Murat Bölükbaşı yazdı…
Geçtiğimiz hafta Türkiye 3. Liginde çok konuşulan ve gündemi işgal eden bir futbol maçı oynandı.
Sebatspor- Fatsa Belediyespor arasında oynanan maçın 82. dakikasında Fatsasporlu oyuncunun frikikten attığı net ve son derece estetik golü saymayan hakem triosu, taraflı tarafsız herkesin tepkisini çekti.
Bu bir ilk değildi, son da olmayacaktı. Kanımca, sahada gerçekleşen bir olayı tribünlerin gördüğü, ama maçı yöneten bir hakemin görmediği bir durum sonucunda hakeme koro halinde “İnbe Hakem” betimlemesini yapan ve ittifak halinde bunu seslendiren, muhtemelen dünyadaki tek örnek ülkeyiz.
Hakemin yanlış karar vermesi tıbben dış dünyada gerçekleşen somut bir görüntünün zihinde canlandırılamaması olarak da (Afandazya) değerlendirilebilir. Dünyada her elli kişiden birinde bu problemin olduğu ifade edilmektedir.
Lakin, sahada 4 hakemin bu kararda hemfikir olması ve bunun bir haksız karar olarak toplum nezdinde kabul görmesi tribünlerimizde 1947 yılında Mithat Paşa Stadyumu’nun açılışında maçın orta hakemi Sulhi Garan’a söylendiğinden beri sıkça duyduğumuz sözlü bir eylemle karşılık buluyor; “İnbe Hakem”..!
Hakem, sahada tek yetkili karar merciidir. Verdiği kararların bütün sorumluluğu ve yükü onun üstündedir. Dolayısı ile hakem, her şeye hakimdir. Ancak hakemin verdiği kararlar sahada mücadele eden takımları ve tribünleri direkt olarak etkilemekte ve bu haksız kararlar sonucunda birçok kesim zarar görmektedir. Olay anında ve sonrasında zarar görenin zararını tazmin etme imkan ve emsali olmadığı için, tribünler mağdur olmanın haksızlığa uğramanın öfke ve çaresizliği içinde cezayı anında keser; “İnbe Hakem”..!
Aslında bu bir oyuna değil, insanı insan yapan ve toplumsal yaşam normunu düzenleyen adalet olgusunun alınan kararlar ve sonuçlarıyla yerle yeksan edilmesine karşı tepkisel bir durumdur.
Kanun ve yasalar çerçevesinde haklı isyanın haksız bir sonuç doğurmaması adına tribünlerin ciğerinden gelen toplu bir basınç düşürme ve normale dönme ihtiyacının regülatörüdür; “İnbe Hakem”..!
Futbol sahalarımızda yaşanan haksızlıklara gösterdiğimiz tepkiler, yaşadığımız hayatta karşı karşıya kaldığımız haksızlıkların adeta bir iz düşümüdür. Yaşadığımız ve yaşamak zorunda bırakıldığımız bütün kötülükler ve haksızlıklar bizleri “İnbe Hakem” açmazının içine hapsetmektedir.
Açlık sınırı 31 bin lira iken, ev kirasına çoluk çocuğun desteğiyle 25 bin lira ödeyip, 25 yıl çalışıp biriktirdiği sosyal güvenlik ödemesi elinden çalınıp 20 bin lira ile açlık ve sefalet içinde ölüme terk edilmişliğin isyanıdır “İnbe Hakem”..! 25 bin lira kira ödeyip asgari ücretle çalışan, lakin iki çocuğunu okutmak ve evini geçindirmek için ikinci bir işte çalışmak zorunda kalan bir babanın sabır tesbihidir “İnbe Hakem”..!
EYT’liler için, ‘yasal hırsızlık yaptılar’ diyenlere Merkez Bankası’nın iç ettiğiniz 128 milyar doları nerede? KKM’de faiz olarak dağıttığınız bu milletin 60 milyar doları nerede? İmamoğlu’nu içeri atmak adına yaktığınız 60 milyar dolar nerede? Köprülere, havaalanlarına, otoyollara, dolmayan statlara, şehir hastanelerine gömdüğünüz milyarlarca dolar nerede? Suçsuz yere hapishanelerde çürüttüğünüz insanların aileleri paramparça olurken, iktidarınız uğruna taşa çevirdiğiniz vicdanlarınız nerede? diye sormak isteyenlerin, ama sorabilecek anayasal bir hukuk düzeni kalmadığı için soramayanların sessiz isyanıdır; “İnbe Hakem”..!
“Geçinemiyorum diyen emekliye şükürsüz diyenle, 500 bin lira emekli maaşımla bir ay idare edemiyorum’’ diyen aynı yolun yolcusunun arkasından ‘’gidişin olsun ama dönüşün olmasın’’ demenin en yalın halidir; “İnbe Hakem”..! “AKP, MHP, DEM bu süreci birlikte yürüteceğiz diyenle, Öcalan’a ‘sayın, kurucu önder’ deyip umut hakkı isteyenle, el yükseltiyorum, Kürtlere devlet vadediyorum’’ diyeni sabır taşında öğütenlerin yutkunma ve öksürme ihtiyacıdır. ‘’Siz bu yaptıklarınızdan utanmıyor musunuz? diye soranlara, UTANMIYORUZ” diyenlerin karşısında atılmış bir sessiz çığlıktır; “İnbe Hakem”..!
Yanan bir ormanı içinde sincabıyla, tavşanıyla, geyiğiyle, tilkisiyle birlikte sende yanıyormuş gibi hissetmek. Çocuklukta yüzdüğümüz balık tuttuğumuz suyundan içtiğimiz gölün, derenin, akarsuyun kuruduğunu, geri dönmemek, bir daha kavuşmamak üzere elimizden akıp gittiğini görmek. Kendi karnımızı doyuramıyorken barınaklarda kötü yaşam koşullarında ölüme terk edilen insan dostlarına sırtımızı dönmek zorunda kalmak. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine’’ demenin anlamını ve değerini yitirdiği bir toplumda suçun büyüğü bende bizde hepimizde diyebilmenin, gerektiğinde çuvaldızı kendi etine batırabilmenin insanca ve yalın kılıç haykırışıdır; “İnbe Hakem”..!