Murat Bölükbaşı
Murat Bölükbaşı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Dağın ardını görebilmek

Dağın ardını görebilmek

featured

Murat Bölükbaşı yazdı…     

Dedem cambazlık (hayvan ticareti) yaptığı 60’lı yıllarda bir köye hayvan almaya giderken yanında götürdüğü büyük torununa ufku işaret edip “Ne görüyorsun?” diye sormuş.

Torun, “tarla” demiş. Dedem yine sormuş, “Ne görüyorsun?”. “yol” demiş. Dedem her seferinde yine aynı soruyu sormuş.

Cevap her seferinde değişmiş; nehir, ağaç, kuş, eşek, güneş… Ne görüyorsa söylemiş amca oğlu.

Nihayetinde ardı ardına sorulan sorudan bunalan büyük kuzenim hiddetle, “Dağ var dede dağ, görmüyor musun? Bana niye soruyorsun” demiş. Dedem alaycı bir gülümsemeyle, “Torun! Senin benim gördüğümü herkes görüyor. Asıl mesele dağın ardını görebilmektir.” dediğini anlatmış ve bana hayatının ilk dersini Kuvayımilliye askeri cambaz dedemiz Hüseyin Çavuştan aldığını söylemişti.

Tam 21 yıldır AKP iktidarıyla yönetiliyoruz. Gözümüzün önünde, burnumuzun dibinde o kadar çok şey yaşadık ki, perşembenin geleceği çarşambadan öyle belliydi ki, biz yine de önümüzü göremedik!

21 yıllık AKP iktidarında üreterek değil, tüketerek büyüdük. 2009’dan sonra giren sıcak parayla sahte ve geçici mutluluklar yaşadık. Eli kalem tutan, masada ağırlığı olan, filmin sonunu gören çok insan sesini duyurmak için çırpındı durdu ama nafile!

Reis, “Benim uzmanlık alanım ekonomi, ben ekonomistim” dedi; “’Hay seni yaratana kurban” deyip çılgınca alkışladık. Bırakın ahaliyi, piyasalar bile bu özgüvene yemyeşil ışıkla destek verdi. Reis “Nas” dedi, işin erbabı olanlar, “Nas’ın sonu yas” dedi ama dinletemedi.

Kefen parası denilen ihtiyat akçesi harcandı. Daha ne olsun! Merkez Bankası net rezervi 60 milyar dolar ekside! Cenaze ortada duruyor, kefenleyecek ekonomi imamı arıyoruz ama bulamıyoruz. Var olan da oldukça “rasyonel bir imam” ama dar gelirliyi, emekliyi, asgari ve sabit ücretliyi hiç sevmiyor! Belli ki, bizi kefenlemeden toplu mezara gömmek istiyor…

İşim ekonomi yazmak değil, ama bu önünü görememe ya da ön görememe hastalığı kronik bir hal alarak tüm sektörleri etkilediği gibi futbol sektörünü de ağır ve yıkıcı bir şekilde etkiliyor. Özellikle alt liglerde birçok kulüp yeni sezonla ilgili hala faaliyete geçebilmiş değil. Kimisi satışa çıkıyor talep bulamıyor. Kimisi “ben bu sezon ligde yarışamayacağım” diyerek TFF’ye dilekçe veriyor. Yarın BAL dahil birçok kulübün aynı başvuruyla ligden çekilme talebinde bulunabileceğini ön göremeyen TFF, başına büyük bir dert alıyor.

Türkiye’de ekonomik buhranın futbola yansımasının şimdi olmasa bile sezon içinde sektörde büyük bir darboğaza gireceğini göremeyen federasyon, grup yapısını Edirne’den Van’a geniş bir coğrafyada planlıyor.

Yarın, bazı kulüplerin ekonomik nedenlerle deplasmana gidemeyeceğini ya da otobüste yolculuk ederek maç saatinde stada geleceğini ön göremeyen futbol federasyonuna tavsiyem, BAL,3. ve 2. Lig gruplarını hiç vakit geçirmeden bölgesel olarak tekrar planlamasıdır.

Bir diğer uyarım Türkiye liglerinde kulüp satın alan yabancı kulüp başkanlarının TFF Genel Kurulu delegesi olması yönünde alınan kararın sakıncalarıdır. TFF Statüsü gereği delegasyon üyesi ve aday olacak federasyon başkanı TC Vatandaşı olmak (Madde 11/3b) zorundadır. Başvuru sahibi aynı zamanda Türkiye’de yerleşik ve kayıtlı olduğuna dair yazılı beyanda bulunmak (Madde 11/2d) zorundadır.

Oylamaya konu olan Göztepe Kulüp Başkanı’nın tüzüğün ilgili maddelerine uygun olmayan yabancı bir sektör yatırımcısı olarak bu konuda verilen önergeyle tüzüğe aykırı bir durumun oylanması sonucunda TFF Genel Kurul Delegesi olması her anlamda düşündürücüdür.

Katar Şeyhi Tamim Bin Hamad’ın Trabzonspor’u değerinin 7 katı bir teklifle 665 milyon euro’ya satın almakla ilgili yazılı basında çıkan haberler dağın ardını görebilmek açısından önemli bir örnektir. Eğer bu satış iddiaları gerçekleşirse bir gün federasyon başkanımız Katar Emiri Tamim Bin Hamad olursa sakın şaşırmış gibi yapmayın!

Türk futbolunda yıkımın başlangıç tarihi 21 Kasım 2016’dır. Dönemin TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve yönetiminin büyük bir başarı hikayesi olarak servis ettikleri Katar sermayesi olan Digitürk, yayın ihalesini 500 Milyon dolar+KDV bedelle beş yıllığına kazandı.

Kimse de, ‘’Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?’’ diye sorgulamadı.

Öyle ya! Bizim ligimizin marka değeri bu kadar etmezken, elin Katarlısı tek zarar ettiği ülkeye niye değerinin üstünde bir meblağ ödesin ki..!

İlginç olan aynı sezon içinde yabancı oyuncu sınırı 5+3’ten 14’e çıkarıldı.

Yani anlayacağınız para oluk oluk yurda girip, içi geçmiş yabancılara dökülen dolarlar geldiği gibi yurt dışına geri pompalanıyordu.

Bu arada kulüplerde hırsızlık rutin bir uygulamaya dönüşüyor, yönetici menajer, futbolcu, antrenör karesi de pastadan büyük pay alıyor, anlı şanlı camialar bir süre sonra altından kalkılamayacak borç yükü içinde tarihin tozlu sayfalarında yerini alıyordu.

Bugün sadece 4 büyük kulübün borcu 22 milyar liranın üstünde. BEİN SPORT’un bu yıl ligimize ödediği para 95 milyon dolar’ın da altında.

Anlaşmanın ödeme şartlarını güncel TÜİK resmi verilerine göre kayda aldıran TFF, kurumun gerçek veriler üzerinden enflasyon oranını açıklamayacağını ön görememenin cezasını da maalesef yine kulüplere çektirmekte…

Ön göremeyen, ya da önünü göremeyen insanların yönettiği bir ülkede, torununa dağın ardını görmeyi tavsiye eden Hüseyin Çavuşlara o kadar ihtiyacımız var ki…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!