1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mustafa Özgür Sancar
  4. İspanya ve Brezilya geleceğini oyluyor-2… Bir derinlik ve perspektif sorusu: Avrupa ‘sağcı’laşıyor mu? 

İspanya ve Brezilya geleceğini oyluyor-2… Bir derinlik ve perspektif sorusu: Avrupa ‘sağcı’laşıyor mu? 

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Çinlilerin ”İlginç çağlarda yaşayasın” atasözü, kötülük yapan birisine karşı beddua anlamını taşır. Doğa olaylarının, savaşların, toplumsal yıkımların olduğu dönemleri anlatır bu söz ve temelde kötü olanın benzer kötülükle karşılaşabileceği koşulların içerisinde kalmasını istiyor olmayı ifade eder.

Toplumsal eylemlerin yükseldiği, ekonomik dengelerin altüst olduğu ve olağanüstü nitelikli seçimlerin eşiğinde olan Avrupa bir tür ”ilginç çağ” yaşıyor.

Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya, Portekiz ve başka ülkelerde ortaya çıkan protestoların nedenleri farklı gözüküyor; ancak AB’nin temel eğilimleri açısından belli ortak özelliklere de sahip.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI, BUMERANG ETKİSİ

Enerji, kira, ulaşım ve gıda maliyetleri son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde toplumsal taleplerin merkezine yerleşti.

Özellikle enerji fiyatları konusunda Avrupa’nın Rusya’dan uzaklaşmasının maliyetleri, Ukrayna savaşı sonrası güvenlik harcamaları ve Orta Doğu kaynaklı yeni enerji baskıları seçmen davranışını yüzde yüz kesinlikte etkiliyor.

Washington’la birlikte Rusya’yı çerçevelemek adına, Ukrayna’yı kışkırtan, destekleyen AB’nin gösterdiği silâh bir bumerang gibi dönerek kendisini vurdu.

Avrupa’da birçok seçmen artık ideolojik tartışmalardan çok şu soruya odaklanıyor: ”Devlet benim günlük hayatımı iyileştirebiliyor mu?”

Bu nedenle göç, enerji, konut ve güvenlik gibi somut meseleler kültürel tartışmaların çok önünde yer alıyor.

BİR DERİNLİK ve PERSPEKTİF SORUNU/SORUSU: AVRUPA SAĞCILAŞIYOR MU?

Sağcı AfD’nin Almanya’da, yine sağcı Le Pen’in Fransa, Meloni’nin İtalya’da yükselişi yalnızca düzensiz göç dalgası üzerinden açıklanamaz.

Bu türden sağ partilerin hızlı yükselişini
* küreselleşmeye tepki,
* neoliberal reformların yarattığı eşitsizlik algısı,
* satın alma gücündeki erime,
* siyasi elitlere güvensizlik başlıklarında inceleyebilir.
Dolayısıyla AB’de sağ yükseliyor ya da Avrupa sağa kayıyor sorusundan hareketle doğru sonuca ulaşamayız. Bu üç parti, diğer AB ülkelerindeki sağcılarda olmayan bir yönelime sahip: ABD’ye mesafeliler, Rusya ile ticari ilişkilerden yana tutum alıyorlar, sosyal demokratlardan farklı olarak sosyal destek programlarına sâhipler.
Özetle ”Avrupa sağa” teslim şeklinde bir başlık, derinlik ve perspektif sorunu olan bir yaklaşımdır.
Belli ülkelerde ”Avrupa solu”nun yapamadığını sağ partiler yapıyor.

İspanya’nın en prestijli gazetesi El País ile radyo istasyonu Cadena SER, Almanya, İtalya ve Fransa’daki durumun, sosyal devletin yok olmasından kaynaklandığını belirtiyor.

İspanya’daki konut krizinin Avrupa’daki daha büyük dönüşümün bir parçası olduğu savunuluyor.

Burada karşımıza temel bir başlık çıkıyor:

* Şâyet sosyal demokratlar konut, ücret ve enerji sorunlarına çözüm üretemezse,
* protestoların siyasi kazananı sol değil sağ olabilir.

Bu değerlendirme ağırlıklı olarak Fransa’daki eylemler için yapılıyor. Le Monde’daki analizlerde protestoların otomatik olarak solu güçlendirmediği, aşırı sağın toplumsal öfkeyi kendi lehine çevirebildiği vurgulanıyor.

FARKLI SİYASÎ KUTUPLARIN AYNI POLİTİKADA BİRLEŞTİĞİ BİR YENİ AVRUPA DENKLEMİ

Fakat İspanya’da konjonktür farklı işliyor; çünkü konut gibi temel ihtiyaçlar ve dış politika konusunda benzer eğilimler Almanya, Fransa ve İtalya’daki bu partilerle İspanyol sağı arasında değil, hükûmetteki Sosyalist İşçi Partisi ile benzerlikler taşıyor. Farklı kutupların doğru politika çerçevesinde buluştuğu bir çizgi oluşuyor.

Avrupa Birliği’nin büyük ekonomileri arasında İspanya özel bir konuma sâhip.

Başbakan Pedro Sánchez Filistin konusunda İsrail’e en sert eleştirileri yönelten liderlerden biri, Trump’a açıktan karşı çıkan Avrupalı lider… NATO’da savunma harcamalarının %5’e çıkarılmasına direnen isimlerden bir tanesi, yeşil dönüşüm ve sosyal devlet politikalarının savunucularının başında geliyor Bu nedenle İspanya’daki Kasım seçimi ulusal sınırları aşıyor.

Sánchez’in erken seçim kararının amacı yalnızca hükümeti kurtarmak değil.

Amaç aynı zamanda şu soruyu seçmenin önüne koymak: ”Avrupa’nın geri kalanının gittiği yoldan mı gideceğiz, yoksa farklı bir yol mu seçeceğiz?” – El País (06.10.2026)

Son anketlerde olası sağcı/neoliberal PP-Vox ittifakının galibiyet ihtimali yalnızca bir hükümet değişikliği olarak değil;

* göç politikası,
* Filistin politikası,
* ABD ile ilişkiler,
* savunma harcamaları,
* enerji politikalarında İspanya’yı bağımlılığa ve geriye sürükleyecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Dış politikadaki hamleler iç politika ve ekonomiyi doğrudan etkiliyor.
Beyaz Saray’ın sık sık ekonomi üzerinden tarife tehditleri, NATO konusunda harcamaları arttırma baskısı ABD’ye ekonomik olarak bağımlı ülkeler sorunsalı gerçeğini, AB açısından, su yüzüne çıkartıyor.

KÜRESEL GÜNEY’E DOĞRU: TİCARET ÇEŞİTLİLİĞİ, YENİLENEBİLİR ENERJİ, YENİ GÜVENLİK ARAÇLARI

Küresel Güney’e yönelerek ekonomik açıdan seçenekler üretmek, enerji krizinde yenilenebilir enerji gibi önlemler geliştirmek ve enerjinin daha ucuz temin edilebileceği seçenekleri devreye sokmak İspanya ve bence Avrupa’nın diğer ülkeleri için gerçekçi bir çıkış yolu sunuyor.

Sánchez, belki Ukrayna’dan yana açıklamalar yaptı; fakat Rusya ile enerji ticaretini sıfırlamadı.
Gözardı edilmemesi gereken bir ayrım: Çin gibi ekonomide yükselen ve büyüyen ülkelerle işbirliği konusunda efor sarfetti; Çin Halk Cumhuriyeti’ne 6 ziyarette bulundu, ekonomi alanında anlaşmalar yaptı.
Bunların hepsinin iç siyasete ve halkın gönencine direkt etkisi var.
Brezilya’da Lula’nın Stratejik Özerklik politikası, ülkeye ekonomik ve siyasî olarak ne kadar büyük kazançlar getirdi ise aynı Stratejik Özerklik çabası Sánchez hükûmeti sayesinde İspanya’nın da gelecek hanesine kazanç olarak yazılıyor.

6 ÇİN ZİYARETİ, TEKNOLOJİ TRANSFERİ, YEREL ÜRETİM, İSTİHDAM

Sánchez’in Çin politikası “Çin’le yakınlaşma”dan ziyade ticari ortakları çeşitlendirme, İspanya’ya yatırım/teknoloji çekme ve ekonomik bağımlılıkları azaltma temel hedefine haiz. Nisan 2026’daki Çin ziyaretinde 19 anlaşma imzalandı; bu çerçevede PSOE hükûmeti teknoloji transferi, yerel üretim ve istihdam vurgusu yaptı. Lula’nın Çin’le geliştirdiği ilişkinin benzerini Sánchez İspanya adına yapıyor.

Diğer yandan Vox ya da PP gibi partilerin çizgisi tam olarak ABD’ye bağımlı ve Atlantikçi çizgide.

PSOE ve Sánchez klasik Avrupa sosyalizmi modelinden (sosyal demokrasi) farklı bir siyasî çizgi izliyor.

Politikasını sol → sosyal politika → refah devleti biçiminde okumak yetersiz.

Partisi Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) sosyal devlet + yenilenebilir enerji + stratejik özerklik + çok taraflılık + ABD’ye belirli mesafe + Çin dâhil farklı ekonomik ortaklarla ilişkiler şeklinde formüle edebileceğimiz bir denklemde, ABD dâhil her ülke ile karşılıklı bağımsızlığa saygı temelinde ticari, ekonomik ilişkilere kapı aralıyor.
Ülkesini dış etkilere karşı koruyacak politik ve hukukî bir zemin oluşturuyor.

STRATEJİK ÖZERKLİK, BAĞIMSIZLIĞA SAYGI, TÜRKİYE’NİN İHTİYACI

İspanya’nın pozisyonunu “non-alignment”dan ziyade “strategic autonomy” üzerinden okumak daha doğru. Ekonomik, ticari ilişkileri reddetmiyor, bağımsızlığa saygı istiyor. Çin’le yaşlı kıta Avrupa arasında ticaret açığının sürdürülemez olduğunu vurguluyor.

2025’te AB’nin Çin’le ticaret açığının 360 milyar avroyu aştığını belirterek ilişkinin yeniden dengelenmesini savunuyor: ”Çin Avrupa’ya yatırım yapsın, teknoloji getirsin, üretim ve istihdam yaratsın; fakat ilişki daha dengeli olsun.”

Bu nedenle İspanya’nın Çin politikasını stratejik çeşitlendirme + ekonomik pazarlık olarak okumak gerekir.

Bir önceki yazımda belirttim, tam olarak Türkiye’nin ihtiyacına karşılık gelen bir dış politika çizgisi: Stratejik Özerklik.

Sánchez’in son iki NATO zirvesinde (Sonuncusu Ankara’da yapıldı) Trump’ın üye ülkelerin GSMH’lalarından birliğe %5 savunma bütçesi ayırmaları konusunda dayatmasına direniyor olması tek başına savunma politikası konusunda gösterilmiş bir muhalefet şerhi olarak okunmamalı.

Bundan daha fazla olarak Avrupa güvenliğinin yalnızca tank, füze ve asker sayısıyla sağlanamayacağı gerçeği; enerji güvenliğinin de bir güvenlik biçimi olması; aynı şekilde sanayî kapasitesi ve teknolojik bağımsızlığın… ek olarak sosyal istikrar ile ekonomik dayanıklılık özelliklerinin de güvenlik sağlayıcı olduğunu vurguluyor.

Yâni bu çizgide ”Savunmaya para harcamayalım!” gibi basit bir yaklaşım yok. ”Avrupa güvenliği için kaynakları nereye ve nasıl harcayacağız?” biçiminde doğru bir sorunun yanıtı var.

BAĞIMSIZLIK: İKLİM POLİTİKASI, DÜŞÜK MALİYETLİ ENERJİ

PSOE ve Sánchez’in siyasî anlatısında yenilenebilir enerjinin sadece iklim politikası değil, stratejik egemenlik politikası olduğu gerçeği var: Güneş + rüzgâr → daha az ithal fosil yakıt → daha az jeopolitik risk → daha düşük enerji maliyeti → daha güçlü sanayi → daha fazla stratejik özerklik.

Bu nedenle İspanya’nın yeşil dönüşümü Almanya başta olmak üzere pek çok AB ülkesinden farklı bir siyasi anlam kazanıyor.

İspanya’da 29 Kasım’da yapılacak erken seçimde ”Sánchez mi, Feijóo mu?” sorusunu aşan bir üst denklem var: İberya Yarımadası’nın en büyük ülkesi İspanya bağımsızlık yolunu mu seçecek, ultra liberal PP ve aşırı sağcı Vox marifetiyle ABD politikalarının tam uygulayıcısı uydu bir ülke mi olacak. Sorunun cevabı Avrupa’da son yıllarda oluşan siyasî dalganın yönünü de ortaya koyacak.

BREZİLYA BARBALIK ile DEMOKRASİ, HEGEMONYA ile BAĞIMSIZ ve EGEMEN DEVLET EŞİĞİNDE

Brezilya’da ise devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turu 25 Ekim’de yapılacak. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi ultra liberal, ABD’ci Flávio Bolsonaro’nun ilk turda küçük oy farkı ile önde olması, bağımsızlıkçı ve halkçı Lula’nın kaybedeceği anlamına gelmiyor. İlk turda 33 milyon kişi sandığa gitmedi.
Lula bu büyük kitleyi mobilize edecek ikinci tur oylamasında doğru plânlara sâhip. İlk turda elenen merkez sağdaki diğer adayları, örneğin Augusto Cury, destekleyen ya da oy kullanmamış, ancak kendini onlara yakın hisseden merkez-sağ seçmen üzerinde Lula’nın “aşırı sağ karşıtı” bir konsolidasyon yaratma ihtimali bulunmaktadır: ”Oy kullanmazsanız aşırı sağın dışlayıcı, yankee (ABD) politikaları altında ezilirsiniz! Ülkenin bağımsızlığı elden gider!”

LULA BAĞIMSIZ ve EGEMEN DEVLET VADEDİYOR, BOLSONARO YANKEE YÖNETİMİ…

Lula’nın reel politikteki plânlarının dışında başarılı bir siyasî geçmişe sâhip olması en büyük avantajı. Yoksulluğu azaltmaya yönelik sosyal yardım programları ve geçmiş dönemdeki ekonomik büyüme başarısı sayesinde özellikle ülkenin yoksul kesimleri ve kuzeydoğu eyaletlerinde hâlâ çok güçlü bir tabana hâkim.
Lula, kampanyasını “demokrasi ile barbarlık arasındaki bir mücadele” olarak tanımlıyor. Flávio’nun babası Jair Bolsonaro’nun (eski devlet başkanı) darbe girişimine karışması nedeniyle hüküm giymiş olması, Lula’yı demokratik kurumların tek güvencesi olarak konumlandırmasını sağlıyor.

Bunlardan çok daha önemlisi Lula, Brezilyalılara zenginliğin eşitçe paylaşıldığı, tam bağımsız ve egemen bir ülke vadediyor.

İspanya ve Brezilya sadece sandığa gitmiyor, geleceğini oyluyor.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!