Üç asır durdurulamayan vahşi kapitalizmin insanlık değerlerini yok eden felaket ve kıyım ve işgal ve sömürü ve soygunlarla dolu ‘amel defteri’ nihayet sorgulanıyor!
Vahşi kapitalizmi kimse durduramıyor!
Batı dışı toprakları soyup soğana çevirdikten sonra uluslararası şirketler şimdi Avrupa Kıtasının uygarlık ve insanlık değerlerini bütün birikimiyle yemeye başladı!
Avrupa Birliği adını koymaya cesaret edemese de çoktan dağıldı!
Ve Avrupa coğrafyasına (yine vahşi kapitalistlerin marjinalleştirip kodladığı) ‘aşırı sağ’ bayrağı çoktan dikildi!
Avrupa, NİHAYET, hayırlara vesile olacak büyük bir ‘şok’ geçiriyor!
Soralım, neden aşırı sağ? Neden ‘aşırı kapitalizm’ değil!
Geçmişe dönük aile ve ahlak ve meslek (solidarizm) dayanışma değerlerini ve ülkeyi şirketlere karşı savunmanın adı neden ‘aşırı’ oluyor!
Yahu bir sorun kendinize, bir toplumun ve insanlığın bütün değerlerini hiç eden ve dünya maden ve zenginliklerini bir kaç kişinin özel serveti haline getiren ve durmaksızın kanlı savaşlar çıkartarak karnını doyuran bu vahşi şirketleri eleştirenlere hala neden ‘aşırı’ deniliyor?
Oysa, Cumhuriyet Tarihi, konuya hiçte yabancı değil!
Birinci Cihan harbi ve sonrası kurulan Cumhuriyet Türkiyesi tam da ‘liberalizm’ ve ‘sosyalizm’ eleştirileri üzerine kafa yordu ve kendince bir yol hal çaresi aradı!
Ülkeyi şirketlerin FÜTURSUZ sömürüsüne ve kapisülasyonlarına karşı nasıl koruruz?
Şahsi teşebsüs ve şirketlerin başına buyrukluğu İttihat günlerinden Cumhuriyet’e masaya koyuldu! En çok tartışılan konu ‘milli iktisadiyat’ oldu!
Cumhuriyet Türkiyesi neler düşündü neyi masaya ve fiiliyata koyduysa İttihatçı aydınların üstelik büyük kanlı savaşların tam ortasındaki tartışmalarına borçludur, başta Ziya Gökalp!
Atatürk, ne liberaliz ne sosyalistiz dedi…
Sosyalizm ve liberalizm karşıtı o yıllarda İtalya’da korporatizm vardı, meslek birlikleri-loncoları demek, iktisadi ve siyasi düzeni ‘loncalarla’ yönetmek!
Gökalp de Türkiye için ‘esnaf birliklerini’ öne çıkardı! Ne proleterya ne burjuvazi, tesanüd-dayanışma fikirleri bu topraklarda esnaf birlikleri merkezinde onlarca yıl uzun uzun tartışıldı ve çok büyük taraftarlar ve sonra hayat buldu!
Devletin piyasaya müdahalesi ve kamuculuğun boyutları otuz uzun yıl aralıksız tartışıldı!
1929’da büyük buhrandan Türkiye’nin çokta yara almadan kurtulmasının bir büyük sebebi olarak kamu yatırımları ve devlet müdahalesi gösterildi! Ve kapitalizmin buhranları hiç bitmedi ve bütün buhranlar yepyeni savaşların önünü açtı!
Cumhuriyet Türkiyesi’nde, tartışmalar, dergiler, kitaplar, milli iktisat kongreleri, iş döndü dolaştı, kooperatifçiliğe geldi!
Bugün dahi vahşi kapitalizmi ancak kooperatiflerle durdurabilirsiniz!
24 Şubat Kararları-Özal’dan bugüne ve dünya bankası talimatlarıyla ülkemizde şirketlerin önü açıldı ve kooparetifler küçültülüp yok edildi!
Tariş, Çukobirlik, Fiskobirlik, Marmarabirlik, Çaykur, vs. gibi kooperatler ellerindeki arazileri, araç ve malları ve sermayeyi kaybetti! Özal’dan bugüne kamunun ve kooperatiflerin elinde ne varsa peşkeş çekilerek satıldı, meydan ‘şirketlere’ kaldı! Şirketler de TV’lerini kurup milleti iç savaşın içine sürükleyecek etnik ve mezhep tartışmalarıyla ülkeyi mahvetti!
Bugün halk ve ziraat bankasının teşvik ve kredilerinin yüzde doksanı şirketlere gidiyor! Kamu özel teşebbüslerinden yaylalara ormanlara köprülere sahillere madenlere vs. uçsuz bucaksız hazineler kamunun ve halkın elinden alınıp şirketlere verildi! Şirket dediğin bir kaç kişinin zenginliği! Ve hepsini yöneten büyük güç uluslararası borsalar ve dayatmaları!
Tam tersine çevirin, halk ve ziraat bankası teşvik ve kredilerini şirketlerden alıp yavaş yavaş kooperatiflerin eline verin! Hem servetlerin ve gücün bir kaç kişinin eline geçmesinin önüne geçersiniz hem de ülke zenginliklerinden geniş halk yığınlarının daha çok pay almasını sağlarsınız! Hem de ülkenizi etnik ve mezhep dayatmalarından korursunuz! Hangisi daha demokrat?
Bunun nesi aşırı?
Allah aşkına ‘aşırı’ deyip siz hala kimi o küçük aklınızla küçümsüyor ‘aşırı’ kelimesiyle hala ülkenin ve dünyanın tek çaresi kamuculuğu ve kooperatifçilikle güya dalganızı geçiyorsunuz!
Sofrada ekmek kalmadı ve üçüncü büyük hatta nükleer savaşlara sürükleniyoruz!
Şirketlerin sömürüsü ve siyaseti manipülesi ve hukuk tanımayışları ve insanlığı felakete sürükleyen bitmeyen savaşları, işte ortada, ama hala bir çıkış yolu arayanları ‘aşırı’ diye aklınızca mahküm ediyorsunuz!
Yüzyıldır bitmeyen savaşların SAVAŞ MAKİNESİ şirketleri doyurmak mümkün mü?
Şirketler çıkarları için savaşlar çıkartıyor, etnik, mezhep, her türlü yarayı kaşındırıp iç savaşları körüklüyor! İşte Ukrayna savaşı! Sonunda Amerikalı şirketlerin zaferi! Doymaz iştahlarıyla silah ve gaz satmaya başladılar bile!
Avrupa’yı dahi köleleştirdiler ve bitmeyen kanlı savaşların içine soktular!
Başta ahlak ve insanlık değerleri hepsini çürütüp insanlığı kaos ve çaresizliğin içine sürüklediler!
Ve zulme vahşete savaşa karşı bir kaç cümle söylemeye cesaret edenleri dahi aşırı ilan etmeye devam ediyorlar!
Doymak bilmez şirketlere ve savaşa karşı halkı ve ülkeyi ve hatta devleti korumanın çaresini aramak neden aşırı oluyor!
Yoksulluğu ve eşitsizlikleri tartışmanın bir hal çaresi aramanın yolu neden ‘aşırı’ oluyor!
Bir bakın, kapitalizmin vahşi şirketlerine laf edenleri kim hangi cüret hangi hakla ‘aşırı’ olarak damgalayıp aklınca marjinalize ediyor! Oysa çoktan öğrenmiş olmalıydınız dünün mandacılığıyla bugünün uluslararası şirketlerinin önünü açmak aynı şeydir!
İstediğiniz kadar mahküm edin istediğiniz kadar dalganızı geçin bir yüzyıl daha tartışın durun dönüp dolaşıp nihayetinde kooperatifçiliğe geleceksiniz!
Vahşi şirketleri ancak kamuculuk ve kooperatifçilikle dengeleyebilir sınırlayabilirsiniz!
Şuraya bakın, Cumhuriyet’i kuran parti nasıl ve hangi fikirle kurulduğunu bilmiyor, ne olacakmış, İngiliz Borsası’ndan sıcak para gelecek masallarıyla kitleleri kandırıyorlar!
Kendi başına buyruk ve siyaseti manipüle eden şirketler ülkenin devasa güçlerine ve ayrımcılığa sahipken hiç kimse sosyal demokrasi sosyal devlet sosyal refahı konuşamaz!
Stratejik şirketler ve madenler, ki, açlık söze konusuysa, eti, buğdayı, peyniri de buna dahil, spekülasyondan kurtarılmalıdır!
Milli bir seferberlik ve milli bir dayanışma olmadan açlıktan kırılan kitleleri vatan savunmasına süremezsiniz!
İşte Dağıstan, Rusya’ya asker vermekten yoruldu ve Putin’in seferberliğine isyan ediyor, yani, insanların artık sosyalizm diye bir ülküleri yok ve savaştan başka yeni bir ideal de yok, o halde, neden savaşsınlar! Putin’in sarayı için mi savaşacaklar, oligarklar daha zengin olsun diye mi?
Ve uluslararası şirketlerin profesyonelce tek yaptığı şey, kitleleri ve ülkeleri, başka bir çözüm olmadığına inandırmak!
Hem etnik ve mezhep kavgası hem de devasa eşitsizsizliklerle ülkeleri mahvedecek ve hem de vahşi kapitalizmden başka umut olmadığına kitleleri inandıracaksın!
Yani umutsuzluk ve çözümsüzlüğü aşılayan da büyük şirketlerdir!
Umutsuzluk ve çözümsüzlük zaten ‘köle’liği baştan kabullenmektir!
Bir ülke yaşayacak varolacaksa milli iradesine kendi kararlarına kendi meclisine kendi tarlalarına ve kendi fabrikalarına ve kendi insan gücüne güvenmek zorunda!
Cihan harbinde İttihatçılar arasında nikbinlik tembellik suç’tu, biri bir kahvede umutsuz konuşuyorsa ‘vatan hainliğine’ denk tutuluyordu!
Ki, tarihimizin bu en korkunç yıllarında Balkanlar ve Osmanlı elimizden gidiyordu, buna rağmen, bir psikolojik harekat gibi kimsenin umutsuz konuşmasına izin verilmiyordu! Evet, Cihan Harbi’nde yenildik ve İttihat kadroları dağıldı, ancak, bu öz güvenle İttihatçı kadroların yüzde sekseni müdafaa-i hukuk cephesinde hızla toplandı! Çünkü yenilgi kabul edilemezdi!
Umutsuzluk ve çaresizlik pompalayanlar her çağda bizden bir şey olmaz deyip mandacılığın önünü açtı! Bugün dahi muhalefetin bir ekonomi plan programı hiç yok! Ve Altılı Masa’yla ilan edilen muhalefetin ‘milli’ ve ‘kendine güvenen’ bir kararı hiç yok! Uluslararası şirketlerin dayatmalarını deklare ediyorlar!
Yani kendi halkına güvenmekten ve milli olmaktan korkuyorlar ve milli bir çıkış yolu arayanları da ‘aşırı’ diye kodlayıp sahne dışına kovuyorlar!
Tam tersine, muhalefeti, asıl bu toprakların sahipheri bizler niye ‘milli’ değilsiniz diye sorgulayıp eninde sonunda kovacağız!
İstiklal Mahkemelerinin bir duruşmasında ifade veren bir Meclisi Mebusan üyesi, ağız değiştirip, Cumhuriyet’ten ve kuvayı milliyeden yana konuşunca, savcı sorar, madem yanaydınız, bir çok arkadaşınız koşup Ankara’ya geldiği gibi niçin kuvayı milliyeye katılmadınız!
Ağızlarını açınca hala milli’den Türkiye’den Cumhuriyet’ten yana konuşuyorlar, ancak milli cephede milli sahnede milli üretimde hiç yoklar!
Halkın yanında hiç yoklar, tek işleri büyük şirketlerin anket manipülatörlüğüyle halkın iradesini çarpıtmak!
Fransız İhtilali’yle siyasal düzeni kraldan kiliseden asilzadedenn alıp herkesi yasa önünde özgür eşit kardeş yapan Cumhuriyet fikri, iki yüzyıldır, tarikatların uluslararası şirketlerin saldırısı altında gün yüzü görmedi!
Ülkeler ve meclisleri ve hazineleri hemen her ülkede şirketlerin asilzadelerin tarikatların yeniden imtiyazlıların eline geçiverdi!
Üstelik halkı aşağılayarak üstelik ‘milli’ olan ne varsa dalga geçerek üstelik halkın ve devletin hazinelerini soyarak!
Üstelik milli iradeyi devre dışı bırakarak!
Seçim, meclis, kuvvetler ayrılığı, hukuk, anayasa, hepsi, kilise törenleri gibi sembolleşip varlıkları yok edildi! Milli bayramlar da öyle heyecanları coşkuları dayanışması milli beraberliği değil sadece kuru kuru hatırası bir kaç resmi kaldı!
Ve Cumhuriyet’in halk iradesini ve milli hakimiyetini ve genel seçimini ve kuvvetler ayrılığını darbeler komplolor diktatörlerle ve bitmeyen dünya savaşlarıyla hiç ettiler!
Ama artık, şafak attı!
Vahşi kapitalizm, kendini tarihten silecek, son büyük savaşına giriyor!
Milli kimliğimiz ve milli üretimimiz ve milli irademiz iç savaş ve savaşlarla bir daha mandacı neo-liberal şirketlerin eline geçemeyecek!
Son virajdayız, başta Avrupa bütün dünya vahşi kapitalizme hayat verip savaşları meşrulaştıran kriz ve buhranlarının en sonuncusunu başlattı bile!
Kendin olmak kendin kalmaya çalışmak aşırılık,normal kabul edilen teslimiyet…Gerçekleri böyle temiz ifade edebilmek ise bir inanmışlıktır,dev bütçeli kurumları anmadan edemiyor insan.
Amerika ve siyonizmin dijital takip sisteminin geliştirilmesi için ülkemizde de yapılan yayınlar düşünüldüğünde ileride bu uygulamanın yolu mu açılmaya çalışılmaktadır!!!
Yaklaşık 6 bin İsveçli mikroçip taktırdı.
Dijital kültürler araştırmacısı Moa Petersen de İsveç’te şu ana kadar 6 bin kişinin eline çip takıldığını belirtti.
Petersen, çip taktıranların Radyo Frekans Tanımlama Teknolojisi (RFID) sayesinde yanlarında aşı pasaportu, anahtar, kimlik kartı ve hatta tren bileti taşımayı bıraktıklarına işaret etti. (AA)
Yurtseverliği sizden öğrensinler, çok güzel anlatımız için varolunuz sayın Genç.
Biz ulus devlet’çiler ve yurtseverler buralardayız. Endişeye gerek yok :)
Bırakın milliyi, yurtseverlik bile arkaik bir şey sayılır oldu,onyıllardır.Liberallerin en büyük başarısı( tahribat) bu.Panoramayı güzel çıkarmışsınız Nihat bey . Esenlikler dilerim.