Ahmet Müfit yazdı…
Dışarıya yüksek faiz ödeme karşılığı değerli tutulan TL ile sağlanan “büyüme”. Büyümedik küçüldük.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılı büyüme rakamlarını açıkladı. Türkiye ekonomisi 2025 yılının son çeyreğinde 3,4 oranında, 2025’in tamamında ise yüzde 3,6 büyüdü.
Sanayicinin konkordato ve fiilen iflas kıskacında olduğu, reel sektörün döviz cinsinden borcunun tavan yaptığı, esnafın, köylünün yoksullaştığı, çalışanın, emeklinin açlık sınırında yaşamak zorunda bırakıldığı, dış ticaret açığının hızla arttığı bir yılda yaşanan mucize bir büyüme söz konusu. Bu mucize büyümenin, anlı şanlı mimarı ise pek tabii ki ekonominin patronu, Hazine ve Maliye Bakanımız, CHP’li Selin Sayek Böke’nin ekonominin teknik gücünü siyasete en iyi şekilde taşıyan siyasetçilerden diyerek yere göğe sığdıramadığı Mehmet Şimşek. https://www.odatv.com/ekonomi/chp-baskan-yardimcisi-akpli-2-bakani-ove-ove-bitiremedi-68590
Mehmet Şimşek, açıklanan bu mucizevi büyüme rakamları sonrasında yaptığı konuşmada, “Kişi başına gelir 18 bin 40 dolara yükseldi. Kalıcı refah artışı hedefimiz için kritik eşik olan yüksek gelirli ülkeler grubuna 2025’te dahil olduğumuzu öngörüyoruz” diyerek, geçinemediğini, iflas ettiğini söyleyen kötü niyetlilerin ve bu kötü niyetli insanların söylemlerini yazılarına taşıyan benim gibi münafıkların gerçek yüzünü ortaya çıkarmış oldu.
Neyse, işin bu trajikomik yanını bir yana bırakıp, nedir bu “büyüme mucizesinin” ardında yatan gerçekler sorusunu yanıtlamaya çalışalım.
Çok fazla lafa, hele ki, piyasa kanallarında arzı endam edip, bolca yabancı kelimeyle konuşarak büyük laflar ettiğini zanneden soytarılar gibi lafı döndürüp dolaştırmaya gerek yok. Aslında herkes biliyor bu çakma mucizenin altında yatan temel nedenin, TL’yi değerli tutmaya dayalı – Örneğin ENAG’a göre 1 doların gerçek değeri 100TL ve ülkemize de para getiren/faiz karşılığı satan bazı yabancı bankaların bu konudaki tahminleri de benzer seviyede-, Mehmet Şimşek patronajında yürüyen enflasyonla mücadele programı olduğunu.
TL’nin, içeride faizler yüksek tutularak ve dışarıdan yüksek faizle borçlanılarak, olması gerekenden güçlü tutulmasının sonucu ise yukarıda da söylediğim gibi, dolar bazında GSYH rakamlarının olması gerekenin çok üzerinde görünmesi. Örneğin, ENAG’ın ya da yabancı bankaların “olması gereken” TL/Dolar kuru hesabı esas alınırsa, gerçek milli gelir rakamının Mehmet Şimşek’in övündüğü, başarı olarak pazarlamaya çalıştığı rakamın neredeyse yarısı yani 10 bin doların altında olduğunu yani Mehmet Şimşek’in söyleminin tam anlamıyla bir manipülasyon (hileli yönlendirme) olduğunu söylemek mümkün. https://www.youtube.com/watch?v=dv0nof3CJ60
Esas önemli soru ise eğer gerçekten her şey yolunda gidiyorsa, Mehmet Şimşek’in böyle bir algı saptırması yapmaya niçin ihtiyaç duyduğu. Bu sorunun yanıtı da, maalesef çok zor değil. Yanıt, çok büyük oranda yabancı para cinsinden borca gereksinim duyan, dışarıya çok büyük miktarlarda faiz ödenmesine neden olan bu programın, daha yılın ilk iki ayında yüzde 8’lere yani Merkez Bankasının yıllık hedefinin neredeyse yarısına yaklaşmış enflasyon nedeniyle aslında çoktan iflas etmiş olduğu gerçeğinin kamuoyundan gizlenmek isteniyor olması. Bunun en iyi yolu da gerçek dışı başarı öyküleri uydurmak ya da piyasa kanallarında arzı endam eden piyasacılar gibi yapıp, halkın, finansal okuryazarlığı olmadığı için programı anlamadığını, bu yüzden “hanehalkı” enflasyon beklentisinin düşmediğini, bunun da hain servis sektörüne zam yapmak için fırsat verdiğini ve programın başarısını engellediğini söylemek.
Neyse biz devam edelim: Çözüm diye uygulanan programın amacı TL’yi değerli tutarak dövizdeki artışları kontrol altında tutmak olunca bunun için yapmanız gereken şey de, döviz cinsinden daha fazla borçlanmak, ekonominin ithalat için gerek duyduğu dövizi, döviz cinsinden borçlanarak karşılamak oluyor doğal olarak.
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Aralık 2025 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşme Raporu’na göre 2024 Ocak-Aralık döneminde, alınan borçlar karşılığında, sadece Merkezi Yönetim tarafından geçtiğimiz yıl para satıcılarına ödenen faiz miktarı 2.054,- Trilyon TL’ye ulaşarak, toplam bütçe giderlerinin yüzde 14’ünü aşmış kalkınma ve sosyal harcamalar için kullanılması gereken bütçe, toplum yararına değil, para satıcılarına kaynak aktarır hale gelmiş durumda.
Merkez Bankası tarafından açıklanan verilere göre, reel sektörün döviz açığı 2025 yılı Aralık ayı itibariyle 188,6 milyar dolara çıkmış durumda ve bu 2018 yılı Eylül ayından bu yana en yüksek seviyeyi işaret ediyor. Bu açıklanan rakamlara göre, finans kesimi dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülük dengesindeki bozulma bir önceki aya göre 4 milyar 132 milyon dolar artmış oldu. Dövizdeki ani bir sıçramanın bu firmaları finansal açıdan ne duruma düşüreceğini ise ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.
Gelinen noktada, dışarıdan yeni para girişine dayalı programın iki önemli ve yıkıcı sonuç yarattığını söylemek mümkün. Birinci sonuç, yaşamda kalabilmek için krediye ihtiyaç duyan reel kesimin, iktidarın TL’yi değerli tutma vaadinin sonucu olarak ya da bu vaade güvenerek dışarıdan döviz bazlı borçlanmaya yönelmesi ve büyük bir finansal riski üstlenmek zorunda kalması ile döviz cinsi borç miktarlarında ve borca karşılık ödenen faiz miktarlarında meydana gelen/gelecek hızlı ve tehlikeli artış. İkincisi ise, yukarıda da ifade ettiğim gibi, kamu maliyesinin durumu da farklı olmaması yani bütçenin büyük kısmının faize gidiyor, yeni borçlar alınarak, borç faizleri ödenmeye çalışılıyor olması. Gedik Yatırım adlı şirketin; “2026’da yüklü faiz ödemeleriyle yoğun bir iç borçlanma takvimi bekleniyor” başlıklı 31 Aralık 2025 tarihli raporuna göre; “Faiz ödemeleri borçlanma ihtiyacının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Son yıllarda hızla artan faiz ödemeleri bir yandan bütçe açığındaki iyileşmeyi kısıtlarken, bir yandan da Hazine’ye ciddi anlamda yeniden borçlanma ihtiyacı doğuruyor. Örneğin, Hazine’nin 2025 yılı gerçekleşme tahminlerine göre, 2,6 trilyon TL’lik toplam iç borç geri ödemesinin 1,7 trilyon TL’si faiz ödemelerinden kaynaklanıyordu. İç borç faiz ödemelerinin 2026’da da 2,3 trilyon TL gibi yüksek bir seviyede gerçekleşeceği öngörülüyor. “ https://cdn.gedik.com/media/media/0avpwbg3/gedik_yatirim_hazine-borclanma-programi_2026.pdf
Sonuç olarak, bu hızlı borçlanma ve faiz adı altında dışarıya kaynak aktarmaya dayalı program, ulusal ekonomi ve vatandaş açısından sürdürülebilir bir durum, taşınabilir bir yük değildir. Sözün özü şu; dışarıdan alınan borç parayla TL’yi değerli tutup, enflasyonu düşürmeye dayalı programın bizatihi kendisi enflasyonun daha büyük ve hayati sorunların nedeni haline gelmiş durumda. Hal böyleyken, zar zor, yüksek bedeller karşılığında borç alınarak toplanan dövizleri satarak, TL’yi değerli tutmaya yönelik, ülkenin borç yükünü her gün ve büyük hızla artıran bu iflas etmiş programı sürdürmenin ne anlamı var diye sorarak bitirelim. https://t24.com.tr/ekonomi/merkez-bankasindan-doviz-hamlesi-satis-5-milyar-dolari-asti,1303794