Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Yaklaşıyor, Nuh’un Gemisi!

Yaklaşıyor, Nuh’un Gemisi!

featured

 

 

Sesli makale için ⇓


Salgın bitse bile, daha güçlü gelir korkusu, insanlığın gırtlağına yapışmıştır, dünya artık yörüngesinden çıkmıştır.

Yıkılışını haykırıyor!

Tanrı’nın nimetleri sonsuz değilmiş.

Uygarlığın maskesi düştü, gösteri sona erdi.

Devletler ideolojiler borsalar dinler yalanlarını ülkelerini ve hazinelerini ve sonsuz sandıkları stoklarını kaybetti.

Devletler borsalar dinler istisnasız hepsi engizisyona ve sonsuz yağma hırsına ve Sodom- Gomore’ye sessiz kaldı ya da izin verip memnuniyetle içine aldı, hiç biri tarlalara tohumlara kuşlara göç yollarına yağan yağmura hiç acımadı.

Artık ayı, güneşi, suyu, havayı, çiçekleri ve çok akıllı şehirlerimizi ve her birimiz çokbilmiş birbirimizi ve ellerimizi tanıyamaz olduk, yanyana ve içiçe yaşamanın, karınca sürüsü hayatlarımızın sonuna mı geldik? Virüs güya: insan sanki: İnsan maskemizi düşürdü, kendini beğenmiş küstah bilimimiz ve sanatımız ve suratımız kabusuyla başbaşa kaldı.

Hadi salgını birkaç güne defettik, yarına kalmaz yine koşa koşa Mercedes mi almak isteyeceksiniz yoksa izbe dağ başlarında sazdan çürümüş tahtadan bir kulübe mi?

Nükleer bombaların gücünden korkup direnen insan irademizi bitirdik, liderlerimizin emriyle ahlakımızın soyumuzun atomlarını parçaladık.

Virüs bütün şatolara, bütün rütbelere, bütün başarılara, bütün diktatörlere, bütün iki yüzlü düşük zekâlı uyanık kurnazlıklarımıza saldırdı.

Rodeo boğası gibi, doğa, kapitalizmi ve giysisi uygarlığımızı, üstünden atıyor!

Ölüdür artık caddelerimiz.

Tanrı yoruldu, lanet nihayet şehre indi.

İnsanlığın kusursuz bilge kadim geleneklerini hiçe sayanlar, buyrun, bela artık her yerde!

Birkaç gün içinde hızla ve anında hiç beklenmedik bir anda oturduğumuz yerden bizden çok uzakmış sandığımız korkunç bir kâbus ülkesine ışınlandık ve bir gölge kadar silik mecalsiz hareketsiz kaldık.

Tohumların aklını bozan aklımız bir günde bozuldu.

Çok çok uzak geçmişe dair bir felaket anında değil, gerçekdışı gibi bilim-kurgu gibi ama değil, şehrin tanrıları korkarak kaçtılar, bir günde, medeniyetin bütün cadde sokak kapıları kapandı, oysa ne mükemmel eserdiler, ama değil. Elinden bir şey gelmez trajedinin içindeyiz ve dünya deyip sığındığımız bir rüya gibi kayboldu.

Konuşulanlara bakmayın, İzmit Depremi’nde de böyle olmuştu, bilim adamları siyasiler, bir daha asla eskisi gibi olmayacak, demişti, hiç utanmadan hiç ders almadan bir daha eskisinden daha acımasız duygusuz insansız şehirler kurduk.

Mutlak bir yıkım, uğruna namusunuzu, onurunuzu, özgürlüğünüzü sattığınız paralarınız artık hiçbir şeyi satın alamıyor.

Nükleer bombalara para buldunuz ama basit en ucuz bezden avuç içi kadar bir maske bulamıyorsunuz?

Sahtekârız, bize emanet edilen mucizevi ve narin doğa, hassas bir âşık olmadığımızı anladı, bizi terk ediyor.

Teknolojiniz siyasetiniz işletme bilginiz ekonominiz, hadi söyleyin, yapabileceğiniz bir şey kaldı mı, kum tanesinden milyon kez küçük bir virüs, ne kadar zayıf bilgisiz korunmasız yalan olduğumuzu ortaya çıkardı.

Hayat, diye borsalara, fabrikalara, diktatörlere bağlandık, artık sokaklarınızı, kafelerinizi, pazarlarınızı dolduracak cesaretiniz artık bir çakıl taşı kadar iradeniz yok.

Yoksa dünyaya bir kutlu devrim mi geldi?

Ya insan yeniden doğacak, ya boşluk korku insan elinden çıkmış her şeyi bakteri virüsleriyle bitirecek. İnsan elinden çıkmış her şey, insan yapımı her şey, bir virüse yenildi.

Borsaların yerine koyacak çok şeyleriniz akıllarınız bilimleriniz paralarınız var ama, söyleyin, insanın yerine ne koyacaksınız?

Yoksa bu virüs, bir tedavi, uygarlığımıza bir şifa mı?

Virüs, nihai ve büyük bir temizliğe, yepyeni bir ‘düzen’ kurmaya mı geldi?

Ey insanlık, aşağı in, gökdelenler, aşağı inin, petrol zenginleri, aşağı in, kilise, aşağı in, bir milyar insandan daha çok kazanan şirketler, burnunuzu silahlarınızı .kinizi, aşağı indirin, insanlık çok aşağıda, altınızda kaldı. Yoksa virüs, tarihlerin bu en ağır çaresizliğimizin enkazı altından hepimizi bir daha kurtarmaya mı geldi!

Virüs, kimse değil insan var mı diye bağırıyor, hayırdır bu sessizliğiniz, en son ne konuşuyordunuz, Fransız Mutfağı, İtalyan Yemekleri, eğlenceli abidik gubidik videolar. Birkaç ay mahsur kalır, sonra geçer mi diyorsunuz, hayır!

Havanın suyun denizin balıkların tohumların gen dizilimini bozdunuz, artık yeni bir ‘gen’ haritası lazım!

İkiyüz yıl (1776, 1789, 1948) önceki İnsan Hakları Beyannamesi gibi, şimdi bugün hemen, dünyamıza, yeni bir DOĞA VE İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ lazım.

Felaket günlerinden sonra insanlığa yepyeni bir anayasa lazım.

İlk maddesi, su, hava, tohum, temiz yiyecekler belediye başkanı şarlatan siyasetçilere vaatlerine asla bırakılmayacak. Su, hava, tohum, temiz yiyecekler, kamu sağlığı, hiç bir şirket ve devletin insafına mutlak bir inanç artık kesinlikle bırakılmayacak.

Yoksa insanlık, servetleriniz, şirketleriniz, devletlerinizin, bir nefeslik canı beş paralık itibarı kalmadı işte.

Vahşi kapitalizmi engellemeden virüsü engelleyeceğinizi mi sanıyorsunuz?

Beş-on yıl sonra bir daha çıkıp gelir. Sars, kuş gribi, ebola, verem, sıtma, AIDS, vs. gelmekte olan bu nihai felaketin yeterince sinyalini vermedi mi?

Kaç kez doğa bizi ikaz etti, hiç oralı olmayıp servetleriniz üstüne servetler gökdelenler üstüne gökdelenler yaptınız. Şimdi virüs bedeninizi yiyip bitiriyor, geriye, bir ayakkabınız bir düğmeniz dolarlarınız, gömülürken toprağa, yanınızda virüs, korkudan bir akrabanız dahi yanaşamıyor.

Bir kısa günde oldu işte, kurban sunakları kuruldu, bir günde yüz-yüz bin-bin insanları paralı hastanelerinizin tapınaklarından aşağı atıyoruz.

Dünyanın sindirim ve dışkılama doğanın artık ‘ruhu’ bozuldu, balinaların göçmen kuşların bombalar altında minicik çocukların, ah’larını aldınız.

Hadi, şimdi şöhretli markalı şirketlerinize borsalarınıza koşun, tedavi etsin sizi. Konumuz nihayet insanlık!

Yıkılan, insanlık ve uygarlık değil, virüs, gırtlaklamakta olduğunuz doğayı ve insanlığınızı koşup elinizden aldı, kuşkunuz olmasın, doğa, hepinizi yıkıp yoluna devam edecek!

İçimizde asla doymayan her şeye sahip olmak isteyen milyonlarca insanı kim yarattı, ülkeleri makamları servetleri, madenleri, bombaları, her şeyde gözü olan canavarlar. Bir Cengizhan vardı Çin’den girdi Finlandiya’dan çıktı, şimdi, her ülkede onbinlerce Cengizhan, her coğrafyanın sahibi olmak istiyor! Gerçek bu. Uygarlığın rüyası bozuldu, insanlığın artık içine ölümcül bir şüphe düştü. Bütün doğayı midelerine indiren bu şirketlere neden sessiz kaldı, bu kâbustan uyanabileceklerini sanıyorlar hala, artık çok geç.

Henüz yüz yıl önce Amerika Afrika’dan kırbaçla ve neşeyle nüfus taşıyor milyonları köle gibi çalıştırıyordu, şimdi, gelen nüfusu kovuyor. Henüz elli yıl önceye kadar Avrupa her yıl yüzbinlerce göçmeni törenlerle karşılıyor nüfus istiyor ve sanayisi çalıştırıyordu, bugün kovuyor. Çaresi yok bütün kıtalar tek çocuğa geçecek, insanlığın kapıları bütün coğrafyalara açılacak yolu yok. Daha dün el kadar parkları nimet görüp parklara koşun diyordunuz, bugün parklarda yaşlıları çocukları polis zabıta kovalıyorsunuz.

Tarihlerle alay ederek ne diyorduk, Fransızlar dışkı bok pis kokuları parfümle bastırıyordu, ha ha ha. Ayakta kalanlar, yarın ne diyecek bize, yüzlerine bin çeşit krem-boya-kozmetik sürüyorlardı, ancak, ellerini ve götlerini yıkamayı bilmiyorlardı. Ne diyecekler bize, öyle aptaldılar ki sırf yol açmak için milyonlarca ağacı kesiyor sonra en büyük sanatçıları ağacın sadece resmini yapıp, o resimlere müzelerinde tapınıyor milyon dolarlar ödüyorlardı. Ne diyecekler bize, pamuktan koyunların yününden değil, zehir zıkkım petrol ziftini rafine edip plastik iplikten giysiler giyiyorlardı, nükleer çöplerden çocuklarına oyuncaklar yapıyorlardı.

Tarımı terk edip (tarım toplumunu) çayırları, meraları, dağ başlarını, yaylaları terk edip fabrikalarda karınca sürüsü gibi köleler gibi çalıştılar. Ve salgından sonra felaket salgın ve savaşlarla dolu Sanayi Toplumu’ndan virüsün lütfüyle bir günde ‘ev toplumuna’ geçtiler. Hiçbiri evlerinde kurutulmuş yiyecek, marul ekip tavşan büyütmeyi bilmiyordu. Saksıları tohumlamayı, evlerinde kilim halı dokumayı bilmiyordu. Milyarlarca insan korkudan kaskatı kulağını Dünya Sağlık Örgütü’ne dayamış, çık diyordu, bilim adamları, çıkıyorlardı, saklanın diyordu, korkuyla titreyip, saklanıyorlardı.

Her gün gazeteler videolar dünyanın en güzel kadınlarının en lüks sofralarının resimlerini iştahla gözlerine sokuyorlardı, sonunda hepsi bir nefese muhtaç ve hiç bir eşyaya ve canlıya dokunamaz hale geldiler, gölgeleri bir insanın gölgesi üstüne düşmesinden korkuyorlar artık, biri hapşırmasın nükleer bomba düşmüş gibi kaçışıyorlar.

Virüs daha ne yapsın, vezüv patlamış milyonlarca insan Pompei’de ne olduğunu anlamadan lavların volkan küllerinin altında heykelleşip bir daha kalmıştır. Vahşi kapitalizm, sonunda hayatlarımızı dondurmuş, virüs, yoksul, işsiz, zengin, siyasetçi, bilimadamı, sanatçı, hepsini bir anda nefessiz bırakıp, nihayet, cesetlerimizi eşitlemiştir.

Bomboş pembe rüyalarla oyalanıp kandırıldık, çölün rengi de pembeydi, insanlığın çakıldığı yer, donup hareketsiz hale geldiği bu yerde bir milyar doların ne değeri var artık! Doğanın insanlığın olmadığı yerde o sahte tanrıların tapınağı ‘piyasası mı’ kalır?

Bir dünya dolusu insan bir insanlık aynı anda kimse artık gülümseyemiyor.

Kimse artık, -hemen çıkmalıyım, acil işim var, diyemiyor. Kimse artık, -çok meşgulüm, diyemiyor. -Kimse artık, planlarım raporlarım ödevlerim hemen yetişecek işlerim, var, diyemiyor. Artık bütün dünyalılar bu son gününde, dağ başında bir kulübem olsaydı. Kurutulmuş sebzeler, kışlık odun, küçük bir bahçem, yetecek kadar yemek, tahtadan oyuncaklarımı kendim yaparım, artık güzellik ve sanat yarıştırmak istemiyorum, yeni bir uygarlık yeni bir doğa hakları anayasası, hepimiz için çok geç kaldı.

Şirketlerin hisse senetlerine, borsaların gökdelenlerin, yükselişine, baka baka başı döndü, oysa yaradan o’na mucize ve güzelliklerle hayatlar dolu bir evren verdi. Bir gün başını kaldırıp ay’a güneş’e bakamadı, çayırlardaki çiçekleri hafife aldı, şırıl şırıl pırıl pırıl dere sularına şükran duymadı, canlı parlak ışıl ışıl sabahları nimetten saymadı, saksıdaki minicik bir çiçeğin dünyanın en büyük saraylarından şatolarından makamlarından rütbelerinden başarılarından daha büyük ve güzel bir sevinç olduğunu hiç anlayamadı.

Şimdi güya sözüm ona tedbir alıyor!

Ey insanlık, tedbir’in sonu yoktur, doğaya ‘tedbir’ olmaz.

Bugün size sakın sokağa çıkmayın, diyorlar. Beş yıl sonra bir daha gelirse, veba günlerinde olduğu gibi kapılarınıza demir kilit vurulacak.

Ey insanlık tedbirlere güvenmeyin, ondan da beş yıl sonra bir daha gelirse, imha savaşlarında olduğu gibi hastalık kapmış şüphesi taşıyan herkesi görüldüğü an ve yerde öldürülecek.

Ey insanlar bu yol, yol değil, ‘tedbirle’ bir yere varılamaz, bir daha, sonra, ondan da sonra aklımız başımıza gelmezse ve virüs tekrar tekrar bir daha gelirse, şüpheniz olmasın. Virüs kapmış bölgeleriniz şehirleriniz tepeden nükleer bombalarla imha edilecek.

Ey insanlık, tedbirle olmaz, doğa atıklarını kirini zehrini boşaltıyor, insanlık risk altında. Doğaya karşı günahlarınızı itiraf edin ve yeni bir başlangıca hazırlanın.

Nuh’un Gemisi yola çıktı.

Korkunun örtüsünü kaldırın korkunun derisini sıyırıp kopartın.

Nuh’un Gemisi, yıldızlara bahçelere suya havaya temiz yiyeceklere hasret insanları toplamak için limana yanaşıyor.

Nuh peygamber, bir küçük balığı da gemisine almak istemiş.

Balık, ‘hayır, binmem o gemiye’, demiş. Nuh Peygamber, ‘neden?’ demiş.

Balık, ‘o gemiye aldığın insanlar zıpkınları oltalarıyla canımı yakarak beni avlıyorlar’, demiş.

Nuh Peygamber, dönmüş insanlara, ‘bir daha balıkları zıpkınla avlamayacağınıza söz verin, yoksa gemiden atarım sizi’ demiş. İnsanlar, o gün söz vermiş ama bugün yaşayan bizler doğayla o ilahi sözleşmede durmadığını biliyoruz. Uzaylar sonsuz evrenler içinde bu minicik mavi gemiden, birer birer bu yüzden atılıyoruz.

Ey insanlık hangi sözünde durdun, kuşlar balıklar bir daha bizimle aynı gemiye biner mi?

Şu salgın bir geçiversin, vur patlasın, içki, seks, dans, vahşi kapitalizmin sokakları hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden, şüpheniz olmasın daha da kudurmuş, devam eder.

Karanlığımız ve çaresizliğimiz öyle derin ki, böyle birkaç veba birçok büyük salgın birkaç felaket virüsü, olgunlaşmamıza yetmeyecek!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

22 Yorum

  1. melullenme deli gönül
    gez bir zaman gör nic’olur
    indir tahtını yücelerden
    yık bir zaman gör nic’ olur
    bir iş gelirse başına
    bahane bulma komşuna
    sefil hırka çek başına
    yat bir zaman gör nic’olur
    şah hatayı’m doğan aylar
    geçinin yoksullar beyler
    herkes kemalini söyler
    konma gönül dur nic’olur

  2. 24 Mart 2020, 05:54

    Nihat bey merhaba Levent Ünsal mak.yük.müh
    22. Mart 2020 tarihli, “Yaklaşıyor Nuhun Gemisi” başlıklı yazınıza, erişim engelinizi aşmak için
    HİÇKİMSE, KİMSESİZ rumuzuyla yaptığım yorumum; gönderdiğim saate göre, üstüne yapılan çok sayıda yoruma bakıldığında, yine sansüre uğramış görünüyor. Ne yapalım, şimdi sadece sizin okuyacağınızı umut edeyim. Aslında bu da pek ümitli bir durum değil. Bence adamlarınıza talimat vermişsinizdir. “Bu adamın yorumlarını bana hiç sormadan anında engelleyin ve imha edin, gözüm görmesin.”,
    Zülfiyare pek dokundu galiba. Zülfiyar pek demokratmış maşallah. İçine biraz Faşizm kaçmış.
    Faşizmin kitle ruhu vardır, “corona” gibi, bulaşmasın diye çok dikkatli, itinalı olmak, yaşamak gerekiyor.
    Halbuki, yazımı size göndermeden önce, özellikle whatsapp gruplarımda toplamda bence yüzlerce kişi ile paylaşmış ve onlarca beğeni almıştım. Öyle yaa, çaresizce bir yok oluşa giderken, somut bir çıkış yolu görmekten, SOSYALİZM i duymaktan pek çok insan mutlu olmuştu.
    Nihat bey, şimdi siz diyeceksiniz ki, onlar zaten sosyalizme teşne olmuş kişiler.
    Demek ki siz değilsiniz. Şunu hatırladım birden bire.
    2018-2019 yıllarında bir yıl boyunca İYİ Parti üyesi iken doğal olarak bir çok eski MHP li ülkücü ile yüz
    yüze sohbetlerim oldu. İçlerinden birisi, sosyalizm konusunu da aşıp bana karşı aşırı davranışlara girişince, kendisine “soğuk savaş artığısın” demiştim. Hakikaten öyleydi. Eski MHP li ülkücülerin neredeyse tümünde, Sosyalizm sözcüğüne karşı, bir boğanın kırmızı pelerine karşı duyguları mevcuttu.
    Sonra hatırladım, sizde gençlik yıllarınızda MHP li bir ülkücü idiniz, normaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaal.
    Sizin ezelden beri sosyalizm lafını hiç ağzınıza almamış olduğunu da açıklıyor bu.
    Nihat bey; Uğur Mumcu’nun kendini Sosyalist olarak tanımladığı gibi, siz de bir sosyalist tabi ki olmayabilirsiniz. Ama siz kimsiniz Nihat bey.

  3. Ruhuna kalemine sağlık Nihat abi.
    Bu naylon ipliklerle döşenmiş sahte dünyayı yine sanal bir cila ile hem de adına sosyal diyerek nasıl da parlatmışlardı..

  4. 23 Mart 2020, 10:53

    efsane bir yazı olmuş.
    dünya ya değişecek ya yok olacak. Bu sömürme düzenini kuranlar şimdi yeni sömürge düzeni kurmak için çalışıyorlar ama artık biz kendi toprağımız kendi insanımız ve vatanımız ile öz düzenimizi Türk töresine göre kurmalıyız.
    Korkma! çalış

  5. Nuh A.s. geminin yapımını bitirip herkesi kurtuluşa davet ediyor ama insanlar gelip gemiyi pisliyorlar o kadar ki gemi doluyor ki bir hastalık çıkıyor herkes şiddetli şekilde kaşınmaya başlıyor gemideki pisliklere (dışkı) yanlışlıkla düşenler kaşıntının gectiğini görüyor ve gemiyi dışkılardan tertemiz hale getiriyor
    Bizde aynı duruma düştük Nuh un Gemisini temizlemek lazım şimdi ama nasıl

  6. Hırslarımız, heveslerimiz kibrimiz yüzünden doğaya ihanet ettik. Şimdi balkonunda bir kafes kuşu gibi oturduğum sözüm ona lüks apartman dairesindense, köyde bahçeli bir evim olmasını ne kadar isterdim.

  7. 23 Mart 2020, 07:26

    Nihat abi yaşadığımız hayal dünyasında görmek istemediğimiz acı gerçekleri tokat gibi şak şak şak suratımıza vurarak bir güzel marizledi hepimizi.
    Ellerine sağlık abi.
    Fakat bir insan türü var ki açlıktan ağzı kokarken her gün dayak yediği zenginliğe,gösterişe kavuşabilmenin hayaliyle önüne atılan kırıntıları yiyerek ömrünü tüketiyor.
    Bir arkadaşım anlatmıştı hapishane yakınında tahliye olmuş biri binmiş kullandığı taksiye.Adam tarihi eser bulmuş ve iyi bir paraya satmak istemiş.Müşteri çıkmış buluşmuşlar.Eseri verip parayı koymuş cebine içinde bir mutluluk sormayın, elli metre gitmiş üstüne onlarca polis çullanmış atmışlar içeri.
    Ve o elli metrelik zenginliğini anlatırken yüzünde yine bir gülümseme ve huzur.

  8. 23 Mart 2020, 02:36

    Teşekkürler Nihat Genç.Nuh’un Gemisi’ne yol verecek son denizler de tükenmeden….. Teşekkürler.

  9. 23 Mart 2020, 01:51

    yeni bir başlangıç lazım sınırların olmadığı paranın tek ve heryerde aynı değerde olduğu herşeyin fiyatının hergün artmadığı devletlerin silaha öldürmeye değide sağlığa bilime yatırım yaptığı açlıkla yoklukla mücadele ettiği insanlar arasında ırk din dil renk farkı gözetilmediği doğanın ve hayvanların insanların insandan korunduğu yeni bir başlangıç lazım
    mevlananın aşkı için
    bir dünya istiyorum mutlu gülen insanlar
    benim dilimden ancak arif olanlar anlar
    yuvasını yitirmiş ağlayan çocuklar var
    silah tutan bu gölgeler çiçekleri tutmazmı
    sevgi için barış için bize dize yazmazmı
    ne olursan kim olursan durma sende bize gel
    mevlananın aşkı için haydi kardeşliğe gel
    bir evlat istiyorum öpüp koklayacağım
    ona düşmanlık değil sevgi anlatacağım
    kavgaya teşvik nedir barış benim amacım
    silah tutan bu gölgeler çiçekleri tutmazmı
    sevgi için barış için bize dize yazmazmı
    ne olursan kim olursan durma sende bize gel
    mevlananın aşkı için haydi kardeşliğe gel

  10. Örnek yaşam modelini kurmamız için bir fırsat belki de. Nasıl ki Ortaasya kuraklığı bizi Anadoluya sürdü. Veryansın kadrosu sorumluluk almalı ve alternatif paradigmayı sunmalı halkımıza.

  11. 22 Mart 2020, 18:53

    Yorumumu yayınlamamışsınız. Sizden beklemezdim doğrusu.

  12. Tohumların aklını bozan aklımız bir günde bozuldu…

  13. İmamoğlu, Kılıçdaroğlu, Akşener, Kaftancıoğlu eleştirileri ihtiva etmediğinden dolayı bu yazıyı okumadım.

  14. 22 Mart 2020, 12:35

    Müthiş bir yazı olmuş üstat eline kalemine sağlık.
    Bu düşünceye sahip değiliz ve olamayacağız, yazında dediğin gibi yalancı olan insanlık hep kolayı seçmiş yalana inanmış tarih boyunca bunu değer olarak görmüş ve anlamsız manalar yüklemiş binlerce yıldır.
    Bir gün bu medeniyet denilen zehirden arınıp doğaya saygılı uyum içinde yaşamayı öğreneceğiz, belki ok ile mızrakla olacak, belki de gezegenler arası seyahatlerde bunun tercihini insanlık gerçek manada ne istediğini anladığında göreceğiz.
    Sizin insanlığınızı çok seviyorum aman sağlığınıza dikkat edin,saygılar.

  15. 22 Mart 2020, 11:16

    Harika bir yazı…

  16. “Karanlığımız ve çaresizliğimiz öyle derin ki, böyle birkaç veba birçok büyük salgın birkaç felaket virüsü, olgunlaşmamıza yetmeyecek!”
    Yeryüzünde vücuduna oranla beyni bu kadar büyük olup, kümülatif/sosyal zekası, duygusu ve bilinci bu kadar küçük insandan başka bir yaratık yok. Mutsuzluğumuzun ve zaten ölü bir varlık olduğumuzun farkında bile değiliz.. Herşeye öngörü ve stratejimiz varken, kendimiz ve sonraki nesillerimiz için büyüttüğümüz cezamızın eninde sonunda bizi bulup infaz edileceğini öngöremiyoruz.
    Ve yeniden başlayabilecek götü de kaybetmiş vaziyetteyiz..

  17. 22 Mart 2020, 10:17

    sn nıhat bey, bu corona vırus tum basınımızı kapladı. hangı gazete ınternet sıtesı tv vs baksan corona asagı corona yukarı. Bu zamanda her seyden once halkımızın moralını duzeltecek yayınalr gerekmıyor mu. aksam tv ler de acı oturumlarda konu hep corona nedır nasıl gecer nerede var su bu. anladık sanırım ulkeızde kı en aptal kısı de anlamıstır. her gun aynı sakızı cıgneyıp duruyoruz.
    bu arada memleket haberlerı hasır altı. mesela ıdlıb te neler oluyor. (en muhımı) bu bır bahane oldu. haber alma kaynaklarımız kesıldı.
    sızler meslektassınız ırtıbatınız vardır. azıcık ulkemızden dunyadan haberlerı beklıyoruz. (corona harıc)

  18. 22 Mart 2020, 10:02

    Ne güzel bitirmişsin olgunlaşma vurgusu yaparak. Ergenliğe girdiğim günden beri şımarıklarla mücadele ediyorum, hangi yaştan olursa olsun. Son zamanlarda daha iyi anladım ki hayatta yaptığım her şeyde bir şımarıklıkla mücadele ülküsü var. Ama görüyorum ki şımarıkları kazanmaya çalışarak o mücadele yürümüyor. Senin de dediğin gibi Cumhuriyet’in anlamı sokak arasından çıkmış çocukların doktor, yazar olabilmesidir. Eskiden o çocuklarda bir şahsiyet bir olgunluk bir kendine güven varmış. Şimdikiler ise daha o sokaktan çıkmadan lümpenleşiyor, kendisini ezenlerin dünyasında yaşasa bile her anını fırsatını bulunca o da başkalarını ezmek için yaşıyor. Sen, ben, Yağız Aksakaloğlu gibi bunun acısını çekmiş insanlar hariç kimse bizi anlamıyor, anlamaya da çalışmıyor. Sanırım biz de artık gitgide insanlık için değil, bu şımarıklığın acısını çekip olgunlaşmış insanların varlığını bildiğimiz için mücadele etmeye başladık. Onlar hariç kimseden umudumuz kalmadı.

  19. 22 Mart 2020, 09:50

    Evet, her şeyin eskisinden beter bir şekilde devam etme ihtimali kuvvetle muhtemel. Nice firavun düzenlerini yıkan peygamberlerin getirdiği dinleri yeni firavun düzenlerine payanda yapmadı mı insanlar. Belki bu düzende bazı değişiklikler yapılır, ancak dünyanın %60’ını ele geçirmiş “müesses nizam” sahipleri, yeniden oluşturacakları düzende insanları ekranlarının başında sanal bir dünyanın mahkumları haline getireceklerinin işaretleri gelmeye başladı bile. ABD’nin tek hegamonik güç olmaktan çıkacağı sevincinde olan insanlar, çok merkezli güç dağılımı olsa bile nasıl bir düzen geleceğini kestirdiklerini sanmıyorum. Bugün izlediğim belgeselde (muhtemelen koronavirüs öncesi) Çin’deki son bir-iki yıldaki “sanal dünya” ile ilgili gelişmeleri anlatıyordu. Canlı olarak sunulan bir “sanal dünya” uygulamasına interaktif olarak katılanların sayısının ABD’nin nüfusundan daha fazla olduğu izlenebiliyordu. Bugün bebeklik çağında sayılabilecek çocukların büyük kısmı önlerinde oyun tableti olmadan yemek yemez halde. Uzmanlar bu şekilde büyütülen çocukların kelime haznelerinin yetersiz, analiz ve muhakeme yeteneklerinin zayıf olduğunu belirtiyorlar. Nasıl bir dünyaya yol aldığımızı tahmin edebilen var mı? “Sanal dünyaların” kontrolü kimlerin elinde olacağı konusunda bir fikri olan?!

  20. Doğa ile kavga eden ve doğaya ihanet eden insanoğlu ne zaman ki ilimden bilimden ayrılarak sahte dünyalarına sahte kılıflar uydurarak akılları sıra kendilerini güvende hissederek kibir içine girdiler, ne kadar aciz olabileceklerini göremediler. İnsanlık bu bataktan çıkabilecekse eğer, ancak ilim ve bilim yardımı ile ama çok büyük kayıplar vererek çıkabilebilir. Böyle zamanlarda cehalet ile bilgili cahiller birbirine karışır. İnsanoğlu varoluş refleksi ile hayatın en büyük testine tabi olur. Artık sağlık olsun lafının hiçbir anlamı kalmamıştır sadece sağ kalma mücadelesi verilecektir. İnşallah nihai mücadele haline gelmez. Artık bireylerin bilgileri becerileri hiç kimseyi bireysel olarak kurtaramaz herkes toplumu düşünürse ancak o zaman kendisi de sağ kalabilir. Tüm toplum 30 gün evden çıkmazsa yayılım sönebilir ve sistem zaman kazanır.

  21. 22 Mart 2020, 08:50

    Aynen öyle. İnsan denen meçhul hiç iyi şeyler yapmadı. Hepimiz suçluyuz. Şimdi fatura ödeme zamanı. Bazen keşke insan hiç varolmasaydi diyorum. Nihat Genç gibi insanları görünce de umudum çoğalıyor. Bu evrenin dünyanın bı sebebi varsa eğer bu aydınlık insanların yüzü suyu hürmetinedir herhalde.

  22. 22 Mart 2020, 08:32

    Ne güzel bir yazı. Kalemine sağlık. Nihat Genç yıllardır bu durumlara dikkat çekiyordu fakat kendi söyleyip kendi duyuyor ve okuyordu. Şimdi bu gerçekler karşısında insanoğlu bir özeleştiri yapsın da bir yüzleşsin.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!