Fırat’ın suyuna karışan 20 ton siyanürü bu ülkeye ne zaman kim getirdi?
Siyanür, canlıları, yaşamı, otu, böceği, tarımı, her şeyi zehirliyor ve öldürüyor ve toprağı kullanılamaz hale getiriyor!
Ve onlarca altın madeninde milyonlarca ton siyanür söz konusu ve siyanür havuzları her geçen gün daha da büyütülüyor.
Milyonlarca ton siyanürü üreten kimya fabrikaları da altın şirketleriyle birlikte hep birlikte milletçe kazanıyoruz!
Büyük beleş kazançlar söz konusu olunca bizler de siyanür kimya fabrikalarının tarihini geçmişini merak ettik ve enteresan tarihi kayıtlara ve bilgilere ulaştık!
Aslında altın çıkartmak tarihten bugüne çok kolaymış!
Tarihteki bütün kral ve padişahların tahtlarının altından olmasına sebep ‘gerçek’ siyanür fabrikaları tarikatlara ruhsat verilmesiyle başlıyor!
Siyanürün topraktan altını elemesi gibi, tarikatlar da, iyiliği kötülükten ayırdediyor ve padişahların daha çok altın kazanması için kötülükleri şeytanlıkları adaletsizlikleri hukuksuzlukları tecavüzleri yağma ve talanı zikirle duayla namazla görmezden geliyorlar!
Gerçek siyanür fabrikaları tarikatlar, toprağı altından ayrıştırır gibi, önce ‘bizden olanlar’ı bizden olmayan kafir ve düşmanlar ve deccaldan ayırt ederek işe koyuluyorlar ve bir dizi işlem sürecinden geçiyorlar!
Fabrikada ilk önce, kendileri yapınca günah ayıp hukuksuzluk hiç olmuyor, başkaları yapınca şeytan ilan edilip hapse atılıyor ya da linç ediliyor!
Böylelikle, kendilerinden olan liyakatsiz kim varsa bakan siyasetçi hakim savcı yapıyorlar ve kendilerinden olmayanları çürütüp çöpe atıyor ya da yakıyorlar!
Sürecin ikinci aşamasında, kendi hukuklarını inşa ediyorlar, ve anayasayı tanımıyorlar, çünkü anayasaya göre hukuk karşısında herkes eşit, ancak… Herkes hukuk karşısında eşit olunca ‘altın’ çıkartmak zorlaşıyor..
Bunun için, önce, kendilerini üstün insanlar ilan ediyorlar.
Allah’ın dostları, evliyalar, Peygamber’in varisi gibi. yüceltip kendi adamlarını ‘dokunulmaz’ makamına çıkartıp sonra ruhsat verdikleri siyanür kimya fabrikaları tarikatları yasal hale getiriyorlar ve milyonlarca çocuğu medreselerinde okutuyorlar!
Dokunulmaz makamına çıkartılan şeyhler, diyanet, hocalar, imamlar, böylelikle kendi hırsızlıklarını kendi yağmalarını kendi tecavüzlerini hatta Fetö’nün orduyu ve hukuku işgaline ses çıkartmıyorlar, hatta hendek-açılım günlerinde PKK’yı bile af edebiliyorlar! Kimya fabrikasında ‘ses çıkartmamak’ esas. Ses çıkartırsan ‘altın’ çıkartamazsın!
Kendi siyasileri hırsızlık yapıp haram yerse, Allah için, diyorlar, mübarek diyorlar, İslam için diyorlar, ve toplumun geri kalan kısmını insan hatta hayvan yerine dahi koymuyorlar! Ellerinde kazmalar daha çok altın çıkartabilmek için kendi siyasi liderlerine evliya makamı vermeleri şart!
Siyanür fabrikaları olan tarikatlar, tarihten bugüne, her çağda, siyaseten ülke hazinelerini padişahlarının şeyhlerinin kasasına geçebilmesi için ‘ayrıştırıcı’ ‘eleyici’ ‘dışlayıcı’ başkalarını imha edici vs. gibi büyük kerametlere sahipler, ve, tesislerde, her mürit, ilahi olanla beşeri olanı ayırt etmeyi öğrenip altınlarına kavuşuyor!
Türkiye’de ilk siyanür kimya fabrikaları Kenan Evren ve Özal döneminde hizmete girdi, ancak, 1950’den beri sağ partiler tarikat şeyhlerini çok defa bakan dahi yapıp ihale ve hazineleri taraftarlarına aktarılıp büyümelerine hizmet etmişlerdir!
1980’li yıllarda tarikatlar, camiler ve öğrenci yurtlarından seri ve kitlesel olarak siyanür üretmeye başladılar!
Ve 2000’li yıllardan itibaren semeresini görüp ülkenin bütün köy ve kasaba ve dağ ve orman ve sahil ve köprülerini ve ihaleleri ‘ayrıştırıp’ ‘eleyip’ altın haline getirip servetlerini ve .ötlerini büyütmüştür.
Hatta son yıllarda ‘narko siyaset’e dahi göz yumup, İslamcı bakanlar, milyarlarca uyuşturucu parasını günahtan arındırıp helal hale getirmeyi işte bu kimya tesislerinde başarmışlardır!
Siyanür tesisleri şöyle çalışıyordu, diyanetin atadığı camii hocaları, camiye gelen müslümanları bir dizi kılık kıyafet eleğinden geçirip tarikat müritliğine geçiriyordu.
Tarikat müritliğine geçen kitleler artık kendi siyasilerinin servetlerine servet katması için medyada TRT’de bakanlıklarda istihdam ettiriliyor ve milletin parasını şeyhlerinin sultanlarının altın hazineleri haline getirmeye başladılar.
Günümüzde en büyük siyanür fabrikaları: Menzilciler, Nurcular, Fetöcüler, Süleymancılar, İsmailağacılar, İskenderpaşacılar, hepsi, milyonlarca müridini camii cemaatinden ve öğrenci yurtlarından devlet ve diyanet desteğiyle damıttılar ve ülke ekonomisine rahat bir nefes aldırdılar!
Siyanür elde edebilmek için imanın ilk şartı Cumhuriyet rejimini reddedecek ve kurucu kahramanları da deccallıkla ve kafirlikle suçlayacaksın.
Sonra kadınları çarşafa sokup erkeklere de şalvar ve sakalla ayrı ayrı ‘mağdur’ kazanlarında namaz zikir ve dua ederek bekleteceksin!
Kazanda beyinleri haşlatılan dini bütün müminlerin başına vaizci hocaları ve şeyhleri koyacaksın.
Şeyhler ve vaizciler, kazandakilere önce Allah’ın dostları olduklarını söyleyecek, sonra, Osmanlı’nın torunları olduklarını, yani, bu toprağın asıl sahipleri kendilerinin olduğu ancak vahşi barbar kafir cumhuriyetçiler tarafından bütün mülk ve makamlarının ellerinden gasp edilip alındığına yüzde yüz iman edip önce Cumhuriyet’i inşa edenlere beddualar edeceksin!
Siyanür fabrikalarında böyle böyle Allah’ı ve dinini öğretiyoruz gargarasıyla şeyhlerin ‘aracı’ ve peygamberin varisi olduğu müritlere inandırılır ve her mürit mucizevi çözücü dağıtıcı parçalatıcı patlatıcı bir altını ayrıştıran siyanür molekülü haline getirilir!
Ve mağdur kazanlarında haşlanan müritlerin eline şeyhlerin fotoğraflarını verip her gece sabaha kadar bu fotoğraflara bakıp (rabıta) zikir çektirip şeytani düzenden kurtulup İslam’ı ihya ettikleri nihayet Osmanlı’yı ve hilafeti inşa ettikleri müjdesini vereceksin!
Camii cemaatinden tarikata devşirilen milyonlar için medreseler ve yurtlar açıp siyaset için elzem siyanür havuzları inşa edeceksin! Patladıklarında… Ki, patlamaya az kaldı. Ülkenin dağı taşı anayasası köyü kasabası Allah’ı dini yasası hukuku, ne varsa, yaşanmaz hale getirip kurutulacak yok edecek, ki yavaş yavaş vatan toprağının ve nehirlerinin ve ormanlarının ve hazinelerinin imhası başlamıştır!
Ve bu kadar insanı yedirmek içermek ve istihdam edebilmek için devlet imkanlarını seferber edeceksin..
Ve aç ve sefil milyonlar, altınların ihalelerin makamların, anında kendi hazineleri haline geldiğini gördükçe, siyanür fabrikaları, bir nevi saadet zincirine dönüşecek ve Anadolu’nun her kasaba ve köyünden kitleler çocuklarını siyanür fabrikalarına ‘altın’ ayrıştırmak için yarışır hale geliyor!
Tarikatlarda üretilen siyanürler, Fetö’nün orduyu ve hukuku işgaline sessiz kalacak, tarikat yurtlarındaki tecavüz ve sapıklıklara sessiz kalacak, açılım döneminde PKK’nın hendeklerine sessiz kalacak ve kendi müteahhitlerinin yağma ve talanlarına sessiz kalacak…. Ve habire beslenip tarikatlarda fokurdaya fokurduya haşlanıp büyütülüp çoğaltılıp siyasete ve devlet makamlarına salıveriliyor…
Bugün sineğin kanadından yağ çıkartır gibi garibin yetimin her verginin her nemanın her rantın beş kuruşun dahi içinden ‘altın’ ayrıştırıp servetlerine servet katan bu kahraman ve mübarek Allah dostu madencilere millet olarak şükran borçluyuz!
Siyanür fabrikaları, otoyollar, köprüler, yaylalar, ormanlar, ihaleler, yağma ve talanları ve daha çok siyanür üretebilmek için Demirel ve ANAP döneminde Süleymancılara ve AKP döneminde Fetö’ye ve ve Menzil’e ve İsmailağa’ya aktarılmasında büyük hizmetleri dokunmuş yaşayan evliyalara millet olarak minnet borçluyuz!
Siyanür fabrikaları İslamcı iktidar ve Anadolu toprakları için Allah’ın bir mucizesi.
Milli egemenliği halkın elinden alıp şeyh ve tarikatlara verip sağ iktidarları habire rahatlatıyorlar!
Peygamberin varisleri ve Allah’ın dostları payeleriyle anayasa ve hukuku çiğneyip hep niyeyse siyasi İslamcı iktidarların önünü açıyorlar niyeyse hep onların kasalarını doldurmalarına vesile oluyorlar!
Ve siyanür fabrikaları, memleket için büyük bir kazanç, milyonların iktidar karşısında biat edip sessizleşmesi vatanın bekası için büyük bir huzur ortamı sağlıyorlar ve akademilere ve bilime ve sanatçılara ve hukuka, gerçekten memleketin hiç bir ihtiyacı kalmıyor, aksine. Aksine bağımsız yazar ve akademisyenler altın madencilerinin işlerine engel olduğu için kafir ve deccallıkla suçlanıp dışlanıyor!
Siyanür fabrikaları, aslında, altından da öte, siyasetimize ve ekonomimize ve geleceğimize ‘nur’ damıtıyor!
Nurlanmış müminler topraktan siyasetten altını çok kolay eleyip ülke hazinesine kazandırıp kollarına bilezik altlarına jeep rahatlıkla alabiliyorlar!
Ve nurlanmak, çok kolay, vicdan azabı hiç yok, vatandaşlık insanlık görevi hiç yok, ülkenin ve dünyanın bütün sorunlarını şefaatçi şeyhlere bırakınca otomatikman nurlanıyorsunuz.
Nurlanmak için, kadınların çalışmasına hiç gerek yok, çarşafa girsinler kafi, ve nurlanmak için erkeklerin üretmesi çalışmasına da hiç gerek yok, sakal bıraksınlar kafi, ve nurlanmak için bilime tekniğe düşünceye de hatta basına da hiç gerek yok, şeyhlerinin fotoğraflarını ellerine alıp sabaha kadar rabıta (odaklanıp) kursunlar kafi…
Ki, dün itibariyle Fatih İsmailağa siyanür fabrikalarının patronu, vefat etti, Allah rahmet eylesin, cenazesine koşan kitleler ülkemizin altın madenciliğinin geleceği üzerine büyük umutlar verdi.
Ve siyanür fabrikası patronunun cenazesine koşan kitleler değerli madenler ve otoyolları ve köprüler ve ihaleler ve yağma ve talan ve hukuksuzluğun toplumun derinliklerine ne kadar sirayet ettiğini gösterip ülkemizin beti bereketi üzerine bizleri sevindirdi…
Bugün dünyayı yöneten büyük güç Amerika dahi altına hücumla ilk yerleşimcilerini sarhoş ve katil yapmış ve Amerika topraklarını vatan edinmelerini sağlamıştı.
Öte yandan altına hücum, yasalar ve anayasa karşısında, başıbozukluğun gücünü tüm dünyaya göstermiş ve her ülkede uyuşturucu ve altın, kendi hukukunu, kendi kanunsuz örgütlerini kurarak kırtasiyeye boğulmuş devletleri çözüp bitirip devleti daha hızlı ve kullanışlı ve iş bitirici hale getirmeyi başarmıştı.
Bir yüzyıl önce, Afrika’da yaşamın bitmesine sebep emperyalistlerin maden aşkıydı ve son yıllarda Senegal ve Mali ve bir çok Afrika ülkesi ve Meksika ve Kolombiya’da siyasi yaşamın bitmesine sebep de madenciler ve kokaindi, ki, Allah onlardan razı olsun, aynı kanunsuz kokain ve altın aşkını anlayan üreten büyük kitleler yetiştirmeyi tarikatlarımız sayesinde başarabildik!
İşte tüm bu servetleri ele geçirip ülkemizi daha da büyütmek için peygamberin varisleri Allah’ın dostlarına daha çok duacı olmalıyız!
Unutmayın, tarihten bugüne, siyasetler padişahlar rejimler değişse de, insanoğlunun ‘altın’ arayışı ve aşkı, hiç ama hiç değişmedi!
Yani siyaset modern dünya değişse de tarihte ‘altın’ hiç evrim geçirmemiştir!
Ve bugün yirmi ton siyanürün Fırat’ın suyuna karışmasından çok çok önce, siyanür fabrikaları sayesinde, siyanür atıkları çoktan Diyanet’e devlete ahlaka dine basına medyaya ve bakanlıklara karışmış, ülke topraklarını ve yorucu Cumhuriyet hukukunu bertaraf edip sarayımızın şeyhlerimizin önünü açmıştır!
Beyinlerden sonra şimdide topraklarımız zehirleniyor
Benim hayatta gördüğüm, çıkar, menfaat, güç elde etme hırsının yapamayacağı hiç bir şey yok..siyanürde kullanır, din de, algı da kullanır manüplasyon da, savaşa da götürür, ölüme de..
Her şeyin kendisine ait olmasını ister, para, mülk, ilgi ve hatta sevginin de..
Yani, tıbbın, bunu önleyen bir aşıyı icad edip, oldukça küçük yaşta kullandırmadıkça, bize siyanürü de gazlarlar atom bombasını da…zerre vicdan ve ahlakları yoktur.
kardeşime şöyle destek olam kendinol doğruol adam ol boş olma it olma yok olma işin gazetecilikse adamgibi yap kendi ağzını kullan hiç birşeyini veda etme bazı şeyler için insanlığını kaybetme daima dürüstol.
vav hééeeeeeeeeee
Abi Canımızsın.
Dünyanın karanlık yüzleri tarafından yedi, yedi buçuk milyar insanın hayatının tek tıklık hale getirilmesi düşünülmektedir hiç yedi, yedi buçuk milyara kadar saydınız mı kaç gün sürer? Bu 0 ve 1 gibi kuantum bilgisayarları için hiç birşey ifade etmez, insanlık sayıdan mı ibarettir? Buradan yola çıkarsak Müslüman coğrafyasında öldürülen on bir milyon insan ve tecavüze uğrayan on binlerce mümin bayan sadece sayı mıdır? (Not: Yeni Akit ve Aydınlık’ta benzer yorumu yapmıştım.)
Soruna önyargılarımız ce saplantılarımızla bakıyoruz. Sorun tarikat ve cemaatler değil, sorun hormonlu büyüme ve belki de yalnızca büyüme ve alanı genişletme. Kimse kendisini sokakta gaz kaçırırken veya paçaları tozlanmış şekilde gördüğü liderini, şeyhini, kaptanını uçurmaz, kurtarıcı, mehdi yerine koymaz ve koyamaz. Örneğin sizin özdağ; yelkenini bu hızla şişirmeye devam ederseniz 2. Atatürk diyenleri göreceksiniz yakında…
Çok güzel bir yazı olmuş. Türkiye için en tehlikelisi zehirlenmiş beyinler.
Tarikatların en büyük kozu hem insanlara İş, aş sağlıyorlar hemde cenneti kazandırdıklarına inandırıyorlar. Eeee böyle bir ticarete de Şeyhine de taparsın Gavs’a da Hocaya’da !! Zaten olan da o.