Topal Osman, Mustafa Kemal’in muhafızıydı, isyan ve ateş içindeki Anadolu’dan Ankara’da yeni bir devlet inşa edecek olan Türkiye Millet Meclisi kurulana dek!
Ayaklanmalarda Pontus Rum ve Ermeni çetelerine karşı verdiği mücadele şeksiz süphesiz ortadadır. Başına neler geldiğini tarihten okursunuz! Sonuç, Trabzon vekili Şükrü Bey’i öldürdüğü için vurulup başı kesilir ve sonra mezarından çıkartılarak Ulus’taki meclis binasının önünde ayağından asılır. Ve sonra Atatürk’ün emriyle Giresun’un en yüksek tepesine anıt mezarı yapılır!
Bu büyük tarihi şahsiyetler karşısında vicdan, tarih, hukuk, vefa, meclis, devlet, silah arkadaşları, vs. hepsi bambaşka konuşur! Siz de okuyup vicdani hükmünüzü siz de kendiniz verirsiniz!
İstiklal Harbi’nde Çerkes Ethem’in Kuzey Ege’de isyancılara ve Yunanlılar’a ve Anzavur ve Halife’nin ordusuna ve hatta Çorum’daki isyanın bastırılmasına kadar verdiği kahramanca mücadele ortadadır! Ancak nizami orduya geçişe yani meclisin komutayı ele almasına karşı diretti! Ve Meclis bir yasa çıkartmıştı, Milli Meclis kararlarını dinlemeyenler ‘vatan haini’ sayılacaktı! Meclis, Çerkes Ethem’in başına buyrukluğuna son verdi! Hikaye ve tartışmalar çok uzundur! Vicdan, tarih, hukuk, vefa, meclis, devlet ve silah arkadaşları bugün hepsi bambaşka konuşur! Siz de okuyup vicdani hükmünüzü siz de kendiniz verirsiniz!
1. Meşrutiyet’in ilanında millet sevinçten havalara uçuyordu, çok geçmedi, Trablusgarp işgal edildi, Girit elden çıktı, Bosna Hersek ilhak edildi ve Balkan Harbi çıktı ve yurdun dört bir yanında on yıl sürecek iç savaşlar başladı ve Ruslar’ın işgali ve Fransızlar’ın işgali ve İngilizler’in işgali ve Yunan işgali ve Ermeni çetelerin isyanları Anadolu’yu ölüm kalım savaşı içine sürükledi.
Bu bitmeyen İstiklal harbinde başrollerde oynamış ismi varlığı hala tartışmalı yüzlerce tarihi şahsiyetle karşılaşırız! İttihat Terakki’yle başlanılan süreç Müdafai Hukuk’la sona erer. Dün İstanbul’da sarayın Meclisine seçilen vekillerin çoğu Ankara’da Millet Meclisi’ne katılır. Komutanlar cepheden cepheye koşar! Para yok erzak yok mühimmat yok! Taraf değiştirenler hala saraya çalışanlar ve kahraman görünüp adı yolsuzluklara karışanlar hepsi mahkemelerin ve milli muhakemenin ve vicdanı kararların konusu olur! Ve hatta memleket kurtulup Cumhuriyet ilan edildikten sonra bile en tepedeki eşsiz komutanlar Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, vs. Terakkiperver Partisi’ni kurar ve Mustafa Kemal’le papaz olurlar! Bu büyük tarihi şahsiyetlerin kahramanlıkları samimiyetleri inanılmaz mücadeleleri ortadadır! Vicdan, tarih, hukuk, vefa, meclis, ve devlet ve silah arkadaşları ve halk, sonuçlar ne olursa olsun, bugün her kesimin bu kahramanlara derin saygısı ortadadır!
Büyük savaşların iç karışıklıkların devasa felaket ve trajedilerin yaşandığı dönemlerde tarihi şahsiyetlerin isimleri üzerinde tarihçiler çözümsüz çok büyük denklemlerle başbaşa kalırlar! Kim hain kim değil, bilebilmek, ve tarihi bir sonuç çıkartmak mümkün değildir! Mahkemeler başka tarih başka milletin vicdani bambaşka kararlar alır! Bu vicdani karışıklıkların hepsi, bize, bugün herşeyimiz olan Cumhuriyet’in, ne kadar derin kanlı hesaplaşmalara mal olduğunu gösterir!
Bu büyük tarihi şahsiyetlere mahkemeler ne karar verirse versin bu tarihin bir çocuğu olarak vicdanım ve kalemim bu büyük kahramanlarla her zaman onurla gururla iftihar etti. Ve çoğu kez meşhur Cemel Vakası gibi Cumhuriyet’in istikbali için tartışmalı yerlerde araya girip nifak’ı asla beslemedim!
Hain kimdir değildir sorusuna benim daha açık ve çıplak cevabım vardır!
1900’li yılların başında İttihat Terakki üyeleri Paris’te ilk kez biraraya gelip çok gizli bir toplantı yaparlar! Siyaset bilimciler ve sosyologlar bu toplantıda bulunanlara şükran borçlu olmalılar, çünkü, niyetlerini çok açık şekilde ortaya koydular! Ve Türk Tarihi’nde bugüne kadar sürecek çok keskin asla uzlaşmayan iki farklı görüşü samimiyetle deklare ettiler! Konu Abdülhamit’in devrilip Kanuni Esasi’nin getirilmesi. Peki nasıl? İttihatçılar bunun ‘darbeyle’ yapılacağını savunurken Prens Sabahattin ve ekibi, bunun, dış müdahaleyle yapılabileceğini söylerler. Ve İttihat Terakki kurulduğu o gün, bu iki farklı görüş yüzünden, ortadan ikiye ayrılır! Bir tarafta İttihatçılar, diğer tarafta sonra Hürriyet İtilaf ve Ahrar vb. olacak partilerin önünü açarlar!
Ki, Balkan Savaşı’nda Bulgarlar İstanbul’un içine kadar gelirken felaketi önlemek niçin İttihatçılar Babıali Darbesi yapar… Ki, Hürriyet ve İtilaf, hep, saraydan yana ve İngiliz Muhibi tavır aldılar!
Dışardan medet ummak? Türk siyasi tarihinde en büyük ve uzlaşılmaz yol ayrımı budur!
İttihatçı kadrolar Enver ve Talat’ın kaçışıyla büyük çoğunlukla Müdafai Hukuk’a dönüştü, ve ancak, savaş kazanıldıktan sonra Cihan Harbi’ne katılmakla suçlanan İttihatçı kadro İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı! On yıl içinde memleketin siyasi kanatları bir yığın dönüşümler geçişler katılımlar ve hainler üretti! Ancak kabul edelim İttihatçılık ruhu şekil değiştirip ruh değiştirmeden Cumhuriyet kadrolarında ve bugün bizlerin içinde yaşamaya devam ediyor! Bu hastalığımızın farkında olduğumuz için inadla milli meclis, genel seçim, cumhuriyet, kuvvetler ayrılığı’nı her yazımızda baştacı ediyoruz!
Ancak eşyanın tabiatına karşı gelemeyiz, Allah göstermesin, yine böyle iç karışıklık ve işgal günleri yaşarsak, içimizden bambaşka bir ruh’un çıkacağını iyi biliyoruz, bu yüzden ısrarla hukuk ve mahkeme diyoruz!
Çıkış ve çözüm bulunmayan elzem şartların hüküm sürdüğü karanlık ve umutsuz yıllarda iki farklı karakter kendini, eşyanın tabiatı, hep gösterir, biri, gücü kendi imkanlarında arar, diğeri, dış mihrakları imdada çağırır!
Bir yazar olarak umudu kendi halkında kendi imkanlarında kendi bileğinde arayan bağımsız bir karaktere sahib yazılar yazarak bugüne geldim!
Dışarıya asla bel bağlamamış bu ülkenin çocukları, adları sanları kim olursa olsun, Cumhuriyet yolunda dava arkadaşımdır!
Kim, halkına ve bileklerine güvenmeyip, PKK’ya Fetö’ye ABD’ye, AB’ye sırtını verir, benim için affedilmez vatan hainidir!
Tarihimizin o en karanlık yıllarına geri dönerseniz Yunan ve İngiliz işgalinde dünün yol ve haraç kesen eşkiyalarının bir gün içinde tereddüt göstermeden milli kuvvetlere katıldığını görürsünüz!
Kim gücünü saraydan alıyor kim tarikatlardan alıyor kim dış güçlerden alıyor kim hukuktan ve mahkemelerden alıyor işte böyle günlerde yolumuz açıktır!
İzbe orman içlerinde hiç kimsenin geçmediği patika yollar vardır, ki, yol ağzına gelince tereddüt yaşarsınız, oysa, biz tarih içinde kimsenin geçmeye cesaret edemediği bu dar patika yollardan çok defa imanla inanarak ve gözünü kırpmayan ordularla geçtik!
Tarihi tecrübe ortadadır, tereddütsüz her çağda, kendi bileğine güvenen, en başta kendini feda etmiş soylu insanlarla, aynı cephenin yılmaz yorulmaz sözünden dönmez dava arkadaşlarıyız!
Sedat Peker’in yardımcısı Emre Olur’un tutuklandığı haberi gelince…
Zihnimde kıırk yıldır muhakeme edip artık ölümüne tarafı olduğum milli mücadelenin tarihi anları tarihi şahsiyetleri bir daha gururla geldi hatırıma!
Sonumuz Malta’da mı biter Silivri’de mi, nerede biterse bitsin, sıkıntı değil, medya, tarih, gücü elinde bulunduranlar nasıl yazarsa yazsın, hiç dert değil!
beğenemedik mi ! o zaman,,, heykeltraş, lığa devam…
Çok önemli bir yazı. Nihat Genç’i Leman günlerinden beri takip ederim. Önem olarak ilk beşe girer bu yazı. Keşke lehte ve aleyhte yazılarla geniş tabanlı bir tartışma ve hesaplaşmanın önünü açsa. Not: Nutuk ülkemizde en az okunan kitaplardan biridir.
Nihat bey, bir de Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sistemi değil de, farklı bir laisist, bağımsız-egemen bir sistem kurulabilir diye düşünüyorum. lütfen siz ve diğer yorumcu arkadaşlar bu düşüncemle ilgili görüşlerini söylesin.