‘Casusluk’ iddiası ve suçlamasıyla gözaltına alınan Müyesser Yıldız dün gece tutuklandı.
Ancak ‘tutuklama’ gerekçesi bu sefer çok farklı: Casusluk iddiası gitmiş ‘gizli bilgileri açıklamaya’ dönüşmüş.
Peki gizli bilgiler neymiş?
Savcılık bunun için yayınlanmış iki yazı gösteriyor, birincisi: ‘Libya’ya Hangi Komutan Gitti?’, ikincisi ‘Kim bu Hafter’le görüşen Türk komutanlar’.
Sevgili okuyucu şimdi dünya mizah tarihine gireceksiniz sıkı durun, bahsi geçen bu yazılara bakalım, Müyesser Yıldız’ın kaleme aldığı “Kim Bu Hafter’le Görüşen Türk Komutanlar?” yazısı, iki bölümden oluşuyor, birinci bölüm, ülkelerin yabancı ülkelere asker dışı gönderdikleri paralı askerler üzerine genel analizlere yer vermiş. Burada hiç bir sıkıntı yok, her gün yabancı askerler üzerine binlerce yazı bulabilirsiniz ve bunlar istihbarat görevlileri ve siyasi yorumcuların aleni-açık analizleri.
Sorunlu yer, yazının ikinci bölümü, yazının sonunda ve tek bir cümle, o da şu: Yunan Dışişleri Bakanı Dendias bir gazeteye demeç veriyor ve şunu söylüyor: Hafter’le iki Türk komutanın görüşmesinden memnunum’.
Yani bize göre bir şey yok, Dendias böyle bir demeç vermiş ve Müyesser Yıldız da ‘Kim bu iki Türk komutan?’ diyor.
Görüldüğü üzere bu cümlelerde ‘suç’un uzağından yakınından geçilmiyor. Hiç bir arızalı-şüpheli bir bilgi yok, Dendias böyle demiş, Müyesser Yıldız da bu demeci alıntılayıp ve sonra bu iki Türk komutan kimdi diye soruyor.
Gelelim, Libya’ya hangi komutan gitti, yazısına, bu yazı da teknik olağan bir yazı, önce Cumhurbaşkanımızın Libya’ya gönderilecek askeri unsurları kamuoyunu açıklayan beyanatını uzun uzun veriyor, sonra, gönderilen komutanı yazıyor ve sonra aleni açık mahkeme tutanaklarında gönderilen komutana dair resmi bilgiler aktarıyor, burada da gizli şüpheli hiç bir şey yok. Bu komutanın adı gizliyse, ki hiç sanmıyorum ya da şu an itibariyle gerçekten bilmiyorum, yazıya komutanın adını ifşa etmekten neden ‘erişim’ engeli konmamış, ayrı mesele, suç isnat edilince insan bildiğini de unutuyor kafası karışıyor, yazıya bir şikayet bir itiraz yok.
Ve bambaşka tarafa geçelim, diğer yandan, diyelim bu iki yazı gizli ve şüpheli ise, bu iki yazıya erişim yasağı pekala konulabilirdi, konmamış. Hatırlayın, Barış Terkoğlu’nun tutuklanma sebebi şehit MİT’çi subay haberi gibi bir çok yazıya ‘erişim engeli’ kondu, konuyor. Müyesser’in yazdığı bu iki yazıya ise erişim engeli dahi konmamış, mesela şu anda bu iki yazıyı cep telefonunuzdan bulup okuyabilirsiniz, ki avukatı da dün gece tutuklanma sonrası bu açıklamayı yapıyor, “Şu anda herkes bu yazılara ulaşabilir” diyor, ki biz de ulaşıp yazıları bir daha okuduk..
Anladığımız şunu demek istiyorlar, ‘casusluk’ suçu bulamadık, ama, hayırlısı, çalışıyoruz, şimdilik “kuvvetli suç şüphesi”nden tutuklayalım, sonrası Allah kerim.
Ey Türk Milleti, yukardaki satırlarda mizah yapmadık bir yerimizden uydurmadık, tutuklama gerekçesi ve şüpheli denilen yazıların ne olduğunu aktarıp söyledik çünkü bu yazılar delil diye gösterilerek Müyesser Yıldız ‘tutuklandı.’

Vaziyet budur, sarhoş fıkralarıyla Osmanlı mizahının bir parçası olan ünlü Bekri Mustafa, cenazeyi kaldıracak kimse bulunamayınca, cenaze başına itilip zorla imam yapılır, Bekri de, ölünün kulağına eğilir, “Öbür taraftakiler bu tarafta neler oluyor diye merak ederlerse, Bekri imam olmuş deyin, onlar anlar!”
Ve şimdi, bambaşka bir şey söyleyeyim, Müyesser Yıldız’ın üç ayrı hastalığı olduğunu ve onlarca yıldır haplarla-ilaçlarla yaşadığını biliyorum, ki, Müyesser’in on yılların yorgunu çok zayıf bir bünyesi olduğu herkesin hepimizin malumu.
Müyesser’in çok yüksek bir iradesi var ancak yorgun ve hastalıklarla boğuşan bedeni ancak ilaç ve haplarla ayakta durabiliyor.
İddiam odur ki casusluk suçlamasını asla hazmedemeyen Müyesser Yıldız’ın hapishane şartlarını kaldıramayacak çok zayıf bünyesinin talihsiz sonuçlara uzanması hepimizi milletimizi ve hukukumuzu ve savcıları da göz göre göre çok zor durumda bırakabilir, bu vesileyle.
Bugün itibariyle, Müyesser Yıldız’ın hiç değilse adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını talep ediyorum.
Ancak, Müyesser Yıldız içeri tıkıldığına göre, onun artık soramayacağı soruları sormak bize düşüyor. Şüphesiz Müyesser Yıldız gibi tutanaklara hakim hiç değilim. Oturup yeniden binlerce mahkeme tutanağını gözden geçirmem gerek, ki, zaman alacak, bu yüzden acemiliğimi affedin, çok basit sorularla işe başlayacağım.
Geçen bir arkadaşla hatıraları konuşurken hafıza yarışına giriştik ve yirmi yıl önce gittiğimiz Trabzonspor maçında tribünde yanımızdaki arkadaşları tek tek söyledim ve o gün şeref tribününde oturanları da tek tek isimleriyle söyledim, yani insan gayret edip biraz zorlayıp deşince çok şeyi hatırlıyor.
Sorum, Hulusi Akar’a, Genelkurmay Başkanlığı’na kadar çok uzun bir askeri deneyim ve tecrübeleriniz şahitlikleriniz, bürokratik görevleriniz ve yüzlerce askeri birimle mesainiz oldu!
Bu uzun süreçte tek bir tane FETÖ’cü gördünüz mü?
Tek bir tane FETÖ’cünün ismini savcılığa verdiniz mi?
Halkımızın vergileriyle alınmış uçakları helikopterleri tankları kullanıp halkımızı başından aşağı bombalayan FETÖ örgütünden her hangi birisinden kıllanıp şüphelendiğiniz oldu mu?
Şayet savcılığa mahkemelere tek bir FETÖ’cü ismini vermişseniz, kimlerdir?
Mesela Bylock ya da ankesörlü telefonla yakalanan onbinlerce FETÖ’cünün tek bir tanesiyle tanışmışlığımız oldu mu?
Bu FETÖ’cülerin şüpheli bir vaziyetleri dikkatinizi neden çekmedi?
15 Temmuz gecesi gırtlağınızı sıkıp sizi derdest edecek kadar yakınınızdaki bu isimler hakkında önceden bir şikayet dilekçesi ya da bir sicil çalışmanız ya da amirlerinize bir maruzatınız oldu mu?
Yani onbinlerce FETÖ’cü subay Allah’ın bir hikmeti işte bir gecede birden zuhur edip birden tanklara uçaklara mı binip cinler ordusu gibi mi harekete geçtiler?
Bu ‘cinlerin’ bir sahibi var mıydı? Bu ‘cinleri’ saklayan kimlerdi?
Şimdi Hulusi Akar bey, hala bulunamayan bu kripto cinleri bulabilmemiz için Müyesser Yıldız gibi gazeteciler gibi ‘mahkeme tutanaklarına’ baş vurmak mı daha doğru yol, yoksa, hala bulunamayan bu kripto cinleri hangi duaları okuyup muskaları yazarak tespit edebiliriz!
Sayın Hulusi Akar bey!
Ben bu ‘cinleri’ defetmek için çok güzel bir dua biliyorum, ama önce temiz bir abdest almalı ve Allah’ın karşısında tertemiz niyetlerle kollarımızı açıp şöyle yalvarmalıyız: Allah’ım, sen günahlarımı affet, Allah’ım bizi bir daha yanlış yollara düşürme…
Yani içimi önce Allah’a sonra halkıma ne var ne yok, dökerim.
Yani bismillah başlayalım, euzubillahiminelşeytaniracim, meali şu, ‘kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım’, kim kovulmuş şeytan? FETÖ ve şerrinden sen ben hepimiz Allah’a sığınırız.
Hulusi Akar bey, bunu samimiyetle söylüyorum, kovulmuş şeytanın şerrinden sen ben hepimiz Allah’a sığınalım, Türk Tarihi’nin en büyük davasıdır Türk Tarihi’nde savaşlarda yenilmiş ordularımız dahi bu kadar bitap düşüp mahvolmadı, gelin önce Allah’a, sonra hukuka yani adalete sığınalım.
Size de tavsiyem budur, içinizi dökün, başka türlü bu şaibeler bu makamlar kırklanıp temizlenemez, yoksa adaletsiz ortamın harladığı kinimiz öfkemizle bugün Müyesser Yıldız’a casus deriz yarın başkasına o da başkasına, makamlar mevkiler siyaset şaibe suç iftiralarla birbirine girer, hepimiz kurtların sevdiği bu karambol toz bulutun yine altında kalırız.
Sayın Hulusi Akar bey, gün gelir milletin hafızası unutur diye de düşünmeyin.
Mahkeme tutanakları yayınlamaktan başka işi olmayan Müyesser Yıldız’dan pekala şikayetçi olabiliyorsunuz ama Türk ordusuna onbinlercesi gözler önünde girmiş FETÖ’cülerin hangisi hakkında geçmişten bugüne bir şikayetiniz var? Bilgilendirin bizi, bilemiyoruz, ya da meclis orada komisyonlar kurdu, pekala tek tek halkın ve meclisin huzurunda tane tane söyleyebilirdiniz, bu büyük ayıklama işini beş parasız yoksul bizim gibi çelimsiz güçsüz gazetecilere neden bıraktınız!
Ve binlerce FETÖ’cüyü ifşa eden Müyesser Yıldız filmin sonunda ‘casus’ çıkıyor ama onbinlerce FETÖ’cü kaynayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst düzey görev alanlarından ‘sorumlu’ tek bir kişi neden çıkmıyor?
Sevgili okuyucu, işin gerçeği şu, Terkoğlu’nun olduğu gibi, Müyesser Yıldız’ın da bilgisayarını çok merak ediyorlar, özellikle YAŞ öncesi atayacakları komutanlar hakkında olumsuz bir kayıt var mı diye bir panik olmalı, ya da bilemem, Müyesser Yıldız’a takmışlar işte.
Yazmasın, söylemesin, konuşmasın, neyi, kamuya açık mahkeme tutanaklarını!
Hepimiz yüzlerce CIA mafya gangster polis detektif avukat perde arkası hikayelerini konu edinen filmler izledik. Bu filmlerin istisnasız hepsinin odak noktası hep ne olmuştur? ‘Bilgiyi’ ‘delili’ ortadan kaldırmak ve kim biliyorsa onun işini bitirmek, filmler çok heyecanlı ve sürükleyiciydi ama, filmdi sonunda, iş, sizin gırtlağınıza sizin hayatınıza milletinizin kaderine milletinizi yönetenlerin adalet ve hukuk anlayışına gelince, işte insan, orada?
Euzubillahiminelşeytaniracim!
Müyesser gibi memleket sevgisiyle şöhret olmuş bir yazara bunu nasıl yaparsınız, onu hukuktan vatan sevgisinden soğutursunuz. Şimdi, çağrışım yaptı aklıma düştü, Türkçe ezana bozulup küsüp bir daha ezan okumayan kahramanını, Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Nazım Hikmet, affedin, aklımda kaldığı kadarıyla, şu mısralarla tasvir eder:
Hâlâ gözümün önündedir babam.
Uzun sarı parmaklı bir adam.
Düşkündü eski hattatlara
Sabahları bayram yerinden duyulurdu sala verirken sesi
Küstü
Ezan okumadı
Arapça yasak olduktan sonra.
…
Tertemiz insanları içeri tıkıp yeni iftiralar yeni suçlamalar yeni adetler çıkartıp, küstürmeyin güzel mi güzel gazetecileri adalete, hukuka, yazarlığa küstürmeyin bu soylu yazarları, devlete, kitaba, ezana.
Efendim 20 yaşındayım ve gençlerden umudunu kesenlere rağmen olan biten birçok şeyin sayenizde farkındayım ve çalışıyorum. Hem sizin sayenizde hem de sizin gibi gençliğin, Türk Vatanı’nın geleceğini düşünen vatansever yazarlar, komutanlar ve gazeteciler sayesinde.
2018 yapımlı Börü dizisinin 2. bölümünde, ‘dizide’ Polis Özel Harekat’ın kurucusu olan 3 başkandan 2’sinin (İrfan Başkan, Turgut Başkan) arasında geçen diyalogta bugüne ışık tutan bazı noktalar var. Turgut Başkan balyoz kumpasından içeri alınan İrfan Başkana hapishanedeki ziyaretinde şunları söylüyor:
“Kainatta bir düzen var biliyorsun değil mi? Ama bu senin istediğin ve umduğun gibi bir düzen değil. Bu kollektif ve topyekün bir cinayet düzeni. Hayvansal bir düzen. Şöyle söyleyeyim; böcekleri ezen gagalar, balıkları yutan mideler ve ceylanları parçalayan çakallar. Kısacası kainatta huzur yok İrfan. Sürekli bir mücadele ve acımasızlık var. Huzursa insanın sürekli olarak aradığı ve bulmaya çalıştığı bir umut. Devlet işte bu umut İrfan. Devlet demek medeniyet demek, hak demek. Dinde de, bilimde de, sanatta da hak yiyen kötüdür. Ama bunlar öyle düzen kurmak istiyorlar ki, (FETÖCÜLERİ KASTEDİYOR) hak yemenin, iftira atmanın, şerefsizliğin meşrulaştığı bir düzen. Acımasız kötü kalpli bir düzen.”
Efendim FETÖ’yle mücadele ediliyor deniyor. Ama ‘darbeyi’ yiyen yine Türk Kimliğinin bilincinde olan görevini hakkıyla yapan vatanseverler. Anladığım kadarıyla bunlar artık silahlı darbe yapamazlar, amiyane tabirle yemez artık. Ama böyle önemli, devletin bekası için hizmet veren isimleri (son zamanlarda Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Cihat Yaycı, Müyesser Yıldız) içeri atarak, ordudan tasfiye ederek ne yapılmaya çalışıldığı aşikar. Efendim bu yaşıma rağmen bunca adaletsizliğin ben farkındayım da devlet büyükleri değil mi? FETÖ’cüler ve destekçileri ülkeyi ninniler ülkesine çevirirken de millet uyuyordu, çevirdiler şimdi ninni tatlı geliyor yine uyanan yok. “Uyuyan milletler ya ölür, ya da köle olarak uyanır.” demiş Ata’m. Maalesef yine haklı çıkıyor. Allah bu milleti, bu ülkeyi zalimlerin kötülüklerinden korusun.
Cahit, biz kendimizi koyun gibi görmeyiz. Sözü bilen kişiler vardır, kritik zamanlarda bir haberin ne için kulağımıza değdiğine dair yorum tecrübesine sahip kişiler. Sarsılmaz Türkler. Şimdi Cem Gürdeniz ve Cihat Yağcı denizlerdeki menfaatlerimizin, bilinenin aksine şu değil de bu istikamette olduğunu söylerse onları dinleriz. Dinleyince koyun mu olduk? Nihat Abi gibiler bizim başdanışmanlarımız. Çobanımız değil. Müyesser Hanım gibiler tutuklu yargılanmaz çünkü şöyledir böyledir dediğinde, aynen öyledir. Ama Hulusi Paşa ile ilgili konuştuğunda, alimler arası ihtilaf vuku bulmuş, ben anlamam o işten, deriz. O söyledi diye aynı sözleri sokağa çıkıp çığırmayız. Alimlerin eti zehirlidir. Onlar biribirlerine ne isterlerse söylerler, biz hangi alimin mezhebinde olursak olalım, birbirlerine söylediklerini aramızda tekrarlamayız. Böyle.
Benzer olaylarin hep odatv den patlak vermesi cok dusundurucu..Sadece muhalif olmalari ile aciklanmaya calisiliyor devamli.Feto mucadelesi kelimesi de hep var savunmalarda..O da ilginc…Oyun icinde oyun mu var acaba? Ayni bolgede devamli baruta cakmak cakilip duruluyor..Bizi mezbahaneye dogru goturuyorlar gibi..En sevdigimiz ot tutulunca devamli agzimiza iskilleniyoruz..Rahat hissetmiyoruz biz koyunlar..Sen bilirsin yine de.
İmamoğlu ve yeni CHP’liler bu tutukluluğa üzüldüğüne göre, Tayyip Erdoğan doğru bir iş yapmış demektir.
Sevgili Nihat Genç. Sen de meseleyi bilenler kadar açık ve net biliyorsun ki bu FETÖ’nün yapamadığını bugün gücü elinde tutan legal görünümlü illegal suç örgütleri yapıyor. İsminin önündeki ünvanın ne olduğunun hiç bir önemi yok. H.A üzerinde nasıl bir şüphe olduğunu defaatle yazdı Müyesser Yıldız.
Sevgili Nihat. Şimdi soruyorum sana. Bunlar Fetö den daha mı namuslu? Fetö vatan haini de bunlar vatanperver mi? Koca devlet aklını kaybetmiş ve şahısların güdümüne girmişse ve bu şahıslar elindeki yetki ve gücü kullanarak aynı Fetö gibi Müyesser yıldızı tutup içeri tıkıyorsa bu güçlerin şahısların adını haykırıp bunlara namussuz demeyecek miyiz? Diyorsunuz evet ama bence çok açık değil. Yorumlara bakınca anlarsın.
Adam hala askeri casusluk yapmışsa müstehak falan gibi akıl dışı laflar edebiliyor. Şundan yüzde yüz eminim Sevgili Nihat. Böyle giderse sıra Sen ve senin gibi namuslu insanlara da gelecek. Fetö örneği orada.
Okurken canınızın acıdığını hissettim . Çok üzgünüm.
Dünyanın hangi ülkesi olursa olsun, devletin istihbarat örgütleri mensuplarının ve devletin mahrem askeri görüşmeler yapan elemanlarının basın tarafından araştırılmasına ve bahsedilmesine, isimlerinin açıklanmasına asla izin verilmez. Bunun basın özgürlüğüyle falan ilgisi yok. Holywood filmi çevrilmiyor. Biraz ayaklarınız yere bassın sayın Nihat Genç. Gazeteci olunca her şey mübah olmuyor.
Tarzan zorda satacak bir şey kalmadı kasa boş borç senetlerinden başka bir şey yok .Bas bas paraları matbaada bi dahamı gelicez dünyaya.Süte su katmaya devam ama yakında sularda kesilince eyvah eyvah
Abi biz Müyesser Yıldız’ı çok da bilmeyiz. İşte sen iyi kişidir, diyorsun, biz de öyle diyeceğiz. Yalnız bizim gelenekte bir şey var. Bir kişinin gıybetini yaparsan onun etini yemiş gibi olursun. Gerçi sonradan helallik istedinse, tamam. Siyasetçiler için de, onlar hakkında konuşulan gıybet olmaz, diyebiliriz. Ama ön planda gözükmek istemeyen ( siyaset yapmayan) mülki, askeri veya ilmi erkan aleyhinde uluorta konuşulmaz. Yine gelenekte, onların eti zehirlidir, koklayan hastalanır, yiyen ölür, denir. Mezhebinizden farklı görüş sahibi alimlere dil uzatmayın, denmek istenir.
Yine talim çavuşunun yanında bir binbaşının heybeti ile karargahta çalışan bir çavuş için binbaşının kıymeti arasında fark vardır. Karargah çavuşu binbaşıyı her gün görür, bazen beraber çay bile içer, şakalaşırlar. Ayrıca bu çavuş yarbayı hatta albayı bile kaç defa görmüş, bir keresinde bir general kendisinden çarşıya gidip kızı için pembe boncuklu bir toka almasını bile rica etmiştir. Şimdi benim gibi ağzı laf yapan bir karargah çavuşu askerleri toplasa da kendi gördüğü gibi o rütbelilerden bahsetse, söylediklerinde bir tane dahi yalan olmasa bile yanlış bir iş yapmış olmaz mı?
Ama Türkiye olağanüstü koşullardan geçti, o arkadaş tam da bu özelliğinden dolayı bir çok tehlikeyi önledi, derseniz, o olağanüstü koşullar devam etmesin isteriz.
Yine de sen bilirsin abi, biz uzaktan bakıyoruz, işin iç yüzünü bilmiyoruz. Sen yaptığın mücadelenin bir kısmını bu arkadaşlarla yaptın, daha iyisini sen bilirsin.
Hulisi denilince aklımıza gelenler.
“Darbeci Fetönün Komutanlarından Mehmet Dişli ile birlikte helikopterle Çankaya Köşküne indi.”
“Boynundaki iz”
RTE “Dere geçerken at değiştirilmez.”…GKB Hulisi ve MİT Müsteşarı Hakan’a hitaben
Sayın Nihat Genç, sizi korkusuz ve dürüst bir insan olarak biliriz. Hulusi Akar’la İlgili ne biliyorsanız bunların hepsini açık açık neden yazmıyorsunuz da, sağından solundan dolaşıyorsunuz? Nedir Hulusi Akar ne yapmıştır, bir anlatın da bilelim. Saygılarımla
İnsan zaman zaman ” neler yaptım,nasıl yaşadım,acaba birilerine bilerek ya da bilmeden zarar verdim mi” diye bu dünyada da kendi kendisini sorguya çeker ve hayatının muhasebesini yapar.Allah korkusu olan,düzgün ahlaklı insanlar bunu daima yapmalıdır ki idareci konumunda olanlar yetkileri dolayısıyla yaptıkları şeylerin birilerine zararı dokunur mu diye daha ince eleyip sık dokumaları gerekir.
Hazreti Ömerin Adaleti nasıl oluştu ve nesiller boyu kuşaktan kuşağa bizlere nasıl aktarılıyor,işte O Büyük İnsan nasıl böyle Ulvi Bir Değerle Özdeşleşti,hepimizin bunları düşünmesi lazım.
En sonunda da diyeceğim şudur,Allah Büyüktür,Allah Büyüktür!….
Nihat bey, sonumuz Osmanlı gibi olacak, maalesef sonumuza hazırlıklı olalım.
Müyesser Hanım’a bir zarar gelirse çok üzülürüm ,çok…..Ayağını denk alsın Akp’nin kripto fetöcüleri. Zaten ,fakiriz,yaşlıyız,ümitsiz yaşıyoruz,biz de elin Amerikalı siyahı gibi sokaklara taşarız…..
Artık çok belli oldu Hulusi Akar görevden alınmalı Müyesser yok yere hapiste böyle şey olmaz …bu zulmün sonunda o gazeteci kardeşimize bir şey olursa bu vebali kim alacak? Allah’tan korkunuz yokmu? Kuldan kimse utanmıyor artık…zaten ..bu nasıl ahlak ?