Yazma nedenim, gerek AKP’ye değil, Tayyip Erdoğan’a muhalif televizyonlarda gerekse sosyal medyada çok izlenen/takip edilen kişilerin ekonomideki sorunları faiz-döviz kuru/enflasyon ikilemi bağlamında tartışılması, sihirli çözümü ise merkez bankasının, düzenleyici denetleyici kurumların “bağımsızlığını” sağlamak olarak benimsetilmesi konusunda verdikleri büyük mücadele.
Göründüğü kadarıyla, bu yılmaz mücadelenin altında yatan motivasyon, batı önderliğindeki neoliberal küreselleşmeci dünya düzenini tartışılamaz bir siyasi ve ekonomik program olarak savunmaları, bu siyasi ideale zarar vereceğini düşündükleri sistem eleştirisi içeren tartışmaları engelleme çabaları.
Gerçek ise, bu kişilerin tartışmayı sınırlamak istediği dar alandan çok daha öte boyutlar taşıyor, sorun gerçekten anlaşılabilir hale geliyor. Eğer bu şekilde davranır, konuyu bu kişiler tarafından tanımlanan/sınırlanan alanın dışına çıkarak tartışmak isterseniz, izlemeniz gereken yol, son 42 yılda, piyasacı kesim tarafından, adeta tartışılmaz verilermiş gibi sunulan üç ana başlığın -“ihracata yönelik üretim”, “dış finansmana erişim” “ithal enflasyon”- gerçekte ne olduğunu anlamak/anlamaya çalışmak olmalıdır.
Birinci başlıkla yani neoliberal küreselleşmeci dünya düzeninin ekonomik boyutunu oluşturan ve adına “küresel ekonomi” denilen büyük soygunu gerçekleştirilebilir hale getiren en önemli kavramlardan birinin “İhracata yönelik üretim” kavramı olduğunu söyleyerek ve “nedir ihracata yönelik üretim” diye sorarak başlayalım.
Bu çok önemli sorunun yanıtını; ülkenin üretim altyapısının, ulusun-ülkenin öz ihtiyaçları için değil, kurallarını, gerek parasının rezerv niteliği gerekse doğrudan kontrol ettiği pazar payının büyüklüğü nedeniyle ”küresel ticareti” ve fiyatlamaları kontrol eden ülke ve ekonomik/siyasi birliklerin kontrol ettiği “piyasanın” yönlendirmesi/talebi doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi olarak vermek mümkün. Aynı şeyi farklı bir biçimde, ithal edilmekte olan bir malın, gümrük vergileri araç olarak kullanılarak ithalatının kısıtlanması ve bu yolla yurt içinde üretilmesini sağlamaya dayalı “ithal ikameci” kalkınma yaklaşımının yerini, serbest piyasa ortamında, her ülkenin “mutlak üretim üstünlüğüne sahip olduğu” malların üretiminde uzmanlaşması, bu malları ihraç ederek, göreli olarak pahalıya üretebildiklerini dışarıdan ithal etmesi olarak da adlandırabileceğimiz “Mutlak Üstünlük” teorisine bırakması olarak açıklamamız da mümkün.
İkinci başlık da, ilk başlık gibi Mutlak Üstünlük teorisinin bir diğer temel kabulünden yani “dünya servetinin sabit olduğu” yaklaşımının/varsayımının yerini, yatırım bankaları, türev sermaye piyasası enstrümanları ve kaldıraçlı işlemlerle paranın karşılıksız olarak ve neredeyse sonsuz miktarda üretilebileceği yaklaşımına bırakmasıyla ilgili.
Her iki başlığı bir bütün olarak ele aldığımızda, “Serbest piyasa ortamında, mutlak üretim üstünlüğüne sahip olduğu mal ve hizmetleri, neredeyse “sonsuz olan” finans kaynaklarını kullanarak üretmesi, üretilen mal ve hizmetleri ihraç ederek kazandığı dövizle, mutlak üstünlüğe sahip olmadığı mal ve hizmetleri dışarıdan ithal etmesine dayalı bir “küresel ekonomi” yaklaşımından/söyleminden bahsediyoruz. Ticaretin tarafı ülkelerin refah seviyelerinin hep birlikte artırılabileceği kabulüne dayalı bir liberal dünya düzeni ütopyası.
Dinlerin, sonsuz cennet vaadini anımsatan bu “kazan-kazan vaadindeki temel sorun ise doğal kaynaklar, sermaye birikimi, rezerv paraya sahip olup olmama yani finansal kaynak üretme potansiyeli, teknolojik üstünlük, siyasi ve askeri güç açısından farklı düzeylerde ulus devletlerin yer aldığı bir dünyada geçerliliğinin bulunmaması oldu. Ütopya 2008’de patlayan krizle tam bir distopyaya dönüştü. Özetle, yaratacağı tek sonucun, eşitsizlikleri artırmak, bu açılardan göreli olarak güçsüz, sürece dezavantajlı olarak başlayan ülkelerin mevcut üretim kapasitelerini ve katma değer zincirlerini yok etme -pamuk-dokuma sanayi, vb.-, sistemin merkez ülkelerini, sadece ekonomik olarak değil, siyaseten de bağımlı kılmak olduğu -merkez ülkeler halkları dahil-, tüm dünya tarafından açıkça görüldü/görülmeye başladı. Bu durumun bizim gibi rezerv para basmayan ve daha fazla üretebilmek için ekstra yatırıma ihtiyaç duyan ülkeler açısından borçlanma anlamına geldiği ise sanırım herkesin malumu.
Ekonomik sorunları faiz-döviz kuru/enflasyon ikilemi bağlamında tartışanların bu gerçekleri görmezden gelmelerinin nedeni de tam olarak bu. savundukları modelin, yukarıda sadece üçü üzerinde durduğumuz temel kavramlarının tartışma konusu olmaması. Özal, Evren işbirliği ile kurumsallaşması sağlanan ve geçen 40 küsur yılda istisnasız tüm iktidarlar tarafından uygulanmakta olan neoliberal küreselleşmeci sitemle entegrasyonu hedefleyen ekonomik politikalardan kaynaklandığını, tartışılması gereken şeyin Merkez Bankasının faizi artırıp artırmaması değil, dış finansmana/borca bağımlılık üzerine kurulmuş bu sistem olduğunun farkına varılması.
Sorunu ülkemiz açısından çok daha hayati kılan, ülke ve toplum yararına çözüm ümidini yok eden nokta ise, aynı anlayışın, 6+ Masası tarafından da benimseniyor olması. Lafta neoliberalizme karşı olduklarını söyleseler de, yayınladıkları Kurumsal Reformlar Komisyonu Raporu tam tersini ifade ediyor, sorunu faiz-döviz kuru/enflasyon ikilemi kapsamında tartışıp, sihirli çözümün, merkez bankası ve düzenleyici denetleyici kurumların “bağımsızlığı” olduğunu söyleyerek, neoliberal politikalara bağlılıklarını en üst düzeyden beyan ediyor olmaları.
Farkında olmadıkları şey, ekonomist kisvesiyle televizyonlarda ve sosyal medyada arzı endam eden bu kişilerin toplumdan sakladıkları gerçeklerin, günümüzde bizzat ve üstelik sistemin kazananı ülkelerin yöneticileri tarafından ifade ediliyor olması. Alman Başbakanı Scholz’un basına yansıyan ve “küresel ekonomi” denilen şeyin nasıl bir kandırmaca olduğunu ortaya koyan “Küresel tedarik zincirlerine bağımlılık büyük risk” sözleri, anlayana adeta bir şamar niteliği taşısa da, bizim misyonerlerin bu açıklamayı da görmezden gelerek, aynı nakaratı tekrar etmeye devam edeceklerine şüphe yok.
Kaynakça
https://twitter.com/mahfiegilmez/status/1544638259430572032
https://twitter.com/ProfDemirtas/status/1543900092192653312
Emin Çapa: Erdoğan enflasyonu bilerek patlattı!
Emin Çapa (@ecapa_aklinizi) ile #Dünyanın1001Hali
— Halk TV (@halktvcomtr) July 6, 2022
O da biliyor; eş-dost toplandığında artık tek gündem ekonomi.
O da biliyor; artık her bayram öncekinden daha kötü.
Bayram öncesi paniğiyle hiçbir derde çözüm olamayacak bir zam açıkladı.
Çözüm; enflasyonu düşürmektir, uyduruk zamlarla enflasyon peşinde sürüklenmek değil!
— Ali Babacan (@alibabacan) July 1, 2022
https://www.bloomberght.com/scholz-kuresel-tedarik-zincirlerine-bagimlilik-b
Yazınızı daha önce okumadığım için çok hayıflandım. Dünya ve ülke gerçeklerini batı önderliğindeki neoliberal küreselleşmeci dünya düzeninden soyutlayarak anlamaya ve anlatmaya çalışmak boşuna bir gayrettir. Teşekkürler. Saygılar.