Mustafa Köse
Mustafa Köse
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Esas komuta yeri: Askerî sağlık sistemi

Esas komuta yeri: Askerî sağlık sistemi

featured

Mustafa Köse yazdı…

Cephede Nefer, Hastanede Hekim

Bir asker için en büyük moral kaynaklarından biri nedir bilir misiniz?

Yaralandığında, arkasında kendisini anlayan, güvenebileceği bir sağlık sisteminin bulunduğunu bilmesidir.

Dağın başında, hudut hattında, üs bölgesinde ya da sınır ötesi harekât sahasında görev yapan Mehmetçik; sadece silah arkadaşına ve komutanına güvenmez. Bilir ki başına bir şey geldiğinde, onu hayata bağlayacak hekim de, sağlık personeli de, tahliye zinciri de aynı ruhun, aynı disiplinin ve aynı kurumsal hafızanın parçasıdır.

Çünkü asker için hastane, tedavi gördüğü bir binanın ötesinde cephe gerisindeki güven duygusudur. Asker için hekim, yalnızca reçete yazan kişi değildir. Hele askerî tabip ve sağlık personeli; beyaz önlüğünün altında aynı üniformanın ruhunu taşıyan bir silah arkadaşıdır.

Bugün üzerinde durmamız gereken mesele tam da budur:

Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) ve askerî hastaneler neden kapatıldı?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asırlık sağlık hafızası neden sivil sistemin içinde eritildi?

Ve en önemlisi, bu kararın bedelini kim ödedi?

Cevap açıktır: Bu bedeli Mehmetçik ödedi. Gaziler ödedi. Sınır ötesi harekât bölgelerinde yaralanan vatan evlatları ödedi. Ve maalesef hala ödemeye devam ediyor.

Askerî Tabip Sadece Hekim Değildir

Dışarıdan bakan biri, “Tabip her yerde tabiptir” diyebilir. İlk bakışta makul görünen bu cümle, askerlik söz konusu olduğunda eksik kalır.

Elbette tıp bilimi evrenseldir. Anatomi her yerde aynıdır. Sivil hastanelerimizde görev yapan hekimlerimizin bilgisine, emeğine ve fedakârlığına saygımız sonsuzdur. Ancak askerî tabiplik, yalnızca tıp fakültesi diplomasıyla olunabilecek bir şey değildir.

Askerî tabip hem askerdir hem de hekim.

O, yalnızca hastalıkları değil; harekât alanının şartlarını, tahliye zincirini, çatışma stresini, birliğin moralini ve yaralı askerin psikolojisini de bilir. Sedyede uzanan yaralıya sadece bir “vaka” olarak bakmaz. O “vaka”nın arkasında vatan nöbetindeki birliği, komutanları ve silah arkadaşlarının bulunduğunu ve o yaralı Mehmetçiğe gösterilen ilgi ve ihtimamın taa hudut hattından hissedileceğini iyi bilir.

Sivil sağlık sistemi açısından hasta, tedavi edilmesi gereken bireydir. Askerî sağlık sistemi açısından yaralı asker; aynı zamanda muharebe gücünün, birlik moralinin ve devlet sorumluluğunun bir parçasıdır.

Fark tam da buradadır.

GATA Bir Hastane Değil, Bir Ekol İdi

Gülhane Askerî Tıp Akademisi, sıradan bir sağlık kurumu değildi.

GATA; Türk ordusunun sağlık hafızasıydı. Harp cerrahisinin okuluydu. Askerî hekimliğin ocağıydı. Cepheden hastaneye uzanan zincirin merkez üssüydü.

Orada yetişen hekimler sadece anatomi, cerrahi, dahiliye ya da farmakoloji öğrenmezdi. Askerî disiplini, emir-komuta zincirini, yaralı tahliyesini, Kimyasal-Biyolojik-Radyolojik-Nükleer (KBRN) tehdidini, hava-uzay-deniz tıbbını, askerî psikolojiyi, gazilik rehabilitasyonunu ve sahra sağlık hizmetlerini de öğrenirdi.

GATA bir ruhtu, bir hafızaydı, yaralanan askerin hastanede kendini emin ellerde hissetmesi demekti.

Bu ekolün dağıtılması, bir kurumun kapatılmasından ziyade Türk Silahlı Kuvvetleri’nin stratejik destek sistemlerinden birinin yok edilmesidir.

15 Temmuz Gerekçesi ve Büyük Çelişki

15 Temmuz hain silahlı kalkışması, bu milletin bağrına saplanmış kanlı bir hançerdi. Devletin içine sızmış FETÖ’cü alçakların, milletin tankının namlusunu millete çevirdiği o gece asla unutulamaz. Elbette suçlular bulunmalı, yargılanmalı ve devletin bütün kurumlarından temizlenmeliydi.

Ancak burada şu soruyu sormak zorundayız:

15 Temmuz’da sadece askerî sağlık sistemi içinde mi FETÖ’cüler vardı?

Hayır.

Adliyede, Emniyette, Üniversitelerde, Bakanlıklarda, Tıp fakültelerinde vardı. İmam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde, hatta camilerde görev yapan din görevlileri arasında bile vardı.

Peki, FETÖ’cü tabipler çıktı diye tıp fakülteleri kapatıldı mı?

FETÖ’cü hâkimler, savcılar çıktı diye hukuk fakültelerine kilit mi vuruldu?

FETÖ’cü öğretmenler çıktı diye eğitim fakülteleri dağıtıldı mı?

FETÖ’cü imamlar çıktı diye imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri kapatıldı mı?

Hayır.

O hâlde neden sadece GATA kapatıldı? Neden askerî hastaneler dağıtıldı?

Halka hizmet için sivil sağlık sistemini geliştirmeye yönelik gayretler gösterilirken, Türk Ordusuna stratejik destek veren ve önemli bir kuvvet çarpanı olan özel ihtisas askeri hastaneleri kapatmak hangi maksada hizmet etmektedir.

Suçlu varsa ayıklarsınız. Hain varsa yargılarsınız. Sızma varsa temizlersiniz. Ama kurumu yok edemezsiniz.

Çünkü kurumlar bir milletin hafızasıdır. Devlet aklı, suçluyla kurumu ayırmak zorundadır. Aksi hâlde FETÖ ile mücadele ediyorum derken, devletin stratejik kabiliyetlerine zarar verirsiniz.

Ne yazık ki askerî sağlık sisteminde yaşanan tam olarak budur.

Suriye Harekâtlarında Görülen Acı Gerçek

Askerî hastanelerin kapatılmasının en ağır sonuçlarından biri, Suriye harekât alanlarında yaşandı.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve diğer sınır ötesi operasyonlarda yaralanan birçok askerimiz, sınır hattındaki şehirlerimizin sivil devlet hastanelerinde tedavi edilmek zorunda kalındı. Zaman zaman da yer ve yatak yokluğu nedeniyle gerekli ve yeterli müdahale yapılamayan Mehmetçiklerimiz olduğu hususu medyaya yansımıştı.

Elbette bu hastanelerde görev yapan çok değerli hekimlerimiz ve sağlık personelimiz vardı. Birçoğu gece gündüz demeden Mehmetçiğe sahip çıktı. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Harp cerrahisi, sıradan bir cerrahi tecrübe değildir.

Çatışma yaralanmaları, EYP ve mayın patlamaları, yüksek enerjili mermi yaralanmaları, çoklu travmalar, uzuv kayıpları, yoğun kanama, yanıklar ve sıhhi tahliye zinciri gibi durumlar özel bir askerî sağlık birikimi gerektirir.

Steril bir ameliyathanede planlı ameliyat yapmak başka şeydir; çatışma bölgesinden kan kaybederek gelen bir Mehmetçiği zamanla yarışarak hayata döndürmeye çalışmak başka şeydir.

Çünkü söz konusu olan Mehmetçiğin canıdır. Yani ordumuzun muharebe gücüdür.

Bazı vatan evlatlarımız, belki de güçlü bir askerî hastane zinciri ve harp cerrahisi ekolü ayakta olsaydı, bugün hayata tutunabilecekti. Bunu söylemek acıdır ama görmezden gelmek daha büyük bir vebaldir.

Güvenlik Boyutu

Meselenin bir de güvenlik boyutu vardır.

Askerî hastanelerde görev yapan personel, askerî hiyerarşinin, disiplinin ve güvenlik soruşturmasının doğal parçasıydı. Personelin kimliği, aidiyeti, güvenilirliği ve askerî hassasiyeti daha sıkı bir sistem içinde takip edilirdi.

Sivil hastanelerde ise güvenlik soruşturmalarının ve personel denetiminin askerî yapıdaki kadar sıkı olmadığı açıktır. Özellikle terörle mücadelenin yoğun olduğu dönemlerde, yaralı askerlerin tedavi gördüğü hastanelerde görev yapan bazı sağlık personeline ilişkin basına ve sosyal medyaya yansıyan terör örgütü sempatizanlığı iddiaları kamuoyunda ciddi rahatsızlık oluşturmuştur.

Bu iddiaların her biri ayrıca araştırılmalı, somut delile dayanmayan hiçbir kişi peşinen suçlanmamalıdır. Ancak böyle iddiaların varlığı bile, yaralı askerlerin tedavi sürecinde güvenlik hassasiyetinin ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter.

Düşününüz:

Teröristle mücadele ederken yaralanan bir asker, hastanede kendisine müdahale edecek kişinin kim olduğundan emin olamazsa, o askerin devlete duyduğu güven nasıl korunacaktır?

Asker cephede sırtını silah arkadaşına yaslar. Hastanede de kendisini emanet ettiği sistemin güvenilir olduğuna inanmak ister.

Bu güven zedelenirse, mesele sadece sağlık hizmeti olmaktan çıkar; doğrudan moral, güvenlik ve devlet ciddiyeti meselesi hâline gelir.

Harp Cerrahisi Tecrübesi Kaybolursa

Askerî sağlık sisteminin dağıtılmasıyla birlikte en büyük risklerden biri de tecrübe aktarımının kesilmesidir.

Yıllarca terörle mücadele sahasında oluşmuş harp cerrahisi tecrübesi ne oldu?
Bu bilgi kimden kime aktarılıyor?
Yeni gelen hekim, EYP yaralanmasını, çatışma travmasını, tahliye zincirini, gazilik rehabilitasyonunu hangi askerî ocakta öğreniyor?

Kurumlar, kişisel tecrübeyi ortak hafızaya dönüştürür. Bir askeri cerrahın, bir askeri tabibin, bir sağlık astsubayının yaşadığı olay; kurum içinde derse, prosedüre, tatbikat senaryosuna ve doktrine dönüşür.

GATA ve askerî hastaneler işte bu aktarımın merkezleriydi. Bu merkezleri dağıtırsanız, tecrübe kişilerin hafızasında kalır. Kişi gider, tecrübe de gider.

Muharip bir ordunun böyle bir lüksü olamaz.

Gaziler İçin Hastane Sadece Tedavi Yeri Değildir

Askerî sağlık sisteminin en önemli boyutlarından biri de gazilerimizin tedavi ve rehabilitasyon sürecidir.

Gazi, sadece fiziksel olarak yaralanmış kişi değildir. O, vatan görevi sırasında bedeninden bir parça vermiş insandır. Kolunu, bacağını, gözünü, kulağını, sağlığını, uykusunu, huzurunu ve gençliğini bu ülke için feda etmiş insandır.

Böyle bir insanın tedavisi sıradan hasta-hastane ilişkisine indirgenemez.

Gazinin ameliyatı, protezi, fizik tedavisi, psikolojik desteği, toplumsal hayata dönüşü önemlidir.
Ailesinin sürece hazırlanması önemlidir. En önemlisi, onurunun korunması önemlidir.

Askerî hekim, gaziyi sadece tıbbi vaka olarak değil, silah arkadaşı olarak görürdü. Bu yaklaşım tedavinin ruhuydu. Çünkü bazı yaralar ilaçla, bazı yaralar ameliyatla, bazı yaralar ise ancak anlaşılmakla iyileşir.

Ne Yapılmalı?

Çözüm bellidir.

GATA ruhu ve askerî tıp eğitimi yeniden ihya edilmelidir. Bu, yalnızca isim değişikliğiyle değil, gerçek anlamda askerî sağlık doktrininin yeniden kurulmasıyla mümkündür.

Askerî hastaneler, Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde ve askerî hiyerarşi içinde yeniden yapılandırılmalıdır.

Askerî tabip, sağlık astsubayı, askeri hemşire ve sağlık personeli yetiştirme sistemi yeniden kurulmalıdır. Ordu, kendi hekimini ve kendi sağlık personelini yetiştirebilmelidir.

Harp cerrahisi, KBRN tıbbı, askerî psikiyatri, gazilik rehabilitasyonu, hava ve deniz tıbbı gibi özel alanlarda uzmanlaşmış merkezler oluşturulmalıdır.

Birlik seviyesinden hastane seviyesine kadar sağlık zinciri yeniden entegre edilmelidir. Taburdan tugaya, tugaydan hastaneye, hastaneden rehabilitasyon merkezine kadar bütün sistem aynı askerî akılla çalışmalıdır.

Sivil sağlık sistemiyle koordinasyon elbette sürmelidir. Ancak koordinasyon başka şeydir; askerî sağlık sisteminin sivil yapı içinde eritilmesi başka şeydir.

Mehmetçiğin Sağlığı Devletin Namusudur

Askerî tabiplik sıradan bir kamu görevi değildir. Askerî sağlık sistemi lüksün ötesinde, çok önemli bir zarurettir, millî güvenlik mimarisinin vazgeçilmez unsurlarından birisidir.

Bir devlet, evladına “git, hududu bekle” diyorsa; o evladın yaralandığında kendini emin ellerde hissedeceği bir sağlık sistemini de hazır tutmak zorundadır.

Kışlayı eğitimden, eğitimi sağlıktan, sağlığı harekâttan ayrı düşünemezsiniz. Ordu bir bütündür.

Kışlasıyla, okuluyla, hastanesiyle, komutanıyla, hekimiyle, astsubayıyla, uzman erbaşıyla, eriyle, gazisiyle, şehit ailesiyle bir bütündür. Bu bütünlüğün herhangi bir parçasını koparırsanız, sadece bir kurumu değil; güven duygusunu da zedelersiniz.

Unutulmasın:

Eğitimde yapılan hata sahada kanla ödenir. Sağlık sisteminde yapılan hata ise o kanı durduracak eli köreltir. Bunun bedelini Türk Milletinin evlatları ödemek zorunda kalır.

Türk Milleti bu bedeli bir kez daha ödemek zorunda bırakılmamalıdır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 24 Mayıs 2026, 16:33

    SİZİ SEVİYORUZ KUVVABIN FEDAİSİ KOMUTANIM CANIM KARDEŞİM

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!