Corona günlerinde Habertürk’e Amerika’dan bağlanan doktor Mehmet Çilingiroğlu papyonlu neşeli dalgacı ve sakınmasız diliyle pek bir şöhret oldu. Habertürk ekranını terk edince Çilingiroğlu’nu CNN kaptı, aralarında laf atmalar kavgalar mahkemeye vermeler ve vatan haini-şarlatan gibi ağır altından kalkılmaz yenmez yutulmaz küfürler havada uçuşmaya başladı.
Mehmet Çilingiroğlu’na ‘şarlatan’ diyen de Ahmet Hakan’ın sinemacı kardeşinin eşi Kübra Par, uzun süredir Habertürk ekranında program yapıyor. Kübra Par’ın görevi de, ekrana hasret aklı kıt öngörüsüz zavallı bir kenara sinmek zorunda kalmış âleme rezil rüsv olmuş FETÖ gazına gelip kendilerini bitirmiş liberal isimlere yeniden ‘itibar’ ‘görünürlük’ sağlamak.
Bu hanımefendi ayrıca Habertürk’te de yazıyor, Çilingiroğlu kendisine ‘vatan haini mi’ ne demiş o da Çilingiroğlu’na ‘şarlatan’ diyor, ayrıca Çilingiroğlu’nu papyon takıp şov yapmakla şarkı türkü söylemekle suçluyor.
Oysa şov’un dik alasını yapan Fatih Altaylı’nın gözdesi Celal Şengör de ‘papyon’ takıyor, acaba Celal Şengör’ün papyonunu niye eleştiremiyor, çünkü, Mehmet Çilingiroğlu Habertürk’ü terk etti. Ayrıca bir bilim programı olan Tarih’in Arka Odası’nda yıllarca şarkılar söyleyip fasıllar geçen Murat Bardakçı’ya neden saz çalıyor şov yapıyorsun diyemiyor? Çünkü Çilingiroğlu kaçtı, nereye Kübra Par’ın kayınbiraderi Ahmet Hakan Coşkun’un programına, Çilingiroğlu yâd ellere kaçtı bu yüzden Habertürk başını taştan taşa vuruyor.
Şayet Çilingiroğlu ekranı terketmeseydi bu kadar şovcu şarlatan şarkıcı papyonlu gibi lafların hiçbiri söylenmeyecekti, işte ne kadar kıldan tüyden şeyler, huma kuşu yükseklerden pardon Amerikalardan ses eder.
Bu zavallı acınası hanım kızımız Boğaziçi mezunu, ‘liberal’ mikrobu fena kapmış, yani renksiz, yankısız, içi boş laf çevirme şampiyonu bunlar. Liberal mikrop nedir, bir daha iflah olmaz demek, kendini bir şey sanma Avrupacı NATO’cu küreselleşmeci olmayan herkesi horlama aşağılama ya da yok sayma, ve temelsiz güçsüz iflas etmiş içi boş kavramlarla gaydırıguppak konuşma hastalığı, demek.
Salgın dünyada hayatı durduruyor bir tarih bitip yenisi başlıyor ama üfürüp sallamaları boş konuşmaları dangalaklıkları bu mikrop tedavi edilemiyor. Çünkü başka bir ‘dil’ (diskur-söylem) bilmiyorlar, aşısı yok, hepsini onlarca yıl karantinaya alsan da tedavileri bilgi sahibi olmaları akıllarının başlarına gelmeleri vicdanın ahlakın elif ba’sını sökmeleri mümkün değil, döner döner bina okur.
Boğaziçi’de zaten bunlar öğretiliyor, kızım, barış demokrasi küreselleşme, her cümlene bu üç kelimeyi yerleştir, sırtını sıvazlayıp hadi yolun açık başaramayacağın iş yok gönlün ferah olsun deyip, diploma verip ya Allah ekranlara salarlar.
Yani, normal aklı başında bir insan olmak ağırlarına gidiyor, çünkü Bogaziçi’de hocaları bunlara dünyayı öğretmemiş-öğretememiş sadece üç beş cafcaflı kitapla beyin yıkayıp ‘şartlamış’, bu zavallılarla bu üç-beş kelimeyle kendilerini ekranda dünyanın fikir mimarları sanarlar.
Virüs salgınıyla herkes gibi biz de dünyayı izliyoruz, İtalya, Almanya, İspanya, Amerika, ne yazıyor çiziyor ne söylüyorlar, diplerde kalmış makalelere göz atıyoruz, sevgili okuyucu, salgın sonrası kamu politikalarını konuşmayan, ağzından kamu politikası çıkmayan, eğitim sağlıkta kamu yaklaşımını sorgulamayan tek yer Habertürk televizyonu.
Tam tersine sağlık ve eğitimde kamu politikalarını aşağılayıcı laflar etmek için mezarlarında unutulmuş liberalleri henüz çürümemiş kefenleriyle işte bu hanım kızımız can havliyle ‘yetiş ya Ali yetiş ya Muhammed’ çığlıklarıyla liberalleri programına çıkartıyor.
Bu mezarından kalkıp oy veren liberal hocaları affedersiniz melekleri FETÖ gökten dualarla ekranlara indirdi, hayranlıkla kucaklaştılar, FETÖ’nün ekranında gazetelerinde hatırlayın mesut bahtiyar uzun bir hayat yaşadılar.
Bu hanım kızımızın kocası da Ahmet Hakan’ın kardeşi, sinemacı, bu film işlerinden çok iyi anlarım, filmlerine bakın, utanırsınız, şu dükkan önlerindeki güvenlik kameralarındaki düz sokak görüntülerinin başına bir jenerik yerleştirin, daha ‘konu’lu daha hareketli daha anlamlı bir film olur.
Entel fantezisi, berbat. O kadar paraya yazık diyorsun, TRT’ler, kültür kurumları işte bu bomboş işlere para dökmüş, yani birileri niyeyse bu saçma sapan adamlara-kadınlara ‘yürü ya kulum’ demiş, şimdi güya bir şey olmuşlar ona buna şarlatan diyorlar, tutiyi mucizeyi guyam ne desem laf değil.
Film ne kadar sıkıntının daniskasıysa Kübra Par’ın programları da aynısı, bir problem var ama ne olduğunu anlamıyorsun, bir ‘böbürlenme’ aşırı kendine güvenme var, ama, sebebini bilmiyorsun. Bir bilmişlik var ama konuyla alakası ne çözemiyorsun. Her şeyi biliyorlar her şeyi konuşuyorlar ama hiçbir şeye yere ulaşılamama paniği. Ve niyeyse sözlerini dinletememenin kahrını filozofik yalnızlıkların(?!) acısını yaşıyorlar. Tenezzül içinde yüksek tepelerden boşa konuşuyoruz edaları, ekranda kurtarıcı pozlar veriyorlar, biz de şaşkınlıkla yine bir fırıldaklık mı içindeler, diyoruz.
Biz de ekran başında bu laflar küresel piyasalardan İtalyan mutfak sanatına nasıl geldi, semavi dinlerden Çin’den ışık hızı bir yolculuk, bu laflar neler oluyor, ekran başında evlerinin önü bakla güvercinler atar takla kıvamına nasıl geldik?
Sonunda herhalde konuşup konuşup ekrana çıka çıka kelimeler üstünden takla ata ata ebedi huzura kavuşup rahat ediyorlar.
Bu kadar ‘bozuk’ insanı hangi süreçler hangi fikirler hangi kumpas dümenler bir araya toplayıp tasarlayıp ekranlara çıkartmış.
Evet bir fikirleri var, orayı anladım, piyasacı, sıcak paracı, küreselleşmeci, NATO’cu, Amerikancı vs. hepiniz tanıyorsunuz, AKP’si, Babacan’ı, İyi Partisi, Devası belası, Yeni CHP’si, hepsi bu piyasanın partileri? Eşek değilim burayı anladım?
Peki, bu ülkede ikinci bir fikir yok mu?
Yani bu herkesin peşinden koştuğu sıcak paracı, küreselci, NATO’cu vs. fikirler dışında bu ülkede başka bir fikir-düşünce hiç olmadı mı?
Bakıyorsun Cumhuriyet, Sözcü gazetesine, bir tek istisna, onlar da herkesin peşinden koştuğu bu sıcak paracı fikirlerin peşinde! Hepsi güya AKP’ye muhalif ama hepsi aynı bu vahşi piyasanın kulu-kölesi, müridi, takipçisi.
İşte burayı anlamadım, muhalif fikir dedikleri de sadece isimler farklı.
Piyasa fikirleri aynı ama siyasi isimler değişik, yani, anladığımız AKP giderse aynı piyasalar bu yeni isimleri görünce korkup silkinip toparlanacak sıcak paralar şelaleler gibi akacak.
Peki kardeşim, bütün dünya konuşuyor işte, herkesi eşitleyen yurttaşlık ve cumhuriyeti savunan, eğitim ve sağlıkta kamu politikalarını şart koşan, bu sömürge düzenine karşı ikinci bir düşünce tarzı hiç yok mu?
AKP gitse yerine gelecek olanlar da aynı piyasanın aynı İslamcı-liberal ‘milkshake’nin partileri, değişecek olan ne, (milkshake, sütlü-çilekli içecek, sallıyorsun?).
Celal Şengör de sallıyor, şarkı söylüyor, dalgasını geçiyor, papyonunu takıyor Çilingiroğlu da aynı şovda gerdan kırıyor, ancak annelerinin yemeklerini dahi üst perdeden yukardan burunları havada sallıyorlar, işte, aralarındaki fark nedir?
Eğitim ve sağlıkta herkesi eşitleyen ve kimseyi torpilli ayrıcalıklı kılmayan yurttaşlık ve toprak bütünlüğü ve kendine yeten bir ekonomiyi, kıvırmadan ağzını büzmeden savunacak tek bir isim o ekranlarda niye konuşamıyor, niçin yok?
Çünkü proje bu, bir şarlatandan yorulur yeni bir şarlatan ararlar, ondan da bıkar şarlatanın yenisini ararlar, al gülüm ver gülüm, bu ekranlar onuruna ve kişiliğine düşkün tek bir tartışmacıyı konuşturmaz, dümen bu, oyuncuları da sen tayin edeceksin muhalifleri de sen.
(En çok da neye sinir oluyorum, bütün dünya durmuş kimse kımıldayamıyor, saatler durmuş zaman durmuş, sabah öğle akşam rutinler değişmiş, ama ekranda spiker kızcağız, ‘lütfen son birkaç cümle, zamanımız kalmadı’ diyor, şışt abla, hangi zaman kalmamış, zamandan çok ne var, hala neyin peşindesin?)
Cumhuriyet’i, bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü, eğitim ve sağlıkta devlet kontrolünü yok saymak hiç tartışmamak gömüp unutturmak için işte bu Boğaziçili kızlarımız uzun yıllardır pek revaçta.
Hayrını çok görmüş olmalılar Nagehan Alçı türevleri hiç bitmiyor, yeri gelir toplum huzurunu bozup galeyana getiren en kışkırtıcı laflar onlar da, günü gelir, bilimadamlarına dahi şarlatan gibi galiz küfürler onlar da, günü gelir, PKK’lı isimlere ruh hastası liberallere dahi mikrofon tutup Cumhuriyet’e Atatürk’e küfrettirme onlarda.
Hatırlayın, Habertürk ekranlarına aydın kimliğiyle çok takdir toplayıp beğeniyle izlenen emekli general bir Ahmet Yavuz vardı, artık o ekranlara uzun süredir neden çıkmıyor? Çünkü, Habertürk’e şunları söyledi: Nagehan Alçı gibiler özür dilemeden o ekrana çıkmam. Peki Habertürk kimi tercih etti? Nagehan Alçı’yı.
Kübra Par Hanım ve Habertürk, ‘şarlatanlardan’ rahatsız olsalar onurlu bilgili Cumhuriyet ve bağımsızlığı ve kamu politikalarını savunan gururuna düşkün tek bir isme ekranlarını açarlar.
Boşalan New York-Paris sokaklarına dahi sincaplar geyikler türlü hayvan türleri girmeyi başardı, ama, Habertürk vb. ekranlarına cumhuriyet ve bağımsızlık ve eğitim sağlıkta kamucu konuşan tek bir ‘yaratık’ türü çıkartılmaz, yani, piyasacı AKP’yi yalayacaksın ya da yine piyasacı sıcak paracı şaibeli muhalifler yanında konuşacaksın, başkasına yollar kapalı.
İşte burayı anlıyorum: Cumhuriyet’in kurucu değerlerine vatanın bağımsızlığına özelleştirilen okullara hastanelere karşı çıkacak bir tek sese kişiye tahammülleri yok, çünkü bunların şirketlerinin yazarlarının ciğerlerini tıynetlerini otuz uzun yıldan bu yana başımıza açtıkları felaketlerden rezilliklerden biliyoruz.
Birbirlerine şarlatan diye küfretmelerine de asla aldanmayın, çünkü onlar ‘şarlatan’ değil ekranların en ‘mükemmel eserleri’.
Ekran başında kendileri uyuyan insanları uyutan ekran başında trompet eşliğinde çağıl çağıl osuran, milleti osurtan, çağıl çağıl özgürlük kokan, mükemmel afyon, mükemmel uyku hapları, mükemmel şahsiyetler.
Hiçbiri haysiyetine, insanlık onurunu düşkün toprak bütünlüğümüze, herkesi eşitleyen yurttaşlık fikirlere ‘akraba’ ‘bir yakın’ hiç değil. Hiçbir zaman olmadı. Ekranda görülmüş olmaları onları doyuruyor. Hukuk, adalet, eşit ve kardeş bir dünya, hiçbiri için ‘ekranda görülmüş’ olmanın ekrana çıkmanın tadını lezzetini vermez, bu şarlatanlara!
mehmet adlı yorumcuyu okuyan da dersımlı kemalı ataturk sanacak bir sey degıl, yurukalr yemıs suıkastlere ugramıs toz toprak ıcın de yaralı berelı kemalızmı savunuyor sankı dersımlı kemal. onalrın hepsı akp oyunu mırım dersımlı kemal gıbı bırını nerede bulacakalr sahte seyler uretıp magdur kahraman rolu oynatıp senın gıbılerı uyutöak ıcın onlar.
Eleştirmek dünyanın en kolay işi. Hiç bir şey ortaya koymak yok. yok iyi parti toptan şucu, yok chp bucu , yok sözcü, cumhuriyet buncu… gel kendin yap derler adama. çalışmadan, kelle koltukta o gazeteleri ayakta tutmaya çalışmadan, chp başkanın gibi suikastlere uğrayıp, yumruklar yiyip ona rağmen mitingler yapması, mücadele etmesi önemli değil, partiye aldığı bi adam hdpye bi adam da fetöye yakın olduğu için chp fetöcü, ab’ci, hdpci…. dışarıdan ahkam kesmek ne kolay. Gel sen yap derler adama.
Bu toprakların yetiştirdiği güzel evlatlardan biri olan Nihat Genç’in yazdıkları gerçekleri ortaya koyduğu için, çok sükseli okullardan mezun oldukları halde insan olamamış, kendisini yetiştirememiş boş varillerin hoşuna gitmez. Bunlar yalnızca kendilerini severler, vatan sevgisi, insan sevgisi hak getire. Bunlar bulundukları alanlarda sahte rollerini oynayan sahte tiyatro sanatçılarıdırlar.
Nihat bey nadire kabineleri gibi oymalı kakmalı vitrinlerde saklanmalı
Onemli olan aşkı memnu
Onemli olan bu yazı ve yorum
Nihat bey
Beyninizi merak ediyorum
Hahamdlajdkajsjaja yazıyı bi yatağımda,
Bi ayakta , bi balkonda, bi otururken, bilgisayardan
Sonra bi tabletten, bi akıllı telefondan, bi telefonu televizyona yansıtarak , bi sokakta bana bi gülme geldiğinde, sonra gülmem kesip kusmaya başladığımda, bi uyumadan ve uyandıktan sonra
Sabah kahvem eşliğinde ayaklarımı iki yana çırparak 45 derece saat yonunde yokus pozisyonunda 50 kere okudum teşekkürler
Bana bi gülme geldi .. hahahahahahah
Bu hatunu youtube da bir iki kere tesadüfen izledim şaşırdım..hatta yorumda yapmıştım..sunucu yetersiz diye…Bu yazıdan öğreniyorum.. Yozgatlı Emekli müftünün gelini oluyor yani..Nihat Genç in yazısının niye bu kadar itiraz yorumları var..normalde olmaz…bu kadar..ee kısmı muktedirlerin…çevresinin yalakaları..biraz yalın gerçeğin adaletin peşinde olun yahu…. yettiniz yahu..
Bu kadının bir iki programını youtub dan kısaca izledim.Kim olduğunu da bilmiyordum.Bana tuhaf gelmişti.Hatta youtube yorum da yapmıştım bu kadın yetersiz..diye..Kadın rahatsız,gereksiz yerlerde söze giriyor..ben burda eşşek başımıyım yahu diyor…falan..Şimdi bu kanallarda konunun uzmanı kallavi bir insan çıkmışsa gereksiz müdahale etmezsin..Yozgatlı bir müftünün de gelini oluyor..tabi konu açıklık kapalılık şeklinde basit algılamıyorum. Bu medya güçleri olmasa o hatun onunla evlenmez.. Onunla evlenen erkek şahıs da herhalde köylülüğü Boğaziçi liğe tahvil ediyor.. Normalde veryansın yazılarında bu kadar yorum olmaz.. Niye bu kadar itirazvari yorumlar var…E kısmen muktedirlerin çevresindeki yalakalar nokta atışı..yorumlar..!! yapıyor…Biraz gerçeğin peşinde olun..kardeşim yahu….ne bu kurulmuş saat gibi yahu..
güngör sarı, hangi liberal, tarikatçı çöplüğü okuyorsan oradan devam et. nihat genç’in entelektüel birikimi size fazla gelir.
sayın güngör sarı, yorumunuz oldukça ağır kaçmış, oysa, biraz dikkatlice okunduğunda, eleştirinin sözüedilen üniversitenin öğrencilerine, mezunlarına ilişkin olmadığı; özünde, kurumsal ve yönetimsel yapısına ilişkin olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Ayrıca yazının teması da konar göçerlik değil, orta yerde bir laf çevirme, lak lak olmadığı yazının seçili başlığından kolayca anlaşılıyor. Yazar, konu ettiği kişileri fotoğraflarıyla adlıadınca ekrana yerleştirmiş. Eleştirilerini de bu bağlam üzerinden oluşturmuş. ( Bu başlıktan sonra artık metnin içerik bağlamı net olarak belli olmuştur. ) Anlayabildiğim kadarıyla sizlerin bu bağlama ilişkin bir yorumunuz bulunmuyor; asıl bağlamın dışına çıkarak aksi görüşte olduğunuz anlaşılıyor . Saygılar.
Sayın Nihat Genç sizi uzun yıllardır takip ederim. Bu Kübra Par yazısında sanki biraz kıskançlık hissettim. Genç güzel iyi eğitimli bir bayan milyonlara nasip olmayacak bir köşe kapmış. Sesini sizden daha geniş kitlelere duyuruyor. Bakın burda yazının ideolojik arka planlarına girmiyorum. Sadece okur gözüyle bir değerlendirme yapıyorum. Par’ın görüşlerine katılmam belki ama kızın başarılı olduğu da bir gerçek. Başta siz Nihat Genç o ekranda olmayı istemez misiniz? ( Burda kanalın yayın politikası açısından demiyorum. Ulaştığı insan kitlesi bakımından diyorum. Kusura bakma Nihat bey ben yazınızdan yineliyorum içten içe bir kıskançlık hissettim.
onun yengesi bunun damadı şunun eniştesi bu kadar ucuzlamamalı yorumcu gazetecilik .ırkçılığı,ümmetçiliği,aşiretçiliği gördükte bu ne yaa.o kanaldan kaçmış bu kanala geçmiş şu kanala düşmüş şurdan uçmuş buraya konmuş dersin kavimler göçünü anlatıyorsunuz kendi kanalınıza bakarsanız bu konar göçerlerden görebilirsiniz .başkalarına ayar verirken kendimize bakmama alışkanlığımız hep aynı .boğaz içi mezunlarının tümüne birden ayar verirken bile aynı körlük.onlara liberal mikrop diyorsunuz ama sizin de içinde bulunduğunuz mikrop türü 100 yıldır bu ülkede onlara yakıştırdığınız gibi tıpkı sizde yıllardır bir işe yaramamış içi boş laf çevirmeleriyle laklak yapıyorsunuz.onlara yüksekten bakıyorsunuz diyorsunuz ama bu söylemlerle sizin nerden baktığınızda belli hiçte alçak değil.yok birbirinizden farkınız. körlerle sağırlar birbirini ağırlar nihat ağbii
Nihat abi, Habertürk ekranına haftanın 2/3 günü Perinçek’te çıkıyor, biliyorum o da eleştiriliyor burada, iyi yapıyorsunuz, zırt pırt ekranlarda, söyledikleri eski söylediklerini hiç tutmuyor.. oyu binde altıdan , onbinde altıya düştü..
Biz evde oturmuş TV programları haber kanalları gibi asap bozucu zımbırtılardan uzak kalma konforunu yaşıyoruz. Nihat Abibey, yine fedakarlık ediyor, kendini pislik rezalet kokuşmuşluğun tek geçer para olduğu sahalara dalıyor. Dalıyor da ne yapıyor? İçimizi ferahlatıyor. İntikamımızı alıyor, bize kelimeler veriyor. Canı sağolsun.
Nihat abim yine güzel otrutmus. Oturta oturta bu tenekeler yalama oldular ama bikmiyorlar oturtulmaktan.
Ekranlarda yer edinmis bu kisilerin birbirleriyle olan akrabalik, komsuluk, arkadaslik iliskilerinin, baglarinin gosterilmesinin cok onemli oldugunu dusunuyorum. Insanin gozunun acilmasini sagliyor. Bu baglarin ve iliskilerin ifsasi en azindan halka arka planda olan seylerin hepsinin gorundugu gibi masup olmadigini ya da bir kayiricilik olup olmadigi hakkinda daha temkinli dusunmeye ve davranmaya yonlendirecektir.Tesekkurler sayin Nihat Genc. Kimbilir Murat Bardakci’nin ne Nagehan Alci’nin iliskileri incelense kimbilir neler cikar.
Çok laf yalansız çok mal haramsız olmazmış.Vito carloene su dökemez bunların eline
Nihat Abim bu ülkedeki namuslu ve akıllı insanlar neden biraraya gelemiyorlar biliyor musun? Öyle iğrenç bir sistem kurulmuş ki, para, mevki, menfaat, yandaşlık, karşı yandaşlık sürüyle, say sayabildiğin kadar ! Peki adam yok mu bu memlekette, var ama hem sayıları az – çünki kahramanlar nadir olurlar, kahraman olmak demek ölümüne doğruyu savunmak demektir – hem de bu sırtlanlar çoğunluğunun gücü ve parası var. Ama yılmak yok, yaz Nihat Abi gözünü seveyim yaz. Allah seni korusun.
ıyı de nıhat genc her sakallıyı papaz sanıp verıstırme. genelleme yapma. fakır edebıyatı yapacagım dye bogazıcı mezunlarını hepsını aynı kefeye koyma bızde gazetecılerın hepsını aynı kefeye koyarsak gazetecı mılletı yarasalar gıbı basımıza usurur. en azından oraya, parantez ıcınde ıstısnalar harıc dıye yazsaydın. bari bıraz nezaketten dem kaptıgını anlardık
bu yorumun yayınlanır mı yayınlanmız m ıbılmıyoum ama . bu kadar asagılık kompleksı bıraz ayıp kacıyor, ozellıkle senın gıbı bır adama
once ıgneyı gazetecılere sonra cuvaldızı bogazıcı mezunlarına batırısın okey mı.
bu yazıyı kpyaladım. eger yayılanmazsa tekrar tekrar yollayacagım
ülkesinin her varlığına aşık Nihat Genç.
doğru söylüyorsunuz. sosyal devlet anlayışı nın önemi daha da fazla ortaya çıktı. yaşlı insanlara bu süreçte bakamayan ölüme terk eden batı herzamanki gibi sınıfta kaldı. amerikada kapitalizm insanları öldürüyor ve umurlarında değil… ama bizim için yaşlılarımız evimizi ülkemizin bereketi denildi, insanımız herşeyden üstün tutuldu, elde ne imkan varsa yapılmaya çalışıldı…gayret, azim istek , motivasyon önemliydi.
bizim insanımızda vicdan var. Atatürkün dediği gibi asil lik var Anadolu insanında, bunu yine gördük. can siper çalışan doktoru. polisi,askeri, işçisi , kamu görevlisi, özel sektörü. yine birleşti bir yumruk gibi, ülkenin en zor anında. siyaset yok parti yok…
en önde çarpışanların ardında kavga eden siyasiler. devlet zora düşsün de iktidar gitsin diye düşünen zihniyetlerin olması üzücü.
bir hesap ile doğruya doğru diyen. yanlışa yanlış demeyenler ekranları süslüyor. onların ayaklarında prangalar . adalet duygusunu satmışlar… olsun…
kendi özgürlüğünde konuşanlar yok ekranlarda, sizin gibiler bize yeter…
görünenin önemi yok, görünmeyen daha değerli…
ama unutmayın vatansever sessiz olan çoğunluk bu ülkeyi yönetiyor, umutsuzluk yok. onların sesi yok, karnı aç, mazlum olabilir ama ülke sevgisiyle her gün kendini doyuran bir millet var…
bu ülkede vatanına aşık sessizlerin adaleti bu ülkeyi mahşere kadar ayakta tutacak…
kalemine diline sağlık bunların her tarafı sarmış herhangibiriyle uğraşsan hepsi üstüne çullanır…. başarılar dilerim
yapılacak şey basit. samimi yurtseverler marksist kökenli sosyalistlere ve devrimcilere duydukları soğukluğu yenecekler (tkp, sol parti vb gibi). marksist sosyalistler de sağlam bir ideolojik temelleri olmadığına inandıkları bu kesimleri yurtseverleri, halkçıları, demokratları küçümsemiyecekler. en önemli ihtiyaç parti değil cephedir. önderlik ve doğru çizgi partisi bu cephe mücadelesi içinde ortaya çıkar ve mücadeleyi yönetir. devrimci olmak gerekir atatürk gibi lenin gibi… bu bağlamda yavuz alogan güzel bir örnektir. iki kümenin kesişim bölgesinde yer alıyor.
Harika bir yazı olmuş, yüreğinize sağlık.
” ÇIKRIKLAR DURUNCA” romanını hatırlattı.Şöyle diyordu;
“…elinde hiç bir şeyi kalmayan adam, nihayet iki zengin arasında casus olmaya mahkum olur…Bu yavaş yavaş zehirlenen beden gibi insanların içinde yayılır ve insana sıkıntı vermeden canlanır, filizlenir.Onun için bu işler efendilere çok ucuza mal olur.” sayfa 78 viva yayınları
vallahi güldüm güldüm, gözlerimden yaş geldi, derken, bir baktım gülmelerim nasılsa bir hüzne dönüşmüş ; işte ruh halimiz; hele şu cümlecik yok mu, “ lütfen son birkaç cümle, zamanımız kalmadı “ TEŞEKKÜR