Ne zamandan beri bu kadar sıkıcı ve etkisiz insanlar oluverdik.
Oysa ilk gençlik günlerinde düzensiz itaat etmeyen anarşist ve kaotik çocuklardık.
Bir görünmez el bizi ‘zincirlemiş’ artık kontrol ediliyoruz uzaktan ‘denetleniyoruz’.
Muhalefeti de öyle, artık hesabın içinde, korkulur ve tehlike ve tehdit olmaktan çıkartıldık.
En düstursuz anarşist internet siteleri dahi kendi içinde kontrol edilir. Karışık karmaşık gibi görünür ama gittikçe köşeli ve hijyenik hale dönüştürüldü.
Şu Bolu’dan Artvin’e ‘tomruk’ ormanları gibiyiz, düzenli, biçimli, hizaya sokulmuş. İktidarın ordusu kışlada ya da cephede değil artık, düzene sokulmuş internet siteleri-partileri-sivil kurumlarıyla iktidar artık ‘terbiye edilmiş’ her yerimizden gücünü alıyor.
Vahşi liberaller bu tek tipçi ‘tomruk’ pazarına büyük bir saldırıda bulundu ve devletin okuldaki piyasadaki anayasal haklardaki hiyerarşisini allak bullak etti ve sonunda uçsuz bucaksız zenginliğiyle ‘tomruklar’ şirketlerin ve cemaatlerin eline geçti.
Feodal dönemin aşiret ve aristokrat hakimiyeti soyadları markalara dönüşüp şirketlerin eline geçti.
Şirketler zenginlikleriyle kanunların Cumhuriyetin anayasanın önüne geçti. Amerika, Fransa, vs. şirketler bütün kıtalarda Cumhuriyeti yerle yeksan edip tarihten sildi.
Kişilerin yurttaşların sivil kurumların sendikaların hakkı hukuku onuru itibarı sıfırlandı ve şirket avukatları modern çağın yeni imtiyazlı dokunulmazları olarak dünyayı fethettiler.
Tomruklar, petrol öncesi çağlara kadar ekonominin en büyük hazineleriydi.
Daha çok kereste için balta girmemiş insan girmemiş ormanlar disipline edildi budandı temizlendi. Bilim, misroskop, teleskop, buharlı tren, otomobil, telgraf, telefon, uçağı barajı elektriği ve binbir keşif ve icadı ile geliyordu, bilim, yeni tapınağımız oluverdi, ormanları temizleyin ağaçları haşereden zehirli bitkilerden temizleyip koruyun dedi.
Şu dikenleri, çalıları işe yaramaz maddi değeri-besin değeri olmayan otları baltayla orakla hızarla temizleyip ağaç hastalıklarının önüne geçen de tapındığımız bilimdi.
Bu bilim bize ‘bir ağaç düşmesin küfü mantarı böceğiyle bulaşıcı hastalık gibi ormanı bitirir hemen kaldırın yoksa bütün ormanı çürütür hasta eder’ öğrettiler.
Ve çok geçmeden ormanlar sarmaşığından çalılığından böceğinden temizlendi.
Sadece ağacı koruyabilmek için ağacın etrafında böcek haşere küf mantar çiçek sarmaşık ne varsa ayıkladık sıyırdık kazıdık köklerini kuruttuk.
Sonunda ormanlar evimizin oturma odaları gibi otsuz-böceksiz hijyenik tertemiz hale getirildi. Bolu’dan Artvin’e kadar Türkiye’nin hazinesi bu ormanlar ayıklanmış temizlenmiş düzenlenmiş tıpkı sınıfında dizili okul çocukları gibi.
Tıpkı trafik kurallarına uyan bizler gibi, içine tek bir virüs mikrop girmesine izin verilmeyen tıpkı hastane kovuşları gibi.
TRT 2’de meşhur ressam Bob Ross’un çizdiği resimleri büyülenmiş gibi mutlaka izlemişsinizdir. Hızla çizdiği yalçın tepeler, bulutlar, göl, dere, ağaçlar ve ağaçların altına, ön tarafa ‘çalılıklar’.
Çalılık çizmese olmaz gibi.
9 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Harika bir yazı.
Bir tek benmiyim bu süslü göstermelik doğa dayatmasını beğenmeyen ?
Derken;
aynı duyguları sizin satırlarınızda görmek ayrı bir tat verdi.
Elinize yüreğinize sağlk.
Gündeminiz de, yazılarınız da hep çiçek, böcek, sarmaşık, ot, çöp..gibi çeşitlilikteki zenginliği gören, gösteren şeyler..iyi varsınız, Varolun..
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,bu hasret bizim…
Parti kur oy verelim.
SATIN ALMADIKLARI NE KARL POPPER NE FEYAYEBED BİLİMİ KALDI…
Büyükada da kahvede tanıştığım BBC TRT emeklisi bir müdüre ” Nihat Genç hapse giren yazarlar niye bu İslamcılara kanmadı kendini satmadı” diye bağırdım. Etrafıma bakmak zorunda kaldım.
Tam arkamda o cüssesiyle Dücane Cündüoğlu duruyordu… Af dileyip oradan ayrıldım.
Bir süre sonra ”Son Günahım” isimli yazıyla Yeni Şafak da ki köşesinden ayrıldı…
Bir sen hizaya gelemedin Nihat abi…
Harika bir anlayış.İçimdekileri yazdı.Ben de sanki kendimi okumuş gibi oldum.Teşekkürler
Bu yazı nerden baktığınıza göre değişen Mona Lisa tablosu gibi. Doğa yazısı diye okursanız ormanların “ıslahı” eleştirisini bulur ve çok yeni şeyler öğrenirsiniz. Yok, siyasi gözle bakarsanız karşınıza sert bir neoliberalizm ve medya eleştirisi yapılan sosyoloji yazısı çıkar. Çok yaşa Abicim.
bam telimden yakaladınız Nihat bey. 7 yıldır annemle oturduğumuz kıralık bahceli 2 katlı evi 1.5 trilyona muteahhide sattılar., bahcedeki 3 zeytin, 1 erik, 1 kayısı, 1 dut, 1 mandalina, 1 kayısı, 2 malta eriği, 3 tane cam ki biri evin boyunda. hepsini arsanın tam sınırındakileri bile dozerle düm duz edip temel attılar. içimden ya bunlar ya salakmı diye düsündüm bunlar eve deger kazandırır… yok işte yerine 2 palmiye diktimi tamam.. 3 zeytinle 2 asma yı söküp tasıtabildim, onlarda tutarsa, benden baskabir komsu sesini cıkarmadı, temel atılıyp öyle olacak dedi…iyide sınırdaki koca camıdamı koruyamadı.. sonra yine altınolukta baska eve cıktık kira, bu sefer apartman ama bahcesinde yine ağaclar var. 1 ay sonra üst kattaki komsu (bide almancı senede 4 ay geliyomus) arkadaki koca camı kestirdi, azda daha söküp tasıdıgım diktiğim kalın gövdeli tarihi asmayı da gümletecekti.. yok arkadas böle kele bole tarak. bütün ağac gövdelerine koca çivilerle reklam tabelaları… hele bide budama hikayesi var belediyelerin sistemli soykırım, kimiside tam cehaletten budama.. önce elini, sonra kolunu… yavas yavas bezdiriyolar ağacları, costuracaklarına, hiç unutmam istanbulda üsküdara inerken 3 yıl falan önce doğancılar parkında 4 tane koca afis, ağactan agaca asmıslar parkın dört kösesine,yazı su : dikkat fırtınada ağac dalları düsebilir. ağaclara bakıyosun, içler acısı budanmıslar… 1 tane kusun yuva yapabileceği ince dal kalmamıs.. dalga geciliyo doğayla biz ciddi yorumluyoruz durum bu, mizah büyük güç ama bu gücü yalancılar ve yağmacılar hiç belli etmeden kendi içlerinde ve kapalı cevrelerinde cok yogun yasıyorlar, aksi taktirde kadim doğaya göre ne kadar delirdiklerini aynada görebilirler.. sonra heryerde cim biçme makinaları gürütltüleri , bide ot temizleme makinaları cıktı elde elektrik süpürgesi sırtta motor.. süper istimdam.. acık hava cezaevinde yasadım yıllarca, simdi tabela değişmeye basladı, acık hava tımarhane… bu tolu deliliğin iyice önünü acanlarda (bari iyice delirtelimde mizahlarıda kalmasın tadında) agaclar basta olmak üzere doğanın iyeleridir. kendilerini ciddi derecede feda edip dönüsümü sağlıyorlar.. örneğin bir keresinde babam kızdım sen neden doğadan koptun diye. orman bana kızdı, sen neden bizi savunuyorsuki, kendini yada babanı suclayarak… bu deliliğin önünü biz actık ki belalarını bulsunlar… o günden beri tüm bu kıyımlara, tek düzeliğe ve deliliğe karsı durmuyorum. sadece ANLIYORUM ve anladıkça görüyorumki bu konuda verilecek bi mücadele yok. mücadele veren ya deliriyor (zıt yönde) yada üzülüyor son demde (temeldeki bosunalık) tek mücadele kendi secimlerimizde.. eminim o dereler de ormanlarda, toprakta! rüzgarda! bu yokoluslarının ve tekdüzeliklerinin bedelini cok pis ödetecekler… öyle korunha falan gibi algı virüsleriyle değil) bu olduğunda mizah duygumuz olmazda, empati duygumuz agır olursa yağmacılardan bedeli doğa sevrler ve koruyanlar öder. aslında düsünüyorumda tüm haberler mizah süzgecinde gecmeden, gerceğin özü yada işe yarar kısmı anlasılamaz.. mizah duygusu büyük güç, ama sadece gülmekle güldürmekle olmuyor. yeni yöntemler can acıtıcı ama gerekli.
Bir yandan hayatımıza lirik, epik ve destansı bir dokunuş , diğer yandan maradonavari bir koşu ve altın bir vuruş.Buzdağının altını üstüne getirirken ,zaman zaman ruhun bedenden yükselişi ve kereste fabrikasında gözlerden gönüllerden ırak ezilen üretenlerin ,emekçilerin seslenişi.Ömrümüzün bitmek bilmeyen zorlu kışları ve rüzgarların, yağmurların, kuşların Nihat Genç’e alkışları.Borcun ödenmez, iyi ki varsın Nihat Abi.Bizim de günümüz gelecek.
“Aklımızı işletmezsek bu coğrafyadan ya sürüleceğiz ya da robot ve tomruklar haline geleceğiz