Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Bob Ross’un çalıları ve bizim keresteler

Bob Ross’un çalıları ve bizim keresteler

featured

Ne zamandan beri bu kadar sıkıcı ve etkisiz insanlar oluverdik.

Oysa ilk gençlik günlerinde düzensiz itaat etmeyen anarşist ve kaotik çocuklardık.

Bir görünmez el bizi ‘zincirlemiş’ artık kontrol ediliyoruz uzaktan ‘denetleniyoruz’.

Muhalefeti de öyle, artık hesabın içinde, korkulur ve tehlike ve tehdit olmaktan çıkartıldık.

En düstursuz anarşist internet siteleri dahi kendi içinde kontrol edilir. Karışık karmaşık gibi görünür ama gittikçe köşeli ve hijyenik hale dönüştürüldü.

Şu Bolu’dan Artvin’e ‘tomruk’ ormanları gibiyiz, düzenli, biçimli, hizaya sokulmuş. İktidarın ordusu kışlada ya da cephede değil artık, düzene sokulmuş internet siteleri-partileri-sivil kurumlarıyla iktidar artık ‘terbiye edilmiş’ her yerimizden gücünü alıyor.

Vahşi liberaller bu tek tipçi ‘tomruk’ pazarına büyük bir saldırıda bulundu ve devletin okuldaki piyasadaki anayasal haklardaki hiyerarşisini allak bullak etti ve sonunda uçsuz bucaksız zenginliğiyle ‘tomruklar’ şirketlerin ve cemaatlerin eline geçti.

Feodal dönemin aşiret ve aristokrat hakimiyeti soyadları markalara dönüşüp şirketlerin eline geçti.

Şirketler zenginlikleriyle kanunların Cumhuriyetin anayasanın önüne geçti. Amerika, Fransa, vs. şirketler bütün kıtalarda Cumhuriyeti yerle yeksan edip tarihten sildi.

Kişilerin yurttaşların sivil kurumların sendikaların hakkı hukuku onuru itibarı sıfırlandı ve şirket avukatları modern çağın yeni imtiyazlı dokunulmazları olarak dünyayı fethettiler.

Tomruklar, petrol öncesi çağlara kadar ekonominin en büyük hazineleriydi.

Daha çok kereste için balta girmemiş insan girmemiş ormanlar disipline edildi budandı temizlendi. Bilim, misroskop, teleskop, buharlı tren, otomobil, telgraf, telefon, uçağı barajı elektriği ve binbir keşif ve icadı ile geliyordu, bilim, yeni tapınağımız oluverdi, ormanları temizleyin ağaçları haşereden zehirli bitkilerden temizleyip koruyun dedi.

Şu dikenleri, çalıları işe yaramaz maddi değeri-besin değeri olmayan otları baltayla orakla hızarla temizleyip ağaç hastalıklarının önüne geçen de tapındığımız bilimdi.

Bu bilim bize ‘bir ağaç düşmesin küfü mantarı böceğiyle bulaşıcı hastalık gibi ormanı bitirir hemen kaldırın yoksa bütün ormanı çürütür hasta eder’ öğrettiler.

Ve çok geçmeden ormanlar sarmaşığından çalılığından böceğinden temizlendi.

Sadece ağacı koruyabilmek için ağacın etrafında böcek haşere küf mantar çiçek sarmaşık ne varsa ayıkladık sıyırdık kazıdık köklerini kuruttuk.

Sonunda ormanlar evimizin oturma odaları gibi otsuz-böceksiz hijyenik tertemiz hale getirildi. Bolu’dan Artvin’e kadar Türkiye’nin hazinesi bu ormanlar ayıklanmış temizlenmiş düzenlenmiş tıpkı sınıfında dizili okul çocukları gibi.

Tıpkı trafik kurallarına uyan bizler gibi, içine tek bir virüs mikrop girmesine izin verilmeyen tıpkı hastane kovuşları gibi.

TRT 2’de meşhur ressam Bob Ross’un çizdiği resimleri büyülenmiş gibi mutlaka izlemişsinizdir. Hızla çizdiği yalçın tepeler, bulutlar, göl, dere, ağaçlar ve ağaçların altına, ön tarafa ‘çalılıklar’.

Çalılık çizmese olmaz gibi.

 /></p>
<p>İçimden, ‘çalılık mı kalmış’ dedim.</p>
<p>Çalılık, çalı çırpısı sarmaşığı dikeni yabani otu vs. (yani fauna ve flora) biyoçeşitliliği çok fazla budanmamış-temizlenmemiş demek, bizim köyde ‘gafulluk’ da deriz.</p>
<p>Yaz tatillerinde köye giderdik on-onbeş günlüğüne, o yıllarda da dağ taş orman çok temiz hijyenikti, çünkü ormanlar ‘tomruk’u yüzünden modernizmin şehirden önce ‘düzen’ için el attığıı ilk yerlerdi. Ormanlar o yıllarda da yamaçlar, tepeler yatak odamızdan daha temizdi.</p>
<p>Çok sonra kitap okuduk, öğrendik, bu çam ormanları, bu temizliği, bilimsel bakımı, tekniği, hepsi ‘tomruk’ ve ‘kereste’ için. Cangıl tabir ettiğimiz balta girmemiş orman ya yolu olmayan tepelere doğru ya yürünemeyecek kadar dik yokuşlu dereye doğru yerlerde o da bir kaç hektarlık ancak olurdu.</p>
<p>Yani dünyada iki tür orman var, bir tomruk-kereste ormanları, ikincisi, filmlerde görüyorsunuz. Cangıl denilen vahşi içine girilmesi çok zor Uzak Doğu’da ya da Amazon’da. Ancak ellerinizde satırlarla kesip budayıp ilerleyeceğiniz her tarafı ot çalı sarmaşık dolu bakımsız ormanlar! Disipline edilmiş-edilmemiş.</p>
<p>Bugünkü tek çeşit ağaçtan ormanlar, Alman icadı. 18. yüzyıla kadar ‘tomruk’ milletlerin serveti. Ülke bütçelerinde en yüksek yeri kereste kalemi oluştururdu. Aklınıza gelen her şey ‘keresteden’ yapılırdı, evler, at arabaları, kalyon kadırga kayıklar, sonra, raylar, telgraf direkleri.</p>
<p>Yani tomruğun büyük ve vazgeçilmez maddi değeri ‘ormanların’ ıslah edilmesini gündeme getirdi. Hangi türüne ihtiyaç duyuluyorsa diyelim ‘ladin’ ormanları, diyelim ‘kavak ormanları’ gibi.</p>
<p>Büyük soykırım burada başladı, bitki örtüsü biyoçeşitlilik kökünden kazınıp ormanların sonsuz bitki ot çiçek böcek vs. zenginliği budanarak tek tip ‘orman’a geçildi.</p>
<p>Bugün bizim ‘orman’ dediğimiz devlet tarafından ideolojik olarak ikiyüzyıldır bize sevdirilen benimsetilen ‘bilimsel orman’, akvaryum gibi havuz gibi koru gibi, içi dışı görülen bilinen düzenine hakim olunan.</p>
<p>Bilimsel orman şu: Ağaçlar düzenli, geometrik, mesafeleri ayarlı, ağaçlar ızgara desenli ve eğrelti otları ve orman gülü dışında başka canlılara müsaade edilmeyen yerler. Yani bir çok bitki ‘istilaci’ ‘işgalci’ ilan edildi. Bir çok böcek ‘haşere’ ilan edildi. Ve binlerce otu böceği çalısı çiçeği besin ve maddi değeri olmadığı için ‘bitkiden’ sayılmayıp zararlı ilan edilip kökünden kazındılar.</p>
<p>Yanisi istilacı bitkiler para etmez çalılıklar ilan edildi ve ‘para’ eden maddi değeri yüksek çam vb. ormanların önü açıldı ve bütün böcek haşere alemi ‘zararlı’ ilan edildi.</p>
<p>Bu yüzden yabani bitkiler ağaçlar zaman içinde dağda tepede hızarla tarlada pulluklarla (evet gaz odaları gibi) ve tarım ilaçlarıyla yok edildi.</p>
<p>Ve mali açıdan çorak binlerce tepeler çayırlar izbe yerlerde kıymetlenmesi için ya çayırlığa ya tarlaya ya koru gibi ormanlığa dönüşmesi lazımdı. Temizlik-soykırım yapıldıkça bu vahşi arazilerin kadastro değeri çok ama çok kıymetlendi. Köy dediğimiz yer, bir, kadastro (arazi) değeri, iki ekilebilir tarlaları ve üç, ormanıyla çok kıymetli ülke servetleri haline geliverdi.</p>
<p>Ve bu servetler uğruna tabiatın binbir çiçeği ve otunun ve çalısı sırf işimize gelmiyor, maddi değeri yok diye büyük bir soykırımdan geçirdik.</p>
<p>Tomruk, demek, tek tip orman, ordu gibi, bugün köyümüze gittiğimizde sanki askeri bir kışlayı ziyaret gibi, bölük bölük tabur tabur dizilmiş ağaçlar.</p>
<p>Tek biçimli. Cetvel gibi düzgün. Tek amaçlı. Tomruk servetleri için nelerden vazgeçtik, artık tavuk yok, kuş yok, tavşanı kirpisi kaplumbağası çakalı böceği leşi çürümüşü dışkısıyla beslediği toprağı yok.</p>
<p>Bu yüzden köyde dahi sıkılıyor insan, uçsuz bucaksız tepelerdeki her ağaçlık bölge standartlaştırıldı, ormanlar birbirinin tıpkısı koğuşlara döndürüldü.</p>
<p>Macerası kalmadı. Bunu nasıl anlatsam bilmiyorum, inanın, kuş kalmadı, sinek böcek kalmadı, hayvan dışkısı kalmadı, tavuk kalmadı, çalı çırpı ot haşare çeşitliliği sıfır, evet, tomruktan başka canlı türüne hayat kalmadı.</p>
<p>Karıncısız örümceksiz yılansız böceksiz çayırlar ormanlar, ağaçkakansız, baykuşsuz, çakalsız, tilkisiz ormanlar devasa büyük saksılara dönüştürüldü.</p>
<p>Çocukluğumda az da olsa budanmamış-temizlenmemiş insan girmemiş kıyıda köşede ormanlar vardı.</p>
<p>Her bir ağacın altında bambaşka filmler dönerdi. Her bir tarafı masal dünyası gibiydi, şöyle bir eğilip çalıların altına doğru, koklisler, tesbih böcekleri, kırkayaklar, solucanlar, kurtçuklar, mantarlar, küfler, dikenler, şaşıracaksınız yabani erikleri kızılcıklar böğürtlenler hatta yabani fındık yabani incir. Ve hepsini saran sarmaşıklar, çalılar, tavşanı kirpisi yılanı kertenkelesi çıyanı, her türlü kuşun böceğin etrafta uçuşması.</p>
<p>O kadar kalabalık o kadar renkli o kadar korku verici, dikeni, zehirlisi ısıranı yapışkanı, tekin olmayan öyle macera dolu bir habitat ki, aklımdan çıkmıyor, seksen yaşında bana göz kulak olan halam, köye adım attığımda, ağzında sigarası, sakın girme ormana, yılan ısırır, diye tenbih eder ve bakımsız gafulluklara gireceğim diye aklı çıkardı.</p>
<p>Maddi değeri besin değeri ekim değeri vs. fiyatlanabilir değeri olmadığı için köylerimizden tepelerimizden bu gafullukların alayı çalılıklar, insan balta girmemiş bu vahşi ormanlar, temizlenip-budanıp hayatlarımızdan çekildi, artık köylerimiz ilkokul birinci sınıf çocuklarının boyalı defterlerine dönüştü.</p>
<p>Ormanın bitki örtüsünü budadık, kereste de lazım evet tamam ama hiç değilse kıyıda köşede bitki örtüsüne dokunmadığımız bir kaç ormanımız kalsaydı, sadece tomruklar kaldı, oysa zor olan, kakofonik-karmaşık iç içe girmiş bu binlerce bitki böceğin bir arada yaşayabilmesiydi.</p>
<p>Şimdi aynı bilim oturmuş, tomruk kereste için soykırımdan geçirip kökünden kazıdığımız bitki örtüsünü yeniden nasıl kazanabiliriz derdine düştü, aynı ormanlara şimdi örümcekleri karıncaları vs. kendileri getirip koyuyor.</p>
<p>Düşünün tepelerden tepeleri aşıp yüzlerce ormanın içinden yürüyüp geçiyorsun, her taraf aynı, karıncasız, örümceksiz, böceksiz, küfsüz, mantarsız, evimizin misafir odası gibi ‘temizlenmiş’ tek biçim ormanlar. Düne kadar gün ortasındaki karanlığıyla beni büyüleyen bu ormanlardan şimdi ‘ürküyorum’, karınca yok örümcek yok, tabiata dair ses renk hiç yok, olacak şey mi?</p>
<p>İki yüzyıl sonra Almanlar da uyanmış ve biyoçeşitliliğin toprağı zenginleştirdiğini ve sadece tomruk için ormancılığın tabiatın-hayatın sonu olduğunu anlamış, geçmiş olsun.</p>
<p>O çocuk halimle bu çalılıkların dikenlerin ‘besin değeri’ ‘maddi değeri’ beni hiç ilgilendirmezdi, sanki beni büyüten orada başka bir korku ve heyecan vardı.</p>
<p>Bir çocuğu heyecanlandıran bu karmaşık çalıların dikenlerin küflerin mantarların içinden yürürken yaşadığın bu büyük dikkat ve korku. Ve etraftaki küçük meyvelerin çekiciliği, yasak diyen yok, girme diyen yok, önce kim dikenleri göze alıp girerse onun yediği küçük meyveler ve karanlık yerlerine daldıkça çocukluğumu kahramanlaştıran o izbe köşeler!</p>
<p>Tedirginlik, karanlık, nem, çürümüş yapraklar, her taşın altında solucan orduları, her çalının altında gizlenmiş yılanlar, hiç bir film hiç bir roman bu kadar karmaşık ve renkli olamaz. Bu cangılın içinden tek bir böğürtlen tanesi bulup yemek. Yaşanmış bu kadar korku o bir tane böğürtlen tanesini nasıl değerli ve leziz kılıyor, anlatılmaz.</p>
<p>Dikenlerin sarmaşıkların zehirli böceklerin içinden bir küçük meyveyi koparabilmek, tekinsizlik büyüdükçe içinize kalbinizi hoplatıp büyüten tadı doyulmaz heyecanlar!</p>
<p>Bob Ross’u izlerken, işte liberalizm bu, tekinsizlik, karmaşık kaos işlerine yaradı, heyecanları maceraları büyüdü ve devletin elindeki bütün ormanları ele geçirdiler.</p>
<p>Evet, oysa biz, aynı ormanın içinde güvenliğe alınmış kontrol edilebilen tomruk ve kerestelerdik, haşereden böcekten ısırgandan öyle korkuyor ve bilime ve devlete öyle güveniyorduk ki, bu hijyenik kimliğin yasasına hukukuna sığınıp hukuksuz yasasız şirketlerin tarikatların kölesi esiri avı haline geldik. Yani yasa bilim ve düzen tutkumuz yüzünden yasa kural tanımayan yabani hayvanlara yem oluverdik.</p>
<p>Bilime güvenir gibi güvenliğe korkuya düzene itaat ettikçe cangıl içinde büyüyen kuralsız Allahsız dinsiz yasasız şirketler, tarikatlar bütün tomrukları ve ormanları ele geçirdi.</p>
<p>Evet Cumhuriyet hepimizi ormandaki tomruklar gibi hukuk önünde eşitledi, kardeşledi ama hukuksuz talan yağmayla istilacı zehirli sarmaşıklara karşı bizi koruyamadı.</p>
<p>Ne zaman köye gitsem, ıssız dağ başlarına vuruyorum, yolu gidiş geliş çift yol yapmak için yüzbinlerce ladinin kesildiğini görüyorum. Dağ başına gidiş-geliş yol niye olsun, biz deli miyiz, bir soykırım, ey millet her dağ başında yüzbinlerce ağacı Arap zenginlerin jeepleri yaylalara rahatça gidip gelsin diye kesiyorlar diye bağırıyoruz. Duyan, anlayan yok, yazmak feveran etmek, beş para etmiyor.</p>
<p>Artık o itaat eden tomruklara da inanmıyorum. Bizi de böyle kandırdılar, hukuka saygılı böyle dik ve mesafeli durun, yasalar sizi koruyacak, dediler, kurda kuşa yem edildik, değilmiş.</p>
<p>Kural tanımayan tarikatları cemaatleri dincileri yağmacısı talancısı işgalcisi istilacısı ve hepsi Allah ve uygarlık ve bağımsızlık hiç tanımayan şirketleri, şimdi başka düşünüyorum, kessinler o tomrukları .mına koyum.</p>
<p>Yahya Kemal, ölümünün şiirini, ‘dönülmez akşamın ufkundayız’ın son mısralarında, hala estetik, hala düzenli, hala stilize ve güzeli arıyor, hala tertib, mantık, biçim peşinde, ne diyor, ‘Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül!’</p>
<p>Hayır, bu ‘standart’ estetiği sevmiyorum, lale ve gül, nedir saksı güzelliği koruma güven altına alınmış güzellik, üstelik ne kadar şematik, ne kadar stilize.</p>
<p>Tabiatın sonsuz renk ve çeşitliliği budayıp kendimize tek tip güzel yaratıyoruz.</p>
<p>Bu istilacı şirketler bu yağmacı tarikat cemaatler bu uçsuz bucaksız ormanları nasıl ele geçirdi?</p>
<p>Bizi ‘tomruk’ gibi itaatker bizi güven içinde gül ve lale gibi saksı çiçeği yaparak.</p>
<p>Oysa vahşi tarikatlar ve vahşi liberaller, insanın içindeki yağmacı talancı istilacı ele geçiren yakan yıkan vahşi doğanın dilinden konuşup tıpkı o vahşi doğa gibi vahşetle saldırdılar.</p>
<p>Ya biz, bilime derse nizama güvendirildik, yasa kural deyip intizam içinde tomruklaşıp keresteleşip, usulca soykırımdan geçirilmeyi bekledik.</p>
<p>İşte, sarı yelekliler, hiç bir güzel, sanat, anıt, estetik, biçim, itaat, düzen tanımıyor, şehrin müzelerine operasına heykellerine saldırıyorlar! Tıpkı vahşi cemaatler ve vahşi liberallerin bir zamanlar saldırdığı gibi.</p>
<p>Liberaller ve vahşi cemaatleri tabiata bitki örtüsüne madenlere bin çeşit ağacına çiçeğine sularına yaylalarına nasıl ve hangi yöntemlerle saldırmışsa, şimdi, sarı yelekliler de aynı kuralsızlık içinde bu uygarlığın biçim dediği güzel bilinen sanat değeri fiyatı maddi değeri olan her şeyine aynı ‘vahşi’likle saldırıyorlar.</p>
<p>Yok öyle, şirketlerin tomruğu kerestesi odunu olmak için düzgün sıramızda kuyrukta beklemek!</p>
<p>İnanmayacaksınız ama Bob Ross’un çalılıklarından kalmadı, dağda taşta izbe tepelerde su kenarlarında internet sitelerinde partilerde sokaklarda, hiç bir yerde o tekinsiz huzursuz ısıran dikenli zehirli sarmaşık türlerinden hiç kalmadı.</p>
<p>Bob Ross da biliyor kalmadığını ve ama hayal ettiği gibi olmayan hayalleri çiziyor.</p>
<p>Biz de bu cangılda bir hayat yaşadık, kendine sert, muhalif, karikatürist, sanatçısı, şairi, yazarı, başkaldıran eyvallahsız ne kenar mahallelerde büyümüş insanlar gördük hepsi zaman içinde şirketlerin kerestesi oluverdi.</p>
<p>Ne ısırganlar yazarlar gördük, hepsi şirketlerin tarikatların tomruk ve kereste ormanlarına dönüştüler.</p>
<p>Nihat Genç de biliyor, bu yazar çizer aydın familyasının hepsinin stilize güle laleye dönüştüğünü.</p>
<p>Nihat Genç de biliyor, bugün ölsek yarın ormanına itaat edecek bir çamı bir tomruğu mezarda göğsümüzün tam üstüne kazık gibi dikeceklerini.</p>
<p>Ve ama, unutmayın, Nihat Genç de bir yazar, o da sadece hayalini söylüyor, hayalini istiyor o hayalin büyümesini bekliyor. Stilize cici gülleri laleleri ve tomruk keresteleriyle yeterince harap oldu hayatımız, partilerimiz, şehrimiz, çayır ve ormanlarımız, köylerimiz.</p>
<p>Ya korkusuzca aşk içinde göğsümüzde otu böceği haşeresi dikeni ısırganı zehirli sarmaşığı açar, ya da dünya bitkileri canlıları dereleri suyu ülkeleri insanlığı yasaları daha fazla taşıyamayacak, ya ayrım gayrım demeden para ediyor etmiyor demeden değerli değersiz zararlı-zararsız demeden hepsi, ya hiç!</p>
</div></div>	<div class=

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 Yorum

  1. 26 Kasım 2020, 11:57

    Harika bir yazı.
    Bir tek benmiyim bu süslü göstermelik doğa dayatmasını beğenmeyen ?
    Derken;
    aynı duyguları sizin satırlarınızda görmek ayrı bir tat verdi.
    Elinize yüreğinize sağlk.

  2. 26 Kasım 2020, 12:00

    Gündeminiz de, yazılarınız da hep çiçek, böcek, sarmaşık, ot, çöp..gibi çeşitlilikteki zenginliği gören, gösteren şeyler..iyi varsınız, Varolun..

  3. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,bu hasret bizim…

    Parti kur oy verelim.

  4. 26 Kasım 2020, 12:42

    SATIN ALMADIKLARI NE KARL POPPER NE FEYAYEBED BİLİMİ KALDI…
    Büyükada da kahvede tanıştığım BBC TRT emeklisi bir müdüre ” Nihat Genç hapse giren yazarlar niye bu İslamcılara kanmadı kendini satmadı” diye bağırdım. Etrafıma bakmak zorunda kaldım.
    Tam arkamda o cüssesiyle Dücane Cündüoğlu duruyordu… Af dileyip oradan ayrıldım.
    Bir süre sonra ”Son Günahım” isimli yazıyla Yeni Şafak da ki köşesinden ayrıldı…
    Bir sen hizaya gelemedin Nihat abi…

  5. Harika bir anlayış.İçimdekileri yazdı.Ben de sanki kendimi okumuş gibi oldum.Teşekkürler

  6. Bu yazı nerden baktığınıza göre değişen Mona Lisa tablosu gibi. Doğa yazısı diye okursanız ormanların “ıslahı” eleştirisini bulur ve çok yeni şeyler öğrenirsiniz. Yok, siyasi gözle bakarsanız karşınıza sert bir neoliberalizm ve medya eleştirisi yapılan sosyoloji yazısı çıkar. Çok yaşa Abicim.

  7. bam telimden yakaladınız Nihat bey. 7 yıldır annemle oturduğumuz kıralık bahceli 2 katlı evi 1.5 trilyona muteahhide sattılar., bahcedeki 3 zeytin, 1 erik, 1 kayısı, 1 dut, 1 mandalina, 1 kayısı, 2 malta eriği, 3 tane cam ki biri evin boyunda. hepsini arsanın tam sınırındakileri bile dozerle düm duz edip temel attılar. içimden ya bunlar ya salakmı diye düsündüm bunlar eve deger kazandırır… yok işte yerine 2 palmiye diktimi tamam.. 3 zeytinle 2 asma yı söküp tasıtabildim, onlarda tutarsa, benden baskabir komsu sesini cıkarmadı, temel atılıyp öyle olacak dedi…iyide sınırdaki koca camıdamı koruyamadı.. sonra yine altınolukta baska eve cıktık kira, bu sefer apartman ama bahcesinde yine ağaclar var. 1 ay sonra üst kattaki komsu (bide almancı senede 4 ay geliyomus) arkadaki koca camı kestirdi, azda daha söküp tasıdıgım diktiğim kalın gövdeli tarihi asmayı da gümletecekti.. yok arkadas böle kele bole tarak. bütün ağac gövdelerine koca çivilerle reklam tabelaları… hele bide budama hikayesi var belediyelerin sistemli soykırım, kimiside tam cehaletten budama.. önce elini, sonra kolunu… yavas yavas bezdiriyolar ağacları, costuracaklarına, hiç unutmam istanbulda üsküdara inerken 3 yıl falan önce doğancılar parkında 4 tane koca afis, ağactan agaca asmıslar parkın dört kösesine,yazı su : dikkat fırtınada ağac dalları düsebilir. ağaclara bakıyosun, içler acısı budanmıslar… 1 tane kusun yuva yapabileceği ince dal kalmamıs.. dalga geciliyo doğayla biz ciddi yorumluyoruz durum bu, mizah büyük güç ama bu gücü yalancılar ve yağmacılar hiç belli etmeden kendi içlerinde ve kapalı cevrelerinde cok yogun yasıyorlar, aksi taktirde kadim doğaya göre ne kadar delirdiklerini aynada görebilirler.. sonra heryerde cim biçme makinaları gürütltüleri , bide ot temizleme makinaları cıktı elde elektrik süpürgesi sırtta motor.. süper istimdam.. acık hava cezaevinde yasadım yıllarca, simdi tabela değişmeye basladı, acık hava tımarhane… bu tolu deliliğin iyice önünü acanlarda (bari iyice delirtelimde mizahlarıda kalmasın tadında) agaclar basta olmak üzere doğanın iyeleridir. kendilerini ciddi derecede feda edip dönüsümü sağlıyorlar.. örneğin bir keresinde babam kızdım sen neden doğadan koptun diye. orman bana kızdı, sen neden bizi savunuyorsuki, kendini yada babanı suclayarak… bu deliliğin önünü biz actık ki belalarını bulsunlar… o günden beri tüm bu kıyımlara, tek düzeliğe ve deliliğe karsı durmuyorum. sadece ANLIYORUM ve anladıkça görüyorumki bu konuda verilecek bi mücadele yok. mücadele veren ya deliriyor (zıt yönde) yada üzülüyor son demde (temeldeki bosunalık) tek mücadele kendi secimlerimizde.. eminim o dereler de ormanlarda, toprakta! rüzgarda! bu yokoluslarının ve tekdüzeliklerinin bedelini cok pis ödetecekler… öyle korunha falan gibi algı virüsleriyle değil) bu olduğunda mizah duygumuz olmazda, empati duygumuz agır olursa yağmacılardan bedeli doğa sevrler ve koruyanlar öder. aslında düsünüyorumda tüm haberler mizah süzgecinde gecmeden, gerceğin özü yada işe yarar kısmı anlasılamaz.. mizah duygusu büyük güç, ama sadece gülmekle güldürmekle olmuyor. yeni yöntemler can acıtıcı ama gerekli.

  8. 28 Kasım 2020, 05:58

    Bir yandan hayatımıza lirik, epik ve destansı bir dokunuş , diğer yandan maradonavari bir koşu ve altın bir vuruş.Buzdağının altını üstüne getirirken ,zaman zaman ruhun bedenden yükselişi ve kereste fabrikasında gözlerden gönüllerden ırak ezilen üretenlerin ,emekçilerin seslenişi.Ömrümüzün bitmek bilmeyen zorlu kışları ve rüzgarların, yağmurların, kuşların Nihat Genç’e alkışları.Borcun ödenmez, iyi ki varsın Nihat Abi.Bizim de günümüz gelecek.

  9. 28 Kasım 2020, 10:07

    “Aklımızı işletmezsek bu coğrafyadan ya sürüleceğiz ya da robot ve tomruklar haline geleceğiz

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!