Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Tayyip Sultan’ın sarayında ağırlanışım ve…

Tayyip Sultan’ın sarayında ağırlanışım ve…

featured

Tarihin en ünlü fedaisi Cüneyt Arkın ölünce sarayda boş kalan Malkoçoğlu makamı için beni çağırdılar!

Daveti alır almaz, önce, makamım ve görev tanımım, resmi gazetede yayınlansın, ancak öyle gelirim, dedim.

Hayır, bu çok gizli uluslararası bir görev, dünya uyanmasın, dediler.

Sarayımıza yeni zaferler lazım, yerli ve milli ve Bizans’a sıkışıp kalmış Malkoçoğlu’nu da dünyaya açıp James Bond gibi küreselleştirmemiz lazım.

İş başa düştü, hadi aslanım Malkoçoğlu, taksiyle Beştepe’deki Saray’ın kapısına geldim, heyhat, neye uğradığımı şaşırdım.

Beni karşılamak için çok renkli şaşaalı bir tören düzenlenmiş

Süslenmiş sağlı sollu atlı birlikler uzun bir koridor yapmış, borazanlarla karşılandım.

Bacak tüyleri ve yeleleri simsiyah ve çok uzun cins süs atlarını huşu içinde ve hayranlıkla seyrede seyrede….

Tam ortalarından geçerken… Kilise korosu gibi dizilmiş yüzlerinden düşen bin parça ikiyüz tane adam gördüm. Kim bunlar, dedim, görevlerini başaramadıkları için hadım edilmiş, Cumhurbaşkanlığı Yüksek Hadım Konseyi, dediler. Kimse onlara itibar etmez, çürüğe çıkartılmışlar ancak bağlılıkları sürüyor ve maaşlarını da üçe katlayıp alıyorlarmış…

Onların yerinde olmak hiç istemem, başıma gelecekleri… Düşünürken…

Atlardan biri beni yalamaya başladı, yanımda bana refakat eden tören subayına, bu atta bir  piçlik var, dikkat edin kripto Fetöcü olmasın…

At beni duymuş gibi anladı kükredi şahlandı kişnedi. Bu atın adı nedir dedim, Konstantinopolis, dedi, kaç gündür uyku uyumamış beni bekliyormuş!

Tören subayına, bu atlarda bir tuhaflık var, sanki, dedim?

Tören subayı, gözünüzden hiçbir şey kaçmıyor bre Malkoçoğlu, yandaşlıkta çok çalışıp koşturmuş, Sevilay Yılmaz, Nagehan Alçı, Fatih Altaylı, Mehmet Barlas, Engin Ardıç, hepsinin etinden sütünden yararlanıyoruz, beygirleri mezbahaya değil işe yarasınlar diye son günlerinde bir güzellik yapıp tören takımında eğerleyip çalıştırıyoruz!

Atlardan Sevilay Yılman’a benzeyenine yaklaştım, epilasyon da yaptırmamış, yahu ne kalın derileri varmış, ama biraz da acıdım, bir holdingi işini yüzüne gözüne bulaştırmış bu yüzden kuyruğunu kesmişler, bir şefkat gösterip yeniden diklensin diye kuyruğunu örmeye başladım.

Tören subayı: -Atlarımızın maşallahı var, derileri çok kalındır, artık ne ok ne mermi işlemez! Ayrıca yaşlılıklarında merasim alayında çalıştırılarak üç-beş kuruş nasiplenmelerini sağlıyoruz ayrıca sarayda istedikleri yere sıçarlar karışan olmaz!

Çok eğlenceli çok renkli atlı birlikleri geçip saray kapısından içeri adım atmaz…

16 Türk Devleti’ni temsil eden tören birliği yine sağlı sollu, elleri mızraklı, kürk ve halı ve kilim parçaları ve koyun postu giyinmiş, maşallah her biri Kırkpınar pehlivanları gibi yağlanmış, yanlarından göğsüm kabararak geçtim!

Allahım o ne haşmet, kaçıncı Türk Devleti anlayamadım askerin kıyafetlerinden çok etkilendim, Cübbeli hocaya ne kadar benziyor, çünkü durmaksızın üfürüyor. Önünde bir müddet boylu boyunca ağzım açık hayranlıkla süzdüm. Bir türlü çıkartamadım bu hangi devletimizmiş, dedim.

Tören subayı: ‘o Halep ümmet birliğiydi ancak akim kaldı, hatıra diye koyduk, bir gün Allah kerim, devlette devamlılık esastır, neden olmasın!

Halep Ümmet Birliği devletinin önünde durdum: -Seni hangi büyük sanatçı marangoz yaptı, dedim.

Tören askeri: -Hayır, ben buralı değilim çok eski sürülmüş Fas krallığı soyundanım!

-Hayırdır, buralarda ne işin var, saraya nasıl girdin, dedim…

-Davutoğlu dönemiydi, önce IŞİD’de görev verdiler, sonra bombaları yiyince aklımız başımıza geldi ve bir şişme botla Ege denizinde Avrupa’ya sızarken alabora olduk ve beni yeniden Türkiye’ye ittiler… Gün gelir iç isyan çıkar lazım olursun, dediler!

-İşinden memnun musun, bu çok görkemli kıyafetler herkese nasip olmaz, maaşın nasıl?

-Hayır, parası için değil, savaşlarda artık Türk Milleti’ne hizmet için buradayım! Tayyip sultan sayesinde anladım ki İslam ümmetini ancak Türk milleti yönetebilir, ancak, gözden düştük ve yerimize ipsiz sapsız ulusalcı bir it, Malkoçoğlu diye birini atadıklarını duydum..

-Dikkatli konuş, Malkoçoğlu benim, kısmet banaymış, hayırlısı, inşallah bir gün Halep’ine belana kavuşursun, dedim, ve, başarısız saymayın kendinizi, koskoca Suriye’yi Irak’ı paramparça ettiniz, dünyaya korku saldınız, bu tören kıtasında sembolize edilmeniz, inanın, ne diyeyim gaza geldim! Gözünüz arkada kalmasın, o Şam’da namazı hepiniz adına Türk’ün yiğit evladı ben Malkoçoğlu, kılacağım!

Çok duygulandım ve hıçkırarak IŞİD’ci günlerde anası …kilmiş tören askerine sarıldım: -Üzülme ihvan, işte ben de senin gibi Türk Milleti’ne hizmet için buradayım, ne yapalım Osmanlı’dan ümmetten yol bulamadık şimdi de şansımızı milli tarihten deneyeceğiz!

Derken, tören kıtasındaki atlar peşimi bırakmadı, arkadan gelip gelip .ötümden yalamaya başladılar, hafiften huylanmadım değil.

Ve birden dev kapılar açıldı ve beni duvarları ayetli tavanı avizeli çok görkemli bir salona aldılar!

Nihayet sultanımı uzaktan şöyle bir gördüm, şanlı Türk Tarihi gözlerimde canlandı!

Bu ne mübarek nurlu bir manzara!

İki cihanın kudretini 2,5 milyon km’lik ceddimin topraklarını ayaklarımın altında hissettim!

Sultanım, şöyle tam otuz metre kadar ilerde, görür görmez gururla gözlerim yaşardı. Salonun tam ortasında. Çok sade giyinmiş ve basit gösterişsiz tahta bir sandalyede oturuyordu. Koşup ayaklarına kapanmak istedim, ki, tören subayı yakamda yapışıp beni durdurdu!

Merasim boyu bana eşlik eden tören subayına, hayırdır, sultanımı şatafatlı altın tahtlarda cariyeleriyle ve Arap fetvacı hocalarla oturur diye bekliyordum, bu adi bir iskemle…

Tören subayı: -Bugün sarayda şatafat lüks orucu tutuluyor, bugün hiç bir masraf yapılmayacak hatta yemekler bile tahta ve plastik kaplarda yenecek…

-Ulan şansa bak, oruc bana mı rastladı, yıl boyu jetlere bin en havalı yemekleri ye, saraya davet edildiğim gün, yer sofrasında yemek ye, şansımı .ikiyim…

Tören subayı: -Lütfen sessiz düşünün, sultanımın bir iki işi var, bittiğinde huzura bizi alacak…

Anaaa, o da ne, odanın sol tarafında, yüz tane iri kıyım elleri baltalı kemikli ve asık ve sakallı şalvarlı adamlar, yüzlerindeki celal haşmet, beni ürküttü!

Sultanı koruyor olmalılar, diye düşündüm.

Sol tarafa baktım, ne göreyim, sultanımın solunda da ellerinde gürz taşıyan siz deyin yüz tane takkeli cüppeli adam gördüm, vallahi ürperip korkudan ossurdum.

Tören subayının kulağına, kim bu, elleri baltalı ve gürzlü adamlar, salonun içinde ne arıyorlar?

Tören subayı kulağıma, elleri baltalı olan şalvarlılar İsmailağa’nın korumaları dedi. Sol taraftaki elleri gürzlü cübbeliler Menzil’in korumaları… Bir taraf darbe yaparsa diğer taraf karşı koysun denge olsun diye düşündük.

Biz buna kuvvetler birliği diyoruz.

Hakikaten adamlar koca bir Osmanlı kadırgasını hatta koca Osmanlı’yı bir kaç dakikada parçalayacakmış gibi azmış öfkeli burunlarından soluyordu. Ürktüm. Ulan bu sultanlık da çok zormuş.. Sen yüz sene uğraş didin ve ordudan vesayeti al,  git, ulu şanlı statükoyu vesayeti tarikatlara kaptır. Ayıptır söylemesi donuma kaçırdım. Tören subayına, sultanımın huzuruna çıkmadan helaya gideyim elimi yüzümü yıkayıp bir kendime geleyim, dedim.

-Başüstüne, dedi.

Bir yanıma süslü sirk maymunları gibi giyinmiş altı havlulu adam.

Diğer yanıma altı ibrikçi adam..

Ardımda altı peşkirci, ve parfümcüler kolonyacılar tütsücüler ve duacılar dizildi ve beni şark köşesi gibi süslenmiş Hint racalarının tahtına benzer bir heleya soktular.

Helaya girmemle korkudan çığlık atıp kaçmam bir oldu.

Ne göreyim, taharet musluğunun yerinde kısa boylu bir zenci köle dizleri üstünde emre amade duruyordu…

Zenci köle: -Korkmayın efendim, beni Sudan’dan getirdiler, taharet musluğu görevi için hizmetinizdeyim…

-Allah Allah, sen büyüksün yarabbim, yani, ben .ıçarken burada mı olacaksın, çık dışarı be oğlum, Malkoçoğlu’nun .ötünü başını tanımadığım elin Afrikalısına niye göstereyim!

Zenci: -yalvarırım efendim, her .öt silmede bir avuç altın alıyorum, ekmeğimle oynama, dedi…

Altınları duyunca….

-Bak o zaman anlaşalım, altınları fifti fifti kırışırsak, olur, sen de tefrikacı tarihçilere Malkoçoğlu .ötünü sildirtiyordu, deme..

Zenci köle: -Sizden bir ricam var, bir sıçmayla olmaz, hazır siz saraydayken helaya bol bol gelin, ki, biz de yolumuzu bulalım.

Heladan çıkar çıkmaz, Etiyopyalı bir kalabalık kolonya döktü, Sudanlı bir kabile havluyu uzattı, Pakistanlı sürüsü tütsüledi ve milletini ırkını soyunu coğrafyasını çıkartamadığın bir kaç Arap da ellerimi ayaklarımı ovup yağladı dualar okudu!

İyi ki korkmuş helaya gitmişim dedim, heladan yol masraflarını çıkartmış sarayın haşmetine şahit olup biraz kendime geldim, dedim.

Kariyerimin henüz başlangıcında bu kadar iltifat ihtiram tören Türk Milleti adına beni gururlandırdı Endülüs’ten Hint Denizi’ne  milletlerin önümde eğilişi karşısında kendimi tarihin canlı sayfaları içinde buldum!

Henüz göreve başlamadan Türk Milleti’nin yüksek itibarına ve yüceliğine şahit olmak ruhuma kuvvet kılıcıma güç verdi! -Ulan, dedim, savulun, Malkoçoğlu, şimdi geliyor!

Salonun kapısına geldiğimde, sultanım, ölmüş gibi cansız mumya gibi hiç kımıldamadan tavana doğru bakıyordu… Bu mumya surat benim için çok büyük hayal kırıklığıydı! Oysa ben bir dudağı yerde bir dudağı gökte Abdülhamit Han bekliyordum!

Canlanması için bir müddet beklerken hadım korosu bir Arap yalellisini seslendirdi ve ruhumuz sanata doydu ve bu boşlukta hepimiz bol bol ossurup rahatlayacak vakit bulduk!

Sultanım niye cansız gibi duruyor, heyhat sonra çakızladım, ressama poz veriyormuş.

Ressam, elinde küpelerle geldi ve sultanımın narin Sezen Aksu dudağı kulaklarına takıverdi.

Bunlar Yavuz Sultan’ın küpeleri dedi… Sultanım, küpeleri takıp başını sağa sola çevirip elmas küpeleri şakırdattı ve mübarek simasında güller gibi gülücükler ayetler hadisler ve koskoca şanlı tarih ışık gibi parladı!

Ressam, İtalyanmış, yemek programları yapmak için Türkiye’ye gelmiş ve televizyonlarda köy köy dolaşıp Türk yemeklerini incelemiş ve sonra sarayın dikkatini çekip sarayda ressamlığa başlamış.

O da bir şekilde yolunu bulmuş! Allah’ın işi işte, sarayların kapıları kimlere açılmıyor ki, sen İtalyanlardan gurme diye gel sultanımın ressamı oluver, sen Sicilya Pizza tarifiyle gel, doğunun sarayları elmasları önünde açılsın!

Ressam, bu sefer, elinde bir gül ve karanfille geldi ve sultanımın eline verdi, sultanım, artist pozlarıyla Fatih Sultan Mehmet gibi gülü koklamaya, ressam uzaktan gözlerini kısıp ölçü alıp çizmeye başladı…

Ve, sultanım, cansız bir heykel gibi gülü koklarken, sıkılmış olmalı, ki, ressama -yarın devam ederiz, işimiz gücümüz var, dedi..

Sultanım elini şıklatmasıyla Binali Yıldırım salona girdi ve sahne aldı ve elinde mikrofon: -Erzincan’a Girdim Ne Güzel Bağlar, türküsünü söylemeye başladı!

Huşuyla ve gözlerimiz dolu, dinledik, ancak bu boşluğu fırsat bulup gerginliğimizi ossurarak bir nebze gevşetip kendimize geldik!

Türkü biter bitmez, salona bu sefer, Diyanet İşleri Başkanı, taşınması çok ağır çok uzun ve kalın ve ayetler nakış gibi işlenmiş haşmetli bir kılıçla girdi…

Ve bir tören hazırlığı, bir hareketlilik, hadım korosu bu boşlukta:  ‘bastır bastır paraları Leyla’ya bir daha mı geleceğiz dünyaya’ oyun havasını seslendirdi.

Sultanın önüne ortaya büyük bir odun kütük getirildi, ve elleri kelepçeli kapıdan yaka paça iki adamı sürükleyip kütüğün önüne ve donlarını indirdiler ve kütüğün üstüne…

Tören subayına, bu bir sünnet töreni mi, dedim, çok vahşi kanlı bir tören!

Ulan, neler oluyor, kimi neyi kurban ediyorlar!

Tören subayı: -Hayır Malkoçoğlu, sultanım, Erol Evcil ve arkadaşlarını adam sanmış demir fabrikalarını vermiş ama fabrikaların komisyonunu iç etmişler kendi başlarına bir derebeylik kurmuşlar, şimdi sultanım, cezasını veriyor!

Derken, adamın ….. bismillah deyip kütüğün üstüne koydular ve Diyanet başkanı Allahuekber diye kükreyip kılıcı indiriverip kesiverdi!

Midem kalktı, tören subayı, korkacak bir şey yok, şeriatın kestiği … acımaz, dedi…

Kütük üstündeki kanlı parçayı görünce, hakikaten ne yiğitler telef oluyor, dedim. Bu kanlı sünnet parçasını ne yapacaklar şimdi, demeden, kanlı parçayı tören atlarının önüne attılar, çok büyük bir karışıklık çıktı, demin beni .ötü koklayan süslü atlar şimdi sünnet parçasını yalayan yalayana….

Bu vahşi kanlı sunak sahnesine dayanamadım, tören subayına, ben kusacağım, hemen helaya gitmem lazım, dedim…

Arkama altı tane havlucu, altı peşkirci, altı parfümcü tütsücü dizilip yürüyüş kolu intizam içinde tören adımlarla ilahiler dualarla helaya girdim.

Ne göreyim, bizim yeni ortak, zenci yerinde yok.

Zencinin yerinde, fare suratlı…

Ulan bu ünlü müteahhit Mehmet Cengiz değil mi?

Taharet musluğu yerinde hela faresi gibi ağzını açmış saldıracak gibi duruyor…

Hiç telaş yapmadım.

-Hayırdır, bizim zenciye ne oldu, senin burada ne işin var?

Mehmet Cengiz: -Taharet musluğu ihalesini ben aldım artık .okları ben yiyeceğim, dedi..

-Oğlum, bela mısın, çık dışarı…

Mehmet Cengiz: -Vallahi olmaz, yeminim var, artık milletin …..tüne ben …..cağım…

Sen Malkoçoğlusun, onurum vatanım her şeyim .ötü kaptırmadan kendini heladan dışarı at!

Tören subayı: -nerdesin, sultanım bizi bekliyor!

Sultan bizi bekliyor deyince, bende bir heyecan, Allah sizi inandırsın, zangır zangır titriyorum…

Tören subayı: -Sultanıma beş metreden fazla yanaşmayacaksın, diz çökeceksin, o müsaade etmedikçe başını kaldırmayacaksın, sultanımın huzurunda ayetelkürsiyi okuyacaksın!

O büyük tarihi an nihayet geldi Sultanımın huzuruna çıktım, masum yavru bir kedi gibi diz çöktüm…

Sultanım: -Hoşgeldin Malkoçoğlu!

-Emrinizdeyim sultanım!

Sultanım: -Seninle çok işimiz var Malkoçoğlu!

-Emirlerinizi bekliyorum Sultanım.

Sultanım: -Malkoçoğlu, asıl görevine gelmeden… Sudan’dan getirdiğimiz mücevher sandıklarını bizim SADATÇILAR çalmış… Senin için bir kaç günlük iş, dikkatli ol, sandığı kap getir!

-Derhal sultanım.

Ancak kafam karıştı: -Af buyrun sultanım, bu SADAT sizin adamlar değil miydi?

-Orasını sorma, tırt çıktı çakal çıktı .bneler, güya askeri harcama güya özel gayrinizami harp eğitimi ayağına Sudan’dan Somali’den getirttiğimiz bütün mücevher sandıklarına kondular!

-Sultanım, kaç kişi bunlar?

Sultanım: -Orası devlet sırrı, ancak sen Malkoçoğlusun, yüz kişi üç yüz kişi senin kılıcına dayanamaz, göster gücünü!

-Hemen Sultanım, şimdi yakalar analarını ……..!

Sultanım: -Bak ne diyeceğim Malkoçoğlu, sen önce şöyle bir Afrika’ya uzan… Döndüğünde asıl görev yerine….

Asıl görev, dediği, heyecandan öleceğim…

-Beni merakta bırakmayın sultanım, asıl görev?

Sultanım: -İspanya’nın Fethi’ne çıkacaksın…

İçimden, hayırdır, Suriye, Yunan, İsrail, PKK, Fetö dururken, teeee İspanya’da ne işimiz var!

Sultanım: -Aragon krallığında Endülüs’ten kalma, atalarımızın özbeöz malları, işlemeli ipek yorganlar ve ipek halıların üstüne oturmuşlar, şu anda Aragon müzesindeler… Özellikle Emine hanım, ipek yorganları istiyor!

-Sultanım, bir ipek yorgan için İspanya’ya savaş açmak, bir ipek yorgan için dünyayı ateşe vermek, ne bileyim?

-Dinle yiğidim, bu planın küçük bir parçası… Her şey ayarlandı. Şu anda Afrika’dan Akdeniz sahillerine zenci göçü var… Zenciler akın akın geliyor… İtalya’da İspanya’da sayıları gittikçe artıyor. Ve en önemlisi zenciler mağdur… Unutma evlat, mağdur olan kazanır! Şimdi, senin yanına üç beş liberal yazar vereceğim. İtalya’da İspanya’da zencilere yapılan bu muamelenin insanlık dışı olduğunu yazıp çizdirecek ve televizyonlarında konuşacaksın.. Ve sonra… Ve zenci ordusuyla Avrupa kıtasını fetih için…

-Sultanım, huzurunuzda bize laf düşmez ama, şimdi nereden çıktı İspanya’nın fethi.. Dünya güler bize… Bunlar kafayı sıyırmış der…

Sultanım: -Bu planın bir parçası… Biz de zaten İspanya Fethi demeyeceğiz, başrollerinde Malkoçoğlu’nun oynadığı bir film çekiyoruz, diyeceğiz… Herkes film çekiyor sanacak ve film işi numara ülkeden ülkeye pasaport alıp geçmen için kolaylık olacak! Ve, asıl gizli görevine başlayacaksın!

-Sultanım, tek başıma mı?

Sultanım: -Hayır, Aleyna Tilki Bizanslı sevgilin, Seda Sayan kayınvaliden ve tören merasim atları da senin gizli ordun olacak!

-Gizli görev?

Sultanım: -Dinle Malkoçoğlu, önce Amerika’da Reza Zarrap’ı bulup, kütüğe koyup kesecek ve elinde kalan milyar dolarları ülke ekonomisine kazandıracaksın. İşin bitince, Sezgin Baran Korkmaz ..bnesini bulacak, kütüğe koyup kesecek ve elinde kalan milyar dolarları ekonomimize kazandıracaksın… Bitmedi… Londra’da Fetö’cü Akın İpek’i bulup, kütüğe koyup kesecek ve kaçırdığı paraları ülke ekonomisine kazandıracaksın… Bitmedi… Londra Borsası’nı basıp otuz milyar dolarlık tahvili kapıp getireceksin! Bitmedi… Amerika’nın el koyduğu F-16 filosunu kap gel. Yetmedi! Londra’da bir Türk şirketi kurup, Türkiye’de ne kadar servet şirket yaptıysak hepsini üzerine geçireceksin, ki, saray yıkılırsa, mallarımıza el koyamasınlar!

-Sultanım, hani erindiğimden değil, ama sanki, işin hacmi çok büyük, Aleyna Tilki’yle de olacak şey değil, bu kadar büyük iş için yanıma nasıl desem bir de Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman’ı ve Anadolu Beylerbeyi ordusunu vermeniz lazım!

Sultanım: -Film için hepsini vereceğiz, Fatih Sultan yerine, şimdi merasim alayında süs atı ve beygiri rolünde oynuyor Sevilay Yılman ve Nagehan Alçı ve Engin Ardıç’ı vereceğim, göstermelik işte, idare ediver!

-Sultanım, bunlardan bir .ok olmaz! Yoksa sen koskoca dünya liderliği fethine bu .oklarla mı çıktın? Yazık olmuş sizin gibi aslana!

Sultanım: -Dinle Malkoçoğlu, film işi, gizli görevlerin kadar önemli, İspanya’ya sızınca, saf oğlum Bilal Erdoğan’ı okçularıyla Real Madrid’in başkanlığına getireceksin, Barselona takımını da gerçi Messi yok ama olsun yine bir nema çıkar, Berat Albayrak’a vereceksin…

-İş çok büyükmüş sultanım, Konstantinopolis’i almaktan daha zormuş, vallahi gözüm korktu!

Sultanım: -Şu anda uyuşturucu gemileri İspanya sahilinde, gemiler size bir film platformu olacak. Ancak Binali Yıldırım Bey’e de bir küçük rol istiyorum… Cebelitarık’tan geçince İspanya’ya karşı: ‘Erzincan’a Girdim Ne Güzel Bağlar’ türküsünü söyleyecek ve gemiler akın akın peşinizden gelecek!

-Baş üstüne sultanım, yol çok uzun, hemen davranmalıyım!

Sultanım: -Ekibin için yüz tane şişme bot tahsis ettim, hadi aslanım, hadi yiğidim! Şimdi savaş planı için sana Hannibal’ın Seferi kitabını veriyorum. İspanya’dan İtalya’ya yüz bin kişilik ordusuyla nasıl geçmiş, yolları rotayı şöyle bir incele! Yanına, Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan’ın İspanya’da İslam Medeniyeti’nin Yükselişi makalesini veriyorum ve bir de güzellik olur ruhunuzu şenlendirir eşantiyon Münir Nurettin’den Endülüs’te Raks CD’sini koyuyorum..

Ne bela aldık arkadaş, yahu arkadaş, huzurda korkup ağzımı da açamıyorum, Malkaçoğlu’nun gücünün kudretinin de bir sınırı var, bu kadar iş çok fazla değil mi? Sultanım olmaz yapamam desem, ulan koskoca Malkoçoğlu korkuyor mu, diyecek?

-Sultanım, dert etmeyin, ben kafamda planı çoktan yaptım, önce, Aragon Krallığı’na varacağım, Pireneler’in ayaklarında… Aragon sarayına girip ipek yorganları tez elden Emine Erdoğan’a yetiştireyim… Gerisi pamuk ipliği gibi gelir!

Sultanım: -Yorganların içine kokaini zulalarsın!

-Onu da düşündüm, Erzincan’a girdim ne güzel bağlar türküsünü söyleye söyleye zulalarsak vallahi İspanyolların ruhu duymaz, kimse çakızlamaz sultanım!

-Hadi yiğidim, seçimlere şurada bir yıl kaldı, Türk Milleti’nin bekası geleceği istikbali kılıcının gücünde!

Ancak, tören subayı tırstığımı anladı, kuşkularımın imdadına yetişti, kulağıma, -ulan bu kadar iş’i yapamayacağını herkes biliyor, sultanın huzurunda ‘he’ de, ‘heee’ yaparım de, geç. Bak yoksa, sultanım .iker belanı…

Sultanım görevim tanımımı yapınca, bana gaz vermek için davullar çalındı ve hadım Korosu ‘Erik dalı gevrektir’ oyun havasına başladı!

Sultanım: -Malkoçoğlu, hadi yiğidim, sarayımız yıkılacakmış bizden hesap soracaklarmış hepsi hikaye, çünkü sen Malkoçoğlu’sun, bütün korkularımızı sona erdir yiğidim, hadi yolun açık olsun!

Yanımdan bir an ayrılmayan tören subayı, birden sultanımın yanına gidip, sultanımın kulağına bir şeyler fısıldadı:

-Sultanım, sanki Malkoçoğlu’na görev çok ağır geldi, ne diyeceğim, bu zaten bildiğiniz Malkoçoğlu değil, kaç zamandır işsiz güçsüz, yazarlık yapıyormuş… Tören boyunca yanındaydım, korkudan titriyor ikide bir helaya kaçıyor! Ne heybeti ne azameti ne bahadırlığı ne battallığı kalmış. Bildiğin korkak bir it, bu!

Sultanım, tören subayına: -Eee ne yapacağız, yoksa, Merkez Bankası başkanlığı mı versek?

Tören subayı: -Sultanım, eskiden mülayim uysal köpekler saldırganlaşsın diye kuyruklarını keserlermiş… Şimdi biz de Malkoçoğlu’nun gerçek vahşi acımasız gözü kara yiğit kimliğini bulabilmesi için, kütüğe koyup kesmeliyiz, kendine gelir eski cengaver kimliğini hatırlar ve hücuma geçer!

Sultanım: -Getirin kütüğü, hey Diyanet, şeriatın kılıcını, getirin…

Korkudan ağlamaya çırpınmaya başladım: -Yalvarırım sultanım, kesmeyin, bu benim için ciddi bir kayıp olur, gerilla, tek kişilik ordu, askeri harp savaşçı özelliğimi kaybederim, sıcak çatışmalara tırsar giremez hep geri çekilirim. Sultanım yalvarırım, sağlıklı bir dış politika için kesmeyin! LGBT’li olmuş bir Malkoçoğlu’ndan devlete ve millete bir fayda gelmez! Şu İspanya Fethi’ni değil, de, gidip Kılıçdaroğlu’nu şöyle bir pataklasam….

Tören Subayı: -Doğru diyor efendim, Malkoçoğlu bir serdar bir sancaktar, kesersek .ötü kaptırır milletimizin taarruz gücünü kaybederiz! Ancak bir ders de vermeliyiz!

Deyip, beni büyükçe bir salona sürüklediler, içerde, Kilise korosu gibi dizilmiş yine Cumhurbaşkanlığı Hadım Konseyi….

Tören subayı: -Bak Malkoçoğlu, bak ve ders çıkart, bu hadımlar Konseyi! Hepsi bir umut Malkoçoğlu ayaklarına saraya geldiler ve hepsi hizmetlerine Kuşum Aydın olarak devam ediyorlar!

Ulan, hadım konseyine bir baktım, Abdullah Gül, Davutoğlu, Bülent Arınç, Babacan, of offff kimler yok, Altılı Masa…

Gelecek Bölüm: Malkoçoğlu koğuş arkadaşı Binali Yıldırım’la İspanya zindanlarında!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. Ülkeyi Askeri vesayeten Monşerlerden kurtaracağız derken Cahil, Yobaz, Fikir düşmanı Dindarlar teslim ettiler. Harika tesbit bu her yere yazılması gereken bir tesbi.
    adamlar

    Monşer ( okuyan, yabancı dili olan, entellektüel ) insanları yerine bize Cahil, Yobaz, Fikir düşmanı Dindarları vaat etmişler !!

  2. 19 Temmuz 2022, 11:20

    Nihat Bey bunları tarihi masallar adı altında toplayıp kitaplaştırmanızı bekliyoruz. Elimden düşürmeden bir solukta okudum. Harika yazmışsınız, helal olsun.

  3. Gelecek bölümü sabırsızlıkla bekliyoruz usta

  4. Mukemmel!

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!