Hepimizin şok geçirdiği bomba haberi okudunuz: ‘Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emir subayı astsubay kıdemli başçavuş M. K. FETÖ üyesi çıktı’.
Ne zaman çıktı? Dün!
15 Temmuz’dan beş yıl sonra!
FETÖ’cü ajanlar hala Silahlı Kuvvetler’in en hayati ‘istihbarat biriminde’ cirit atıyor.
Yani FETÖ’cü ajanlar hala hepimizle ‘şamar oğlanı’ gibi eğleniyorlar.
Ülkemizin ve bizlerin güvenliğiyle hala alay edip dalgalarını geçiyorlar ve hala gizli bilgilerin merkezinde Ankara’nın meşhur oyun havası ‘erik dalı’ oynuyor, gerdan kıra kıra gizli bilgileri hala kimlere servis ediyorlar?
İstihbarat ne demek, en gizli bilgilerinizi, kimi izlediğinizi, hangi yazılımları geliştirdiğinizi, kodlarınızı şifrelerinizi, girip çıkanları, dosyası hazırlananları, kimin kimle irtibatı olanları, güvenlik planlarını, kimin nereye yerleştirildiğini, vb. birçok, devletin en hassas bilgilerinin olduğu yer.
Bir ülkenin güvenliği için bu kadar ‘korkunç’ bir istihbarat zaafı olabilir mi?
Bu kadar akıl almaz ihmal gaflet aynı derede aynı facia ikinci kez olabilir mi?
Emir subayının daha önce FETÖ’den soruşturulduğu ve aklandıktan sonra bu göreve getirildiği de yazılıp çiziliyor. FETÖ’cülerin akıllananı, adam olanı bugüne değin ortaya çıkmış mı, tek örnek var mı ki daha yüksek bir göreve getiriliyor! Bir FETÖ’cünün temizlenip aklanmasına inanacak kadar kuş beyinliler kimlerdir?
Sayın Cumhurbaşkanı ses verin, kim getirdi?
Sayın Hulusi Akar Bey, konuşun, İstihbarat Başkanlığı’nda hala bir FETÖ’cü nasıl oluyor?
Bu korkunç güvenlik ihmalinin suçu sorumlusu yok mudur?
İstihbarat Başkanlığı kendi yardımcısını dahi bilemiyorsa, tanımıyorsa bu hassas istihbarat birimi başka kimi tanıyacak kimi takip edecek, kendi görevlisini tanımayan istihbarata kim nasıl güvenecek?
FETÖMETRE diye bir FETÖ’cü tanıma rehberi geliştirildi, basınımızda FETÖMETRE’yle dahi dalga geçen yazarlar çıktı, FETÖMETRE kullanmamak kimin işine geliyor?
Geçtim hassas yöntemleri otuz-kırk yıldır bu insanlar içimizde, artık onları çıplak gözle tanıyacak kadar hepimiz uzmanlaştık.
FETÖ’cüler duygusuz insanlardır, renksiz, ifadesiz, heyecansız surat ve tavırlarıyla kendilerini ele verirler. Bu FETÖ’cüler, alayı, kararlarını önceden vermiş insanlardır, yani, herhangi bir konuda fikir geliştiremezler, tartıştıktan sonra fikirlerini değiştirmezler yani suratları gibi fikirleri de ‘mekaniktir’, gönüllü danışmanlık yaparım, çağırın beni elimle koymuş gibi tek tek bulayım size, çok kolaydır, çünkü hiçbirinin gözlerinin içi hiç gülmez.
İçten gülemezler, samimi bir hikâye anlatamazlar, laf şakası yapamazlar, dünya yıkılsa donuk duygusuz robot ifadelerini değiştirmezler. Herkesin gördüğü olayda bile paso yalan söylerler. Akılları deliktir, ne söyleseniz nafile. Mekanik bir disiplin içinde çalışırlar.
İstihbaratçı dediğin ajanı, şüpheliyi, tuhaf olanı gözünden, tipinden anlar; hala neden tanıyamıyor anlayamıyorsunuz, yoksa tanıyacak olmakla sorumlu olanlar da aynı ‘mekanik’lerden mi?
Şekspir’in oyuncular için söylediği bir laf vardır: Oyuncu, sözüne uygun eylem yapmalı ve eylemine uyumlu söz söylemeli, yani bu FETÖ’cülerin suratlarıyla-sözleri senkronize olamaz, en heyecanlı sahneleri bile robot gibi oynarlar.
Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Hulusi Akar, bizler ve bu ülke nasılsa bir gün her şeyi öğreneceğiz!
Bakalım o zaman da yine ‘aldandık’ yine ‘Allah ve halkımız bizi affetsin’ diyecek Allah korusun zamanımız imkânımız olacak mı?
Amerika’daki silahlanma deliliğini belgeseliyle anlatan meşhur Michael Moore, belgesele şu hikayeyle giriş yapar, bir avcı, çok sevdiği av köpeğine avcı elbiselerini giydirir ve bir de sahici olsun diye avcı köpeğine sırtına bir tüfek koyar ve köpek hareket edince silah patlar ve sahibi avcıyı öldürür.
Ve Michael Moore dalga geçmek için polise başvurur ‘avcı’yı köpeği vurmuş, dava açtınız mı, der!
Polis şefi Moore’ye ‘kanunlarımıza göre insanlara dava açıyoruz, köpekleri mahkeme eden yasamız yok’ der.
Köpekleri bulacak köpekleri yargılayacak yasalarımız yok mu?
Ve üstüne köpeğin sahibi köpeği kendine çok sadık diye köpeğinden hiç kuşkulanmıyordu!
Bu köpeklerden hala kuşkulanmayıp hala ellerine silah verenler en mahrem odalara sokanlar kimler? Şimdi biz ‘kimi’ dava edeceğiz!
Evet, ‘insan değilseniz günah işleyemezsiniz’, FETÖ’cüler ‘insan değil’ bu yüzden günah işlemekten muaftırlar ya da tüm günahlarını sümüklü mehdi şeyhleri ‘üstlenmiştir.
Sayın Hulusi Akar, Sayın Cumhurbaşkanımız, bu güvenlik zaafının hiç de şakası yoktur.
Geçtiğimiz on yıl içinde, tüm dünya gizli bilgi sızdıran üç büyük adam tanıdı, biri, Julian Assange, adamı yaşattılar mı?
Diğeri Wikileaks’a bilgi sızdıran eşcinsel olduğu için sonra Bradley ismini Chelsea diye değiştiren, ABD’li subay: Manning. Adamın gözünün yaşına baktılar mı?
Diğeri, Amerikan Ordusunda istihbaratta çalışan Edward Snowden. Adama dünyayı dar ettiler! Geçtim, bu adamlarla irtibata giren gazetecilerin dahi işini bitirdiler!
Üstelik Amerikan gizli servisinden milyonlarca sayfa bilgi sızdıran bu üç isimin ‘örgütü’ yoktu. Hepsi insanlık adına idealist duygularla tek tabanca tek başlarına yaptıklarını ifade ettiler.
Oysa, FETÖ’cü köpeklerin insanlık gibi bir dertleri yok, kendi gizli ‘örgütleri’ var, bilgileri CIA’ya ve düşmana aktarıyorlar, bu kadar açık, bu ülke tarihinin gelmiş geçmiş en sinsi ihanet örgütü, bu kadar bariz.
Ve hala ellerini kollarını sallayıp istihbaratın en tepesinde hepinizle ve hepimizle, aklımızla, zekamızla alay eder gibi cirit atıyorlar!
İktidar yirmi yılını doldurdu ve hala en hayati istihbarat biriminde FETÖ’cüler racon kesiyor, kol geziyor.
Ve tüm dünyanın istihbarat kurumları Chelsea Manning, Julian Assange ve Edward Snowden’den sonra şunu öğrendi: Her elektronik ve bilişim aleti ‘izleniyor’ ve o gün bugün tüm dünyanın gizli servisleri herkesi, kredi kartı, bilgisayar ve cep telefonundan her şekilde izleyebilecek şekilde yeniden yapılandırıldı.
Bu yepyeni yazılım ‘teknolojileriyle’ tüm dünyada istihbarat yeniden modifiye edildi ve her devlet istihbaratının elinde saniye-saniye ‘gözleyen-izleyen-takip eden-kayıt altına alan’ teknolojiler var.
Bizim ülkemizde de alalıları daniskaları var, üstüne FETÖ davasına baş koymuş yüzlerce idealist savcımız var, ve hala, İstihbaratın en yüksek katında bir FETÖ’cüyü bulup tanıyamıyor ortaya çıkartamıyoruz, öyle mi?
Sen bunu gel benim pabucuma anlat!
‘Korunmadıktan’ sonra bu kadar yüksek yere getirilmesi bu teknolojik gözlemle imkansız!
Bu bilişim teknolojisiyle bir FETÖ’cüyü tespit edememek, mümkün değildir, işte elinizde binlerce mahkeme tutanağı, ByLock’lar, ankesörlü telefonlar ve itiraflar.
Sayın Cumhurbaşkanım, demek ki FETÖ’cüleri istihbarata taşıyan gizli yolların trafiği vızır vızır çalışıyor, sizin o büyük eserleriniz köprülerden gidiş geliş asfalt yollarınızdan daha işlek!
Bizi de ikinci kez aptal yerine koymayın! 15 Temmuz İkinci Kurtuluş Savaşı’dır diyorsunuz, doğrudur, ama unutmayın İstiklal Savaşı’ndan sonra Yunan İzmir’e ‘ikinci sefer’ çıkacak gücü imkânı hiç bulamadı. Ve şimdi aksine FETÖ ikinci kez ülkenin en mahrem kalesi istihbarata girmeyi başarabildi!
Cem Yılmaz’ın meşhur esprisi: Usta bu ne?
Bu FETÖ’cüyü İstihbaratın en yüksek katına şüphesiz bir gizli el yerleştirdi?
Daha nerelere kaç tane yerleştirdi?
İstihbarat nedir, bir ülkenin kalbine ve beynine giden ‘damarlardır’, kalbine ve beynine giden hayati ‘bilgilerdir’.
Kanlı alçak darbeden beş yıl sonra FETÖ elinde sinsi bıçak, elinde dinleme cihazları hala Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbine ve beynine giden damarların içinde geziniyor. Ve bu hain görevdeyken kimleri, kirletti neleri manipüle etti, hangi bilgileri sızdırdı ve tertemiz sicilli kaç subayın canını yakıp önünü kesti?
Kim bilir hain örgüt sızdığı, yerleştiği yerlerde daha da şişmanlamış daha da sofistike bir hal almış, kim bilir daha da tehlikeli şekilde organize olmuş bir durumdadır, istihbarat da bilemediğine göre, olmaz olmaz kimse demesin, biz hiç bilemeyiz.
Sanırım sayın Cumhurbaşkanım, öyle görünüyor ki Sayın Hulusi Akar bey, siz de hala ‘pek bir şey’ bilmiyorsunuz!
Hayatı boyunca çocuklara renkli komedi filmleri çeken Wes Anderson’un bütün filmlerinde en trajik ve en komik sahnelerde oyuncuların suratları ‘umarsız’dır. Mesela ünlü oyuncu Bill Murray’ın komik oyunculuğu olaylara ‘ilgisiz’ yüzüdür, neden?
Ölüme sebep vermiş kendi hatası bir kazada dahi yani çok trajik anlar da dahi suratı ‘kayıtsız’. Çünkü bu çok aptalca vahim trajik kazayı dahi çok normal göstermek istiyor.
Ve en saçma sapan komik sahnede dahi yine alakasız bir surat, neden, yine bu sefer komikliği/saçmalığı ‘normal’ ‘sıradan’ göstermek istiyor.
Yani kayıtsız suratlarla filmleri trajikten komikliğe komiklikten kanıksanmış trajikliğe gider gelir ve filmi çok beğenmesek de filmden ‘rahatlamış’ çıkarız.
Sonunda trajik olan da komik olan da sertliğini, sivriliğini, anlamını kaybeder ve üstümüze yük alıp kendimizi suçlu ve sorumlu hissetmeden yani renkli hoşça vakit geçirerek filmden çıkarız.
Çünkü o kayıtsız suratlar bize, devran böyle dönüyor, der, fazla da gerilmeyin zekamız hayatımız gündelik hayatımız işte budur, der, bu saçmalıklar aptallığımız sonucu bu trajik ölümler hepsi normal, der.
Yani yönetmen komik sahnelerle değil, ‘endişe etmeyin hepimiz bu kadar doğal salaklarız’ fikriyle bizleri huzura kavuşturup filmden mutlu çıkmamızı sağlar.
İstihbarat kurumunun başında vatan haini ajan bir FETÖ’cünün çıkması normal mi olağan mı?
Kendi başına gelen trajik olaya dahi empati duymayan sanki kendi başına gelmemiş gibi olaya uzak mesafeli kalıp her seferinde hain olayı kendi dışında tutan siyasilerimizin bu kayıtsızlığı normal mi olağan mı, bu hiç oralı olmayan duygusuz mekanik suratlar kimin suratı bize ne anlatıyor?
Hem trajikliğin hem komikliğin kayıtsız suratlarımızla değerini kaybetmesi bize ve milletimize ‘huzur’ veriyor ve bu yalandan huzur ‘devlet sorumluluğunu’ da üstümüzden alıyor hiçbirimiz kendimizi suçlu hissetmiyoruz.
Yönetmen Anderson’un fikrine ve Bill Murray’ın suratına göre, saçmalıklar ve trajediler karşısında hiç şaşırmayan bu kayıtsızlık, hayatımızın ta kendisi.
Ciddiye almaya değmez, oluyor işte, bu saçmalıklar yüzünden kendimizi ve başkalarını da boş yere suçlayıp kötü olmayın.
Vay be, gülmesem de üzülmesem de filmden bir şey anlamasam da, oh be ne güzel filmmiş, rahatladım.
Bir lafım daha var.
Medyada üç-dört yazar öteden beri içinde Ergenekon geçen ‘Ergenekon hala yaşıyor’ iması taşıyan kanıtsız, anlamsız, safsata gargara türü yazılar yazdılar, biz de şaşırdık, nereden çıkıyor, yine neler oluyor diye. Bu yazarlar kime telefon ediyor, kimden bilgi alıp bu manipüle yazıları yazıyorlar bir bilgim yok. Ancak şimdi Ergenekon iması taşıyan bu çok sinsi yazılarıyla hedef şaşırtıp işte bu İstihbarata kadar sızmış FETÖ’cü ajanları perdeleme telaşlarından artık yüzde yüz eminim.
Bunca “dahi” nin bir başka yazıya gönderme olduğunu varsayıyorum. İyi olmuş.
Nihat Bey
Sizi temin ederim ki , Dünyada hicbir Devlet Ülkemiz kadar,
maddi ve manevi menfaat ugruna veya kanibozukluktan
dolayi vatan haini barindirmiyor!!!
Allaha emanet olun
“nihat genç neden akp’ye laf söylemiyor, söyleyemiyor” diye kafa diken ahmakların suratına çarpmak lazım şu yazıyı. iyi okuyun iyi.
Sadece oncelik meselesi oldugunu dusunuyorum. Once generaller sonra subaylar simdi daha yeni astsubaylara sira geldi herhalde. Son operasyonlar hep bu rutbelere yapiliyor gorunuyor. Olaylar hukuki somut deliller bulunduktan sonra yapildigi icin yeteri kadar hukukcu olmadigindan ve sayilar yuzbinleri buldugu icin sahis bazinda tek tek malesef surec onem sirasina gore ancak bu hizda ilerliyor..Gorusum bu.
Her birimde fetocu olabildigi icin tehdit halen sicakligini devam ettiriyor..Bu “esas darbe 15 temmuz degil, khk larin baslatildigi 20 temmuz’ dur” diyen muhalefeti hakli cikarmaz. Ayni zamanda F tipi olmasi kuvvetle muhtemel bir astsubaydan gizli bilgiler asirilmasini da hakli cikarmaz. Hepsinin ihraci sadece zaman alacak, biraz sabir ve hatta destek gerekiyor.Ama nerdeee?….Muhalefet ihraclarin kanunsuz oldugunu soylemeye devam ediyor ustelik. Hem ihrac edilmesine karsi cikiyor, hem de iceride fetocu var bu nasil olur diye soruyor..Cunku hepsi darbeye olur vermeyen hulusi akar pasaya darbeyi akamete ugrattigi icin aslinda asiri derecede kiziyorlar ve esas fetocu hulusi’ dir diyerek haysiyet cellatligi yapip guya intikam aliyorlar..Muyesser hanim da bu koronun sancaktarligini yapiyordu..Baltayi tasa vurunca kahraman oldu simdi. Muyesser hanimin yerine sancaktar coktan bulunmustur bile, ondan da suphe yok..Bu devirde hulusi pasayi mi savunmak yoksa Muyesser hanimi mi savunmak daha zor diye soracak olursaniz, direk olarak hulusi Paşa yi savunmak daha zor derim.. cunku hulusi pasayi savunana yandas yalaka fetocu gerici irticaci Ataturk dusmani vatan haini denme ihtimali cok daha fazladir..Muyesserci olursan mazlumun yaninda olan,cagdas, Ataturkcu, vatanperver, vefali, adaletli devrimci….olabilirsin. Ben zor olani seciyorum. Cunku sadece somut ve gerceklesmis olaylardan yola cikiyorum..Fala bakip, niyet okuyup ruyalara dalmiyorum..
Ayrica ergenekon tantanasi yapan birkac yazarin da aslinda kime oy verdigini bilemezsiniz..Hangi tarikat ve cemaatlerin chp ye oy verdiklerini de bilemeyeceginiz gibi..Bugunlerde kimin kimden yanaymis gibi gorundugunun gercekten hic bir onemi yok. Devlet geregini yapiyor sadece, yapmaya da devam edecek. Kim nereye oyunu verirse versin diyor zaten. Bu pislige bir sekilde bulasmis milyonlar zaten bu mucadele basladigindan beri aman sira bana da gelir bize de gelir korkusuyla khk lar asil darbedir diyen muhalefete oy veriyor.Bunlar bilinen seyler ama nedense kimse dillendirmiyor.. Pisligin boyutundan gercekten haberiniz yok galiba..Buyuk sehirleri nasil aldi muhalefet. Insanlar birdenbire kemalist oldu, sosyal demokrat oldu filan mi zannediyorsunuz yoksa? .En kapsamli feto organizasyonlari, en kapsamli hdp organizasyonlari ve en kapsamli cemaat tarikat organizasyonlarinin tamami bu en buyuk sehirlerde de ondan..Millet ittifaki ile tamami tek cephe oldu. Biraz daha gayret, basaracaksiniz elbirligiyle…cok az kaldi..
Fetö beş yıl içinde devlet kurumlarında hem korundu hemde daha sağlam bir yapılanma yaptı köşedeki simitçi bile biliyor …Kat kat muz kabuğu gibi olan ilk acemi dönemi kabuğunu atan Fetö ikinci kabuğuyla daha öz ve dinamik usta unsurlarıyla devamı etti üçüncü kabuğunu soyarsanız pkk çıkar…bu fetöcülük oyunu çok basitleşti ..fetöyle mücadeleye kim inanıyor ? Kimse inanmıyor ….iktidar kime neyi anlatıyor ? Bu vebal taşı bile yakar …Sn.GENÇ sırf bu yüzden bile cennetliksin kimsenin yazmadığını yazdığın söylediğin için…sağol varol …
Devletteki üst kademelerinde bulunanları da dahil, Fetöcülerin yer aldığı devlet kademelerinden ne oranda temizlenmiş olduğunu tahmin veya iddia edebilecek birileri var mı acaba?
evet. ülkemizde yurdunu sevenden çok hain var. böyle olmasaydı Atatürk ölür ölmez düşmanlarla kucak kucağa olunmazdı. bundan dolayıdır ki Atatürk’ün hayati ilkeleri çoktan unutturuldu.
Sayın Kemal Bey size yüzde yüz katılıyorum. Sayın Nihat Genç devlet boş durmuyor, bu iğrenç örgüt taa 1970’lerden beri örgütlendi, rahmetli Ecevit bile bu pislik Fethullah’ı övdü, herkesi kandırdılar ve en çok da Akp iktidarında at oynattılar ve heryere yerleştiler. Daha çok iş var, öyle kolay değil. Saygılarımla
Bir adam ya FETÖ cudur ya da değil. Şimdi bu işin siyasi ayağı hala orada duruyorsa ve bu nevi, istihbarat kademesinde, olaylar yaşanıyorsa, dahası “aklı selim sorular soran Vatan sevgisi tartışmasız insanlara” aba altından sopa gösteriliyorsa, daha bu iş bitmemiş demektir.
Bir çukura eşşek bile iki kere düşmez derler Anadolu’da
Pensilvanya’da ikamet eden orada ikamet ettiği sürece bu iş devam edecek. Yaklaşık 60 yıldır içimize sokulan, bin bir renge bürünen bu şeyin, 3 5 yılda ortadan kalkacağını düşünmüyorsunuz herhalde. Kuleli askeri lisesine giren birçok kişinin bu şeyden olduğunu o dönemin kuleli komutanı öğrenmiş. Bir kaçını okuldan atmış. Geri kalanı için de şu mealde bir şey demiş: “Biz bu gençleri tekrar kazanabiliriz”. Bu sözü söyleyen, daha sonra genel kurmay başkanı olan paşamıza keşke vefatından önce şu soruyu sorsaydınız. “Paşam, kaç öğrenciyi geri kazandınız?”. Bu paşa Karadayı değil canım. Kimbilir belki Hulusi Akar bu paşamızın da özel kaleminde falan bulunmuştur, ya da kulelide aynı dönemde bir görev üstlenmiştir. O zaman yine “bari Hulusi Akar’a sorsaydınız kaç öğrenciyi geri kazanmışlar diye” başlıklı yazılar görürüz. Nedendir bilinmez veryansıntv’de bazı yazarlar işi döndürüp dolaştırıp Akar paşaya getiriyor. Ama paşa yerine bey diyorlar. Paşa demek kanunen yasak olduğu için herhalde. Biz de aynı hatayı yaptık, Akar paşa dedik, neyse artık.