Nihat Genç yazdı…
Üniversite kantinlerinde yaptığımız hararetli tartışmalar hala cevabını bulmadı!
Hala siyasiler dış borç ‘dış yatırım’dan medet ummayı marifet sayıyor ve hala en büyük siyasi vaatleri arasında en başa koyuyor
Başta Amerika Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaştırıyor ve Almanya-Fransa-İngiltere ve Amerika’nın Ukrayna’ya verdiği para 10 milyar rakamını geçmiş değil ancak bizimki kalkmış dışardan gelecek 400 milyar dolarlık yatırımdan söz ediyor!
Tipik Orta ve Batı Afrika’nın altın elmas kakao kauçuk zengini ülke siyasetçileri, ya yarı sömürgeler ya bitmeyen iç savaşlar içindeler, ve doğal zenginliklerine rağmen siyasileri borç bulmakla övünüyor! Ve dış borç aldıkları ülkeler iç savaşa taraf gerilla gruplarına ayrı ayrı silah veriyor, tıpkı hem PKK’yı hem Işid’i beslemek gibi.
Ve 90 yıldır rantiyeyi besleyen bankalar sağcı iktidarlar, her yerde, hala depremde başımıza yıkılan rantiye olduğu gerçeğini unutarak, bir sorun bakalım, 90 yıldır alınan borçlar nereye gitti?
Maden zenginlikleri göz kamaştırıcı ama huzur yok ve bağımsız olabilmiş hiç değiller ve sefalet ve rezillikler içinde sürünüyorlar ve halkının yarısı derme çatma botlara gemilere binip ülkeden kaçıyor ve ama siyasileri hala ‘borç para’ peşinde?
Bu sefil ülkeler zenginliklerine rağmen ekonomide örgütlenemiyorlar, milli seferberlik tecrübeleri ve bilinçleri yok, iktidara gelen ya da dağ başını tutan gerilla grupları madenleri üstelik iç savaş çıkartan düşmanlarına peşkeş çekmek için yarışıyor!
Ve ülkemizde haberler müthiş, çocukluğumuzdan beri en büyük müjdeyi yaşıyoruz, Türkiye doğal gaz buldu, insanın kalkıp göbek atası geliyor, ama değil, dünyanın altınını çıkartıyor doğal gazını buluyoruz ama hayat hiç ucuzlamıyor!
Geçelim Orta Afrika’yı işte İngiltere işte Fransa, maşallah borsaları çok güçlü ama halk açlıktan emekli maaşlarıyla geçinemedikleri için ya ülkelerini terk ediyor ya meydanlarda polisle çatışıyor!
Dünyanın en büyük bütçesine de sahip olsanız çalışanı emeklisi sigortalısı işsizi açlık sınırında, hasta olduğunda ya da çocuğunu okutmak istediğinde ya da en küçük bir sarsıntıda kendini güvende hisseden hiç yok! Dolarla borsayla dış borçla kurulan bu düzenin aşağı yukarısı dibi yok!
Çünkü ‘para’ ve ‘kaynaklar’ başka bir yere gidiyor, üniversitelerimizde gençlerin kafasına kafasına vurup alayını liberalizmle zehirlemişler, hala doları borsayı ekonomi sanıyorlar. Ülkenin her şehrinde devasa altın madenleri bulsanız her şehrinde silikon vadileri açılsa yine ‘açlıktan’ ‘yoksulluktan’ kurtulamazsınız, çünkü bu finans ekonomisinin ipleri başkalarının elinde ya da ‘sanal’ yani kağıt üzerinde!
Elli yıldır tartıştığımız konu hiç değişmedi. Üniversite kantininde tarıma dönük kooperatif ve projelerden söz ettiğimizde karşımıza bir dallama çıkıp ‘yav bir vagon buğdayla bir televizyon alamıyorsun’ deyip tarımı küçümser! Ya da aklınca sanayi olmadan diye lafa girerdi, şüphesiz olmaz, hepsi olacak, ancak, tarımın ‘hayatı’ ucuzlatan hayatı yaşanılır kılan ve hepimizi milli dayanışma içinde millet yapan başka bir tarafı var!
Sağcısı liberali tarikatçısı puştu kimleri okuyorsa kafasını kimlerle bozduysa izliyorum, altın, dolar, borsa, dış yatırım, vs. konuşanları ekonominin dehası ve kurtarıcısı kabul ediyor, bu delilik bitecek gibi değil!
Bu deliliği galiba üniversite ve kolejlerde çocukların beynine sokuyorlar, bir daha kendilerine gelmeleri ve gerçek ekonomiyi anlamaları mümkün olmuyor, kağıttan sözden maddeye nesneye geçemiyorlar!
Seminerlerimde anlatırım, doğuda bir köyde 8 yaşında bir Kürt kızının sekiz tane keçi güttüğünü varsayın, bir de borsada-bankada 10 milyon dolarınız olduğunu düşünün. Bakın derim, sekiz keçi geometrik katlanır ve her yıl katlanarak doğurur ve eti sütü yağı peyniri ciğeri işkembesi derisi kemiği ekonomiye katma değer sunar ve zamanla katlanan büyüyen genişleyen çeşitlenen imkanları 10 milyon doları aşar! En önemlisi kendi emeğinin ürünü kendi bileğinle karnını doyurmak güven verir!
İneklerin varlığı hayattır ve gerçektir ve ağırlıkları vardır ve zahmetli bir iştir, ve 10 milyon dolar, kredi rant faiz, iner çıkar ama sanaldır, kısa vadede kolay kazanç tatlıdır ama uzun vadede memleketi kolaya ve çaresizliğe ve tembelliğe alıştırıp finans tuzağına çekip batırır!
Dilenmeye başlarsınız ve siyasi dayatmaların kölesi haline gelirsiniz, işte, seksen yıldır, sağcı liberal muhafazakar politikalar her seçim arifesinde ‘kaynak’ deyince sorun kendinize bakalım akıllarına hep dış borç dış yatırım neden geliyor! Dış kaynak vaadi verenlerin memleketin milli düşmanlarıyla ittifak kurması da sizi hiç şaşırtmasın, aynı kapıya çıkar, borçlandırma, çaresizlik öğretme, siyasi dayatmaların siyasi tercihlerine tıpış tıpış kalmak!
90 uzun yıldır çektiğimiz yeter, bu çaresizliğe işte böyle geldik, ucuz derme çatma köylerinize kasabalarınıza ve başınıza yıkılan şehirlere bakıp hiç mi ar haya edip utanmıyorsunuz! Dağları ovaları manzarası yeşili çayırları dünyanın en eşsiz topraklarında oturduğumuz halde, köyde kasabada çürük, harabe, sefil ve çok biçimsiz, derme çatma, çakma ve çok güvensiz evlerde oturuyoruz!
Ve, utanmıyor muyuz, su, ekmek, peynir, et, buğday, bulgur gibi, en temel ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz!
Adamın sözde bankada 10 milyon doları var ama her yıl düzenli gittiği köyünde annesinin yaşadığı ev ahırdan farksız ve kümesinde tavuğu ve ahırında tek ineği yok!
Hatta o köye gidince şöyle bir köy tavuğu yesem dese bir tavuk dahi bulamıyor, birde havalı havalı bizim köy diye selfi çekiyor, Yılmaz Güney’in bir filmindeydi galiba, turist köyde sefaletin resmini çekiyor, ama ‘turist’ geldi diye adamın keyfi yerinde!
Anadolu topraklarında tarihimizin bakımsız çürük en sefil en utanılacak çağını yaşıyoruz, eski mimarimize, eskinin de eskisine bakın, bu kadar çirkinini bulamazsınız!
Kimsesiz bomboş kalmış harabe köylere bakın, sabah bismillah deyip tarlasını süren hayvanını güden kalmamış, ve en güzel iklime ve manzaralara ve çayırlara ve meralara ve ormanlara ve sahillere sahip ülkemizin bu utanılacak hali kimsenin ağrına gitmiyor, he he, aynen öyle, dış borç bulacakmış!
Yokluğu yoksulluğu başka yerlerde aramayın ‘hayvancılık’ artık insanımıza çok ağır bir iş olarak geliyor! Eriniyor üşeniyor ucuzundan sigortalı bir işe girmek daha ucuz geliyor!
Oysa biz bu topraklara bu yeşil çayırlarda bu yaylalar bu nehir kıyılarında sürülerimizi otlatmak için gelmiştik!
Bundan henüz yetmiş yıl önce her dağın yamaçlarında karınca yuvası gibi sığırlarımız olurdu, şimdi, dağları deviriyorsun saatler süren ovalar geçiyorsun, bir iki hayvanı zor görüyorsun!
Vatan dediğimiz toprağımıza yeni yetişen gençlik ‘manzara’ diye bakıyor, köyüne de resim çektirmeye gidiyor, oysa toprak, gübre, yem, tohum, ot, ve insan’dır. Bunlar olmadan ‘toprak’ evet sadece karın doyurmayan manzara’dır, birkaç günlük tatil yeridir ve gübre, yem, tohum, ot yoksa, toprağınız dış borçların dayatmasıyla elinizden alınır, siz de tıpış tıpış’a boyun eğersiniz!
Oysa eşsiz ve bereketli bu topraklarda en temel ihtiyaç maddelerini ucuzlatarak küçük gelir ve maaşlarla hepimiz yaşayabiliriz!
Siz gençler, neden rüya görmekten vazgeçtiniz!
Bizim hayallerimiz hiç bitmedi!
Biz cumhuriyetçiler çocukluğumuzdan beri her gün hep aynı büyük rüyayı görürüz!
Anadolu’nun sil baştan yeniden imarı!
Şöyle düşünün, her üç ya da dört-beş köyün ortak bir çiftliği olacak!
Devlet bu çiftliğin başına bir veteriner ve muhasebeci verecek, gerisi, çalışanlar?
Askerliği ikiye ayırmanın zamanı, uzman çavuşluk dışında, çifte çubukta tarlada sahada atölyede çalışması için bedelli askerlik kaldırılmalı, ve altı aylığına her vatandaş vatani görevini bu çiftliklerde yapabilmeli!
Otuz bin köyde var olanın üstüne bir de en az 3-4 bin çiftlik kurduğumuzu hayal edin!
Yem, gübre, ot, ve tohum ve köyünü tarlasını bekleyen yoksa, toprak dediğin bir işe yaramaz!
Yem ve gübre ve tohum, millileştirilmeli, bir keçi gibi, dağın başındaki bir tutam ot’a dahi ulaşabilmeli ve ekonomiye katabilmelisin!
Önce her üç-dört köyün ortaklaşacağı kooperatif çiftlikleri için devrim büyüklüğünde yasalar çıkartılmalı ve hukuki yönetmelikler hazırlanmalı!
Mesela köyde ikamet etmeden şehirde oturanlar köyde yeri yurdu tarlası olsa bile kooperatifin çiftliğine ortak olamaz, mesela, sürdüğü tarla kadar, ve sadece bahçecilik yapan köylü de ortak olabilmeli, ve isteyen kendisi de kooperatiften bağımsız istediği kadar hayvan bakabilmeli, ve köylü tarlada işçiye ihtiyaç duyduğunda çiftlikten bedavaya asker-çiftçi çalıştırabilmeli!
Sadece yem, gübre ve tohum için ayrı bir bakanlık kurulabilir ve her şehrin yem, gübre ve tohumu ve soğuk hava depoları, planlanmalı, yem ve gübrede ve hayvanda dışa bağımlılığa son verilmeli, organize bir güç olup, örgütlenip, bir bismillah deyip çifte çubuğa tarlaya koşmalı!
Büyük alışveriş mağazalarına rakip Tarım Kredi Kooperatifleri satış mağazaları hemen her mahallede açılmalı ve bu çiftlik üretimleri şehre ve halka ucuzundan ulaşabilmeli!
Bu çiftliklerin öncülüğü ve zamanla oluşturacağı organizasyon gücü ve geliriyle, ikinci devrimci hamle, geleneksel Anadolu mimarisine ve o köyün karakterine uygun mimari planlar yapılmalı. Ve, sığınağı, ahırı, kileri, ve bahçesi olan, bir-iki katlı evler, inşa edilmeli! Sağlamlıkları görünüşleri estetik güzellikleriyle cazibeli gözalıcı rahatlatıcı ve işte bizim bir köyümüz var diyebilmeliyiz!
Üçüncü devrimci hamle, sosyal olarak el sanatlarından biçki dikişe sazına türküsüne ve el becerileri ve küçük sanatlar devreye girmeli!
Diyanet’in her hocası, başta tamircilik olmak üzere, bir meslek sahibi olabilmeli, dini görevleri yanında, elleri nihayet bir eşya tutsun, gerçek dünyanın ürününü sanatını ağırlığıyla zorluğuyla biçimiyle hissetsinler ve kafalarını dolduran bomboş düşüncelerden hayata ve gerçek’e ve ürün’e ve kaynak’a geçiverip nihayet bir dünya algıları oluşabilsin!
Et, süt, peynir, yağ, un, bulgur, mercimek, vs. bolluğu ve sürekliliği memlekete güven verir, küçük maaşlara yaşam sigortası verir, kendi emeğine tarlasına ürününe inanmanın heyecanını verir.
Tarikata-şeyhe-lidere-partiye-patrona vs. değil toprağına bağlanmanın toprağıyla yaşamanın imanını verir sizi dinç ve zinde tutar! Bu ürünleri bugünde marketlerde bol miktarda buluyorsun ama hepsi çok pahalı dokunamıyorsun, o halde, askerlik vatani görevi ucuz işçilikte kullanıp kamu yararına yepyeni bir piyasa inşa edeceksin!
Bu üç büyük devrim için, üç şey lazım, bir hayvan çiftlikleri, iki, askerlik hizmetini bu çiftliklerde yapacak çalışanlar, üç, büyük bir mimari hareket!
Fazla da kafanızda büyütmeyin 100-150 hayvanlık bir çiftliği altı-yedi kişi üstelik vardiyalı pekala çalıştırabilir ve bulundukları köylerin otuna tarlasına çiftine çubuğuna gönüllü vatan hizmeti diye seve seve her memleket evladı koşturabilir, ve genç yaşında çocuklarımız işe yaradıklarını görür ve tarlaya toprağa ve köylüye dokunmanın coşkusunu yaşarlar ve bölüşmeden bir vatan bir memleket olamayacağı kafalarına dank eder ve borsa dolar rakamlarıyla oynayan cahil cühela liberallerin ve sağcı tarikatçı siyasetlerine 90 uzun yıldır kurban olmaktan kurtulurlar!
Önce millete toprağın bereketi anlatılmalı, zihniyet değiştirilmeli ve banka, kredi, borsa, faizle değil, asıl büyük ‘kalkınmanın’ temeli silkinme ve gayrete gelmek taşın altına elini sokmak olduğu!
Çünkü toprağın bire üç, bire beş, bire on verdiği ve hayvan sayısının geometrik çoğaldığını, yani, bir ineği bankaya yatırsanız gelecek sene size iki inek vermezler, ama bir inekle başlarsanız varlığınızı üçe beşe katlayabilirsiniz.
Ve banka size katma değer vermez, ama bir ineğin, derisi, yağı, ciğeri, kemiği, eti, bağırsağı, işkembesi, her şeyi pazardır ve piyasayı çeşitlendirir ve bereketlendirir!
Çocukluğumuzdan beri gördüğümüz rüya budur, hırsız müteahhitlere ve siyasetçilere muhtaç olmadan toprağımızla hayatlarımızı kısmen ucuzlatabilmek için her birimizin kafasında böyle nice projeler var, ve hepimiz bu projeler için siyaset yaparız!
Tarihte gördüğünüz bütün o eski medeniyetler hala hayranlıkla seyrettiğiniz o büyük anıtsal yapıları çok ucuz işçiler kölelerle inşa ettiler, bugün, köleliğe ihtiyacımız yok, zorunlu askeri hizmetle, bu çiftliklerin ağır işlerini hepimiz vatan görevi diye pekala yapabiliriz!
Ve kaynak yaratıldıkça ve organizasyon gücünü tattıkça aynı seferberliği her alanda sürdürebiliriz, mesela?
Çocukluğumuzdan beri gördüğümüz en büyük rüya, sil baştan Anadolu’nun onbinlerce köyüyle yeniden imarı. Kaynağı yine kendi yemi kendi tarlası kendi tohumu kendi hayvanı ve kendi ot’u, yaylası merası, kaynağı, çalışanları kendi evlatları!
Bize düşen, yasa, yönetmelik, organizasyon, planlama!
Bize düşen dış borç’a ve dış borçla kafayı bozanlara hiç inanmamak!
Kendi evlatlarınız kendi otlarınızı yolacak orakla tırpanla biçecek ve kendi evlatlarınız taşlı tarlalarınızı temizleyecek ve su kanallarında çalışacak ve ağaç dikiminde ve seralarda ve bahçelerde ve ormanlarda ve hayatlarının altı ayı hayvan güdecek ya da tarlada çalışacak ve köylü ihtiyaç duyduğunda tarlasında çiftine çubuğuna yardımcı olacak!
Kaynak, kendi evlatlarımız kendi ot’umuz ve kendi meralarımız, milli projeler ve milli seferberlik olmadan tüccarların komisyoncuların rantiyecilerin ekonomisiyle hayatı ucuzlatmak mümkün değildir, bunların ekonomisi ürünü pahalandırmak için denize dahi dökebiliyor!
Binlerce yıldır bu topraklarda oturuyoruz, en eski Hititler’den ve sonra Frigyalılar’dan ve sonra Yunanlılar’dan ve sonra Romalılar’dan ve sonra Selçuklular’dan ve sonra Osmanlılar’dan dahi daha acınacak daha sefil evlerde oturuyor, bu gerçek, ve tarihlerde ilk defa savaş ve kuraklık olmadığı halde kendi toprağımızla kendi karnımızı doyuramıyoruz, bu utanılacak bir gerçek!
Mesela, Osmanlı’nın bir dönem kısmen uyguladığı gibi, bereketli tarlalar ve ovalar’a da ‘dokunulmaz’lık getirilmeli, tıpkı ‘sit alanları’ gibi, tarlalar ve ovaların tarım dışı kullanımı yasaklanmalı!
Tarlalar ve ovalar’ı, müteahhitlerin kupon arazisi, yatırım aracı yani sadece kağıt üstünde alınıp satılan rantiye olmaktan çıkartarak işe başlamak çok mu zor?
Bütün köy ve kasabalarda iki-üç’ten fazla kat yapmayı apartman yapmayı yasaklamak, çok mu zor?
Bu rüyayı hepimiz aynı anda görebilmeliyiz: Anadolu’nun yeniden imarı. Düşünün bir deprem anında kaçacak sığınacak yer yok!
Bir de şöyle düşünün, kervansarayları, bedestenleri, uzun çarşıları, kapalı çarşıları, mermer sütunlu kemerli kubbeli yapıları, her şehrin ortasında hem çarşı olacak hem de eski mimarimiz nihayet hayat bulacak! Kubbeli kemerli uzun çarşılar bir deprem anında bu sağlam tek katlı yapılar ayrıca ‘sığınak’ görevi görecek, artık zorunluluk haline gelen şehrin ortasına kurulacak bu bir-iki katlı uzun çarşılar çok mu zor, ve büyük depremlerde dahi bu mimarinin altında hayat çarşılarıyla devam edecek!
Sizin de partilerinizin de bir fikri varsa siz de dayatın siz de hayata sokmak için yarışın, 90 yıldır sağcı muhafazakar İslamcı partiler ülkeye bir tembellik atalet getirdi ve sonuç onbinlerce köyümüz hortlak gibi bomboş ya da sadece bahçecilik yapan emekli yaşlıların sığındığı çürük tahtalı damlar!
Oysa Anadolu toprakları çok büyük kıtlıklar çok büyük kışlar gördü, 1905’te ve 1907’de Ankara civarına beş metre kar yağdı ve binlerce insanımız karın altında öldü.
Ve ama, insanımız, karın altından bir çubukla nefes deliği açıp (pipet gibi) o karın altında yaşama tutundu!
Ve Ankara o yıllarda ticareti bitmiş loncaları kapanmış koleradan ve pislikten ve bakımsızlıktan ve korkunç soğuklardan bitap düşmüş bir yerdi, ve ama o insanlar, bismillah deyip önce tarlaya sonra on yıl sürecek iki büyük savaşa koştu!
Bunca trajediye rağmen, savaş başlayınca, o kar’ın altından bismillah deyip tarlasına koştu, bulgurunu nohutunu sucuğunu pastırmasını vs. yaptı ve askere koştu, Trablusgarp’a Allahüekber dağlarına Hicaz’a Balkanlar’a Çanakkale’ye!
Ve Cumhuriyet’le ‘dış borç’la hiç inanmadı!
Sapanı, tarlayı, kooperatifi, yeniden öğrendi ve Cumhuriyet’i kurdu ve bugün burun kıvırdığınız buğdayı kayısı üzümü zeytini fındığı milletin gerçek bankalarıydı, borçlarını ödedi, ve, fabrikalar kurdu…. Ve bataklıkları ıslah etti, ve başı dik çocuklar yetiştirdi!
Milli seferberlik olmadan hiçbir ülke ayağa kalkmamıştır!
Borsayla dış borçla dış yatırımla kalkınan ülke hiç olmamıştır.
Hiçbir uygarlık karıncalara yuva kurmadı.
Ayaklar altında ezile ezile karıncalar kendi yuvalarını çalışkanlıklarıyla hep kendileri kurdu!
Bir milletin ruhuna en iyi gelen şey bir büyük milli yükün altına (imece) ortaklaşa girebilme azmi ve cesareti ve heyecanıdır!
Bugün dünyaya meydan okuyan Çin ekonomisinin altında tarım ve hayvancılık yapan askeri kışlalar vardır! Amerika’da kapitalizm en yüksek ivmesini, serbest piyasanın disipline edilip grevlerin kaldırıldığı II. Dünya Savaşı yıllarına borçludur! Bugün Rusya eşsiz büyüklükte toprakları elinde tutmayı başarması Sovyetler günlerinin disiplinine borçludur!
Ki, bu gerçek’tir, eski uygarlıklar gücünü, köleler, sanayi toplumu ve kapitalizm gücünü plantasyonlarda çalıştırdığı yine köleler ve ucuz işçilere borçludur, oysa, mecburi vatan görevi askerlik ortaklaşa bir seferberliğin meşalesini yakabilir, itici harekete geçirici üstümüzdeki ölü toprağını silkeleyip hepimizi ‘çaresizlik’ ve ‘tıpış tıpış’lık kara vebasından kurtarır!
Şimdi soralım?
Cumhuriyetçiyim diyen her gencin kafasında neden milli kalkınma için bir proje olur?
Çünkü kimseye muhtaç olmadan kendi yağıyla kavrulan projeler Cumhuriyet’in toprağına ve insanına olan güveni ve vatanseverliğin esasıdır!
Ve bu devrimci zihniyet Cumhuriyet’in yarattığı kimseye muhtaç olmayan kimseye boyun eğmeyen yeni insanla alakalıdır. Bir lokma bir hırkayla kanaat eden zihniyete bin lokma bin hırka neden olmasın diyebilen!
Kafamızda şeyhler dualar öte dünya, zararı yok, ama dikkat edin. Kurduğunuz dünya hepsi kafanızın içinde. Yeni zihniyet ise, eline elmayı buğdayı ve tereyağı alır ve bakın, kafa içindeki gibi elle tutulmaz gözle görülmez bir dünya değil, bakın buğdayın ağırlığı var, bakın, bunu imalattan sanattan geçirip mamül hale en güzel bisküvi ve kekleri ve pideleri ve makarnaları piyasa edip yapabiliriz, diyen!
Ve bu yeni ‘dünyayı’ kuran zihniyeti Türk halkına öğreten Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’dir, işte, gördünüz, 90 yıllık sağ ve liberal ve muhafazakar iktidarların hastalığına gark olmuş, kalkmış, Menderes, Özal ve Demirel ve Tansu ve Tayyip’in iktidara gelirken kurdukları bomboş yalanlarla işe başlıyor, Kılıçdaroğlu da ‘dışardan borç’ bulacağım vaatlerini sallıyor! Ülkeyi dayatmalara peşkeş çekenlerin liberallerin sağcıların kafası!
90 yılın sağcı tarikatçı liberal kafalarına bakın, hepsi, size dışardan bulunacak para masalları anlatır, dış yatırım gelecekmiş, AB’ye girecekmişiz, İngiltere’den üçyüz milyar bulacaklarmış, ve hala bu teranelere inananlar!
Çünkü bu sağcı liberal bölücü dayatmacı kafalar topraklarına ve kendilerine güvenleri yoktur.
Kendi insanlarına kendi topraklarına inanmaz, aklı da parayı da ‘dışarda’ ararlar!
O köy ve kasabaların hayalete sefalete çirkinliğe gömülüp bu denli harabe hale gelmesinin sebebi o köy ve kasabalar da 90 yıldır sizin gibi dış borca, dolara, borsaya, yalana dolana inandırıldığı kandırıldığı içindir! Şimdi ne bir evleri var ne bir tavukları ne bir inekleri şimdi elleri böğründe hepsi ‘çaresizlik’ içinde çürüdükçe çürüyorlar, ruhlarını varlıklarını ve vatanlarını ‘düşünemez’ ve artık hayal kuramayacak hale gelmişler, sizin gibi.
Neden her işbirlikçi siyasetçinin aklına ‘hazır para’ gelir!
Neden kendi tarlası üretimi seferberliği projeleri işbirlikçi sağcı liberal kafaların aklına hiç gelmez!
Kendi bileklerine güvenmeyen insanlardan siyasetçi olmaz!
Ve aynı boş vaatlerle sağcılar iktidara gelir ve tarikatlarına ve yandaşlarına yedirir, PKK gelir örgütüne akıtır, Fetö gelir cemaatini doyurur, ve hepsi kendi küçük derebeyliklerini saraylarını kurarlar!
Kardeşim bir de Cumhuriyet gelsin daldaki elmaları çoğaltsın ve kardeşçe bölüştürsün ve milleti doyursun!
En azından bolluk yaratsın ve en temel ihtiyaçları ucuzlatsın.
Ve bu bir başlangıç, desin bizleri müteahhit ve rantiye diktatörlüğünden kurtarsın!
Ne köyde kalıp tarım düzenini sürdürebildik ne şehre inip sanayi toplumuna adapte olabildik, çaresizlik çirkinliğimiz kültürümüz oluverdi, işte hemen her dağımız delik deşik yabancı altın şirketlerinin elinde ve dünya kadar altın çıkartıyoruz ve ama bu sefer soğanın fiyatı altını dahi geçti, nasıl oluyor?
Ve okumuşları bile, ne okumuşlarsa artık, 90 yılın doğusunda iç Anadolusu’nda sömürülen kandırılıp güdülüp oyları çalınan köylüler gibi boş vaatlerin peşinde!
Toprağını peşkeş çekmek vaadi!
Toprağını pazarlamak satmak vaadi!
Kullanamadığın üretemediğin ekemediğin bölüştüremediğin toprağını bu boş vaatlerle elinizden alıyorlar!
Tarihlerde ilk defa CHP dış borç vaadiyle seçimlere giriyor, neden, çünkü, tescilli vatan haini Fetö ve PKK ve ülkeyi 90 yıldır soyup soğana çeviren sağcı tarikatçılarla ortak aynı çürümüş zihniyet içinde! Artık o da İstiklal Savaşı veren ve Cumhuriyet’i kuran toprağına ve insanımıza sağcı tarikatçılar ve bölücüler gibi hiç inanmıyor!
Dünya ahiretin tarlasıdır dedik ama tarlayı nadasa bıraktık.Elin toprağa değdiğinde markete manava gitme ihtiyacı duymamanın zevkini yaşamak gibisi yok.Cennet lüksünü emeksiz yaşamak isteyen cehennem eziyetini tadar;eminim o azap bile böyle alçaltıcı değildir.Dışarıdan mercimek almakla mercimek alacak parayı almak! !İki resim arasıdaki farkı bul deseler zorlanırım.
Evet öyle bir ölü toprağı var ki üzerimizde tüm bunların olması bir rüya gibi geliyor insana ve çalışıp üretmediğimiz için mutsuzuz hepimiz. Yazık ki güvenip de oy vereceğimiz bir parti de yok. Tek yol devrim!
Aklımızı ve ruhumuzu dile getiren bir kalem olsa dahi çok değerli. İyi bayramlar.
Hep eleştiriyorsunuz ne yapacağız pekiiii, diyenlere cevaptır bu nitelikli yazı
hocam elinize sağlık, olmayacak şeyler değil yeter ki isteyelim.
Ülkemiz hala Osmanlı kafasında. halk dahil devlet dahil hiçbir yönetici, siyasetçi… Cumhuriyet’i özümseyememiş. yoksa bugün bunları konuşuyor olmazdık.
Nihat Genç:Türkiye sevdalısı, hakiki vatansever. Maalesef değeri yıllar sonra anlaşılacak.
Dilerim bu güzel rüya gerçekleşir.
Özgür Demirtaş gibi birisinin 5 milyon takipçisi olduğu ülkede bunlar zor biraz
Kılıçdaroğlu nedense yalnızca inanç kimliğini Aleviliğini açıklıyor ama nedense etnik kimliğini Zaza olduğunu Türk ulusundan saklıyor. İyi niyet dürüstlük neresinde bu işin?
Kalemine sağlık, başımıza gelenler ve çıkış yolu daha güzel anlatılamazdı.
Üreten Türkiye’yi kuracak yönetimler dileğiyle mutlu bayramlar.