Şahin Filiz yazdı…
Okuyacağınız makale, sosyoloji doktorası yapmakta olan ve lisans aşamasında öğrencim olan yetkin bir bilim insanının çok önemli katkılarıyla ortaya çıktı. Adını anarak teşekkürü doğrudan kendisine yöneltmek isterdim ancak akademik yaşamının başında akademik düşünce özgürlüğünü kullanmasından ötürü herhangi bir riski göze almasını arzu etmemem bir yana, kendisinin de aynı kaygıyı duyması nedeniyle, adını anmadan buradan teşekkür ediyorum.
GİRİŞ
Öteden beridir süregelen sığınmacı istilasının ülke insanımız için türlü sorunların kaynağını oluşturduğu açık bir biçimde karşımızda durmaktadır. Türkiye’de yapılan pek çok tez çalışmalarının da ölçü olarak aldığı veriler kapsamında kavramsal olarak “sığınmacı” sözcüğünü kullanıyoruz ve sığınmacıların çoğu kez denetimsiz biçimde ülkemizin her tarafını adeta kuşatması olayını bir istila olarak değerlendiriyoruz. Bu açıdan devamlı bir biçimde sığınmacı istilasına vurgu yapmaya çalışıyoruz ve bu meseleye dikkat çekmeye devam edeceğiz.
Denetimli olarak ülkeye kabul edilen pek çok sığınmacı nüfusunun yanında yine çoğu sığınmacının düzensiz ve kaçak bir biçimde ülkeye giriş yaptığı sır değildir ve bu yönde resmi yetkililerin açıkladığı rakamların pek de inandırıcı olduğunu söylemek güçtür. Öte yandan ülkemize akın eden ve çoğunluğunu Suriyeliler oluşturmak üzere, Afgan, Pakistanlı ve sayısı az da olsa Ukraynalı sığınmacının tam olarak ne gibi özelliklere sahip olduğu, nasıl bir ortamdan geldikleri, sabıkalarının olup olmadığı, bir çeteyle ilişki içinde olup olmadıkları ve bununla bağlantılı olarak yeraltı suç örgütleriyle bağlantılarının olup olmadığı gibi türlü hususlar hakkında muhtemelen detaylı ve net bir bilgiye de sahip değiliz. Tüm bunları düşünürken acaba sığınmacıların ülkemiz için pek çok riskleri ve tehditleri beraberinde taşıdıkları gerçeğini görmezden gelebilir miyiz?
Ülkemize akın eden sığınmacıların gerek nicelik gerekse de nitelik noktasında ülke insanımızın sosyo-ekonomik-politik ve hatta gündelik hayatını ve yaşam tarzını olumsuz etkileyecek türden baskıcı ve tehdit edici riskleri içerdiğini söylememiz gerekir. Zira sığınmacıların vatandaşlık elde etmesiyle birlikte emlak piyasasının fahiş fiyatlarda seyretmeye başladığını, sığınmacıların son 2023 genel seçimlerinde ülkenin kaderine etki edecek düzeye eriştiklerini ve ayrıca gündelik hayatta çocuklarımızın ve gençlerimizin sığınmacıların çeşitli zorbalıklarının ve cinsel saldırılarının odağı/kurbanı haline geldiklerini görmekteyiz. Bu kapsamda düşündüğümüzde sığınmacı istilası, en temelde partiler-üstü bir anlayış çerçevesinde ele alınıp bir an önce çözüme kavuşturulmayı gerektiren rahatsız edici hayati öneme sahip bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.
Bir “istila”dan söz etmek politik tercihlerimizle ilgili bir değer yargısında bulunmak demek değildir. Düşünmek, aynı zamanda etik açıdan bir sorgulama yapmayı gerektirir. Başka bir deyişle kendimiz ve içinde yaşadığımız toplumsal meseleler üzerine sorgulama yapmak demektir. Bu bağlamda dışımızdaki dünyayı bir olgu olarak ele aldığımızda söz konusu olgunun niteliğine dair aynı zamanda etik bir yargıda bulunmaya çalışırız. Bu kapsamda toplumsal nitelikli olgular hiçbir zaman diğer maddi olgular dünyasına benzemezler ve bizim hayatımızı derinden sarsan potansiyel risk ve tehditleri de kendi içinde barındırabilmektedir. Şu hâlde “olgu-değer” ikiliğinde bir ülke insanının kendisini yakından ilgilendiren can yakıcı bir sorunun varlığı karşısında tamamen “nötr, hiçbir şey olmamış gibi” davranması beklenebilir mi? Bunun mümkün olmadığını görmekteyiz.
Namık Kemal yüzyıllar öncesinde “Hubbü-‘l-vatan mine’l-iman” (“vatan sevgisi imandan gelir”) diyordu ve şöyle ekliyordu: “Herkesin vatanı, mensup olduğu cemiyetin meskenidir, dünyada her şeyden ziyade muhabbetine mazhar olmasın mı? … sayesinde beslenir, sayesinde giyinir, hayatından, hürriyetinden sayesinde müstefit olur” (Kemal, 2018: 46). Şu hâlde başkalarının istifade ettiği (müstefit) kadar asıl biz kendi vatanımızdan ne kadar istifade edebiliyoruz? Örneğin sığınmacıların vatanımızdan istifade ettiği kadar bizler istifade edebiliyor muyuz? Bu soruyu sorma hakkımız olmalıdır ve bu noktada samimi bir “evet” yanıtını verebileceğimizi sanmıyorum.
Burada elbette ki tüm meselenin bizatihi tek sorumlusunun sığınmacılar olduğunu söylemiyoruz. Ancak hiçbir zaman göz ardı edilemeyecek husus, bunca sığınmacı nüfusunun kendi ülkemizde bu denli rahat yaşarlarken gençlerimizin umudu, çareyi Kanada, Almanya, ABD gibi ülkelerde aramaya odaklanmış olmalarıdır. İnsanlar neden hep yurtdışına göç etmeyi konuşuyorlar? Bunu neden araştırmıyoruz? İşsiz insanlarımızın durumunu neden yakından takip edemiyoruz? Eğer sığınmacılar bizim ülkemizde bu denli rahat bir biçimde ev satın alıp işyeri açabiliyorsa nasıl oluyor da bizim gençlerimiz işsiz ve çaresiz bir biçimde yerini, yurdunu, ailesini, vatanını terk etmek zorunda kalıyor? Göçe maruz kalanlar, neden geldikleri ülkenin insanlarını göçe zorlamaktadır? Bunun yanıtını nasıl vereceğiz? İşte dikkat çekmek istediğimiz husus budur ve bu yüzden de sığınmacı istilasının ülkemizde dolaylı veya doğrudan ne denli ciddi problemlere yol açtığını anlatmaya çalışıyoruz. Bu bakımdan yine vurgulamak gerekirse sığınmacı istilasına karşı gerçekçi bir vizyon geliştirmek ve hepimizi derinden etkileyen bu sorunsalı yeniden tahayyül edebilmek için siyaset-üstü bir anlayışın gerekliliği ortadadır.
Bilindiği üzere tez çalışmalarının amacı temelde bilim dünyasına katkı yapmaktır. Bu katkılar, bir ülkenin bilim ve akılla yönetilmesini gerektirir. Bu bağlamda yapılan tez çalışmalarının amaçlarından biri de aynı zamanda ülkenin ulusal menfaati ve refahı doğrultusunda sağlıklı ve gerçekçi iç ve dış politikaların geliştirilmesidir diyebiliriz. Bu kapsamda bu yazımızda sığınmacı istilasının türlü boyutlarının neler olduğuna/olabileceğine dair gerçekçi bir fikir edinebilmek ve öngörüde bulunabilmek adına mevcut akademik literatürdeki çeşitli tezlere yer vermeye çalıştık. Bunun için Yükseköğretim Kurumu’nun ilgili https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ sayfasında çeşitli tezleri mercek altına aldık.
SIĞINMACI LİTERATÜRÜNE BAKIŞ
Sığınmacı akınının özellikle 2011 yılının sonlarına doğru artan oranda gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda 2012 ile 25. 07. 2023 tarihi aralığı baz alınarak https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ sitesinin sayfasındaki arama düğmesinde sadece “sığınmacı” ve “Suriyeli” anahtar kavramı üzerinden ilgili literatürü irdelemeye çalıştık. Söz konusu sitede yoğun bir biçimde sığınmacı konusuyla ilgili çeşitli tezlerin karşımıza çıktığını gördük. Gerek yüksek lisans gerekse de doktora düzeyinde olsun farklı disiplinler altında yapılan çalışmaların örneklem evreninin Türkiye’nin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine dek neredeyse tüm ülke sathında yayılmış olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda örneklem olarak İstanbul, Balıkesir, Bursa, İzmir, Mardin, Niğde, Düzce, Kayseri, Denizli, Isparta, Gaziantep, Şanlıurfa, Sakarya, Ege Bölgesi, Başakşehir, Kahramanmaraş, Ağrı, Elazığ, Kırşehir, Adıyaman, Nevşehir, Çanakkale, Hatay, Kilis, Adana, Nizip, Muğla, Burdur, Sivas, Malatya, Konya, Kocaeli, Giresun, Viranşehir, Bitlis, Manisa, Erzurum, Batman, Bolu gibi pek çok il ve ilçe veya bağlı bölge ya da yörelerde çalışmaların yapıldığını görmekteyiz. Sadece bu yüzeysel verilerden bile aslında ülkemizdeki sığınmacı nüfusunun ne denli devasa boyutlarda olduğunu anlayabiliyoruz.
Sığınmacı meselesini konu edinen çalışmalara bakıldığında genel olarak dolaylı veya doğrudan, “entegrasyon/bütünleşme” fikri veya projesinin çok daha baskın bir biçimde karşımıza çıktığı söylenebilir. Başka bir deyişle ülkemizde yapılmış (ve muhtemelen yapılmakta olan) pek çok çalışmaya baktığımızda daha çok sığınmacıların yaşadığı çeşitli sıkıntıların aşılması ve mevcut sosyo-politik ve iktisadi sistemle uyumlu kılınması perspektifinden hareket edildiğini belirtmek gerekir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli husus, bir yandan sığınmacıların durumu iyileştirilirken öte yandan sığınmacıların ülkemize dönük olumsuz etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğidir. Zira ulusal sınırlar içinde sosyo-politik ve iktisadi açıdan ciddi riskleri ve tehditleri barındırabilen sığınmacı meselesinin her şeyden önce ülkemizin ulusal menfaatlerinin öncelikli kılınması ilkesinden hareketle çözüme kavuşturulması gerektiği açıktır.
Bu kapsamda içinde barındırdığı türlü riskleri ve tehditleri düşündüğümüzde sığınmacılar üzerine yapılmış bazı çalışmaları kronolojik bir düzen içinde sunmaya çalıştık. Şüphesiz bütün tezleri incelemek ve aktarmak mümkün değildir. Bu bakımdan farklı problemleri barındırması bağlamında çeşitli düzeylerde yapılmış bazı tezlerin konusu, amacı ve bulguları hakkında özet bilgiler aşağıya aktarılmıştır.
Leyla Ezberci’nin (2015) “Suriyeli Sığınmacıların Viranşehir’in Toplumsal Yapısına Etkileri” adlı çalışmasında Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesi örneklem evreni olarak seçilmiştir ve burada araştırmacının sığınmacı göçünün yol açtığı sosyo-kültürel, iktisadi ve ailesel sorunlara odaklandığı görülmektedir. Söz konusu çalışma derinlemesine mülakatlar ve gözlemlerle gerçekleştirilmiştir. Sığınmacı göçüyle birlikte Viranşehir’de genel itibariyle sosyo-iktisadi ve özellikle aile ilişkileri açısından ciddi değişimlerin olduğu gözlemlenmiştir. Sığınmacı göçü her şeyden önce mevcut iktisadi düzeni sarsmış ve açık bir biçimde işçi ücretlerinin azalmasına yol açmıştır. Viranşehirlilerin yaptığı işi yarı ücret üzerinden yapan sığınmacılar doğal olarak hem kendi yaşamlarını zora sokmuş hem de ülke insanımızı zor durumda bırakmıştır. Öte yandan dramatik bir biçimde temel gıdalar noktasında, sebze ve meyve gibi ürünlerin fiyatlarında da gözle görülür artışlar yaşanmıştır. Dahası ev sahibi olan Viranşehirliler evlerini yüksek ücretler karşılığında sığınmacılara kiralık olarak vermişlerdir. Bundan nedenle ev kiralamak ya da satın almak isteyen ülke insanımız için ciddi güçlükler ortaya çıkmıştır. Aile sistemi açısından da Viranşehir’in değişime uğradığı görülmektedir. Viranşehirlilerin kendine özgü geleneksel aile kalıpları Suriyeli sığınmacı göçüyle birlikte sarsılmıştır ve bu durum bölge insanının tepkisini çekmiştir.
Ahmet Korkmaz’ın (2017) “Türkiye’ye Yönelik Sığınmacı ve Mülteci Hareketlerinin Ulusal Güvenliğe Etkileri: Suriyeli Sığınmacılar Örneği” adlı çalışmasında Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların yol açtığı çeşitli sorunların ele alındığı görülmektedir. Söz konusu çalışmada Suriyelilerin yol açtığı tehdit ve riskler Ole Waver’in ulusal güvenlik kavramı etrafında analiz konusu edilmiştir. Buna göre güvenlik meselesi yalnızca politik-askeri bir konu olarak değil aynı zamanda toplumsal açıdan da ele alınmıştır. Bu bakımdan güvenlik meselesinin daha bütüncül bir perspektiften analizinin gerekliliği fikrinin karşımıza çıktığı görülmektedir. Buna göre sığınmacı hareketliliğinin Batılı ülkeler için ciddi bir tehdit olarak algılandığı gibi özellikle ülkemiz açısından bu durumun çok daha vahim boyutlara ulaştığını belirtmek gerekir. Her ne kadar sığınmacılar türlü sebeplerden ötürü daha güvenli ve daha iyi bir yaşam amacıyla çeşitli ülkelere akın etseler de nihayetinde gittikleri ülkelerde güvenliksiz ve kötü yaşam koşullarına yol açmak gibi sarsıcı sonuçları olmuştur. Sığınmacı göçüyle birlikte ülkemizde bu güvenliksiz ve kötü yaşam koşullarının giderek ağırlaştığını belirtmek gerekir. Bu bakımdan öncelikli olarak sığınmacılarla ilgili sağlıklı bir veri tabanının oluşturulması ve ayrıca son dönemde giderek artan ölçüde kayıt dışı göçlerin kontrol altına alınması önem arz etmektedir. Her ne kadar sığınmacılar için oluşturulan kamplar birtakım sorunların ülke içinde yayılmasını engelliyor gibi görünse de nihayetinde bu kamplarda insanların tamamen kendilerine aktarılan yardımlar sayesinde yaşamalarının da akılcı olmadığı açıktır. Bundan dolayı sığınmacıların sağlıklı bir politika temelinde geri dönüşlerinin sağlanmasının önemi göz ardı edilemez.
Mehmet Tamer’in (2019) “Türkiye’nin Göç ve Sığınmacı Politikaları: Hatay İli Örneği” adlı çalışması ülkemizin göç ve sığınmacı politikalarının Hatay ili örneğinden hareketle analizine odaklandığı görülmektedir. Söz konusu çalışmada bulgular anket yöntemi üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı olarak yaşanan göç süreciyle birlikte Türkiye’nin bu olaydan nasıl etkilendiği, Türkiye’nin göç politikaları noktasında başarılı olup olmadığı ve yaşanan göç olayının Hatay halkına etkilerinin neler olduğunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Hatay halkının sığınmacı meselesine dair fikirlerinin çeşitli sorularla ve ilgili hipotezler kapsamında değerlendirildiği çalışmada genel olarak Hatay halkının yaşanan sığınmacı göçünden ciddi ölçüde olumsuz etkilendiği ortaya çıkmıştır. Örneğin Hatay halkı, ülkenin uyguladığı serbest giriş ve çıkış uygulamasının doğru olmadığı, sığınmacıların kent merkezlerinde yaşamalarının kentin dokusunu bozduğu yönünde fikir beyan ettikleri, Türkiye’deki sığınmacıların çeşitli problemlere neden oldukları veya sığınmacıların işletmelerinin denetim dışında tutulmalarının iş güvenliğini, genel asayişi ve ekonomik sağlığı tehdit ettiği yönünde görüş belirttikleri bilgisine ulaşılmıştır. Söz konusu çalışmada bundan daha fazla problemin karşımıza çıktığını ayrıca vurgulamak gerekir.
Öznur Şimşek’in (2019) “Erzurum’daki Suriyeli Sığınmacıların Sosyoekonomik Özellikleri” başlıklı çalışmasında Erzurum’a göç eden Suriyeli sığınmacıların sosyo-ekonomik niteliklerinin saptanması, göçle birlikte sığınmacıların yerleşme süreci, mekânsal açıdan dağılımları ile kenti kullanma deneyimlerinin anlaşılmasına dönük bir çaba sarf ettiği görülmektedir. Bu amaçla 50 Suriyeli sığınmacı ile yüz yüze görüşmeler yoluyla elde edilen veriler istatistiki açıdan kullanılmıştır. Özetle Suriyelilerin yaklaşık yüzde 80’inin ülkelerine dönmek istediği bulgusuna rastlanmıştır. Bununla beraber özellikle Suriyeli çocuk dilencilerin halkı ciddi anlamda huzursuz etmesi gibi dramatik birtakım olaylar da söz konusu olmuştur.
Vedat Kaya’nın (2019) “Göç ve Mekân Bağlamında Suriyeli Sığınmacılarda Doğurganlık Analizi: Mersin Örneği” adlı çalışması özellikle Suriyeli sığınmacıların göçüyle birlikte ortaya çıkan doğurganlık artışı ile göç edilen mekânla ilişkisinin analizine odaklanmaktadır. Çalışma, Mersin özelinde değerlendirilmiştir ve bu amaçla 302 Suriyeli sığınmacı kadına anket uygulanmıştır. Toplamda 75 anket sorusu sorulmuştur. Buna göre Suriyeli kadınların %23’ünün 16 ve altı yaşlarda evlendiği ve %56 sının ise 17-20 yaşlarında evlendiği bulgusuna rastlanmıştır. Örneğin Ürdün’de bulunan Suriyeli sığınmacı kadınların 2011’de 18 yaş altı evliliklerinin oranı %12 iken 2014’te bu oranın %32’ye çıktığı göz önünde bulundurulduğunda ülkemizde de göç olayına bağlı olarak Suriyeli kadınların evlenme yaşının düştüğü ve dolayısıyla doğurganlığın arttığını görmekteyiz. Bu anlamda doğurganlık ile göç arasında bir ilişkinin varlığından söz edilebilir. Bununla birlikte doğurganlığın artışını tetikleyen faktörler olarak eğitim seviyesinin düşüklüğü, doğum-kontrol yöntemleri hakkındaki bilgi eksikliği ile gebeliği önleyici tedbirlerin alınmayışı ve dahası dinsel anlayışı sayabiliriz. Doğurganlığın bu denli hızlı artışının ister istemez bebek ölümleri gibi dramatik sonuçlara yol açtığı kadar ülkenin sosyo-politik ve iktisadi dengesini sarstığını söyleyebiliriz.
Mehmet Ay (2019) “Siyasal Göçün Sığınmacı Hali ve Uyum: Mardin Örneği” adlı çalışmasında Suriyeli sığınmacıların uyum sürecini Mardin örneği üzerinden incelemiştir. Yalnızca Suriyeli sığınmacılar değil aynı zamanda Mardinli vatandaşların da fikirlerine başvurulmuştur ve bu kapsamda Temmuz 2018 ile Ocak 2019 tarihleri arasında 307 Suriyeli sığınmacı ile 307 Mardinli vatandaş ile çoklu araştırma yöntemiyle çeşitli gözlemlerde, fikir alışverişlerinde ve incelemelerde bulunulmuştur. Her ne kadar dil başta olmak üzere diğer pek çok kültürel özellikler açısından Suriyeli sığınmacılar Mardin’in kültürüyle kolaylıkla uyum sergilemiş olsalar da zamanla bu olay yerli halkın tepkisini çekmeye başlamıştır. Bu tepki hiçbir şekilde hoşgörüsüzlük veya dışlama olayını barındırmamaktadır. Ancak özellikle Suriyeli sığınmacıların piyasanın çok altında düşük ücretlerle çalışması beraberinde Mardinli vatandaşların işsiz kalmasına neden olmuştur. Örneğin Mardinli bir vatandaşla yapılan görüşmenin içeriği şu şekildedir:
“Soru: Peki siz 7 bin TL isterken onlar neden bunun yarısına yapabiliyor?
Cevap: ‘Çünkü onların her şeyi bedava. Mesela sosyal güvenceleri var. Hastaneye gitmek, ilaç almak onlar için bedava. Bir de aynı evde çok kişi kalmaktadır. Bu da kişi başına düşen kiranın düşüklüğü demektir. Çocuk başına yardım almaktadırlar. Okula gitmek bedava. Geçim sıkıntısı bizim gibi çekmemektedirler. Bu yüzden işi düşük ücretlere tutabiliyorlar. Ama biz tutamıyoruz. Çünkü bizi kurtarmıyor’” (Ay, 2019: 93).
Bu tipik bulgudan da anlaşıldığı üzere sığınmacı istilası ile işsizlik arasında doğrudan bir ilişkinin olduğunu söylemek gerekir. Elbette ki düşük ücretle çalışmanın Suriyeli sığınmacılar için de olumsuz olduğunu söylemek gerekir. Ancak burada tıpkı Mardin ili gibi pek çok kentimizde sığınmacıların çok düşük ücretlerle çalışmaları karşılığında vatandaşlarımızın işsiz kalmasının en temelde ulusal menfaatlerimiz açısından çok daha sarsıcı boyutlarının olduğunu ve bunun çok daha öncelikli mesele olduğunu ifade etmek kadar doğal ne olabilir ki? Bir yandan sığınmacılar ülkemizde çalışma ortamı bulabilirken öte yandan neden gençlerimiz işsizlikten ötürü kendi vatanlarından göç etsin? Bunu sorgulama hakkımız vardır.
Safure Cantürk’ün (2020) “Türkiye’deki Nitelikli Suriyeli Sığınmacıların Vatandaşlığa Geçiş Sürecinde Sosyo-Ekonomik Kapasitenin Rolü” adlı nitel desenli çalışmasına baktığımızda özellikle nitelikli grubuna giren ve sosyo-ekonomik açıdan diğer gruplardan nispeten daha avantajlı duruma sahip olan eğitimli Suriyeli sığınmacıların “istisnai vatandaşlık” ile birlikte yaşadıkları değişime odaklanıldığı görülmektedir. Söz konusu çalışmada dikkat çeken bulgulardan biri istisnai vatandaşlık kapsamında nitelikli grubundaki Suriyeli sığınmacıların kendi iktisadi gelirlerinde artış yaşanırken Türk vatandaşlarının gelirinde kayda değer bir gelir artışının yaşanmadığıdır. Başka bir deyişle Suriyeli sığınmacıların alım gücü artarken Türk vatandaşlarının alım gücü düşmüştür. Çalışmada ayrıca dikkat çeken hususlardan biri de sığınmacıların, vatandaşlık işlemini “kolay bir formalite” olarak algıladıklarıdır.
Abdulbasıt Alhoussen (2020) “Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyeli Sığınmacı Girişimcilerin Sosyo-Ekonomik Yapıya Etkisi: Şanlıurfa ve Gaziantep Örneği” adlı çalışmasında koruma kapsamı altındaki Suriyeli sığınmacı girişimcilerin sosyo-ekonomik açıdan etkilerinin Şanlıurfa ve Gaziantep özelinde incelenmesine odaklanmıştır. Bu bağlamda Şanlıurfa ve Gaziantep illerindeki sosyo-ekonomik yapının nasıl dönüştüğü anket verileriyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç itibariyle Suriyeli sığınmacılar Şanlıurfa ve Gaziantep illerinde olumlu etkilerin yanında olumsuz etkileri de beraberinde getirmiştir. Özellikle mevsimlik işçilik kategorisinde tarım, inşaat, tekstil ve sanayi alanlarında yoğunluğun olduğu görülmektedir. Burada dikkat çekici bir biçimde “çocuk işçiliği”nin ortaya çıkması ve bunun yoğun bir biçimde gözlemlenmesidir. Ayrıca mevcut ekonomik ortamı ve rekabeti olumsuz etkileyen kayıt dışılığın da arttığı görülmüştür. Bu kayıt dışı ekonomiye bağlı olarak ucuz işçilik de artmış ve bundan dolayı bölge halkı arasında çeşitli huzursuzluklar ve gerginlikler baş göstermiştir. Söz konusu araştırmada geçici koruma statüsünde olan Suriyelilerin kayıt dışı olarak çalışmalarıyla birlikte ortaya çıkan vergi ve sigorta primlerinin devlet bütçesini de olumsuz anlamda etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak kayıt dışı çalışmalar aynı zamanda talep enflasyonuna da yol açmış görünmektedir.
Hakan Şanlı’nın (2022) “Suriyeli Sığınmacıların Şehre Entegrasyonuna Yönelik Bir Saha Araştırması: Bursa” adlı araştırması “entegrasyon” konusunu içermekte ve ilgili konuda yapılmış pek çok çalışmadan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu çalışma Bursa özelinde 18-64 yaş aralığındaki Suriyeli sığınmacıların kente entegrasyon düzeyini işlemektedir. Çalışma nicel bir araştırma desenine sahip olup anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada anket sorularının genel olarak Suriyeli sığınmacıların sosyo-demografik özellikleri, sığınmacıların Bursa’ya yerleşme süreci ve gelecek kaygıları ile kente entegrasyonları sürecinde sosyo-kültürel ve iktisadi durumları ile gelecek algıları üzerindeki etkilerine odaklandığı görülmektedir. Buna göre çalışmanın yapıldığı tarih itibariyle Bursa özelinde sayıları gittikçe artan Suriyeli sığınmacıların 200 bine ulaştığı ve bu nüfusun kentte birçok soruna neden olduğu gözlemlenmiştir. Artan nüfus çevresel kirliliğin, hava kirliliğinin önlenmesinde ve sağlıklı su, sağlık, güvenlik veya toplu taşıma gibi kamusal hizmetlerin sunulmasında önemli sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Söz konusu çalışmada dikkat çeken hususlardan biri de Bursa’nın belirli bölgelerinde sığınmacıların kümelenmesidir. Bu kümelenme durumu entegrasyon sürecini zorlaştırdığı gibi “gettolaşma” gibi önemli bir toplumsal riski beraberinde getirmiştir. Çalışmanın sonuçlarından biri de Suriyeli sığınmacıların %74,5’inin başka bir kente göç etmek istediği ve %68,1’inin ise başka bir ülkeye göç etmek istedikleridir. Bununla birlikte sığınmacıların %64’ünün Suriye’deki hayatı özledikleri sonucuna ulaşılmış ki bu da sığınmacıların geri dönüş noktasında istekli ve bir ölçüde türlü nedenlerden ötürü kararsız olduklarını söyleyebiliriz.
SONUÇ
Vatanımızı sevmek ve vatanın milli menfaatlerini düşünmek demek “ırkçılık yapmak” ya da faşizmden yana olmak değildir. Vatanın sorunlarıyla dertlenmek hayalciliğin veya ütopik bir düşüncenin de ürünü değildir. Dolayısıyla bir vatanda yaşıyor olmak o vatanın gerçek sorunlarıyla birlikte yaşıyor olmak demektir. Başka bir deyişle vatanın hayatı kişinin ve toplumun hayatından bağımsız düşünülemez.
Sığınmacı istilasının ülkemizi derinden sarsan sorunlarına dikkat çekmek ve bu mesele üzerine düşünmek kişiler-üstü ve siyaset-üstü bir anlayışı ve yöntemi gerektirir. Burada yapılmaya çalışılan şey sığınmacı karşıtlığı da değildir. Irkçılık hiç değildir. Biz yüzyıllardan beridir misafirperver bir milletiz ancak biz onursuz bir hayatı da kabullenemeyiz ve ülkemizde sığınmacılar rahat ve huzurlu bir yaşam sürerlerken gençlerimizin iş bulamamaktan dolayı başka ülkelere göç etmesi karşısında da seyirci kalmamız beklenemez. Bununla birlikte Türk vatandaşlığının sığınmacılar arasında “kolay bir formalite” olarak algılandığı onur kırıcı bir durumu da kabul edemeyiz.
Biz insanlığa evrensel bakış açısıyla yaklaşırız, bunda herhangi bir problem yoktur. Öte yandan Batı’nın ideolojikleşmiş ve tahakküm aracı olarak kullanılan “evrenselcilik” jargonunun tuzağına da kapılamayız, çünkü her şeyden önce bizim bir vatanımız var ve vatanımızda cereyan eden bir huzursuzluğun bedelini bizim insanlarımız ödüyor, başkaları değil. Batılı gibi düşünmek zorunda değiliz. Her şeyden önce kendi gerçekliğimizi esas ölçü alarak olaylara gerçekçi yaklaşma sorumluluğumuz vardır. Bu bakımdan Anadolu coğrafyası Batılı evrenselci ve hümanist değerleri kat be kat aşan bir derinliğe sahiptir ve biz bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu Cumhuriyetimizle taçlanmış bir evrenselliktir.
Hiçbir ulus kendi insanlarının dezavantajlı duruma düşmesi karşısında kendi vatandaşlarına karşı duyarsız kalamaz. Bir yandan sığınmacılar vatanımızda tutunmaya çalışırken öte yandan gençlerimiz de başka ülkelere göç etmek zorunda kalıyorsa bu çok vahim bir meseledir ve üzerinde önemle durulması gerekir. Ülkemizden dışarıya göçün nedeni elbette ki sadece sığınmacılar değildir. Ancak eğer bilim insanlarımız, doktorlarımız, gençlerimiz dışarıya göç etmek zorunda kaldılarsa bunun bir en başat nedeni artık temelde sığınmacı istilasının ülke içinde yaratmış olduğu kayıt dışılık ve bundan doğan haksız rekabet ortamının ekonomiye olumsuz etkisi, enflasyonist bir ortama yol açması ve nihayetinde işsizliğe yol açıyor olmasıdır. Bunun görmezden gelinebilecek bir tarafı yoktur ve yetkililerin, ülkeyi yönetenlerin bu hususta ülke menfaatlerini çok daha ön planda tutması büyük önem ve sorumluluk arz etmektedir.
Ülkemizde sığınmacı istilasının yol açtığı önemli sorunlardan biri de “gettolaşma”nın görünür biçimdeki artışıdır. Zira bu olay hem kamuoyuna yansıyan haberlerde hem de ilgili tez çalışmalarında karşımıza çıkmıştır. Tüm olumsuzluklara rağmen ülkemizin hiçbir bölgesinde –haklı tepkiler dışında- herhangi bir ırkçılık veya ötekileştirme çabası olmamıştır. Bu algının sığınmacılarda gelişmesi ise başka bir tartışmanın konusudur. Ancak sığınmacılardan kaynaklı türlü zorbaca davranışlara ve cinsel saldırılara asla göz yumulmamalıdır. Özetle dile getirdiğimiz üzere sığınmacı meselesi hepimizin meselesi olup tüm siyasi partileri ve kişisel birtakım tutum veya takıntıları aşan hayati bir meseledir ve bu noktada tüm toplum olarak çok daha akılcı, gerçekçi ve hızlı bir çözüm arayışının devreye sokulması önem arz etmektedir.
Kaynakça
Alhoussein, A. (2020). Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyeli Sığınmacı Girişimcilerin Sosyo-Ekonomik Yapıya Etkisi: Şanlıurfa ve Gaziantep Örneği. Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Anabilim Dalı, Maliye Bilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi. Şanlıurfa.
Ay, M. (2019). Siyasal Göçün Sığınmacı Hali ve Uyum: Mardin Örneği. Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler. Yüksek Lisans Tezi. Mardin.
Cantürk, S. (2020). Türkiye’deki Nitelikli Suriyeli Sığınmacıların Vatandaşlığa Geçiş Sürecinde Sosyo-Ekonomik Kapasitenin Rolü. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Politika Anabilim Dalı. Doktora Tezi. Ankara.
Ezberci, L. (2015). Suriyeli Sığınmacıların Viranşehir’in Toplumsal Yapısına Etkileri. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi. Konya.
Kaya, V. (2019). Göç ve Mekân Bağlamında Suriyeli Sığınmacılarda Doğurganlık Analizi: Mersin Örneği. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı Beşeri ve Ekonomik Coğrafya Bilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi. Van.
Kemal, N. (2018). Hubbü-‘l-vatan mine’l-iman. A. Eren Topal (Yay. Haz.), Sürgünde Muhalefet: Namık Kemal’in Hürriyet Gazetesi 1 (1868-1869), s. 46-52. İstanbul: Vakıfbank Yayınları.
Korkmaz, A. (2017). Türkiye’ye Yönelik Sığınmacı ve Mülteci Hareketlerinin Ulusal Güvenliğe Etkileri: Suriyeli Sığınmacılar Örneği. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı. Doktora Tezi. Ankara.Mills, Charles, W. (2015). Sosyolojik Tahayyül (Ö. Küçük, Çev.), İstanbul: Hil Yayın.
Şanlı, H. (2022). Suriyeli Sığınmacıların Şehre Entegrasyonuna Yönelik Bir Saha Araştırması: Bursa. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalı Şehircilik ve Kentsel Dönüşüm Bilim Dalı. İstanbul. Doktora Tezi.
Şimşek, Ö. (2019). Erzurum’daki Suriyeli Sığınmacıların Sosyoekonomik Özellikleri. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi. Erzurum.
Tamer, M. (2019). Türkiye’nin Göç ve Sığınmacı Politikaları: Hatay İli Örneği. Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı. Doktora Tezi. Hatay.
Teşekkürler.