Mustafa Özgür Sancar yazdı…
İspanya kapitalist Batı dünyasının Avrupa sosyalizmini temsil eden örneği olarak ön plana çıkıyor.
Faşist Franco’nun 36 yılı aşkın iktidarının ardından, halkın demokratik ve sosyal tercihleri sayesinde Avrupa sosyalizmi kavramının geliştiği İspanya, temelde kapitalizmden kopuşu içeren bir rejime sahip değil. Avrupa sosyalizmi dedikleri, kapitalizmin çalışan kesimler lehine ehlileştirilmesinden ibaret; kapitalizmin reddi ya da bilimsel sosyalizm temelinde yeni bir dünyayı ifade etmiyor.
Dolayısıyla sosyalizm üzerinden bir İspanya güzellemesi yapmak doğru olmaz. Orada sosyalist bir düzen yok.
HALKÇILIK, BAĞIMSIZLIKÇI DIŞ POLİTİKA
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez liderliğindeki sosyalist hükümet (PSOE), bu parti merkez solu temsil ediyor, sol ittifak Sumar’ın desteğiyle, bir azınlık hükümeti niteliğinde olmasına karşın, başarılı işler yapıyor. Ülkede istihdam ve yatırımların artmasını sağlayan politikaları hayata geçiriyor, halktan ve dünya barışından yana tutarlı bir çizgide ilerliyor.
Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) Trump yönetimini direkt olarak hedef alan, güçlü politikalara sahip, bu nedenle Parti çevresi, Sánchez’in ailesi, eski başbakan Zapatero yasa dışı finans baskınına maruz kaldı.
Halkçılık ve bağımsızlıkçı dış politikanın birbirine sıkı sıkıya bağlı ilişkisinden doğan tutarlılığı onları, dünyanın ABD’den ibaret olmadığı gerçeğiyle buluşturdu.
İSPANYA, AB’YE ÇOK KUTUPLU DÜNYAYA DÖNÜŞTE ÖCÜLÜK EDİYOR
Sánchez görev süresinde altı kez Çin’i ziyaret etti, ülkesine Çin yatırımcıların gelmesi için protokoller imzaladı. Kendisi ve partisi ABD’nin İran saldırısına cepheden ve tutarlı biçimde karşı çıktı.
Ülkedeki üsleri İran’a saldırı için Trump’a kullandırmadı. Görev süresi boyunca altıncı Çin ziyaretini yaparak dünyanın ABD’den ibaret olmadığını, çok kutuplu dünya ve ticaretin Avrupa için de ihtiyaç olduğunu kıta Avrupası ve tüm dünyaya gösterdi.
İsrail’i, Filistinlilere yaptığı katliamdan dolayı her platformda kınadı ve siyonist rejim için yaptırımlar talep etti. Bunun sonucunda önce yasadışı finans baskınlarına maruz kaldı, Trump’ın açık tehditleriyle karşılaştı.
TRUMP’IN TEHDİTLERİ VE DÜZENSİZ GÖÇMEN KRİZİ
Trump, İspanya’yı geniş çaplı bir ticari ambargo uygulamakla tehdit etti, etmeye devam ediyor. Ne var ki tehditler Sánchez’i yolunda saptırmadı; İspanya başbakanı televizyondan halka seslenerek operasyonu “uluslararası hukukun ihlali” ve “büyük bir hata” olarak nitelendirdi.
Trump’ın NATO müttefiklerinden talep ettiği savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma baskılarına Sánchez açıkça karşı çıktı. ”NATO harcamaları için istenilen bütçe halkın yararı için kullanılmalı” dedi. Trump bu nedenle İspanya’yı ”berbat bir ortak” olarak nitelendirdi; ki bu söz bence Sánchez hükûmetinin ne kadar onurlu olduğunu gösteriyor.
Şimdi hükûmeti derin bir krize götürmeyi amaçlayan düzensiz göçmen sorunu ile karşı karşıya…
Muhafazakâr ve sağ seçmene hitap eden El Mundo gazetesi düzensiz göçmen meselesinin arkasında uluslarası bir plân olduğunu daha iyi anlamamızı sağlayan röportajlar yaptı.
FAS KRALI, MONARŞİ, ABD-İSRAİL İLİŞKİSİ
İspanya’nın Kuzey Afrika sınırı kabul edilen Ceuta ve Melilla özerk bölgelerine yasadışı giriş yapan insanlarla yapılan röportajlarda, göçmenlerin tamamının Faslı olmadığı, Cezayir ve diğer Kuzey Afrika ülkeleri ile Afrika’nın yoksul yerlerinden pek çok insandan oluştuğu ortaya çıktı. Daha önemlisi bu yoksul insanlar Fas kolluk kuvvetlerinin zor kullanmasıyla denize atılmışlar, geri dönüşü olmayacak biçimde İspanyol adalarına doğru yüzmeye mecbur bırakılmışlar. Çok açık gözüküyor ki, Fas kralı VI. Muhammed’in emriyle insanlar İspanya’ya göçe zorlanmış.
Ceuta ve Melilla, Fas’a çok yakın, İspanya anakarasına daha uzak iki ada olmasına karşın, kolonici dönem işgalinde dolayı İspanya toprağı; Cebeltarık Boğazı’na olan stratejik konumu onları uluslararası siyaset ve jeopolitikte hayatî bir öneme taşıyor.
Bir önceki yazımda İspanya-Fas ilişkilerinin tarihî bakımdan reaksiyoner olduğunu belirtmiştim. Fransız, İngiliz ve İspanyol kolonicelerine karşı, Faslıların haklı tepkilerini gözardı etmemekle birlikte, bugünün reel politiğinde, temelde Fas’a ait olması gereken bu iki adanın farklı rol oynadığını anlamamız gerekiyor.
Şu anda, mesele kolonizasyon döneminin hesaplaşması değil.
Fas’ın yönetim modeli parlamenter anayasal monarşi olarak tanımlanıyor; fakat pratikte Atlas Dağları dâhil her şey hanedanın özel mülkiyetinde. Kraliyet ailesi yürütme ve yasama yetkilerini elinde tutar, din ve devlet işlerinin hükümdarın otoritesinde birleştiği melez bir sistem uygulanır. Kral hem devletin başı hem de anayasal olarak “Emirü’l-Müminin” (Müminlerin Komutanı) unvanıyla dîni liderdir. Parlamento seçimlerinin ardından başbakanı ve onun önerisiyle kabine üyelerini bizzat atar. Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder; ordu, emniyet ve dış politika doğrudan kralın kontrolündedir. Kral, anayasal çerçevede parlamentoyu feshetme ve erken seçim kararı alma yetkisine sahiptir.
Kral ülkeyi özel mülkiyeti gibi yönettiği için halk tüm kaynaklardan mahrum kalıyor. Nüfusun yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda. İşsizlik dünyanın en büyük oranlarında; iklim krizine bağlı su kıtlığı kırsal alandaki tarımı bitirdi; tarımsal üretim ve iş alana sıfıra dayandı. Bu koşullarda Fas’taki yoksullar ordusunun, bir kurtuluş umudu olarak, Avrupa’ya kaçmaya çalışması yadsınamaz.
Fas Krallığı’nda Parlamento sözde bir varlıktır; kral ne derse o olur. İspanya ve Birleşik Krallık’ın (İngiltere) kral ve ailesi sembolik olarak yönetim hiyerarşisinde yer alır; Fas’ta tersine parlamento semboliktir.
Tek kişi eliyle yönetilen, monarşik rejimler, dünya paylaşım stratejisinde, devamlı olarak, ABD ve onun müttefikleriyle hareket eder. Trump yönetimi ve Netanyahu’nun kral Muhammed VI’ya siyasi ve malî vaatleri açık kaynaklarda yer buluyor.
Trump yönetimi ve İsrail, yasadışı finans baskınından sonra İspanyol hükümetini yıkmak için Fas kralı ve onu sebeb olduğu düzensiz göçmen krizini kullanıyor.
ABD politikalarıyla tam uyumlu İspanya’daki aşırı sağcı Vox ve merkez sağdaki PP (Halk Partisi) ise bu fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.
ABD-İSRAİL, KRAL MUHAMMED VI’YA VAATLERİ
İspanya’da sosyal medyada yer alan bir illüstrasyon bu oyunu kusursuza yakın tasvir etmiş.
Tahta oturan Fas kralı Muhammed VI’nın ayaklarına kapanan Vox lideri Abazcal, kolunda çıkartma şeklinde İspanyol bayrağı var, Kral’ın arkasından Trump ve Netanyahu, işin arkasında olduklarını ispatlarcasına bakıyorlar ve Fas bayrağındaki yıldız ile İsrail bayrağındaki yıldızı örtüştüren bir benzetme… Son detaya katılmıyorum, Fas ile İsrail’i ideolojik olarak örtüştüremeyiz. Fas’ın yıllarca koloniciliğe karşı savaşmış onurlu bir halkı var.
İllüstrasyon, sembol detayı dışında, tüm gerçeği anlatmış.
Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Ceuta’daki düzensiz göç krizinde ABD-İsrail parmağı olduğunu tespit etti. Benyamin Netanyahu’ya yönelik olarak “Filistin’in özgürlüğünü elinden aldıkları aynı parayla, şimdi de Avrupa’nın demokratik ilerici yapısını yok etmek istiyorlar” dedi.
”Faslıların Ceuta’ya yönelik sivil istilası, Franco’nun özgürlükçü cumhuriyeti devirmek ve İspanya’ya yeniden girmek için kadim Kurtuba Halifeliği’nin torunlarıyla yaptığı ittifakı taklit etmektedir. Fas halkı gözünü İspanya’dan ayırmalı ve dünyada firari bir soykırımcı olan Netanyahu’nun emellerine teslim edilmiş olan Fas’ın kendi gücüne odaklanmalıdır. İspanya kanla yazılmış tarihini hatırlamalıdır; İspanyol halkını faşizme sürüklemek istiyorlar ve İspanyol halkı ‘Geçit yok!’ demelidir, Arap medeniyeti de ‘Geçit yok!’ demelidir.”
-Gustavo Petro, Kolombiya Cumhurbaşkanı
Trump ve İsrail, hükümet operasyonları ile kendine bağlı iktidarlar kurma teşebbüsünü devam ettiriyor.
BEYAZ SARAY’IN HÜKÛMET İNDİRME PLÂNI: KOLOMBİYA, PERU, BOLİVYA, NİKARAGUA VE İSPANYA
Kolombiya, Peru, öncesinde Venezuela ve Bolivya’da aynısı yaptılar, kendilerine tam entegre neo liberal partiler için kamuoyu ve bütçe oluşturdular. Bu ülkelerin yaptığı son seçimlerdeki hileleri organize ettiler.
Nikaragua’da devlet başkanı Daniel Ortega aynı tehlikenin kendi ülkesi için geçerli olduğunu net gördü; bir idari önlem olarak seçimleri askıya aldı.
Kolombiya’da 21 Haziran’da düzenlenen seçimleri hatırlatan Petro, burada yapılan seçim operasyonu ve hilesini şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte açıkladı: “Kolombiya’daki seçim hilesinin parasını ödeyen de Netanyahu’dur ve bu yüzden beni susturmak istiyorlar. Kolombiya seçimlerindeki dijital müşahitlerin koordinasyonundan, egemen Kolombiya halkının kararları üzerinde algoritmalar vasıtasıyla dayatılan istatistiksel şablonu pazartesiyi beklemeden hemen şimdi ifşa etmelerini talep ediyorum. Şimdi medeniyetler arası diyalog vaktidir ve faşizm durdurulmalıdır.”
Trump yönetimi, Latin Amerika ülkelerinde yaptığını İspanya’da yapmaya çalışıyor; kendine tam bağımlı hükümetler yaratmak için, ABD politikasına karşı duran hükümetleri indirmeye yelteniyor.
AKP medyası ya da ”yorumcuları” İspanya’daki düzensiz krizin İsrail’den kaynaklandığını söylüyor; ABD’ye lâf edemiyorlar. İsrail’in ABD’nin bilgisi ve kontrolü olmadan uluslararası bir operasyon yapması imkânsız. ABD olmadan İsrail bir hiç…
İspanyol hükümeti, ABD-İsrail operasyonuna iki yönlü diplomasi ile karşılık veriyor. Fas’ı doğrudan hedef almıyor; ama Ceuta ve Melilla’ya asker yığarak caydırıcılığını gösteriyor; daha önemlisi meselenin insanî boyutuna kayıtsız kalmıyor.
Fas tarafından denize sürülerek ölüme terk edilen masum insanların durumunu insanî ve sosyal değerler yoluyla çözmeye çalışıyor.










