Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Meksika’daki Ölüler Günü, kolonici İspanyol zulmüne karşı İspanyollaşmayan yerlilerin hikâyesidir. Bir şenliğin çok ötesinde anlamlar taşır.
BİRLEŞEN MEKSİKA HALKI İLE EVRENSELLEŞİYOR
Yüzyıllara dayanan yağma, yakma, yoketme eylemlerine rağmen varlığını koruyan yerlilerin, yerli kültürünün sokaktaki manifestosudur.
Avrupa’dan gelerek yerlilerle birleşen Meksika halkını kuranların da festivalidir; onlar da Kıta’nın gerçek sâhipleriyle bir olup, Avrupalı atalarına karşı bağımsızlık savaşı verdiler ve Aztek ve Toltecas uygarlık ve kültürünün doğal mirasçısı sayıldılar. Bu nedenle İspanyol koloniciliği sonrası yerleşen Katolik kültürü geç dönemlerde festival üzerinde etkili oldu.
Bu hâliyle Ölüler Günü, dünyanın en özel antik uygarlıklarından bir tanesinin yerelliği aştığı, evrenselleşerek büyük insanlığa ait bir festivale dönüştüğü özel bir şenliktir.
DİYALEKTİK BİR İLİŞKİ, ESTETİK ANLATI
El Día de Muertos (Ölüler Günü) 3000 yıldan fazla bir zamana dayanır, ölümle yaşam arasındaki diyalektik döngüyü estetik bir anlatıya dönüştürür. Bir diyalektik meseledir; çünkü adı Ölüler Günü, kendisi yaşayan bir kültürün kanıtıdır.
İnsanlığa tek gerçeği anlatır: Yaşam ve Ölüm kopmaz bağlarla birbirine bağlı…
GRINGOLARA HAYIR
Bu seneki Ölüler Günü, siyasî plânda da gündeme gelecek. Meksika’daki anti-emperyalist hükûmet ve toplumsal dalganın kültür ve gündelik yaşam düzlemindeki yansıması olacak.
15 Eylül’de gerçekleştirilen Grito de la Independencia (Bağımsızlık Çığlığı) bayramındaki kitlesel destek Meksika’daki hükümetin halk nezdindeki meşruiyetini görmek bakımından belirleyici olmuştu; benzer bir meşruiyet alanı Ölüler Günü’nde ortaya çıkacak ve Meksikalılar ”Meksika bağımsız, egemen bir devlettir, Kuzey Amerika’daki Birleşik Devletler ya da herhangi bir emperyalist ülkemizin bağımsızlığına gölge düşüremez” diyecek. Meksikalılar gringolara (ABD’li yağmacılar) ”hayır” diyecek.
ÖLÜLERLE RENGÂRENK BİR GÜN
Bin yıllara dayanan bir gelenek… Ölülerle rengârenk iki günü daha önce pek çok vesileyle yazdım; ancak yazmak ile bitmeyecek, daha pek çok yazının konusu olabilecek bir derinliğe haiz… tam olarak bu motivasyonla usanmadan yazıyorum.
Yaşayanlar, ölüler birlikte yapıyorlar bu festivali. Ölülerin de geldiğini düşünüyorlar.
Korku yok… tersine yılın en eğlenceli iki günü renkli ölülerle yaşanıyor; öyle ki Santa Semana ve Navidad (Noel) kutlamalarından bile daha eğlenceli geçiyor. Sokaklar dolup, taşıyor. Evlerde neşeli aile yemekleri yeniyor.
ASIL ÖLÜM UNUTMAKTIR!
Bu sayede Meksikalılar atalarını unutmuyorlar. Asıl ölüm unutmaktır. O nedenle atalarını unutmuyorlar. Onları her kasımda bir festival havasında karşılıyorlar.
En canlı renklerin insanı kucakladığı sokaklarda ölüler ve yaşayanlar bir arada, neşeyle festival yapıyor.
Ölüm imgesi üzerinden korku metaforları yaratan pek çok kültürün aksine, Meksikalılar, Ölüler Günü’nde her zamankinden daha fazla eğlenip, şaka yapıyorlar. Geleneksel tatlılar özellikle bu gün için yapılıyor. Tatlılar insanın içindeki mutluluk ve neşe hormonları endorfin ve serotonini harekete geçirir.
NEŞE VE BİLGELİK
Bu ortam içerisinde sembolizmin estetize edilmiş özelliklerini görmek mümkün.
Örneğin Catrina metaforu… Ölüler günü için hazırlanan kıyafetlerin hemen hemen hepsinde görülebilen kuru kafa ve iskelet Catrina ikonundan üretilmiştir.
Catrina, kafasında kocaman bir Fransız şapkası taşıyan bir kuru kafa kadındır. Meksika ölülerini temsil eder.
Normalde bir korku imgesi olarak kabul edilen iskelet ve kuru kafanın bir neşe vesilesi ve festivalin temel unsuru olarak kabul edilmesi son derece öğreticidir.
Antik medeniyetlerden bugüne kadar olgunlaşarak gelen bir mutluluk felsefesini anlatır.
DEVİNGEN HAYAT, YAŞAM SEVİNCİ
Ölüm ve yaşam hayatın devingenliği içerisinde kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır ve birlikte yürürler. Ölümü yok sayamayız, ölüm acısıyla da yaşayamayız. Ölüleri hep hatırlamalıyız; ama bir acı vesilesi olarak değil… neşe ile, en güzel hatıralarıyla… Hatırımızda tuttukça onlar hep bizimle kalacaktır.
Bir korku nedeni olmamalılar, onları hatırladıkça neşe ve sevinçle hayata bağlanmalıyız; çünkü yaşam her bir kişiye sunulmuş bir armağandır.
Kaybettiklerimize duyduğumuz acı elbette ki yok olmaz; fakat ne var ki onları Ölüler Günü’nde olduğu gibi renkli ve neşeli bir dünyada kabul edersek, yaşam anlamlı ve mutlu olur. Bu sayede sevgi ve aile bağlarımız güçlenir.
Hayat devam ediyor.. ve mutlu olmak istiyorsak, yaşamın güzelliklerini görmek zorundayız.
Ölüler Günü üzerine daha çok düşünmeye, daha çok okumaya ihtiyacımız var.










