Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Dezenflasyon mu, deformasyon mu?

Dezenflasyon mu, deformasyon mu?

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Enflasyondaki artışın nedeni savaş mı, yoksa savaş, Avrupa ve ABD’de olduğu gibi, uygulanan ekonomik politikaların doğal sonucu olan, kaçınılmaz başarısızlığın, uzun zamandır aranan gerekçesi mi yalnızca?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Nisan ayı enflasyon rakamları, enflasyondaki artış eğiliminin kontrolden çıkmış olduğunu bir kez daha ortaya koydu.  Nisan ayında, Tüketici Fiyat Endeksinde gerçekleşen artış bir önceki aya göre yüzde 4,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 14,64, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 32,37 oldu. 

Endekste, en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 34,55, ulaştırmada yüzde 35,06 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 46,60 artış olarak gerçekleşti. Sonuç olarak, enflasyondaki artışın, her zaman olduğu gibi, ücret ya da maaş artış oranları Merkez Bankasının gerçek dışı/gerçekleşmeyen enflasyon hedefleriyle manipüle edilen dar ve sabit gelirli kesimi vurduğunu söylemek mümkün.

Enflasyon rakamı açıklanmadan haftalar önce başlayan, her şey yolundaydı durumu savaş bozdu lobisi de dün rakamların açıklanması sonrasında yeniden harekete geçti. TRT’ye konuşan Mehmet Şimşek ve TBMM’de konuşan Merkez Bankası Başkanı Karahan, dezenflasyon programının çok iyi gittiğini, aksamaların bizim dışımızda yaşanan savaş nedeniyle gerçekleştiği dezenformasyonunu -onlar buna sözlü yönlendirme diyorlar-, bir kez daha tekrar ettiler.  Bununla da kalmayıp, Mehmet Şimşek’in sözleriyle programın ne pahasına olursa olsun devam edeceğini de dosta düşmana duyurdular ama pahanın ne olduğu/olacağı ve kimlerin ödediği/ödeyeceği konusunda bir şey söylemediler. 

Bu yazıda yanıt arayacağım soru da tam olarak bu. ABD ve İsrail’in, İran’a saldırısı ile başlayan savaşla gerekçelendirilerek, piyasa kanallarında, piyasa ya da Mehmet Şimşek ve muhiplerince pazarlanmaya çalışılan enflasyondaki patlamanın nedeni, gerçekten de savaş mı? Yoksa zaten patlayacak olanın nispeten erkene alınmış olması mı?

Bunu anlamanın tek bilimsel ve basit yolu ise dört yıla yakın süredir, “enflasyonla mücadele” ya da “dezenflasyon programı” adı altında uygulanan, amacı TL’yi, yüksek faizli yabancı parayla borçlanarak değerli tutmak, bu yolla AKP döneminde bütünüyle ithalata ve yeni kaynak/borç girişine bağımlı hale getirilmiş, bu yolla sağlıksız şekilde büyütülmüş -daha doğru tanım obezleştirilmiş-  ekonominin dönmesini ve enflasyonun, artması engellenen döviz fiyatı nedeniyle kontrol edilmesini sağlamak olan “program” sürecinde enflasyonda yaşanan trendi yani programının sonuçlarını analiz etmek. Bir başarı ya da yıkım mı söz konusu açık olarak ve rakamlara dayalı olarak ortaya koymak. 

Daha henüz iki ay önce 28 Şubat 2026’da Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada; uyguladıkları ekonomik programda ilerleme, sonuç ve başarı olduğunu belirterek, “Şu anda son 50 ayın en düşük enflasyonuyla karşı karşıyaysak bu, bir ilerlemedir.” diyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, doğru mu yoksa “yanlış mı” söylüyor ortaya koymak. Bu noktada, aynı beyefendinin, Eylül 2023’te 2026 yılında enflasyonu yüzde 8,5’e indireceğinin sözünü verdiğini de hatırlatıp, bu noktadan sonra bu kişinin verdiği sözlere güvenilir mi ya da, tüm bu başarısızlığa karşın, piyasacı güruhu niçin hala Şimşek’in arkasında duruyor diye de soralım. 

Söz konusu olan enflasyon yani hayat pahalılığındaki artış olunca, bakılması gereken ilk şey, bu dört yıla yakın sürede, enflasyonun nasıl bir trend izlediğine, düşüp düşmediğine yani Tüketici Fiyat Endeksine (TÜFE) ve TÜFE’nin gelecekte nasıl bir yön izleyeceğinin göstergesi olan Üretici Fiyat Endeksine (ÜFE) bakmak olsa da bakılması gereken başka verilerde söz konusu. Örneğin, programın temel direği olan, TL’yi, borçlanarak değerli tutma ve bu yolla enflasyonu kontrol altında tutarken, programı savunanların en önemli gerekçeleri olan borçlanma faizlerini yani CDS’leri düşürme noktasında nereye gelindi ya da bu program, borç ve faiz yükümüzü ne şekilde etkiledi. 

TÜFE ÜFE Türkiye CDS TCMB Gösterge Faiz Oranı  TCMB Gecelik Repo Faiz Oranı Türkiye brüt dış borç (Milyar $)
Eylül 2023 4,75 3,40 392,33 30,00 31,50 408,971
Aralık 2023 2,93 1,14 280,23 42,50 44,00 432,144
Mart 2024 3,16 3,29 300,79 50.00 53,00 428,647
Haziran 2024 1,64 1,94 271,35 50,00 53,00 450,478
Eylül 2024 2,97 1,37 256,81 50,00 53,00 459,651
Aralık 2024 1,03 0,40 259,68 47,50 49,00 460,164
Mart 2025 2,46 1,88 313,59 42,50 46,00 468,135
Haziran 2025 1,37 2,46 284,36 46,00 49,00 483,706
Eylül 2025 3,23 2,52 256,18 40,50 43,50 499,874
Aralık 2025 0,89 0,75 204,83 38,00 41,00 519,932
Ocak 2026 4,84 2,67 219,26 37,00 40,00 Açıklanmadı
Şubat 2026 2,96 2,43 232,89 37,00 40,00 Açıklanmadı
Mart 2026 1,94 2,30 306,86 37,00 40,00 Açıklanmadı
Nisan 2026 4,18 3,17 249,72 37,00 40,00 Açıklanmadı

Kaynak: TÜİK, TCMB, İnvesting.com

 Tablo, ödenen ağır bedeli ve bu bedel karşılığında gelinen noktayı, programın enflasyonu düşüremese de, borcu patlattığını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Sosyal devlet harcamalarından ve ücretlerden kesilip para satıcılarına aktarılan onca kaynağa, ödenen onca faize, yok edilen sanayi ve tarım ile yoklukla savaşını kaybeden milyonlarca çalışan ve emeklinin çektiği acılar karşılığı alınan mesafe bu. Bir arpa boyu dahi iyileşme söz konusu olmadığı gibi, gelecek kuşakların sırtına yüklenen borç ve faiz yükü açısından gelinen nokta bu. Bu borcu ödemek zorunda kalacak gençlerin başka ülkelerde yaşam kurma arzusunun nedeni de tam olarak bu. Yani ülke geleceğinin para satıcılarına ipotek edilmiş olması. 

Borç ve borca ödenen faiz katlanırken, yoksulluk ve cari açık hızla artıyor, gelir adaleti hiç olmadığı kadar bozuluyor. Ulusal sanayi topyekun bir çöküş içerisinde. İş Bankası Genel Müdürünün söyleyip, “miyopik” diye suçlanması ve cebren susturulması boşuna değil anlayacağınız. Yabancı gelsin, bu ülkenin toprağını, insanını sömürsün diye, yatırım ortamını iyileştirmek adı altında, yabancıya kıyak vergi indirimleri yapılırken, vatandaşın sırtındaki vergi yükü katlanarak artırılıyor.  

Esas soru ise tüm bu muhteşem başarısızlığa karşın, nasıl oluyor da ya da niçin piyasa kanallarında arzı endam eden sözde akademisyenler, iş insanları, her partiden siyasiler bu yıkım programına hala destek oluyorlar? 

Bu desteğin, ulusal ekonomiyle, ekonomik ve sosyal bağımsızlıkla, ülkenin kalkınmasıyla ya da vatandaşın refahıyla bir ilgisi olmadığını, sanırım tabloyu gören herkes tarafından kabul edilecektir. Peki neyle ilgisi var? Konuşanların/savunanların kimliklerine, ne iş yaptıklarına bakıldığında, borç parayla büyümeyle yani ülkeye giren borç parayla yapılan harcamalardan sağlanan kazançlarla/rantlarla, alınan ihalelerle, borç paradan alınan komisyon ve faizlerle ve bu borç parayla sağlanan “ödünç refahın” siyaseti manipülasyon gücü, siyasi çıkar guruplarını besleme olanağı ile aslında 24 Ocak ve 12 Eylül ekonomik ve siyasi darbeleriyle hız kazanan Cumhuriyetin kuruluşta çizilen çizgisinden ayrılmakla, dezenflasyonla olmasa da, 29 Ekim 1923’de kurulan; bağımsız, egemen, egemenliğini tarikatların, aşiretlerin güdümündeki değil, fikri ve vicdanı hür yurttaşları tarafından seçilen Meclisi eliyle kullanan Cumhuriyeti deforme etmekle ilgisi var deyip bitireyim. 

https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bakan-simsek-son-50-ayin-en-dusuk-enflasyonuyla-karsi-karsiyaysak-bu-ilerlemedir/3843307 

https://evds3.tcmb.gov.tr/tumSeriler/400403/bie_brutdbborclu

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Bir ülkeyi aydınlarından ekonomistlerinden politikacılarından destek alamdan doğrudan soyamazsınız. O yüzden destekliyorlar.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!