Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. İmamlar ne iş yapar?

İmamlar ne iş yapar?

featured

Diyanet’in yetmiş bin imamı beş vakit namaz dışında ne iş yaparlar? Namaz dışı vakitlerini nasıl değerlendirirler?

Yetmedi şimdi ‘din subaylığı’ konuşuluyor. Her karargahta mescit mutlak var ancak şimdi başlarına ‘imam subaylar’ tayin edilmesi düşüncesi ne anlama geliyor? Asker kendini hiyerarşik disiplin (emir-komuta) içinde beş vakit namaza mecbur hissetmez mi? Şimdi vakit namazını kılmazsam komutan bana takar, demez mi?

Büyük tarihi yalanları tarihçiler uydurdu, tarikatlar-cemaatler ne işe yarar?

Bu abdallar ve dervişler ne işe yarar diyecek cesur gerçekçi tarihçilerimiz çıkmadı. Şeyhlerin asılsız uydurma rüyalarını imparatorluk ideolojisi haline kasıtla getirdiler.

Oysa şeyhler-dervişler-abdallar tarih boyu İmparatorluk’a ayak bağı ve problem olmuştur.

Beyni yıkanmış sağcı dinci kitleleri uyarmak için seminerlerimde, arkadaşlar, tarihçileriniz sizi kandırıyor, bu tarikat ve cemaatlere başka türlü bakmayı deneyin.

Bu tarikat ve cemaatlerin tarih boyu siyasi iktidarla kavgası iskan ve yurt edinme üzerinedir, sultan bize toprak versin’in o yüzyıldaki kooperatifleridir. 

Hikaye çok anlaşılır ve basittir, gazilerimiz ve ahiler ve padişah savaşlarla gayrimüslimlerin kasabalarını kiliselerini evlerini köylerini ele geçirir ve sonra buraların şenlenmesi için gazilere ve ahiler’e yurt ve vakıf olarak bağışlar.

Ve bu boş arazilere nüfus lazımdır, kalabalık derviş grupları da işte bu yeni fethedilen topraklarda pay ister. Sultanın da bu boş toprakların hayata geçirilmesi için bu cemaatlere ihtiyaçları vardır. Tekke ve zaviye, aş evleri, dini eğitim, yolcuları misafir etme, açları yetimleri doyurma, gayrimüslim halkla sıcak ve yumuşak geçinme’ye ihtiyaç vardır.

 Sultan’dan iskan için yurt ele geçiremeyen cemaatler sultan’a meydan okur, zaten bu şeyhlerin büyüklük (kutbiyyet) derdi vardır, yani mekanın büyüğü ve sahibi biziz derler.

Hem Selçuklu hem Osmanlı sultanları bu şeyhlere hem yurt vermiş hem başlarına bela olan bu tarikat ve cemaatlerin yarattıkları tehdit ve kargaşayla başları belaya girmiştir.

Bir-iki padişah dışında istisnasız bütün Osmanlı padişahları bu cemaatlere karşı çok sert tedbirler almış çoğu padişah gözünün yaşına bakmamıştır, tarih boyu kargaşaya sebep olmuşlardır.

Seminerlerimde genç arkadaşlara, size anlatılan ruhani ilahi rüyaları tarih sanmayın, tarihe başka türlü bakın, o günkü sosyal hayat için bugünkü okullar ve oteller ve kahvehanelerin karşılığı olan şeyhlerin idaresinde (hankah, ribat, tekke, zaviye vb.) gibi dervişlerin toplandığı eğitildiği yolcuların misafir edildiği aş verildiği otel hizmeti gören ve dini eğitim ve sohbetlerin verildiği bu kurumlar ilk hallerinden bugün çok farklıdır.

Mesela Balkanlar’daki Saru Saltuk iyi bir örnektir, Selçuklu ve Osmanlı’nın fethedilen topraklarda ‘istimalet’ adı verilen gayri müslim halkı incitmemek iyi geçinmek işlerini kolaylaştırmak ve dini yumuşak anlatmak gibi resmi politikaları vardı. Ve kuruluş yüzyıllarında ahlakda zühde hatta cezbede tıpkı Hristiyan azizleri gibi hayat yaşayan dervişlerin Hristiyanları etkileyip iyi geçindikleri aşikardır.

Ancak derviş abdal gruplarını gazilerle ahilerle bir tutmayın, hayata başka sorular sorun, mesela Batı’da rönesans ve aydınlanma aristokrat ve burjuvanın boş vakit yaratmasıyla ortaya çıkmıştır.

Yani işsiz güçsüz ‘bohem’ insanlar kendilerini bilime kitaba keşfe icada vermişlerdir.

Bizim topraklarımızda en çok boş vakte sahip bu kitleler neden bilimin keşfin icadın önünü açamamışlardır. Çünkü kuruluş dönemlerinde iskan için gayrimüslim halkın kazanılması için yeni şehirler kurulması için gerekli olan bu yapılar zamanla ‘atalet’e miskinliğe hatta boş beleş yaşayan miskin grupların büyümesine ve topluma yük olmaya başlamıştır.

Ve Selçuklu ve Osmanlı’nın ilk dönemlerinde çok büyükçe bir kısmında uydurulan savaşçı ruhlarını zamanla neden kaybetmişlerdir? Belki de savaşçı bir ruhları hiç yoktu.

Tahta Kılıç’lı eren hikayeleri boldur, tahta kılıcıyla savaşa katılan dervişle herkes dalgasını geçer ve sonra güya tahta kılıçla kelle kesip kaleler fethedildiği hikayeleri anlatılır, neden, gaziler gibi cenkte savaşta fetihde hak sahibi olduklarını iddia için.

Selçuklu ve Osmanlı’nın kuruluş dönemlerinde yeni yurtlar ve servetlerin ele geçmesiyle büyük bir zenginlik refah yaşadığı açıktır. Ve insanlar çok az iş yaparak bu tekke ve zaviyelerde bir ömür beleşten asalak yaşadıkları da ortadadır.

Kur’an eğitimi de alan ancak otel ve aşevi hizmeti görevi gören bu tekke ve zaviyelerde büyük kitleler zamanla yan gel yat boş beleş bir hayat yaşamaya neden başladılar?

Tarihçiler bir ideoloji uğruna sormuyor, ancak sizlerin önce bu soruyu sorması lazım, bu zenginliklerin getirdiği yüzyılların bu kadar büyük boş zamanlarını bu derviş grupları cemaat ve tarikatlar nasıl kullandı?

Mesela arapça-arapça deyip duruyorsunuz, onlarca yüzyıl bu dini kalabalıklar hangi telif arapça eseri verdiler, tarihçileriniz çıkıp söylesin, on asır arapça eğitimi verip tek bir telif arapça eser ortaya koyamamak ne demek?

Yanlış tarihi bilgilerle sizi onlar gibi atalete miskinliğe asalaklığa sürüklüyorlar, gerçek budur, dün de bugün de bu cemaat ve tarikatlar devlete çakalın leşe baktığı hazla hırsla yaklaşıyorlar.

Yani üretmeden çalışmadan meslek sahibi olmadan sadece kalabalığına güvenerek ve devleti tehdit ederek on yüzyıldan beri devletten yurt ev kasaba köy yayla vakıf kopartıp ve vakıf gelirleriyle geleni-gideni ve müridlerini ağırlayıp mürid çoğaltmak.

On yüzyılda değişen hiç bir şey yoktur.

Aynı boş beleş miskin kitleler halen devletin arazilerinde bakanlıklarında aynı anlayışla iskan edilmekte, vakıflar verilmekte hiç bir iş yapmayan-yapamayan kitleler sırf oy getirsinler diye ev, iş, mesken sahibi yapılmakta. Bir çürümüş zihniyet on yüzyılda zırnık değişmez mi?

O günkü padişahlar sayıları büyüyen cemaat ve tarikatlardan nasıl tırsıyorsa bugünkü iktidar da seçim hesabı korkuyor, yani zihniyet aynı çürümüş zihniyet.

Yalan aynı yalan rüya aynı rüya masal aynı masaldır, derviş ve abdal zümreleriyle asla gazileri ve ahileri karıştırmayın, bir dönem iskan için çok işe yarayan bu gruplar hem Selçuklu’nun hem Osmanlı’nın çöküşüne en büyük sebeptir, çünkü çalışmadan/yorulmadan tuhaf bir hastalık türü gibi başka şekil bir müslümanlık öğrendiler öğrettiler.

Seminerlerimde, arkadaşlar, hangi tarih metninde falan padişah filan şeyhin huzuruna gitti eğildi elini eteğini öptü diyorsa inanmayın, yalandır, hangi tarih metninde filan şeyh, rüyasını gördü, padişahın şu toprakları ele geçireceğini önceden gördü diyorsa yalandır, inanmayın, bu ‘tarihler’in alayı üfürüktür.

Sırf iktidarda pay sahibi olabilmek için şeyhlerini rüyalarını güya kehanet ve mucizelerini büyütürler, fethedilen topraklardan yurt ve vakıf kopartabilmek için, sonra o araziler üzerine oturur şeyhliklerinin aile hanedanlığı kurarak yeri gelir devlete de sultana da meydan okurlar.

Açın tarihlerinizi okuyun, bu tekke ve zaviyeler bu cemaat ve tarikatlar üzerine yazan tarihçilerin tek yaptığı, falan tarikata mensuplardır, falan babanın etrafında toplanmışlardır, falan vakıflar bağışlanmıştır, ve padişah şeyhlerine çok saygı duyar büyük itibar gösterirdi, gibi bin yıllık bitmeyen efsaneler uydurur hurafe söylerler.

Oysa tarihin gerçekleri bize göstermiştir ki bu gruplara gaziler ve ahiler gibi gaza ruhunu aşılamak mümkün olmamıştır, tarih bize göstermiştir ki boş beleş yaşamın tadını alan bu grupların ilim yapması büyük eserler vermesi (çok çok istisnai) mümkün değildir. (Gazilik de devrini tamamladı demeyin, Gazilik ruhu bugün Askerlik’te, mesela Özel Harekat’ta aynen yaşıyor, bir şekilde ‘ahilik’ (esnaf) iyi kötü yaşıyor.)

Kimsenin test edemeyeceği zühd, ahlak, cezbe gibi hasletlerle gizlenmeye üstü örtülmeye çalışılan eğitime-ekonomiye-hayata hiç bir katkıları olmadığı gerçeğidir, (uzun tartışmak lazım). Bu kendiyle uğraşan insan kültürü Hint’ten alınmadır… Bu da tartışmalıdır, kendilerini aşmak için değil kendilerini dindirmek evcilleştirmek hadım etmek kendilerini bir başkasının esaretini köpekliğine alıştırmak, için, hatta ezik bir kast sınıfı-mürid sınıfı için olduğu açıktır.

Şüphesiz Kur’an okuyor din öğreniyorlar ancak bu Kur’an ve dinin ‘pratik’ hayatta karşılıkları ne oldu?

Büyük suç dinin mi yoksa rahatlarına kıyamayıp kullanamadıkları boş zaman mı diye cesurca sorun,  hanlar hamamlar içinde .ötleriyle kuymağa oturdukları için açlıklarını çekmediler acısını duymadılar ve eşyayı ve üretimi ve yokluğu kendilerine aşılması büyük bir dert olarak hiç görmediler.

Boş zamanlarını kullanamıyorlar, çünkü sadece Kur’an okuyarak dini tamam ettiklerini sanıyorlar, sadece fıkıh öğrenerek İslami görevlerini yerine getirdiklerini sanıyorlar.

Zenginlik refah insanlara büyük boş zamanlar şansı verir, onlarca yüz yıl bu boş zamanları neyle iştigal edip geçirdiler, bunlar yüzlerce yıl dünyanın eşyanın hayatın neresine odaklandılar Allah aşkına nereye baktılar?

Peygamberi rüyamda gördüm diyerek din olmaz, dini eğitim olmaz, padişah şeyhimin gücü karşısında el pençe divan durdu yalanlarıyla ‘eğitim’ olmaz ilim hiç olmaz.

İlim eşyayla temasla başlar. Uzay boşluğunda yaşamıyoruz, etrafımızda otlar binalar dağlar kayalar madenler cam tahta tabiat, vs. var, ilim, bunların içine sırrına girmekle başlar.

Bu dünyaya gelme amacını bir şeyhe iman edip teslim olmakla açıklayan insanların bomboş geçirdiği onlarca yüzyıl siz gençlerin ağrına gitmiyor mu? Kula kulluk eden bu köpekliği kendinize ve insanlığa hakaret olarak görmüyor musunuz?

Bu tarikat ve cemaatlerin hayatı kavramada anlamada pratiklerine bakacaksın, mesela dört asır önce Nakşilerin hangi tesisleri hangi bilim adamları mesela Fetö üçyüz milyar dolar kaçırdı hangi fabrikaları hangi bilim adamları vardı, bir kümeslik tavuğu olmamış ama kainata imam olmuş, alayı yalandır, bir kümes tavuk üretememiş ama milyonlarca genci kendine köpek ajan yapmış. 

Bu yalanlar tarihinin içine düştüğünüzde başından sonuna hep aynı mavalı okuduklarını ve ama yine de sultanlara karşı tehditlerinin hala neden işe yaradığını göreceksin.

Boş beleş asalak hayatları çağlar devirler değişse de hiç değişmediğini egemenliklerini bizim hangi körlüğümüzle sürdürdüklerini hayretle göreceksiniz.

Mesela İbni Sina, Biruni vs. gibi çağlarını aşan büyük zekalarla bu miskin kitleler arasındaki farkları görün. İbni Sina vb. teknikle eşyayla bilimle uğraşırken, sonraki yüzyıllarda tasavvuf yorumlarıyla eşyaya bakışımız neden değişti?

Ve güya kendi hallerimiz (nefis terbiyemiz) üzerine yoğunlaştık. Nefis terbiyesi ve insan-ı kamil üzerine bu kadar iddialı konuşan tarikat ve cemaatlerin on yüzyıl içinde diyelim İbni Sina’nın ve Biruni’nin bir eşini daha ortaya neden çıkartamadığını durmaksızın kendinize sorun.

Oysa aynı yüzyıllarda ahiler (esnaf) işin sırrına vakıftı, meslek maharetleri ve sırlarıyla eşyayla ilişkiye girdiler, zanaatkarlığa ve sanata yoğunlaştılar, ürettiler.

Sormak lazım tekke ve zaviye tarikat ve cemaatlerin ‘eşyaya’ bu ilgisizlikleri nedendir? Oysa hepsinin otomobilleri hepsinin cep telefonları hepsinin evinde buzdolapları var. Bir mesleği olmayıp bir musluğun bir çakmağın tamirini dahi yapamayan bu insanlardaki haller ne tür bir insan-ı kamilliktir bu, yoksa bir delilik hali mi, anlayın. Bu laf Atatürk’ündür: Sapanınız yoksa toprağınızı elinizde tutamazsınız.

Seminerlerimde kısaca bunları anlatırım, bir dönem yurt için iskan için nüfus politikaları için çok gerekli olan bu kitleler bir zaman sonra sultanlara ve ülkeye ayak bağı yük hatta tehdit olmaya ve sonra devasa bir zihniyet hastalığına sebep oldu.

Boş zamanı kullanmayı beceremeyen bu zihniyet hastalığı tarikatların ve cemaatlerin her yerindedir. Buna sebep, önce sultanlar şimdi İslamcı iktidarlardır, çünkü, bu insanları ilime çalışmaya meslek’e zorlayacak anlayışları yoktur, bin yıldır korkulan rüya dervişlerin sayısı kalabalığı oy deposu oluşlarıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetmiş bin imamı ne iş yapıyor sorusunu sorun, her camiide mesela bir kümes olsa, ya da her camii bulunduğu mahalleye ilahi koro müzik dersleri verse mesela her imam boş zamanlarında günde bir kaç saat okuyabilse on yıl içinde belli konunun uzmanı pekala olabilir.

Bin yıllık bir zaman israfına yüzbin çalışanın bu ataletine hangi memleket dayanabilir?

Bugün tarikat ve cemaatlerin içinden çıkamayıp kayboldukları çürüdükleri bin yıllık bu çıkmaz sokağa Diyanet İşleri Başkanlığı da girmiştir.

Yetmedi, şimdi işleri güçleri kalmamış, iktidar güçleriyle tabur imamları din işleri subaylarıyla aynı zihniyeti askeriyeye taşımaktalar. (-Komunatım,sabah namazına  kalkacağım 5/7 nöbetini bana yazma!)

Hastalık aynı haskalık, sebep, aynı sebeptir, yetenek ve marifetleri olmayan yani ellerinden bir iş gelmeyen o kadar imam hatibe ‘yurt, iskan’ yeri yani yeni iş imkanları-yerleri açmaktır.

Dinimizi hala getirip getirip boş beleş yağma talan vakıf atalet ve miskinliğin içine sokuyoruz, hala dinimizi çalışmadan üretmeden meslekten tarladan atelyeden fabrikadan uzak tutuyoruz, çünkü, beleşi verilmişi hazırı, böylesi daha kolay!

Sultan toprakları (bakanlıkları-askeriyeyi) fethedecek gelip üstüne biz çökeceğiz. Bedava aş. Bedava otel. (Bari gayrimüslim addettiğiniz bizlerle iyi geçinin?! Hem seksen yıllık Cumhuriyet birikimi arazileri yağmalıyorsun hem de o arazileri fetheden inşa edenlere   küfrediyorsun)

Kardeşlerim, her an uyanık ve tetikte olması gereken askerin başına beş vakit namazını psikolojik baskıyla zorunlu tutacak imamın varlığı bin yıllık felaketlerin kaldığımız yerden devamı ve yeni büyük felaketlerin habercisidir. Artık Ali Erbaş bey, Ayasofya’da kuşandığı kılıçla orduların başına geçip cumayı eda ettirme rüyalarına kavuşur.

Tarihçiler çıkıp konuşsun, bu derviş cemaat mürid gruplarının savaşçılığı yoktur, efsane ve hurafe bilgileri temizleyin ortada vakit namaz için bir saatini ayak parmaklarının arasını ovalamakla geçiren miskinlik kalır.

Olsaydı İslam’ın ilk coşkun döneminden sonra tam bin yıl bağımsızlığını ve topraklarını korumayı beceremeyen Arap ülkelerinde olurdu.

Kuruluş dönemlerinin fetihle alınmış büyük toprak parçalarının zenginliği iskan ve yurt bolluğu dışarda tutulduğunda bu derviş mürid kitlelerinin asalak beleş miskinlikleriyle topluma hayata ekonomiye yük oldukları hatta kolay yoldan mala mülkü çöküşleriyle toplum dengelerini ve ahlak’ı çürüttükleri aşikardır.

Müslüman gençler korkmayın, sorun.

Tarihçilerimiz, korkmayın!

Cesur olun!

Gazilerle ahilerle bu kitleleri lütfen ayırtedin.

Gazilerimizin ve ahilerimizin kahramanlığından ve çalışkanlığından lütfen bu beleşçilere pay vermeyin!

Savaşçılığını ve üretimini kaybetmiş kitlelerin Moğollar’a ve sonra biteviye Ruslar’a yenilmemizin sebeplerine bir daha bakın. Orta-Asya’da bağımsız tek devletimizin kalamayışının bugünkü sebeplerini buralarda din haline gelmiş bu cemaat ve tarikatlarda arayın, olmadı, bir daha bakın, bu tarikatlar yüzünden milli bir hareket inşa edemediklerine.

İçimizde, şeyhin rüyası ve tahta kılıç hikayeleriyle bin yıl boş beleş yaşamış bu kitlelerin zihniyetini masaya yatıracak ve halkımıza döne döne anlatacak yazarlarımız-akademisyenlerimiz maalesef bugün itibariyle yoktur.   

Bulaşıcı hastalık gibi virüs gibi çoğalıyorlar, üniversiteler neden tez yazamıyor, üniversitelerden askerliğe kadar almış başlarını ballı börek yiyip gidiyorlar, dur diyen yok, bu çürümüş zihniyeti irdeleyen yok, üzgünüm bu satırlarım için, tarihçileri, alayı sallıyor!

Gençler, kimsenin Kur’an okumasına dini eğitimine namaz kılmasına asla karşı değiliz, büyük soru şudur? Kula kulluk köpeklik öğreten bu kilisevari aracı kurumlarla dinin de memleketin de gideceği yer Selçuklu ve Osmanlı’nın çöktüğü yerdir.

Tasavvuf sadece içe dönüş kendine dönüş müdür, tasavvuf neden eşyaya, eşyanın künhüne dönüş hareketi olamadı? Peygamberle rüya görmek insan-ı kamilden sayılıyor da, tornavide, orak, sapan kullanabilme beceresi neden bu anlayışa göre bin yıldır kemaletten (insan-ı kamil özelliğinden) sayılmıyor.

Gençler, ideolojik kasıtla yazılmış bu tarih’e tarihlere inanmayın, gerçek şudur, dangalakça ve kasıtla yazılmış çok düşük zekalara hitap eden Kurtlar Vadisi iktidar olmuştur.

Önce şu soruyu sorun, eşyanın ruhunu kim bilip kim eğitecek, eşyayı kim şekilleyip çoğaltacak üretecek?

Bu kitlelerin eşyayla-teknikle-meslekle bin yıllık bu uzaklığının köklü sebepleri nelerdir?

Ve bu kadar kolay köpek ve ajan olabilmelerinin sebebi nelerdir?

Kendilerini çok yoksul ve sahipsiz bırakıp ve tarikata cemaate teslim eden ekonomik hayattır.

Şudur, hazır verilen hazıra konan insanlar eşyayı tarihi bilimi merak etmezler!

Açlıkla yoklukla baş başa kalmamış vakıfla torpille şımartılmış insanların okuduğu Kur’an kıldığı namaz insanı ve eşyayı ve dünyayı anlama eğitme değil, sadece reklam ve gösteri’dir. Bu din değil, yağma ve talandır.

 

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

27 Yorum

  1. Son zamanlarda okuduğum en güzel yazılardan biri.Mutlaka okunması sağlanmalı,belli arkalıklarla sosyal medyada yayınlanmalı.

  2. 12 Ağustos 2020, 17:19

    Yazının tamamına katılıyorum
    Soru şu bu kitle nasıl böyle atıl bırakıldı ?
    İkincisi sol ideoloji marksistler ne yaptılar hangi dill bilgisi , sosyoloji, psikoloji, özgün içselleştirilmiş bir sanat spor geliştirebildiler onlar batının kıytırık problemli şahsiyetleirni taklitten öte ne yaptılar ?

  3. Senin islamla aran açık olduğu belli gayet güzel düşünmüşler şayet namaz kılmayan asker Allah ‘ın yardımıyla cenk edemez gayri müslim olamasa namaz kıl diye zorlanmaz zaten sacma sacma seyler yazmışsın yok cemaatler niye varmis boş boş vakit geciriyorlarmis islami tanisan sen mi boş vakit boş lakırdı içindesin yoksa o boş boş yatan dedigin cemaatteki adamlar mi Allah hidayet versin sana çok boş düşüncelerdesin yani

  4. Beyin cerrahı Prof İsmail Hakkı Aydın anlatıyor:Babam Maçka’da müftü 1974 yılında Maçka’ya bir siyasi geliyor.Siyasi bir soru soruyor babama,”Parti’nin çalışmaları nasıldır”diye?Babamda çok sert bir cevap veriyor.”Onu diyor Partinin merkezi şurasıdır”diyor.”Oraya gideceksin burası müftülüktür”diyor.”Burada böyle bir soru soramazsın”deyince siyasi bozuluyor.Vali orada bütün Erkan orada.Tel emriyle babamı sürgün ediyorlar.O zaman Ecevit başbakan rahmetli.Trabzon’da işte Ulusoy firmasından 7-8 tane otobüs kiralıyorlar,Mao’cular ve Lenin’ciler Ankara’ya gidiyorlar.Maçka o dönemde küçük Moskova olarak biliniyor.Ecevit’e çıkıyorlar”Biz müftümüzü vermeyiz” diyerek.O zaman işte basında Maçka’da Mao’cular ve Lenin’cilerin tek anlaştıkları konu müftünün tayininin durdurulmasıdır diye.Sonra babamın tayinini durduruyorlar.Ben de tv de kanal geçerken Amerika’nın Irak’ı işgal edip camileri bombaladığı Amerikan askerlerinin camiye postallarıyla girdiği bizim siyasilerin de Amerika’lı askerlerin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ettiği mutlu mesut paralel devlet günlerinin yaşandığı yakın zamanda Fetullah hocayı hüngür hüngür ağlarken görmüştüm kendini o kadar parçalıyordu ki ben Irak’ta Amerikan askerlerinin öldürdüğü Müslüman”lar için ağladığını birazdanda Amerikan askerlerine beddua edicegini düşünmüştüm.Biraz daha seyredince durumun öyle olmadığını fetullah hocanın caminin penceresinde donarak ölen bir serçe için feryat figan ağladığını anladım.Nereden nereye..

  5. 10 Ağustos 2020, 16:04

    Victor yine dogru yerden yakalamis…2008 yilinda bir cuma namazinda sahte bir imam hutbede anayasa mahkemesinden ve zaman gazetesi okunmasi gerektiginden bahsediyordu..O gun bugundur gitmek istemedigim ve gitmedigim cumalarin tum gunahi o sahte imamin uzerine olsun…En az “cumaya giden gericidir, irticacidir”diyenler kadar yobazdirlar…Hic farklari yok…Herkes sadece isini yapmali, haddini asmamali….

  6. Şöyle bir düşününce aklıma çocuklarını besleyemediği için siyanürle zehirleyen baba geldi. Dört bacağı kesilip ne yapacak diye seyredilen kediler. Topluca zehirlenen köpekler. Demek o zaman hocanın anlattıklarında bir keramet varmış, bugün o vaazları bırakıp siyasete dönünce imamın tek derdi işte böyle olduk. Belki de sırf bu yüzden bugünkü bu cahilcesine şiddet olayları…

  7. Nihat Ağabey, kazanan taraf biz olacağız. Hiç şüpheniz olmasın. “Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini ve kendi saadetini; memleketin, milletin saadeti ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur. “
    25-26 Nisan 1922 Mustafa Kemal Atatürk (İki Mustafa ile zoru olanla zorumuz var)

  8. Çocukken elimizden tutar götürürlerdi Cuma namazına. Hatırladığım bir iki şey hocaların o zaman millete anlattıklarından, aradan 35 yıl geçmiş, tamamını hatırlamyıyorum. “Komşunuz iyi değilse siz de iyi olmazsınız, olmamalısınız. Eğer kapı komşun çocuklarını beslemekte zorluk çekiyorsa, o çocukların aç olduğunu bile bile sen rahat uyuyorsan…” Bir diğeri “Çocuğunu bir başkasının çocuğunu dövsün, sövsün kötülük etsin diye cesaretlendirme. Böyle eğitirsen çocuğu yarın öyle bir ülkede yaşarız ki…” bir başkası “hayvanlara eziyet etme…” Şimdi ne dinliyor cemaat? En son bir kaç yıl önce katıldığım namazı bitirmeden çıktım çünkü imam Avrupa Birliği ile ilişkiler ve iktidarın ne kadar münasip politiklar izlediği üzerine vaaz veriyordu.
    İktidarın cami, imam, cemaat oluşumunu kullandığı, bunu da uzun zamandır yaptığı belli, aşikar. O kadar göz önündeki tartışmaya bile gerek yok. Hal böyle olunca, iktidarın elindeki güç ile elbet, sayıları arttı, semirdiler ve dahası işleri din, Allah, kitap, cemaati eğitmek, doğru yola sevketmekten çıktı siyasete girdi. Siyaset belki gerekli birşey her ülke için ama temiz birşey değil. Orada yalan var, hile var, aldatma, aldatılma(!) var orada ben müslümanım diyen herkesin “Tövbe Bismillah” diyeceği şeyler var. Bu ikisini bir birine karıştıran iktidar. Çünkü bundan nemelandı, oylandı. Oy için bir güzel şeyi bir çirkef ile bir birine karıştırmaktan geri durmadı. “Laiklik” denilen şey tamda budur. Şimdi bazısı bunda ne sakınca var diyebilir, böyle diyenlerin çoğunluğu da bunu Allah sevgisinden değil bu işlerden bir şekilde nemalandığından söyler. Hatta söylemez ağzından tükürükler saçarak, beddualar ederek bağırır, demegoji yapar, başörtüsüne getirip ezilmişlik taslar. Hoş şimdi başı bağlılar mercedeslerden audilerden inmiyor ya…
    İlk sakıncası cemaati camiiden soğutmasıdır. Ben çocukken dinlediğim vaazları dinlemeye devam etmek için camiiye gitmek isterim. Dangalakça, körü körüne yapılmış siyasi yorum dinlemek için değil. Hani dersiniz ki bir durum vardır ülke çıkarı, toprak bütünlüğü için hoca taraf alır, almalıdır da ama orada Kıble millettir, iktidar değil. İktidarla millet aynı şey değil mi? Değil güzel kardeşim, bugün değil. İktidar şeriatı açtı tartışmaya, milletin gündeminde, gönlünde var mı böyle birşey? Bu işten beslenecek olanları çıkarsan kaç kişi kalır. Yahu 20. yüzyılda tartışılacak konu mu bu? Bir diğer neden daha var, işte önümüzde; adı Fettullah Gülen, imamdır, sözde Allah’ın adamıdır, kitaba inanır, şakır şakır ağlar yaradandan dolayı yaratılanı sever ama Pensilvanya’da bir çiftlikte FBI korumasında ikamet eder. Söylediğini takipçileri gözü kapalı yapar yerine getirir. Misal helikopter pilotuna sık milletin üstüne der, pilot iki dakika düşünmez, kimin silahı ile kime ateş ediyorum diye. Hoca efendi hazretleri sık dedi sıkılacak. Niye? o Allah’ın adamı. Aslında sırf Allah’ın adamı diye değil muhtemelen o adam olmasa o milyon dolarlık helikopterin pilotu da olmazdı. Sorular çalınmıştır, alavere dalavere ile “KUL hakkı” yenmiştir, niye o pilot orada otursun diye, yoksa oturacağı yer bir kahvedir. Müslümanım diyen herkes “kul hkkını” bilir, bilmez mi? O pilotta gerçekten Allah’ın adamı, gerçek bir müslüman olsa daha işin başında demez mi yok ağa ben çalınan sorularla girmem bu işe. O da değildir o da aklınca dini kullanıp kendi “yolunu” buluyordur. İşte ikinci sıkıntı buradadır. Din millete karşı kullanılan bir araç haline gelmiştir. Din başkalarına istediğini yaptırma mekanizması haline geldiğinde ortada ne bir Allah ne bir kitap kalır, olsa olsa bir cehennem olur. Yoksa ben dahil o çocukluğumda dinlediğim hocalara kimse ağzını açıp birşey söyleyemez, çünkü onlar hakikaten allahın adamıydı. Bugün böyle imamlar yok mudur? Yoksa CHP nin içinde var olup da sesini çıkartamayan millet vekilleri gibiler mi? Üç kuruşluk maaşı, rahatı için ülkenin, dininin, kitabının bu kadar çürütülmesine göz yumuyorsa onlarada en az CHP nin içindeki Atatürkçüler kadar yuh olsun!

  9. Diyanetin butcesini yuzde birine indir (su anda bes bakanlik butcesinde), o zaman imam nufusunun yuzde 90 nini filtrelersin. Geri kalan imam nufusu bu ulkeye yeterde artar.

  10. 9 Ağustos 2020, 17:57

    Sn. Nihat Genç
    Avrupa Aydınlanma yüzyılı Felsefecilerini,
    Diderot, Voltaire, Kant, Dalambert, Decart vb yi nereye koyabileceğiz. Felsefe üretimi de ciddi bir üretim değil mi.
    Mesela İbni Haldun’; Marks’ın hatta Montequie ‘nin öncülü olarak kabul ediliyor.

  11. İmamlar ve benzerleri hiç bir meslek sahibi olmadığı gibi kendi iş’lerini bile bilmemektedirler.
    Dini hangi bilgileri var. Koca bir Hiç !!
    Artı, Din diye bildikleride Mezhepçi Arap Kültürü.
    Uydurma Hadislerle, İcma ile, Nasih Mensuh ile ve daha bir dünya Argüman ile Allah’a ve peygamberine savaş açmışlar. Yüce Yaratıcı hiç böyle bir kavimden razı olurmu yaaa!! Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz.

  12. Nihat abi, bir türlü ortasını tutturamiyoruz..Tarikatlardan kaçana önerilen seçenek dinsizlik olursa olacağı budur..Dinini yasamak isteyene de anında tarikatcilar musallat olmuş..Namaz kılana gerici dersen, namaz kılan da kilmayana dinsiz derse yine olacağı budur…Iki taraf da halinden memnun..Ortada kalanlar ise bi taraf oldukları için bertaraf oldular..Halbuki taraf her zaman devletin tarafı olmalıdır…Yaşadık hepsini bunların..Daha da yaşarsak yuh olsun bize..Ne tarikatcilardan ne de katı laikcilerden fayda gelmedi..ikisi de kimyasını bozmuş devletinve milleti kutuplastirmis..Her işin çoğu zarar azı karardır..Dünya tabiat ve eşya hassas bir dengede varlığını ancak sürdürür..Yoksa ya coker ya patlar..

  13. Nihat Bey, yazınız bi harika olmuş. Bu konuda cesurca ortaya koymuşsunuz işin özetini, tebrikler.

  14. Her makaleniz gibi bu da hepimize ders niteliginde .

  15. Ayrıca papazlar, tarihte hiç birşey yapmamış olsalar bile, toplumun nüfus kayıtlarını tutmuş, yazmış, korumuş olmaları bile büyük bir iştir…

    Bizimkiler ne yapmış! Kayıtlı bir iş var mı!

  16. Arkadaşlar bu konuları düşünürken, yorum yaparken reform, rönesans, sanayi devrimi, ingiliz devrimi, fransız devrimi vb. süreçlerde papazların(kilisenin) toplumsal hayattan, siyaseten, erkten uzaklaştırılıp, giyotinle yeni şartlara eyvallah dedirtildiğini unutmamak gerek. Papaz ve imam aynı şey değildir. Papaza sınırları kabul ettirilmiştir.

    İllaki karşılaştırmak istiyorsanız aydınlanma devrimlerinden önceki papazlarla günümüz imamlarının büyük kısmını karşılaştırabilirsiniz!

    Bu günki papazın askere, hastaneye, okula girebilmesiyle imamın buralara girmesi aynı şey kesinlikle değildir.

    “Papaz giriyor, imam niye girmesin” diye zihni sinir yargı soruyla karşılaşıyoruz hep. Bu soru veya düşüncenin tek cevabı; “Papazlar, imamların büyük kısmı gibi devleti yıkıp, incile göre yasalarla yeni toplum/devlet oluşturmaya teşkilatlanmıyorda ondan” diye düşünüyorum…

  17. 9 Ağustos 2020, 14:12

    ımamlar akp ıcın oy toplamak ıcın halkı kandırmaya yararlar. olu gomme dısında cumhurıyetı gomme gorevı ustlenmıslerdır.

  18. Kendimi tam ifade edemedim. Soru imamlar niye var? değil mi? İşte siz dalga geçin diye varlar, akıllar verin, beleşçi mahluk gözüyle bakın da islama hiç vekar yakıştırmayın diye var. Az iş mi sayılır?

  19. Maaşlı imamlar bu ülkede namaz cemaatle namaz kılınıyor simülasyonu taratmak için var. Churchgoers nevinden cemaat de simülasyonun gerçeklik algısını yükseltmeğe yarıyor. Bu bir yanı. Diğer yanı da dalga geçilecek tip ihtiyacına cevap verip memleket sevdalılarının bunlara verilen para eğitime harcansa diye yazıklanacaklara malzeme olmaları.

  20. İmamlar ne işe yarar sorusunun cevabı eğer müslümansan ölünce görürsün. Deüilsen zaten böyle bir soru soramazsın

  21. tek kelimeyle Tarihi bir yazı.

  22. Sn. Genç’in yazısını okuyunca yıllar önce büyüklerimden dinlediğim bir hikâyeyi anımsadım :

    Cerre çıkmış iki genç dönüp tekkeye geldiklerinde içerdeki cemaat zikir halinde imiş, adamlar zikirde ama neler geldiğini de merak ediyorlar. Baş İmam zikre uygun bir şekilde sormuş : “Nettiniz, neylediniz Hayli zaman gelmediniz” Cerden dönenler hemen diz çöküp cemaate katılırken aynı şekilde cevap vermişler “2 kıllı, bir yünlü Hii yon ahırda bağlı” (Kastettiği 2keçi, bir koyun ve bir de at). Cemaat çok mutlu bir şekilde zikre coşku ile sarılırken hemen araya şu cümleleri de eklemiş. ” Oh canım oh, Yutarız” Türk toplumu bütün bunların farkında ki bu hikâyeler de yıllardır anlatılıp durur.

  23. 9 Ağustos 2020, 10:41

    Din işleri için 5 bakanlığın bütçesine denk kaynak ayırmak bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.Dinimizde yeri olmayan ruhban sınıfı yaratılmıştır

  24. Ağzına yüreğine sağlık Nihat bey duygularımızı seslendirdi sağ ol kardeşim

  25. Imamlar…. hak yolunda yolunu arayanlarin istikametini saptiran ……. belesci, hazir yiyicilerdir…

  26. 9 Ağustos 2020, 09:03

    Sayın abim ağzına sağlık.. Ancak konuları biraz birbirine karıştırmışsın…
    1- Bu dinsubayı meselesinin aslı şudur. Ordumuzun iç tüzüğü birebir ABD ordusundan alınmıştır. Bu din subayı meselesi de ABD ordusunda vardır.. Bu tüzük alındığı zaman layik Cumhuriyette bunu uygulayamayız diye düşünen böyüklerimiz, ABD ordusunun iç tüzüğünde olan “Din Subayı” maddesini “Moral Subayı” olarak değiştirerek uygulamaya koymuşlardır. Bu moral subaylarımızın görevi de askerlere moral geceleri düzenleyip sanatçı ve dansöz getirmek şeklinde uygulanmıştır. Bizim dönemin askerlik tabiriyle “Aç Aç” geceleri düzenlenmiştir. Aşağı yukarı aynı nesil olduğumuz için o dönemleri hatırlarsınız sanıyorum..
    2- Tarikatlarla ilgili tespitlerinize tamamen katılıyorum..Sarı Saltuk örnekleri artık yoktur, asalak yaşayan topluluklara dönüşmüşlerdir.
    3- Günümüzün yozlaştırılmış İslam anlayışı bilgi üretemez. Nedeni şudur; Taklidi İman’ın makbul bir iman olmadığını her din adamı söyler ancak Taklidi Bilgi faciasına nedense kimse değinmez. Taklitçi ve kıyasçı zihniyet bilgi üretemez. İslam aleminin bilimde zirve yaşadığı dönemler Muhammedi İslam’ın servet ve saltanat peşinde koşan Krallıklara dönüşümünün ilk 2 yüzyılına raslar. Bu dönemde Muhammedi İslam’ı yaşayıp yaşatmaya çalışan bilim adamları bilimde zirve yapmışlar, sonra yavaş yavaş tarih sahnesinde çekilmişlerdir. Kimya’da batılıların itirafıyla 7 yüzyıl geçilemeyen Cabir bin Hayyan gibi bilim adamları o dönemin adamlarıdır. Bu konuyu açarsak üzerine kitap yazmak lazım… İslam ülkelerinin geri kalmasındaki en büyük sebep budur.. Mezhep imamlarını ve taklidi bilgi ile kıyası kutsayan zihniyet yeni bilgi üretemez… 1200 yıldır İslam aleminin bir müçtehid çıkamamasının, bilim ve teknolojiye hiçbir katkıda bulunamamasının sebebi budur..Ancak bu soruyu kendisine soracak bir din adamı malesef yoktur… Soranlar da mezhepsiz ve sapık ilan edilir…
    Gençlerimiz inşallah bu soruları soracaklar… Sormaya da başlamışlardır….
    Ellerinize sağlık..

  27. Çok önemli bir yazı herkes okumalı özellikle tarikatlara köle olmuşlar okumalı ..Fetö mensupları şöyle diyor hayatta hiçbir şey sorgulanmaz çok günahtır biz Allah’ın sırrına erişecek kapasite de yaratılmadık bu yüzden hiçbirşeyi sorgulamadan sadece ibadet etmeliyiz ibadetle günlerimizi geçirmeliyiz ..hatta ..bunlardan birisi diğerinin hanımını taciz ettiğinde allah böyle istedi istemeseydi olmazdı diyerek imtihandayız deyip yollarına devam edebiliyorlar ..durum bu kadar vahim .din toplumları yok etmek veya dünyada etkisiz eleman haline getirmek için
    Sömürgecilerin çıkarları için kullanılıyor ..ülkemizde ki durum da budur…en büyük devrimlerden biride bu tekkelerin zamanında kapatılmış olmasıdır ..bugün tekrar açıldılar ve ülke kaos içinde..adalet hak hukuk hiçbirşey kalmadı ..herkes şikayet ediyor ama seyrediyor ..din adamı geçinenler büyük günah içindeler doğruyu söylemedikleri için…büyük günah bu işte..

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!