Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. AKP’nin dipsiz gölü başörtüsü siyaseti

AKP’nin dipsiz gölü başörtüsü siyaseti

featured

BİR

TV 100’de Soner Yalçın, nihayet, Nihat Genç’e cevap veriyor. Cevabı bir kaç cümlecik. Diyor ki, ‘konuyu kişileştirmeyin, bundan siz de zarar görürsünüz’. Cevap veriyorum, İmamoğlu ve Kaftancıoğlu’nu kahramanlaştıran yüzlerce binlerce haberi ben yapmadım. Ve İmamoğlu ve Kaftancıoğlu ‘kişisel’ bir sorun değil, bir memleket meselesidir. Gelelim, ‘bundan siz de zarar görürsünüz’ cümlesine, doğru, çok zarar gördüm, 10 uzun yıl emek verdiğimiz ODA TV Kaftancıoğlu ve İmamoğlu’nun özel basın bülteni haline geldi. İşte tam bu sırada bu zarardan dönme kararı alıp ODA TV’yi protesto edip ayrıldım. Benim ‘zarar’dan dönmemin bedeli on yıllık emeği heba etmekti. Oysa bağımsız yazarlığın onur bedeli olarak birileri de ‘kar’dan dönebilmeyi yiğitçe göze alabilseydi.

Habertürk, Fox TV, TV 100, vs. çıkan Soner Yalçın ekran ekran dolaşarak kendinin ve ODA TV’nin itibarını kurtaramaz. Soylu ve akıllı insanlar üslerine yapışan yaftalara harbice bilgece cevaplar verirler. Ekran baskın gelir ancak ‘ahlak’ı yukarı taşımaz. Altına imza atıp ‘İkinci Atatürk’ diye lanse ettikleriniz açılımcı etnik milliyetçileri kahramanlaştırmanız pek tabii sizin de kişisel suçunuz değil, bu harici projeye gönüllü dahil oluşunuz büyük bir ortaklık. Ne diyelim, projeniz yazarlığınıza kitap satışlarınıza haber sitenize çoluk çocuğunuza bunca zaman atıp tuttuğunuz ahlak ve bağımsız yazarlık üfürüklerinize bolluk bereket getirsin. Bu hikayede ‘kişisel’ olabilecek tek şey ‘kazançtır’. Kazanırsınız ama şeytani huzursuzluktan bir ömür kurtulamaz okuyucunun yüzüne bakamazsınız. Allah kişisel kazancınızı daim etsin.

İKİ

Meclis’te AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’le CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç arasında ‘haddini bildirin’ tartışması yaşandı. Olay özetle şöyle yaşandı: Engin Özkoç Meclis Başkanı’na ‘bu kadının haddini bildirin’ dedi, bu kadar, yer yerinden oynadı.

Neymiş, had bildirme, 28 Şubat günleri Ecevit’in Meclis’te Merve Kavakçı için söylediği o meşhur ‘bu kadına haddini bildirin’ sözlerini hatırlatmış. Bunun üzerine Engin Özkoç, özür diledi, ama, konu kapanmadı. Çünkü çok daha büyük bir özür gerekiyormuş, konu, medyaya taşındı.

Yani, ‘haddini bildirin’ lafı üzerine kızıl kıyamet koptu, AKP’li Özlem Zengin, ayağa kalktı, bu sözlerden nasıl yaralandığını, bu sözlerin başörtülü kadınlar üzerinde nasıl ağır etkileri olduğunu, bu Meclis’teki kadınların başörtüsü için ağır bedeller ödediğini, duygusal yüz ifadesi ve çok sert bir ses tonuyla ve ‘haddini bildirin’ lafının 28 Şubat geçmişini hatırlatıp Meclis’te harareti çok yükselten bir konuşma yaptı.

Özlem Zengin sonra A Haber’e çıktı ve ‘haddini bildirin’ lafının başörtülüler üzerindeki etkilerinin analizini yapıp başörtüsü meselesini yeniden dalladı budakladı ve hatta programda Engin Özkoç’un ‘haddini bildirin’ lafından haz aldığı dahi söylendi.

Özlem Zengin hanımın ortalığı ayağa kaldıran bu kadar sert bu kadar öfkeli nutkunu görünce, AKP iktidarının uzun iktidar yıllarını hatırlayıp sormak istedim.

Özlem hanım, tarikatlarda çocuklar tecavüze uğrarken ve tüm ülke bu tecavüzlerle sarsılırken, başörtülü vekillerden aynı öfkeli çıkışları çok bekledik. Başörtülü kadınlar da anneydi onların da çocukları vardı, başörtülü hanımlar ahlak inanç abidesiydi, öfkeyle karşı çıkabilselerdi, ne kadar sevinirdik.

Özlem hanım, belediye ihaleleri kayırmalar üç kağıtlar medyada çarşaf çarşaf yazılırken inançlı imanlı başörtülü hanımların kul hakkı yemeyeceğini haksızlığa boyun eğmeyeceklerini başörtülü vekillerden çok sert tepkiler gelmesini çok uzun yıllar boşuna bekledik.

Başörtü, inançtır, ahlaktır, bana kimse karışamaz ben dinime inançlarıma uygun giyineceğim diyenlerin Davutoğlu hükümeti Suriye’de müslümanları müslümanlara kırdırırken, inanç abidesi başörtülü vekillerden Allah adına Kur’an adına inanç adına müslümanlık adına hatta ümmet adına ‘duygusal’ tepkilerini upuzun o vahşet dehşet dolu yıllar boyunca çok bekledik.

Özlem Hanım, Irak işgalinde milyonlarca müslüman bombalanırken ve yüzbinlerce küçük kız çocuğu öldürülüp sakat bırakılırken, başörtülü vekillerden, müslümanlar adına insanlık adına ümmet adına inancı için mücadele edenler adına ayağa kalkıp kıyamet kopartmalarını o upuzun dehşet yıllarında çok bekledik.

Özlem hanım, FETÖ’cü hain CIA projesi, orduyu hukuku tasfiye edip imtihan sorularını çalarken inançlı başörtülü vekillerden bu ihanet şebekesine karşı çıkmalarını, o upuzun on yıllarca çok bekledik.

Özlem hanım IŞİD sokaklarımızda yüzlerce insanımızı öldürürken IŞİD kelleler keserken ve IŞİD on yaşlarındaki kız çocuklarını dördüncü kuma olarak eş alırken başörtülü hanımların ortalığı ayağa kaldırmasını kendilerini paralamasını çok bekledik.

Şu köşkler saltanatlar kurulurken başörtülü hanımların kalkıp ‘İslam’da köşk mü var saray mı var, bu kadar şatafat lüksün Kur’an’da yeri nedir’ diye sormalarını çok bekledik.

Özlem hanım, iktidarınızda, dünya yıkıldı, önce Irak sonra Suriye, toplam üç milyona yakın insan öldü beş-on milyon insan göç etti. Özlem hanım iktidarınızda Türkiye yıkıldı, 90 bin CIA ajanı orduya sızdı, hukuka sızdı, bütün bunlar 28 Şubat’tan sonra oldu, ne istedilerse aldılar. Bütün bu felaketlerin trajedisine hepimiz adım adım gün gün mahvolarak kahrolarak şahit olduk.

Ve inançlı insanların ayağa kalkıp adalet diye insanlık diye müslümanlık bu mu diye kendilerini Meclis’te kürsülerde ekranlarda ortaya atıp bağırmalarını başörtülü vekillerden çok bekledik.

Boşuna beklemişiz, Özlem hanım, 2007,8,9,10,11,12,13,14,15,16,17,18,19 upuzun on yıllar başörtülü hanımların seslerini duymadık.

28 Şubat’tan sonra dünya ve ülkemiz kaç kez yıkıldı trajediler yaşadı hiçbirini duymayıp hepsini es geçtik ya da olmamış gibi üstünden atlayıp ve sonunda döndük yine 28 Şubat’a.

Özlem hanım, 28 Şubat’tan sonraki bunca felaketi sessizliği FETÖ’lerle BOP’larla ortaklığı unutmak unutturmak ne kadar kolaymış.

Yine 28 Şubat yine fırtınalı bir konuşma, yine inanç başörtüsü üzerinden siyaset!

28 Şubat’tan sonra yaşanan bunca felaketi ve sessizliği yok sayıp tekrar 28 Şubat’a dönünce, Özlem hanım çok rahatlamış olmalı.

28 Şubat deyince, oh be nihayet, deyip kendine geldi. İktidarları sürecince bütün bu vahşetler ümmetin müslümanların kıyımı hiç olmamış olsa ve dünyada sadece 28 Şubat olsa, ne güzel olurdu.

Sadece 28 Şubat’a odaklansak, Allah ve toplum huzurunda hep haklı hep baskın hep mağdur ne güzel olurduk, bu arada, üzerine yüzlerce kitap yazıldı, şaşmaz gerçek: 28 Şubat da, FETÖ ve İsrail’in kumpası.

Ama değil, 28 Şubat sonrası 20 yılı atlayıp bugün Engin Özkoç’un ağzından çıkan bir lafla birden ayağa kalktınız BAŞÖRTÜLÜ VİCDANINIZI, BAŞÖRTÜ HASSASİYETİNİZİ, BAŞÖRTÜ AHLAKINIZI çok yüksek ses tonuyla HAYKIRDINIZ.

Biz de AKP siyasetinizi yine hareketlendiren bereketlendiren yine mağdurlaştıran bu ulvi ilahi ahlaki imanlı direnişinizi ÇOK AMA ÇOK SEVDİK, çünkü 28 Şubat ve başörtüsü laflarıyla dini siyasete alet edenlerin hızını hala alamadıklarını gördükçe bu ülkede ahlaklı bir siyaset yapılamayacağını bir kez daha sayenizde anladık.

Başörtülü hanımları tek tetikleyen tek uyaran tek ayağa kaldıran konu, işbirlikçi politikalarla milyonların ölümü ülkelerin felaketi hiç değil, sadece 28 Şubat.

Allah sizleri başımızdan eksik etmesin, Allah başörtüsünü başınızda ebedi kılsın, Allah siyasetimizi başörtüsüz bırakmasın.

Ne güzel, başörtüsünü tartışarak, koskoca Irak ve Suriye paramparça ve milyonlarca müslümanın ölümü ve ülkemizi bir CIA şebekesi işgale kalkışıyor, hepsini bir çırpıda bal gibi unutuyoruz işte.

Ünlü bir Malatya kahramanı hikayesi vardır, bu büyük kahramanı kervanı korusun diye kiralarlar ve kervana eşkiyalar saldırır, kadınlara tecavüz edilir ve ama gelin görün ki Malatya kahramanı kılını kıpırdatmaz, bir kenarda susar. Tüccarları soyarlar, Malatya kahramanı susar, çocukları kaçırırlar Malatya kahramanı susar, soyguna tecavüze hiç karışmaz hiç oralı olmaz.

Ama, sonra, eşkiyalar işlerini bitirince, bu adam kim burada ne yapıyor diye alay ederek bir kenarda şapkasına gömülmüş oturan Malatya kahramanının yanına gelirler. Ve alayla şapkasını alırlar. O dakikaya kadar susup bir kenarda oturan Malatya kahramanı ‘şapkasına’ yapılanı kaldıramaz ve ayağa fırlayıp eline kılıcını alıp bütün eşkiyaları öldürür.

Bu hikaye şapkasına dokunulana kadar eşkiyanın tecavüzlerine hırsızlıklarına hiç sesini çıkartmayan sahte kahramanlar için tarih kitaplarında fıkra diye ve Anadolu’da çokca bilinir, anlatılır.

Oysa başörtülü kadın vekil ve yazarların geçen on yedi uzun yılda başörtüsü inancı ve ahlakını topluma hepimize gösterecek çok ama çok şansları ve zamanları oldu.

Allah başörtülü kullarına başörtüsünün  ahlakını korumaları için çok ama çok fırsat verdi.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 Yorum

  1. AKP nin bütün suçları temizleyen, bütün pislikleri örten, BAŞörtüsü sömürüsü ancak bu kadar kibar yüzlerine çarpılır, utanacak yüzleri varsa.

  2. Kendim yazmadan önce, yazılan yorumları okudum. Gördüm ki, Cyrano De Bergerac benim yazacaklarımı fazlasıyla söylemiş.
    Kendisini tebrik ediyorum…
    Nihat Genç gibi bir “düşünür”ün, burada sözkonusu edilenin başörtüsü değil, türban olduğunu bilmesi gerekirdi…

  3. 22 Kasım 2019, 17:49

    Türban

  4. 22 Kasım 2019, 17:46

    Benim ”ters baskı” olarak adlandırdığım bir şey var, literatüre kazandırmış olayım. (Öhüm.) Ters baskı, geçmişte zulme, haksızlığa uğramış birtakım insanların, uygun şartlar bulduklarında, geçmişte zulme uğramış olmalarını kullanarak, bunun sorumlusu olmayan kişilere psikolojik baskı yapması, artık haksız oldukları durumlarda bile onları bununla susturmaya çalışması, giderek zulmetmesidir. Diyelim ki toplumun belli bir kesimi, bir etnisite veya millet, yıllarca ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kalmış, baskı görmüş, hatta katliama uğramış olsun. Tıpkı II. Dünya Savaşı’nda Yahudiler, çeşitli ülkelerde birtakım etnisiteler ya da başörtülüler (türbanlılar değil, başörtülüler) gibi… Ama gün gelmiş, devran dönmüş, bu baskılar ters tepmiştir. Peki ne olmuştur? Tarihsel olarak gördüğümüz şudur: Katliama uğrayan Yahudilerin kendileri bugün Filistin’de katliamcı haline gelmiştir. Bunu yaparken de artık gına getiren ”Yahudi katliamı” filmlerine sığınmaktadırlar. Ya da geçmişte birtakım haksızlıklara uğrayan etnisiteler, en ilgisiz konularda bile kendi acılarını kullanarak sizi susturmaya çalışmaktadır. Veya başörtülüler, her sıkıştıklarında olayı 28 Şubat’a bağlamaktadır.
    Konuyu çok hızlıca özetledikten sonra şimdi en eğlenceli kısmına gelelim ve tekrar başa dönelim. Geçmişte bir baskı olduğunu inkâr edemezsiniz, aksi halde bugün ters baskı diye bir şeyden bahsediyor olmazdık. Geçmişteki baskı hukuksuzdu. Eğer siz hukuksuzluğun üstesinden hukuksuz ya da yanlış veya gayri ahlaki yöntemlerle gelmeye çalışıyorsanız, ortada ters baskı var demektir. Bundan çıkan sonuca göre ters baskı, hukuksuzluğun bir başka hukuksuzlukla giderilmeye çalışılmasıdır. Dolayısıyla ters baskı, geçmişteki hataların bedeli ödeninceye, ama hukuksuz bir şekilde ödeninceye kadar sürecektir. Artık olayın püf noktasına geldik: Bedel ödeyen tarafın hukuksuzluğa başvurması halinde yeni bir baskı-ters baskı mekanizması ortaya çıkacak ve bu böyle ilâ-nihâyet sürecektir.
    Benim görüşüme göre, Türkiye’deki bu baskı-ters baskı mekanizmasını bilgisi ve gücüyle ortadan kaldırabilecek toplumsal ve siyasi bir kesim henüz yoktur. Yakın bir gelecekte de var olacağa benzemiyor. Türkiye’de bütün olan biten, intikam, rövanş ve talihin dönmesinden ibarettir.

  5. Hristiyan rahibelerinin örtünme biçimi ne zaman başörtüsü oldu, bunu da bir araştırmak lazım.

  6. Sayın Nihat Genç, Özlem Zengin ile ilgili yorumlarınız hayal kırıklığı yarattı. Siz bir siyasetçi ya da başka bir insanla ilgili araştırmadan, incelemeden yazmazdınız. Özlem hanımla ilgili yazdıklarınız çok yüzeysel veraştırılmadan ve aşağılayarak yazılmış. Bu da sizin çapınızı küçültmüş maalesef.

  7. Bu yazı olmadı sayın Nihat Genç, sana yakışmadı. Başörtüsüyle uğraşmak, Gözümde bir kahraman olan koskoca Nihat Genç’ye hafif kaçmış, olmamış, çok üzüldüm. Magazin yazısı olmuş.

  8. 22 Kasım 2019, 13:24

    Aşağıda yazdığım yorumda, 2. satırdaki “AKP’nin TÜRBAN YALANINA istemeden de olsa alet oluyorsunuz.” cümlesi;
    Şu son onyedi yılda AKP hayatımızı öylesine “yalan içinde yalanlarla” doldurdu ki; Yalanın birini ifşa etmeye kalkarken, eğer dikkat etmezsek başka birine etki alanı sağlıyoruz. Sanırım siz de bu güzel yazınızda AKP’nin 28 şubat mağduriyeti yalanını ifşa ederken, türbanı “başörtüsü olarak isimlendirme yalanının” kurbanı olmuşsunuz.
    Şeklinde olacaktır. Düzeltme imkanım olmadığı için açıklama gereği duydum.

  9. 22 Kasım 2019, 13:21

    Türbanla milletın gözünü bağlayıp uçurumdan atlayan koyun sürüsüne çevirdi bu haramiler

  10. 22 Kasım 2019, 12:27

    Sayın Nihat Genç,
    AKP’nin TÜRBAN YALANINA istemeden de olsa alet oluyorsunuz.
    BAŞÖRTÜSÜ BAŞKA, TÜRBAN BAŞKA ŞEYDİR…
    Yazınıza konu olan kıyafet biçiminin adı TÜRBANDIR. Dolayısıyla bu konudaki haklı eleştirilerinizi, hiç AKP’nin sahte isimlendirmelerine pabuç bırakmadan, başörtüsü değil, TÜRBAN ismiyle yapmanızı beklerdim.
    Çünkü AKP ile aynı SAHTE TERMİNOLOJİYİ kullanmanın bedeli, AKP’nin işine geldiği gibi uydurduğu bu yalan kavramların zaman içinde toplum nezdinde onaylanması/aklanması sonucunu doğuruyor.
    Bu konudaki en çarpıcı iki örnek, türban ve lâikliktir.
    Maalesef bu iki konuda, özellikle YALANCI MUHALEFET Y-CHP’nin, AKP’nin peşine takılmasının sonucu olarak;
    – Türban, başörtüsü,
    – Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olan lâiklik de, “din ve vicdan hürriyeti”
    Oluverdi yıllar içinde.
    Daha önce başörtüsü ve türbanın geçmişlerine dair kendi gözlemlerime dayanan düşüncelerimi yazmıştım. Tekrarlamakta fayda olduğunu düşünüyorum;
    Başörtüsü, yüzlerce yıldır kadınlarımızın, annelerimizin başlarına örttükleridir. Şehirde bunun adı “eşarptır”. Kırsal yörelerde ise baş örtüsü deniliyor olabilir ancak formu aynıdır.
    Sadece baş örtülür, çene altından diyagonal iki uç düğümlenerek bağlanır. Küçük farklılıklar olsa da genel kullanım biçimi ve formu budur. Bu memlekette bu tür bir örtünme biçimiyle bu güne kadar hiç kimsenin bir problemi olmadı.
    Türban ise, seksenlerin başındaki İran devrimiyle birlikte, özellikle “lâik Cumhuriyete baş kaldırının bir sembolü olarak” ülkemize bir anda sokulmuş çok daha katı bir örtünme biçimidir.
    Hepimizin bildiği gibi bir tek saç telinin bile görünmeyeceği bir biçimde, saçla beraber yüzün de büyük bir bölümünün örtüldüğü, başın arkasının tamamen kapatılıp bohçalandığı, hatta türbanın açıkta bıraktığı alın kısmının ayrı bir bantla örtüldüğü bir örtünme biçimidir. Ayrıca bu kadar çirkinlik yetmezmiş gibi, türbanın altından kafalarına bir de tas gibi bir şey geçirdiklerini biliyoruz. İsmi bile çalıntıdır. Çünkü gerçek türban son derece modern bir örtünme biçimidir. Maalesef bu ucubeliği şimdiye kadar hiç kimse isimlendiremediği için türban demek zorunda kalıyoruz.
    HER ŞEYE KARŞIN, EĞER DOĞAL BİR DEĞİŞİM SONUCU ORTAYA ÇIKSAYDI, ÇOK ÇİRKİN OLMASINA RAĞMEN, BU ÖRTÜNME BİÇİMİYLE DE KİMSENİN BİR PROBLEMİ OLMAZDI. AMA DEDİĞİMİZ GİBİ, ÇOK AÇIK BİR ŞEKİLDE, “LAİK CUMHURİYETE KARŞI BİR ÜNİFORMA OLARAK DOĞAL OLMAYAN YOLLARDAN BİR ANDA HAYATIMIZA SOKULDUĞU İÇİN” -kim ne derse desin-, LAİK CUMHURİYETE KARŞI, DİNCİ BİR YAPILANMANIN SEMBOLÜDÜR. LAİK CUMHURİYETE BAĞLI VATANDAŞLARIMIZIN KARŞI ÇIKTIKLARI “TÜRBANDIR”. BUNUN DA GEREKÇELERİ YUKARDA ANLATTIĞIM GİBİ, SON DERECE AÇIK VE HAKLIDIR.
    Gelelim işin özüne;
    AKP kendi militan kesimini konsolide etmek için türban söylemini kullanırken, lâik Cumhuriyetimize bağlı insanlarımızın “türbana karşı” olan haklı tepkilerini göğüsleme gereği duyduğunda türbana “başörtüsü” diyor.
    Böylece toplumun türbana olan tepkisini -akıllarınca- başörtüsüne karşıymış gibi gösteriyorlar. Aynı zamanda, yukarda eleştirdiğim şekilde aydınlarımızın kafalarını karıştırıp, türbana başörtüsü dedirtmeyi başarırlarsa, buna karşılık olarak da “bakın bunlar zamanında annelerimizin örtünme biçimine de karşıydılar” diyorlar.
    Saygılarımla…

  11. Sagol,sagol Nihat,tam da yüzlerine vurmussun bu kadar güzel mi yazilir

  12. 22 Kasım 2019, 10:32

    Yine mükemmel 2 yazı. Tebrik ederim.

  13. Nihat Hocam, yüreğine , ağzına, diline sağlık…ne kadar da net ve açık bir foto çekmişsin. Senin gibi gönlü güzel insanların görüşü de duruşu da yazısı da çok temiz ve net oluyor. Yazdıklarında sonuna kadar haklısın hocam. Memlekette Allah ile aldatmaktan korkmayan bunca ahlaksız varken daha çok bu tür olaylara şahit oluruz. Rabbim bizleri, memleketimizi böyle riyakar insanlardan korusun. Yolun açık olsun yiğidim…

  14. 22 Kasım 2019, 09:56

    28 Subat gericilige dur dedigi icinmi kötü oluyor.Ne kadar hakli oldugu ortaya cikti.Ecevit i savunamayanlar utansin.Cumhuriyet yikiciligina siyasi simgeye ses cikarmayanlar tarih önünde hesap vereceklerdir.

  15. Harika bir yazi elinize yüreginize saglik

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!