Şahin Filiz yazdı…
Yazımın başlangıcında felsefi bir çerçeve çizeceğim. Biraz zorlanacağız ama anlamaya çalıştıkça vereceğim örneklerin bu çerçeveye nasıl oturduğunu hep birlikte göreceğiz. Etik, bir ahlaki eylem kuramıdır ama bu kuram, bilgi ve entelektüel doyum için değil, eyleme ilişkin ahlaki yargıları içerir. Türk toplumu, etik ve ahlak kavramlarını çok sık duymamıştır. Duyanların büyük bir kısmı ise, bu sözcükleri entelektüel düşünce alıştırmalarının bir parçası gibi görmekten kendini alamaz.
Gerçeğin tamamı bu değildir. Her şeyden önce insan, ahlaksal bir varlıktır. İnsan ancak ahlak sayesinde insan olma vasfını elde edebilir. Diyeceksiniz ki, çoğumuz insanın “konuşan”, “düşünen”, “aklını kullanan varlık olarak tanımlandığını biliyoruz. Doğrudur ama bu tanımlar arasında en önemli olanını görmezden geliyoruz. İnsanın gerçek tanımı onun ahlaksal bir varlık oluşunda saklıdır. Ahlaksallık, özgürlük ve sorumluluğun sonucudur. Özgür olmayan ya da kendini özgür olmaya layık görmeyen bir kimse, sorumluluk almaktan peşinen vazgeçmiş demektir. Ama özgür ve sorumlu olmaktan önce, akıllı olmak şarttır. Aklı olmayanın özgürlüğü ve sorumluluğundan söz edilemez. Demek ki insan akıllı, özgür ve sorumlu bir canlı olarak ahlaksal varlıktır. Ahlaksallığını yitirmek, üçünü de yitirmekle eşdeğerdir.
Ape (şempanze ve maymunumsu canlılar) ve diğer bütün canlılar, ahlaksal değildir. Ama nesilden nesile topluluk kültürünü düzenli olarak taşırlar. Topluluk kültürü oluşturma, geliştirme, değiştirme ve taşımada insan topluluklarından geri kalmaz. Ama tek bir fark vardır: Ape, kültür yaratır ama simge üretemez. Simge üretmek yalnız insana özgüdür. Simge üretebilmek, insanı ahlaksal; ape’yi ahlaksal-olmayan sınıfına dahil eder.
İnsan akıl, özgürlük ve sorumluluğu, kültürel simgeleri üretmek, geliştirmek ve onları egemenliğinin araçları olarak kullanmak gibi ahlaksallık özelliği taşır. Başka bir deyişle, ürettiği kültürel simgeleri günlük yaşamına taşır; ilişkisinin tüm karmaşıklığına bu simgeleri ustaca yerleştirir. Simgeler ile onların temsil ettiği anlamlar arasındaki mesafe giderek artar ve geriye neredeyse salt simgelerden oluşan yönergeler kalır. Halk bu simgelerin hangi anlamları karşıladığını merak etmez, araştırmaz. Bu simgeleri çoğu zaman üreten taraf siyasetçiler olmasa da genellikle kullanan taraf onlardır. Ama bu durum, siyasetçilerin bu simgeleri her zaman doğru kullandıkları anlamına gelmediği gibi, doğru kullanacaklarını da garanti etmez.
Ahlak, kısaca insan olma sanatı ise, siyasetle ilişki nereden geliyor?
Soruyu değiştirerek sorayım: Ahlak olmadan siyaset olur mu?
Etik, insan pratiğinin ahlaki boyutunu, politika ise siyasi boyutunu yansıtır. Aristoteles için etik ve politika birbirinden ayrılamaz, bu nedenle Nikomakhos’a Etik yapıtını Politika adlı yapıtı izler. Çünkü ahlaki açıdan doğru eylemin yapılarını ele alan etikten farklı olarak politika, ülkede yaşayan herkese mutlu bir yaşam biçimi sağlayacak olan en iyi yasalara yönelmektedir. Burada politika, ahlaksallığı, yasaların temelinde yatan adaletin koşulu sayar.
“Yasa…zorlayıcı güçtür: Ahlaksal anlayışa ve akla dayanan bir düzen ilkesidir.”
Siyaset ve hukuk felsefesi neredeyse 2500 yıldır, Aristoteles’ten beri, pratik felsefe dediğimiz ahlakın bir parçasıdır, onun kapsamı içindedir. Bu demektir ki ahlak olmadan siyaset yapılamaz. Yapılırsa bu siyaset adını almaya hak kazanamaz.
Türk filozofu Farabi, erdemli şehrin yönetimini ancak erdemli yöneticilerin sağlayabileceğini vurgular.
Kant, “hakiki politika…ahlakın egemenliğini kabul etmeden tek bir adım atamaz” diye belirtir.
Politika hakkındaki pratik felsefenin belirlediği ölçü ahlaksallık olmasına rağmen, 19. Yüzyıla gelindiğinde siyaset ile ahlakın arası açılır. Öyle ki Otfried Höffe, antik dönemden yeniçağa kadar çoğu filozofun, ahlaki politik adalet perspektifinin bizzat kendileri için temel bir rol oynadığı önemli hukuk ve devlet düşünürleri olduğuna işaret eder.
“Ama 19. Yüzyılın akışında bu gelenek kopar… Hukuk ve politika bilimlerinde, ahlaki perspektife güven duymayan, hatta onu kısmen açıkça reddeden tarihsicilik ve pozitivizm egemen olur. Felsefenin hukuk ve politika bilimlerine yabancılaşmasıyla her iki taraf da etiğe yabancılaşır ve hukuk ve devlet etiği kaybolur”. (Politishe Gerechtigkeit. Grundlegung einer kritischen Philosophie von Recht und Staat, 13 vd.)
Şimdi bu yazdıklarımızı toparlayıp Türkiye’deki örneklere geçelim.
İnsan, ancak ahlaksal bir varlık olmakla insanlık düzeyine yükselebilir. Ahlaksal olması için akıllı yani normal, sağlıklı ve tutarlı bir mantık yapısına sahip olmalıdır. Hakiki politika, adalet ve mutluluk için vardır. Siyaset, toplumun mutlu olması için önce adaleti tesis eder, ardından doğal olarak toplumun mutlu olmasının yolunu açar. Şu hâlde, ahlaksal bir varlık olmanın temel koşulu, doğru işleyen sağlıklı bir akıl ve tutarlı bir mantıktır. Özgürlük ve sorumluluk, bu ikisine sahip olan bireyler için geçerlidir. Aklı ve mantığı olmayanların özgürlükleri ve dolayısıyla sorumluluk almaları söz konusu olamaz. Hakiki siyaset, böyle tanımlanan ahlaksal insanın pratik eylemidir. Bu siyasi eylem, ahlaksallığını, akıl ve mantıktan alır. Meşruiyetini, toplumda gerçekleştireceği adaletten; tutarlılığını bu adalete bağlı olarak toplumun mutluluğunu sağlamak yoluyla, elde edebilecektir. Dikkat edilirse bütün bu koşullar, tamamen toplumda ve toplumsal yaşamın içinde hayat bulur. Topluma rağmen adalet, topluma rağmen mutluluk, topluma rağmen akıl veya ahlak söz konusu olamaz. Bu demektir ki toplumun mutluluğu en nihai noktadır ve bu zirveye çıkışın kuralları da tamamen toplumsaldır. İnsanüstü bir kaynaktan herhangi bir kural ya da hüküm beklenmez.
Otfried Höffe, “19. Yüzyılda felsefe, hukuk ve siyaset bilimlerine yabancılaşır. Böylece her iki taraf da etiğe yabancılaşır” derken kuşkusuz Türkiye’deki politikayı hariç tutmuş değildir. Ancak bir hususu eklemekte yarar var. Ülkemizde felsefe sadece hukuk ve siyaset bilimlerine değil, bütün bilimlere yabancılaşmıştır. Böylece pratik felsefe dediğimiz ahlak da politikaya yabancılaşmıştır.
Örneklere bakalım:
Hizbullah iltisaklı Hüda Par, 1990’lardan başlayarak, 2000 yıllarına kadar, din ve etnisite adına yine aynı din ve etnisiteden insanları vahşice katlederken kafasında kurguladığı sanal /simgesel bir İslam anlayışına sığınmıştır. Bugün iktidarla aynı ittifakta yer almış, alt yapısı Hizbullah’ın dünkü vahşetlerini, “demokrasi treni”ndeki yerini alarak bundan sonra yapacaklarının referansı saymakta, 14 Mayıs’tan sonraki iktidar ortağı olmayı umarak devlet gücüyle yapmayı taahhüt edecek bir ahlak ve akıl tutulmasını seçim görüntüsü ardında saklamaya çalışmaktadır.
Türk bayrağından rahatsız, Anayasanın (şimdilik) ilk dört maddesine, Türklüğe, Cumhuriyet’e, Atatürk’e, ulusal birlik ve beraberliğe kökten karşı, eğitimin, fiilen var olan medreseleşmesini resmileştirme yanlısı, eğitimde kadınları haremlik-selamlık adı altında aşağılayarak tamamen sosyal hayattan uzaklaştırma taraftarı, etnik faşizmi ve İslam’ı dinci gericiliğe mahkum eden zihniyet yanlısı olarak yaşadığımız topluma, millete ve ulusa ait ne varsa iktidar olanağından yararlanarak ortadan kaldırmayı politika yapıyorum diye pazarlayan bir Hüda Par’dan söz ediyorum.
Şimdi bu “hakiki” bir politika mıdır? Değildir, içi boşaltılmış simgelere, karanlık ve yanıltıcı anlamlar yüklenmiştir.
Ahlaksal mıdır? Hayır.
Türk toplumunu cinsiyetine, ırkına, mezhebine, dinine ve kültürüne göre parça parça ayırarak sözde demokratik tavır sergilediğini öne sürmek, başta ahlaksız bir siyaseti siyssetmiş gibi gösterme kurnazlığıdır. Çünkü akıl ve ahlaktan eser yoktur. Bir milletin varlığını borçlu olduğu tüm dayanaklarını ve ilkelerini, devlet olmanın bütün gerekçesini ortadan kaldırarak politika yapmak, akıl ve ahlaktan yoksun bir politika yapmaktır. Felsefeye bu yüzden yabancıdırlar. Düşünce onların en büyük korkusudur. Çünkü pratik ahlakın kapsamı içinde olan politikayı ahlaktan ayırarak içini boşaltmak ancak felsefeye yabancılaşmakla mümkündür ki Hüda Par da bunu yapıyor. Hüda Par için akılsallık, ahlaksallık yoktur çünkü özgürlüğe düşmandır. Özellikle kadınlardan başlattıkları kıskaç hareketi, tüm toplumun özgürlüğünü hedef alan karanlık bir mahkumiyeti ifade eder. Mahkûmiyet, toplumun karanlığın cehaletine tutsak olması sonucunu doğurduğu için, sorumluluk fikri ortadan kalkar. Hüda Par, kendilerini sağlıklı bir İslam inancına ve Allah’a karşı sorumlu hissetmez. Vahşet ve bölücülük, ırkçı faşizm ve din adına din yıkıcılığı, elleriyle hazırladıkları kulun kader planı olsa da kitlelere bu karanlık kurgu ve tuzaklarını “İlahi kader planı” diye dayatmayı cihat sayarlar.
Neresinden bakarsanız bakın böyle bir politika sadece hukuka ve pratik ahlaka değil, kendi ülkesine, devletine, milletine, bayrağına ve özetle insanlığa yabancılaşmış demektir.
Hizbullah iltisaklı Hüda Par’daki din boyasını kazıyın, altından PKK iltisaklı HDP çıkar. Aynı çözümlemeler ikisi için de geçerlidir. İkisi, Cumhur ittifakı ve Millet ittifakındaki yerlerini çoktan aldılar.
İkincisi akılsız bir politikadır ki, akılsız politika, hukuka ve devlete yabancılaşmaktır. Akıl baştan çıkmıştır. Din, ırk, kültür farklılıklarını çatışma gerekçesi gibi gösterip Türk toplumunu birbirine kırdırmak akıl karı değildir. Toplum yoksa, hiçbiri yoktur.
Yeniden Refah Partisi’ne bakıyoruz. Hüda Par ile aynı ittifakta buluştular. Siyaset dünyasında partiler birbiriyle ittifak edebilir, güç birliği yapabilirler. Ancak Türk milletini din ve etnisite istismarı ile bir uçtan diğerine savuran sözde doktrinler, tüm aykırılıklarına rağmen bir cephede buluşuyorlarsa bunun adı siyasal ittifak olmaktan çıkmış demektir.
Şimdi bakalım. Fatih Erbakan, Adnan Oktar’ı ve sözüm ona yazdığı kitapları öve öve bitiremedi. Haremlik-selamlık, türban, sosyal hayattan uzak durma, kadın sesinin haramlığı, kadınla tokalaşmanın “cehennem ateşinden kor” tutmakla eşdeğer olduğu, müziğin, resmin, heykelin haram kılındığı …söylemleriyle Türk kadınına her iki dünyayı dar eden bu zihniyetin, özel hayatında Adnan Oktar’ın danslı, müzikli, şuh kadınlarla yaptığı işret meclislerini son derece mubah hatta cansiperane savunulası şeyler gibi düşündüğünü öğreniyoruz. Oktar’ın işret meclislerinde kadınların, değil Türk kamuoyu, bütün dünya karşısında vücutlarının hiç biri yerini saklamadan boy göstermesi, dinci zihniyet için hiçbir mahsur taşımayan “olağan” işlerden olduğunu Fatih Erbakan’ın savunmasıyla görmüş olduk.. Kuran okurken, yatarken, kalkarken, evinde otururken bile Türk kadınına din adına bin bir tesettür kuralı dayatanlar, bu meclislerinde bu kurallardan hiçbirini meğer ciddiye almıyorlarmış. Yalan üzerine bina edilen bir siyaset türü, Aristoteles’in, Farabi’nin ve Kant’ın lügatinde sırasıyla ahlaksız, erdemsiz ve hakiki olmayan siyaset türüdür. Böyle bir politik tutum ahlaktan, akıldan ve gerçeklikten kopmuş; felsefeye yabancılaşmış, Türk milletine ve Türk kadınına düşmanlaşmış bir polemikten öte gitmez. Ne var ki Yeniden Refah Partisi seçmenlerinin çoğu samimi dindardır ve dinlerine içten bağlıdırlar. Ahlaksız, akılsız ve gerçek dışı siyaset tarzı seçmen nezdinde kesinlikle hak ettiği cezaya müstahak olacaktır.
Domuz bağıyla ve bölücülükle Kürt yurttaşımızı, askerlerimizi ve dindar insanlarımızı katletmekten işret meclislerinin savunulmasına kadar uzanan bu ahlak ve akıl dışı siyasette, Türk kadınını ve Türk halkını yakın gelecekte fevkalade tehlikeler beklemektedir. Ahlak, akıl, özgürlük ve sorumluluk katledilmekte; adalet hedef tahtasına oturtulmakta ve her iki cihanda ölüm ve mutsuzluk vaat edilmektedir.
Ahlaka ve akla rağmen yapılan şey siyaset değil, düpedüz aldatmacadır. Türk Milleti adalet ve mutluluğa, ancak hakiki siyasetin eseri olan Cumhuriyet değerlerinde, Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçiliğinde ve çağdaş bir toplum yaşamında kavuşacaktır.
İçeriği boşaltılan simgelerin egemenliğinden erdemli ve hakiki bir siyasetle kurtulabiliriz.
Din ve ırk işportacılığı Türk siyaset hayatından ilelebet çıkacaktır.
Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına ve istikbaline rağmen siyaset yapanlar, akla ve ahlaka yönelik tuzaklarının hakiki siyaset olmadığını öğrenmek zorunda kalacaklardır. Bu zorunluluk, Türk milletinin varlık ve bekasına demokrasiyle sahip çıkmasının doğal sonucu olacaktır.
Ne mutlu ki sayın Cem Gürdeniz gibi bir askere sahibiz, selam saygı ve sevgiler komutanımıza.
40 yıldan beri binlerce şehit vermemize sebep olan PKK nın siyasi uzantısı olduğu açık ve net olan HDP ile kol kola giren CHP nin yaptığı ittifak çok ahlaksal değil mi hocam.Sizin yazınızdan anladığım şu terör ancak dini bir grup tarafından yapılınca terör olur yok eğer PKK gibi kendine solcu diyen bir örgüt yaptımı isterse yüzbinlerce insan ölsede terör olmaz.Ayrıca her platform da PKK nın tuzantısı olduğunu gizlemeyen ve PKK yı terör örgütü olarak görmeyen HDP ile yapılacak ittifaklar her zaman ahlaklıdır.Sizin gibilere şaşıyorum.Ama şunu bilin ki biz aptal değiliz
“Hizbullah iltisaklı Hüda Par’daki din boyasını kazıyın, altından PKK iltisaklı HDP çıkar. Aynı çözümlemeler ikisi için de geçerlidir. İkisi, Cumhur ittifakı ve Millet ittifakındaki yerlerini çoktan aldılar.”
Okuma yazma bilen bir yakınızdan yardım alsaydınız bu satırları atlamazdınız.
Ben okuduğumu çok iyi anlıyorum hocam.Bir süredir medyada Pkk-Hdp ilişkisi tartışılacağına 90 lı yıllarda kalmış gerçekte olup olmadığı şüpheli belkide derin devletin o günlerin şartlarında piyasaya sürdüğü ve neredeyse 30 yıldır hiç bir eylemi olmayan “Hizbullah” denen örgütü tartışıyorlar.Sebebi ise Hüdaparın Cumhur ittifakını desteklemesi.Eğer böyle birşey olmasaydı kimse bunu konuşmaycaktı.Bence asıl konuşulması gereken HDP yle el altından kurulan ilişki ve Fetöcülere verilen umuttur.Asıl bu konular bu devletin bekasını direkt etkileyecek ve kimse bunu konuşmuyor.Sırf seçimlerde CHP nin oyu zarar görmesin diye bu devletin bekası görmezden geliniyor.Kendini vatansever olarak görenler bile gözünü kulağını kapatmış.Şunu bilin ki bu iktidar er geç gider ama fetö bürokrasiye yerleştimi bu sefer bir daha da götüremezsiniz.Özerk yerel yönetim hakkı verildi mi bu devletin parçalanması uzun sürmez.Yazık ediyorsunuz bu devlete.
Bir yazarın okurunu, “Okuma yazma bilen bir yakınızdan yardım alsaydınız bu satırları atlamazdınız.” diyerek küçümsemeye çalışması ahlaki midir? Akla uygun mudur?
Peki, erdemli ve hakiki siyaseti nasıl öğrenecekler?