Murat Bölükbaşı
Murat Bölükbaşı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Utanıyorsan, bayrağını al Anıtkabir’e gel

Utanıyorsan, bayrağını al Anıtkabir’e gel

featured

Murat Bölükbaşı yazdı…          

4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye kentinde Amerikan askerleri, 11 askerimizi başına çuval geçirip ters kelepçeyle derdest ederek gözaltına aldığında da utanmadık…

Dönemin hükümetinin kararı ile ordumuz, 1974 Barış Harekatı ile Kıbrıslı soydaşlarımızı Enosis hayali kuran EOKA’dan kurtarmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti kurulmuştu. Birleşmiş Milletlerin talebiyle Birleşik Kıbrıs için kanla kurduğumuz devleti 24 Nisan 2004’te ‘’Yes Be Annem’’ referandumuyla güle oynaya yavru vatanıyla, anavatanıyla Rumlara teslim etmek isterken de utanmadık…

Yunanistan 2004 yılından itibaren Ege ve Akdeniz’deki adalarımızı önce işgal, 2009 yılından itibaren ilhak etmeye başladı. 20 adamızı işgal eden Yunanistan, gayrı askeri statüde olması gereken adaları silahlandırmaktan da geri kalmadı. Mavi Vatan doktrininden geri adım atarken de utanmadık…

FETÖ kumpası ile devletin yetiştirdiği en donanımlı askerler zindanlara atıldı. 2008 yılında sözde silahlı Ergenekon Terör Örgütü davası, Balyoz davası ve diğer ilişkili davalarla Türk ordusunun omurgasına büyük bir darbe vuruldu. ‘’Türkiye bağırsaklarını temizliyor, milletim adına ben bu davaların savcısıyım’’ diyenleri yaşa var ol diye alkışlarken de  utanmadık…

17-25 Aralık operasyonunda para kasaları, ayakkabı kutuları, telefon tapeleri, rüşvet görüntüleri, bakan itirafları ve istifaları ortalığa saçılırken, sokağa çıkıp olayları protesto edip hükümeti istifaya zorlamak yerine, “çalıyor ama çalışıyor. Benim hırsızım iyidir.” mantığıyla ahlaksız bir duruş ve sessizlik göstererek haramilerin ateşine odun taşımaktan da utanmadık…

15 Temmuz Darbe Kalkışması’nda, Cumhurbaşkanı’nın darbeyi eniştesinden öğrendiği, Genelkurmay Başkanı’nın makamında boynuna palaska geçirilip tutsak alındığı, Mit Başkanı’nın aynı gün darbeden bir binbaşı vasıtası ile haberdar olduğu, Başbakan’ın tünelde saklanarak ölümden kurtulduğu, Gazi Meclisin bombalandığı, milletin meydanlara çıkıp Fetö kalkışmasına direnerek can verdiği, ama aziz vatanı hain bir terör örgütüne teslim etmediği bir kara gecenin sonrasında ‘’Allah bizi affetsin, milletim bizi affetsin’’ diyenler ile bunlar hiç olmamış gibi, miting meydanlarında ‘’Bereber yürüdük biz bu yollarda’’ diye şarkılar söylemekten de utanmadık…

Rıdvan Dilmen’in ‘’Sen de var mısın’’ etiketiyle şöhretli sporcularla başlattığı “Tek Adam” rejimine geçiş kampanyası halkta karşılık bulmasa da 2 milyon 750 bin mühürsüz oyun anayasaya ve hukuka aykırı bir şekilde kabulüne ses çıkarmayıp gaflet ve delalet içinde “Atı alan’ın Üsküdar’ı geçmesine” seyirci kalarak hıyanete ortak olmaktan da utanmadık…

50 bin kişinin katilini Gazi Meclise davet edenleri, kurucu önder diyenleri, umut hakkı isteyenleri, nihayetinde Türk’e kefen biçenleri ‘’Devlet adamı, bilge lider’’ diye ayakta alkışlamaktan da utanmadık…

Ülkemizin yasa dışı örgütlerin cirit attığı, kara paranın aklandığı, kanlı hesaplaşmaların yaşandığı, çetelerin sokaklara dehşet saldığı bir suç merkezi haline gelmesinden de utanmadık…

Kara paracıların, hırsızların, katillerin, sapıkların, teröristlerin serbest bırakılmasından, gazetecilerin, belediye başkanlarının, sendikacıların, siyasetçilerin, öğrencilerin, sanatçıların, anayasal çerçeve içinde protesto hakkını kullananların tutsak edilmesinden de utanmadık…

25- 30 yıl pirim ödeyerek hayatın finalinde rahat ve huzurlu bir yaşam sürmenin hayalini kuran emeklinin otogar bankları’nda bir battaniye ile uyumasından, köhnemiş izbe otellerin susuz, tuvaletsiz soğuk odalarında 200 TL karşılığında barınabilmesinden, ya da geçimini, çocuğuna ya da bir yakınına  muhtaç halde sürdürebilmesinden de utanmadık…

En düşük emekli maaşının, asgari ücretli maaşının bir ev kirasını bile karşılayamamasından ve bu oran çevresinde geliri olan, ülkenin % 65-70 ini oluşturan bu kitlenin ser sefalet içinde bir zombi gibi yaşamasından da utanmadık…

Dünya sefalet sıralamasında en sefil ülkeler sıralamasında 5. sıradayken, Ülkenin Cumhurbaşkanı’nın emrinde 13 uçak olmasından, yüzlerce koruma ordusu ve aracı ile gezmesinden, itibardan asla tasarruf edilmemesinde de utanmadık…

Somada göçük altında kalarak ölen 302 madencimizin ölümünden utanmadığımız gibi, Hatay depreminde enkaza yetişemediğimiz için ölen binlerce vatandaşımızdan, Bolu Kartalkaya’da sorumluların sorumsuzluklarından 78 insanımızın diri diri yanarak ölmesinden, Suriye’de Rusya’nın hava saldırısında 34 askerimizin bombalarla öldürülüp şehit edilmesinden sonra, Cumhurbaşkanı ve heyetinin Kremlin’de Putin’in kapısının önünde 2 dakika süresince bekletilmesinden de utanmadık…

Kurumlarımızdan TC ibaresi kaldırılırken, okullarda andımızın okunması yasaklanırken, Atatürkçü teğmenlerimiz ordudan atılırken, Tump’un isteğiyle Rahip Branson Bir gece ansızın Amerika’ya paketlenirken, ‘’hileli seçimleri herkesten iyi o bilir. Hiçbir Hollywood setinde böyle bir ekip kuramazsınız’’ diyerek Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile adeta dalga geçilirken de utanmadık…

Son 20 senede o kadar çok umursamadık ve o kadar çok utanmadık ki, ileride bu konuda ciltlerce eser yazılacağına eminim. Hayata aynı pencereden bakmasam da, Ahmet Altan’ın ‘’Utanmak insan ruhunun muhafızıdır, kapıda durandır. O muhafız kapıdan çekilince içeri her şey girer’’ sözü, yaşadıklarımız ve yaşatılanlar gözümüzün önüne geldiğinde yüzümüzü kızartıp başımızı öne eğdirecek kadar önemli ve anlamlıdır. Yine ünlü Rus şair Lermontov’un adeta aynada kendinle hesaplaşan, ‘’Utançverici bir umursamazlığımız var iyiye ve kötüye, solup gidiyoruz kavgaya girmeden daha; yüz kızartıcı korkaklarız tehlikeyi görünce ve iğrenç tutsaklarız iktidar karşısında.’’ diye kurduğu cümleler, kendiyle hesaplaşmayı göze alabilenler için ne kadar derin, güçlü ve etkileyici cümleler değil mi?

Velhasıl uzun sözün kısası; 27 Aralık 2025… O gün Kızılcagün’dür. Türk hisseden, derdi Türk Vatanı olan herkes; Kimliğini koru, Cumhuriyeti savun, ülkene sahip çık, iradeni ortaya koy, Türk Bayrağını al Saat 14.00 de Anıtkabir’de Tandoğan kapısında buluşalım. Biz iktidar karşısında iğrenç tutsaklar değiliz. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 27 Aralık’ta Ankara’ya gelen irade,
    Bu toprağın kaderini milletin kendisine teslim etti.

    Bugün o iradeyi sulandırmak isteyenler var.
    “Yeni dil” diyenler,
    “Yeni kimlik” diyenler,
    “Yeni düzen” diyenler…

    Ama sana soran yok:
    Sen ne istiyorsun?

    İşte o yüzden,
    Partisiz,
    Rozetsiz,
    Ama onurlu bir duruşla…

    Anıtkabir’de buluşuyoruz.

    Bu bir yürüyüş değil,
    Bu bir bağırma değil,
    Bu bir kavga değil…

    Bu, Cumhuriyet’e sahip çıkma nöbetidir.

    Bu millet nöbet tutmayı bilir.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!