AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kimsenin beklemediği bir anda beklenmeyen bir açıklama yaptı ve Türk askerinin Libya’ya gönderileceğini açıkladı. İlk adım olarak tezkereyi Meclise gönderdi. Karmaşa ve çatışmanın sürdüğü ülkeden uzak bir yere asker göndermek sorumluluğu yüksek bir girişimdi. Ancak, bu girişim için kabul edilebilir bir gerekçe ileri sürmedi. Muhalefetten, ‘biz buna karşıyız’dan başka bir ses çıkmadı, gerçeği ortaya koyan bir açıklama yapılmadı. Türk Ordusunun, uluslararası bir eylemcede (operasyonda) çatışma alanına sürülmesi, ABD’nin uzun süredir peşinde olduğu ancak Kore Savaşından beri başaramadığı bir tasarımdı. Libya, bu tasarımın uygulamaya dönük ilk adımı olacaktı. Türk Ordusu, emperyalist çıkarlar için silahlı çatışmaya sürülecek, vurucu güç olarak kullanılacaktı. ABD, bunu sağlamak için çok uğraşmıştı.
LAROUCHE’DAN CLİNTON’A
Lyndon LaRouche, ABD 2004 Başkanlık Seçimlerinde Demokrat Partiden Başkan aday adayı olan ünlü bir ekonomist ve siyasetçidir. 2002 yılında yaptığı bir söyleşide; “Türkiye, uluslararası askeri operasyonlarda üzerine görevler yüklenmesi sürecinde parçalanacaktır” demişti.1 Türkiye’nin üzerine şimdi, kendisini hiç ilgilendirmeyen bir yerde, ilişkisi olmadığı bir askeri eylemcede görev yükleniyordu.
ABD Başkanı Bill Clinton, Ekim 1999’daki Amerika ziyareti sırasında Başbakan Bülent Ecevit’e şunları söylemişti: “20.Yüzyılın ilk elli yılı Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasının paylaşılmasının yol açtığı değişikliklerle geçti. 21.Yüzyılın ilk elli yılı da Türkiye’nin alacağı doğrultuyla şekillenecektir…”.2 Clinton benzer görüşleri bir ay sonra yinelemiş, Georgetown Üniversite’sinde yaptığı konuşmada; “Önümüzdeki yüzyılın, büyük ölçüde, Türkiye’nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum” demişti.3
ABD’de 2001 yılında“Global Trends 2015” adlı rapor yayınlandı. Dışişleri Bakanlığı, Merkezi Haber Alma Örgütü (CIA) ve ABD Ulusal İstihbarat Konseyi (NIC) tarafından ortak olarak hazırlanan raporda, Türkiye için şu saptama yapılmıştı: “Türkiye’deki her gelişme, global oluşumları direkt olarak etkileyecektir… Türkiye’nin 2015’e kadar iç istikrarı ile jeopolitik konumundaki gelişmeler; Bölge, Batı dünyası ve Amerikan menfaatleri üzerinde büyük etki yapacaktır”.4
Ekonomik dengeleri bozulmuş çok borçlu bir ülke olan Türkiye, 21. Yüzyılın ilk 50 yılını nasıl belirleyecek? Clinton ne demek istiyordu?… Yanıtın ipuçları, Türkiye–Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Daniel Cohn–Bendit’in 2000 yılında yaptığı değerlendirmede bulunuyordu. Bendit, Türkiye’nin Batı’yla bütünleşmesine Barselona Yolu, Kemalizmin yaşatılmasına ise Bağdat Yolu diyor ve şunları söylüyordu: “Barselona yolu Türkiye için geleneksel Kemalist köktenciliğin parçalanması anlamına gelmektedir. Türkiye bu durumda, Kürtlerin de içinde bulunduğu bölgesel ademi merkeziyetçiliği kabul etmek zorundadır. Bağdat Yolu ise, Kemalist merkeziyetçilik ve otoriteciliğin güçlendirilmesi, böylece de Batı’dan vazgeçilmesi anlamına gelmektedir. Her iki yolun da gerçekleşme olasılığı vardır”.5
Kumpas davaları ve OHAL kararnameleriyle ordunun etkisizleştirilmesinden sonra, Türkiye’nin kısa dönemde ’Bağdat Yolu’na girme yani Kemalizme yönelme olasılığı şimdilik ortadan kalkmış görünüyor. Yönetimde kişi egemenliğine geçilmesiyle, Türkiye Barselona Yolu’na girmiş, ‘bugünkü ve yarınki rolünü’ Batı’nın buyruğuna girme, bir başka deyişle ‘Batı’nın taşeronu olma’ olarak belirlemiştir.
AKP VE LİBYA
AKP yönetimi, bir yandan ordunun yapısını bozup gücünü kırarken, öbür yandan ABD’nin isteğiyle birliklerini NATO adına Ürdün’e, Afganistan’a, Somali’ye göndermiş daha sonra da Suriye’ye bulaştırmıştı. ABD, Türk Ordusunu şimdiye dek, gerekçesiz ve haklı bir nedene dayanmadan dışarda doğrudan silahlı çatışmaya göndertememişti. Bunu ilk kez Libya’da başarıyor. Libya’ya asker gönderme meclis kararıyla oluyor ama bu yalnızca görünüşte böyle. Karar vericiler başka, meclis verilmiş kararı onaylayan konumunda.
Libya’ya asker gönderme, kimseyi ikna etmeyen kötü yazılmış bir senaryo üzerine oturuyor. Türkiye’nin girişimden yararlanacağı bir sonuç yok. Libya’yı havadan bombalayıp ülkenin zenginliğine el koyanlar, karadan asker göndermiyor. Çıkarlarını koruyacak ‘istikrarlı’! bir düzen kurmak için Türk ordusunu kullanıyor. Mustafa Kemal’in kurduğu ordu, emperyalizmin vurucu gücü oluyor. Bu durum, bugüne dek yaşanmamış olan bir kırılma olayıdır.
Uygulama, Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım’da imzalanan ve adına ‘Askeri ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması’ denilen girişimle başlatıldı. Maddi temelden yoksun bu yapay çıkış, dışarda kurgulanan bir tasarımın kimseyi ikna etmeyen ilk adımıydı. Erdoğan, “İstenirse Libya’ya asker gönderebiliriz” biçiminde açıklamalar yapıyordu.
Libya’da Kaddafi’nin 2011’de öldürülmesinden bugüne dek iç savaş sürüyor. Birleşmiş Milletlerin (ABD diye okuyunuz) tanıdığı Trablus merkezli grup ile doğuda bulunanlar arasında yönetim çatışması var. Çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte, Çad ve Sudanlı dinci terör kümelerinin etkisi artmış durumda. Libya’daki 5 Sudanlı kümeden 4’ü doğuyu, 1’i Trablus’u destekliyor.6 Ülke olarak doğudakileri Fransa, Rusya, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Trablus’takileri ABD, İtalya, Türkiye ve Katar destekliyor; Libya, büyük güçlerin çıkar için çatıştığı karmaşa içinde.
AÇIKLAMALAR, EYLEMLER
Erdoğan, 27 Kasım’da Trablusgarp grubunun lideri Serrac ile görüştü. Serrac, çatışmalar şiddetlenirse, Türkiye’den askeri destek isteyeceklerini açıkladı…7 Erdoğan, buna karşı, Türkiye Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlarının belirlendiğini, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın bu bölgeden Türkiye’nin onayı olmadan doğal gaz hattı kuramayacağını söyledi. “Bu bizim için tarihe kayıt düşmektir ve tarihe kayıt düşüyoruz” dedi. Asker gönderme konusunda, “bir davet gelmesi durumunda Türkiye nasıl bir inisiyatif üstleneceğine kendisi karar verecektir. Biz bir yerlerden izin almayız” açıklamasını yaptı.8
Deniz yetki alanlarıyla ilgili belirlenen sınırlar dediği bölgenin, uluslararası hukuk açısından bir değeri yoktu. Çünkü, Doğu Akdeniz yetki alanları konusunda karmaşa içindeydi. Kıyıdaş ülkeler, ortak bir karara varmamış, ‘Münhasır Ekonomik Bölgeler’ belirlenmemişti. Libya’nın, Akdenizdeki karşı kıyısı İtalya ve Yunanistan’dı. Yandaş gazetelerde yayınlanan ve deniz yetki alanı olarak gösterilen harita keyfi bir çizimdi. bir değeri yoktu. Erdoğan’ın sözünü ettiği başka ülkelerin, ‘doğal gaz hattı kuramaması’ diye bir durum hukuken mümkün değildi.
Libya’nın asker daveti beklendiği gibi çabuk geldi. Türkiye’den deniz, kara hava desteği istendi. Erdoğan “Davet olduğuna göre icabet edeceğiz” dedi. “Libya bize hem Osmanlı’nın hem de şerefli bir Osmanlı subayı olarak Gazi Mustafa Kemal’in yadigârıdır. Gazi Mustafa Kemal 1911’de Trablus, Bingazi ve Derne’de Libyalı kardeşlerimizi işgalci güçlere karşı teşkilatlandırmış ve birlikte savaşmıştır” açıklamasını yaptı.9 Mustafa Kemal’in çarpıştığı Libya’nın Osmanlı toprağı olduğunu belirtmedi. Tarihe not düşülüyordu ama tarih bu notu düşenleri olumlayarak yazmayacaktı.
Erdoğan, 25 Aralık’ta aniden Tunus’a gitti. Türkiye’de 4 milyondan çok mülteci varken, “Bu bölgede 500 bine yakın mültecinin olması Tunus’a ciddi bir yüktür. Bu yükün altından bir an önce kalkmak gerekiyor. Libya’daki bu olumsuz gelişmeler sadece Libya’da kalmıyor aynı zaman komşu ülkeler bundan ciddi manada rahatsız oluyor” dedi.10
Libya anlaşması 21 Aralıkta onaylandı. Hükümet, yurt dışıma asker gönderme tezkeresini Meclise gönderdi, Meclis 2 Ocak’ta olağanüstü toplantıya çağrıldı.11
SÜRECİN OLUŞUMU
ABD’de uzun bir süreden beri, Türkiye’ye yönelik yaptırımlar konuşuluyor, yaptırım kararları alınıyordu. Alınan ama uygulanmayan kararlar, göz korkutma aracı olarak kullanılıyor, bir tür şantaj olarak elde tutuluyordu. S-400 ve Barış planı nedeniyle, ‘yaptırım’ alanı genişletilmiş, yeni yaptırım konuları açıklanıyordu. Basına yansıtılan 3 olası uygulama dikkat çekiyordu. Buna göre; Bakanlardan Süleyman Soylu, Hulisi Akar, Fatih Sönmez listeye alınıyor, Suriyeli mültecileri zorla geri döndürmek isteyenlerin listeye alınacağı söyleniyor 12, daha önemli olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin net mal varlığı, gelir kaynakları ve iş ilişkilerine dair bir rapor hazırlanmasının sözü ediliyordu.13
Basında ve sosyal medyada bunlar yer alırken, ABD Başkanı Trump, Erdoğan’a ağır bir mektup gönderdi. Basına da verilen bu mektupta; “Aptallık etme, gel anlaşalım, seni sonra arayacağım” diyordu.14
Erdoğan, bu çağrı üzerine ABD’ye gitti ve 13 Kasım’da Beyaz Saray’da Trump’la 1 saat 15 dakika ‘başbaşa’ görüştü. Görüşme sonrasında yapılan ortak basın toplantısında, Trump ‘S-400 sorunun çözülmesini umduğunu’ söyledi; “Türkiye NATO’nun önemli bir üyesidir” dedi. İki ülke arasında yapılan askeri iş birliklerini hatırlattı... Erdoğan’ın büyük bir hayranı olduğunu, verimli bir toplantı gerçekleştirdiğini’ açıkladı.15
Erdoğan konuşmasında Ermeni soykırımı, İŞİD’le mücadele, Suriyeli sığınmacılara harcanan para ve Fetö’yle ilgili bilinen açıklamalardan sonra “Birleşik Devletler’le ilişkilerde yeni bir sayfa açmakta kararlıyız” dedi. 17 yıldır sürdürdüğü ABD politikasından sonra, “yeni sayfanın” ne anlama geldiğini açıklamadı.
13 Kasım’a gelen süreç göz önüne alındığında, her iki açıklamanın da, ‘başbaşa’ görüşmede konuşulanlar değil, konuşulmayanlar olduğu belli oluyordu. ‘Yeni sayfanın’ ipuçları Türkiye’ye döndükten sonra ortaya çıkmaya başladı. Uzun süre sessizliğe gömülmüş olan ‘Kanal İstanbul’, sıradışı bir ivedilikle gündeme getirildi; birkaç hafta içinde ihalesinin yapılacağı açıklandı.
Yıllarca önce, “NATO’nun Libya’da ne işi var” denmişken, yine sıradışı bir ivedilikle, Libya’ya asker gönderileceği açıklandı. Meclis, olağanüstü toplantıya çağrıldı. ‘Yeni sayfa’, Türkiye’ye ilerde büyük sorun yaratacak yeni kırılma noktaları yaratarak açılmış oldu. Montrö’yü tartışmaya açıp İstanbul’u mahvedecek ‘kanal’ ve Türk Ordusunu emperyalist çıkarlar için Libya çöllerinde çatışmaya gönderen tezkere. Yeni sayfa buydu.
DİPNOTLAR
1 ’11 Eylül Hükümet Darbesidir’, Söyleşi, Taha Özhan, ‘Türkiye veDünyada’, Haziran 2002, sf.12
2 “Kendine Rağmen Dünya Devleti Olmak” Sedat Ergin, Hürriyet 05.10.1999
3 “Clinton’u Nasıl Okumalı?” Ali Sirmen, 11.11.1999 Cumhuriyet
4 “ABD Batı’nın Geleceği Türkiye’nin Elinde” Hürriyet, 07.03.2001
5 “Europa İstdie Letzte Utopie”, Daniel Cohn Bendit, Tageszeitung, 03.11.2000, ak. Aydınlık, 26.11.2000
8 https://www.internethaber.com/erdogan-istenirse-libyaya-asker-gonderebiliriz-2068605h.htm
10 http://m.haber7.com/siyaset/haber/2928178-cumhurbaskani-erdogandan-libya-mesaji
11 https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/son-dakika-libya-tezkeresi-meclise-sunuldu-5539277/
12 https://tr.euronews.com/2019/10/15/abdnin-turkiye-yaptirimlari-neleri-kapsiyor
14 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50077573 ve https://www.birgun.net/haber/abd-temsilciler-meclisi-turkiye-ye-yaptirimlari-kabul-etti-erdogan-in-mal-varligi-arastirilacak-274371
15 https://tr.euronews.com/2019/11/13/canli-anlatim-cumhurbaskani-erdogan-amerika-birlesik-devletlerinde
Sayın Metin Aydoğan’ı 2012’den beri takip ederim, tavsiye ederim, referans gösteririm, alıntılarım. Nacizane şunu söylemek istiyorum, bazen muhaliflerinin RTE düşmanlığı rasyonel düşünme yeteneklerini kısıtlayabiliyor.
Ayrıca Veryansıntv yazarları okumak kadar yorumları da okumaktan faydalanıyoruz. Lakin bazı yorumcular sinir bozdu. Aynı yorumu birden fazla yere kopyalayıp yapıştıran, tanımadığı kişileri troll olmakla, eğitimsiz olmakla ve ukala olmakla itham eden ukalalar türemiş. Kendi sanarsın ki teorik fizikçi doktor bir dahi; daha Türkçe’yi özenmesine rağmen düzgün kullanamıyor. “Büyüğümüz” diye yazılır, Türkçe’de “büyümüz” diye birşey yok; de-da bağlacını kullanmayı da bilmiyor. Bu ülke en çok da kendini aydın zanneden cahillerden çekti malesef. Çoğu da eğitimli cahil malesef.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Aşağıdaki abuk subuk yorumları görünce sizin gibi hiç bir hesabı olmayan vatansever insanlarımıza üzülüyorum. Benzer tepkileri Osman Başıbüyük büyümüz içinde göstermişler. Sanırsınız ki uluslararası eğitim görmüş akademisyen, diplomat, uzman, kurmay. Hadi bunlarıda geçelim araştırmacı yazarlar mı acaba! Tezleri teorileri olan doktora yapmış kişiler mi acaba! Herkes her konuda çok bilgili maşallah, her şeyide biliyoruz. Son yıllarda bu tipler oldukça çoğaldı. Trol var mıdır? Kesin vardır. Ama kesin birde ukala olanlar var. Ki eminim hayatlarında üç beş kitap okumuşluklarıda yoktur. Editör arkadaşımdan yorumları onaylarken dikkat etmesini tavsiye ederim. Benzer yorumları yayınlamayın. Belliki burada da algı oluşturmaya, bilgi kirliliği hedefleyenler var. Aman dikkat!
Bilgi dunya uzerindeki su anda parayla pulla degeri olculemeyecek tek hazinedir. Bilgi ayni zamanda hergun her saat guncellenmesi gereken ve cok cabuk son kullanma terihini gecebilen birseydir. Guncellenmemis bilgiler aynen raf omru gecmis tavuk eti gibi sizi zehirleyip oldurebilir de. Sizler hangi bilgiye bilgilere veya kaynaklara dayanarak bu kadar hayati konularda kesin yargilara ulasabiliyorsunuz hayretle bakiyorum sadece…Ha biz kendi aramizda egleniyoruz diyorsaniz o zaman baska tabii…Iyi eglenceler…Dipnotlara bakinca anlasiliyor zaten..semt pazari dagildiktan sonra yerlerde kalan sebze meyvelerden olusturulmus sofra misali…
Söylediğiniz, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” antlaşmasının bir önemi yoktur; yandaş basında yer alan haritalar keyfi haritalardır, şeklindeki açıklamalarınız vatanseverleri hayal kırıklığına uğratmıştır.
Türkiye’nin 2000’li yılların başında Doğu Akdeniz’e yoğunlaştığı görülmektedir. Sayın Metin Aydoğan’ın küçümsediği ve keyfi olarak gördüğü haritalar 2009 yılında Amiral Cihat Yaycı’nın bilimsel çalışmaları sonucu tespit edilmiştir. Ertesi yıl, Türkiye Hükümeti’nin Kaddafi ile görüşmesinde bu haritalar paylaşılmak üzere Amiral Cihat Yaycı’nın da içinde bulunduğu askeri heyetin Libya’ya götürülmesi planlanmıştır.
Türk Deniz Kuvvetleri’nin, ve önemli amirallerinin kumpaslarla hedef alınmasının sebebi Mavi Vatan’ımızın hak ve menfaatlerini savunan faaliyetlerde bulunmasıdır.
11 Şubat 2011- Türk Deniz Kuvvetleri’nin amirallerinin yarısı olan 25 amiral ile 100’e yakın deniz subayı (komodorlar, gemi/birlik komutanları) Balyoz kumpası ile tutuklandı.
Emperyalist planları bozan, Libya ile imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” antlaşmasına haksızlık yaptınız. Türkiye, ABD’nin kontrolünden çıkmıştır. Tayyip Erdoğan veya başka hiçbir siyasi gücün, bu yoldan dönme şansı yoktur.
yorumlara bakılırsa bu ulkede halen kafası ıslemeyenler var. zerre kadar burunlarının ucunu gormekten acız b
ir mıllet yarın osmanlının dustugu duruma dustugunde ımdat cagrısına kosacak olanalr kemalıstler olacaklardır.
tc ordusu bagımsızlıgını toprakalrının sınırını korumakla gorevlıdır. emperyalıst usagı olarak sagda solda lejyonerlık yapmak degıl.
13 kasım Sevr dir⚠️ Kişisel veriler ve BOP spujocuğu görevi gereği padişah Türkiye
İktidar denetlenemiyorsa olacaklara koyun gibi razı olmak zorundasınız. Bugün ülkenin temel sorunu Akp değil, Akp’nin alternatifi olmamasıdır.
CHP kuruluş ayarlarına dönmediği, mevcut il, ilçe, myk, parti meclisi yöneticileri değişmediği sürece körler sağırlar birbirini ağırlar. Vatanseverler bütün enerjilerini muhalet gücünü y-chp’ye yöneltmelidir. Toplumu örgütleyip harekete geçirecek tek güç Chp’dir. O’da işgal altındadır.
Allah sizin gibi küçük hesaplar peşinde olan ve bağnaz düşünceye sahip olanlardan kurusun bu milleti
Libyaya osmanlı torunlarını ak tosunları bedelli askerlik yapan tosunları göndersinler.Ne demişti birisi deliğe süpürmeyin kullanın kardeşim esad birgecede nasıl zalim esed oldu 5 milyon suriyeli bize girdi.1milyon da libyalı gelir kanal manzaralı katarkente yerleşirler bizim asgari ücretlilerede iş çıkar fenamı.Mal varlığı denince akan sular durur.Dağlar delinir kanal açılır
Libya’ya asker göndermek Türkiye’nin sonu olur. Resmen intihar.
Sayın Metin Aydoğan, gerçekleri dile getirdiğiniz ve bizi aydınlattığınız için sizi kutlarım.Yenilen pehlivan güreşe doymaz. Ayinesi iştir kişinin ,lâfa bakılmaz. Atatürk ve laik cumhuriyet düşmanlarından anti-emperyalist olmaz. Tek kişilik AKP iktidarının işlediği suçları , yaptığı kötülükleri , bu dinci-faşist , padişah özlemcisi iktidarın asıl amacını görmezden gelenler ; gaflet ve delâlet ve hatta ihanet içinde olduklarını farkedemiyorlar mı ? Yoksa menfaatleri gereği mi bu ucube iktidarı destekliyorlar ? Sürekli yalan söyleyen, yapay gündem oluşturup gerçekleri gizleyen , insanların aklıyla alay eden, ahlâk ve erdem yoksunu bir gurubun Türk Milletini yönetmeye hakkı var mıdır ?
Hocam ellerinize sağlık! Ne güzel izah etmişsiniz!
Libya hakkında en güzel açıklamayı sayın Hasan Ünal yaptı. Libya’ya asker gitmeli. Libya’ya asker gitmesi ne kadar önemli ise, Suriye’ye, Lübnan’a, İsrail’e ve Mısır’a diplomatların gitmesi de o kadar önemli. Askerle beraber derhal onlara gitmeli. İsrail’e gitmiş zaten. Bu 4 ülkeyi AB (Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi) yanından, yanımıza çekmeliyiz Doğu Akdeniz’de. Çekeriz çekemeyiz ama mutlaka denemeliyiz acilen. Suriye ve İsrail’i rahatlıkla çekebileceğimizi de düşünüyorum.
Sayın Metin Aydoğan sizi çok severim. Değerinizi bilen ender insanlardan biriyim. Ancak burada yazdıklarınız hiç bir şeye katılmadığım gibi, burada yazdıklarınız hem kendi içinde çelişiyor, hem de sizin genel dünya bakışınızla çelişiyor.
Birincisi o kadar çok bahsetmediğiniz şey var ki. Mesela Akp’nin 2014 öncesi ve sonrası dış politikası 180 derece zıt. Sanki hep aynıymış gibi algılıyorsunuz, ve anlatıyorsunuz. 2014 sonrası dış politikada Türkiye son 200 senede Atatürk’ten sonraki en bağımsız politikayı yapıyor. ABD Pkk benim ordum diyor, dalıyoruz er ile yeksan ediyoruz. S-400 alamazsın diyor. Türkiye’deki bütün işbirlikçilerine, Türkiye’nin yarısına rağmen alıyoruz…
İkincisi hep bizim hakkımızdaki ABD politikalarından, planlarından bahsediyorsunuz. Ama bizim neler yaptığımız yok. Katar’ı korumak ABD planımıydı. Suriye’ye girmemiz ABD planımıydı. Yapmayın allah aşkına. Tam tersine ABD planlarını sekkeye uğratan işlerdi. Sonuçları da harika oldu. Yapmasaydık felaketti bizim için. ABD’nin Barzani ve Talabani üzerindeki 30 yıllık emeği. Nasıl bir kaç ayda heba oldu. Ordumuz Irak ordusuyla ABD isteğiylemi tatbikat yapıyordu.
Üçüncü konu hep ABD, ABD, Doğu Perinçek gibi. Ama bu konudaki yani Mavi Vatandaki asıl as oyuncudan hiç bahsetmiyorsunuz. AB. Mavi Vatan’da Türkiye’nin karşısındaki asıl oyuncu AB, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ABD’nin değil., önce AB’nin uç beyliği. Türkiye düşman karşısında haklarını korumak için bir adım atmış, Libya’daki BM tarafından tanılan hükümetle bir anlaşma yapmış. Bunu korumayacaksak. Neyi koruyacağız bu dünyada.
Dördüncü konu. Atatürk sömürgeciliğe karşı kimleri yanına almıştı paktlarla. Yunanistan, Bulgaristan, Irak, İran, Afganistan. Batı perestlerin beğeneceği hiç ülke yok. Çöllerde ne işimiz var derlerdi. Ama Atatürk için önemli değildi bu. Çünkü realite bu. Bugünde Türkiye; Katar, Somali, Libya, Pakistan, Türk Cumhuriyetleri vesaire, vesaire. Bölgede kendi bir ittifak sistemi oluşturmak zorunda. Biz gerçekte ne Çin ile, ne Rusya ile bir ittifak sistemi oluşturamayız. Ancak çıkarlarımız için taktik birliktelikler yapabiliriz. Ama her taraf gelişen büyük güçler. AB, ABD, Rusya, Çin. İlerde AB’nin ABD’den kopup, Rusya’yı yanına çekmesini düşünemiyorum bile. Bizim için 19 y.y. yeniden başlar. Bizde kendimize göre bir ittifak sistemi oluşturmak mecburiyetindeyiz. Bu tabiki kör bir mezhepçlikle veya milliyetçilikle olmayacak. Akılla olacak şey.
Beşinci olarak deniz yetki alanlarında, alay seviyesinde yazdıklarınız için teessüf ederim. Size hiç yakıştıramadım. Cem Gürdeniz’i hiç mi dinlemediniz. Yazıklar olsun. Başka bir şey demiyorum.