neyse hocam bu tür sade ve aydınlatıcı yazılarınızı bekleriz. sağolun.
Sn. Aydoğan,
AKP iktidarı ve Erdoğan elbette ABD ve AB tarafından yıldızı parlatılarak başa getirildi. Üzerinde mutabakata varıldığı şekilde bir yandan Ulusal ekonomiyi, onun temel taşları olan KİT’leri tarümar ederken ülkeyi üretmeyen ancak her türlü yerli ve yabancı malın hiç bir sınırlamaya tabi olmaksızın satıldığı bir açık pazara çevirdi. Sanayileşmeye yardımcı olabilecek kamu yatırımlarını neredeyse sıfırladı. Laiklik, demokrasi, sosyal devlet gibi Cumhuriyet devletinin temel kavram ve ilkelerini adım adım yok etmeye soyundu. Ülkenin bölünmesine yönelik adımları sözde açılım adı altında terör örgütü ve yandaşlarıyla birlikte attı. Açılım politikası oylarının %41 e kadar düştüğü 2015 seçimine kadar sürdü. Ancak bu düşmenin açılıma tepki sonucu olduğu anketlerde açıkça ortaya çıkınca çark etmeye başladı. Terör örgütü ve siyasi ayağına karşı daha sert politikalar izlemeye girişti ve görülen o ki bu da toplumda karşılık bularak e oylarında ciddi bir artışa yol açtı. Bugün bu durumu daha fazla yararına kullanmaya çalışmakta ve o yönde ilerlemektedir.
ABD-AB ile gerek Kürt koridoru gerekse Kuzey Suriiye’ye yaklaşım konusunda özellikle son iki yılda ayrı düştüğü özellikle bence tarışmasızdır. Ancak ekonomik altyapı ve sosyal, kültürel, siyasi üst yapıya yönelik tüm uygulamaları,hiç bir değişiklik göstermemekte ,ABD-AB li emperyalistlerin uygun gördüğü, tasvip ettiğr çicgide devam etmektedir. Bu noktada size tamamen katılıyorum.
Ancak Veryansın TV’nin bazı yazarlarına ve yaptığı haberlere bakınca sizden farklı bir yaklaşım öne çıkıyor. AKP iktidarı, Cumhurbaşkanı, bakanlarının açıklamaları, sözüm ona milli savunma sanayiine ilişkin haberler, FETÖ ile mücadele haberleri sayfalar dolduruyor. Diğer yanda da YCHP-HDP işbirliğine dair konular önemli yer tutmakta. Peki AKP’nin her gün şahit olduğumuz ve toplumdan büyük tepki çeken uygulamaları, politikaları neden diğer yazarların köşelerinde ve haberlerinizde bu kadar yer tutmuyor? Lütfen Veryansın TV de Aydınlık gibi madalyonun sadece bir yüzüne bakıp iktidarı ve uygulamalarını göklere çıkarmasın.