Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Para ve silah

Para ve silah

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Dr. Volkan Özdemir’in, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Norveç Merkez Bankası başkanlığına atanması haberini sosyal medyadan paylaşırken, “Nato ile Merkez Bankaları arasında ne gibi bir ilişki var? Belki de vardır..” diyerek düştüğü not, doların altın bağımlılığının ABD’nin tek taraflı kararı ya da dünyaya kazığı olarak kaldırıldığı 1971 yılından bu yana yani son elli yılda dünyamızda yaşanan tüm siyasi ve ekonomik olayların çok basitleştirilmiş bir anlatımıydı adeta.

Son 50 yılda yaşananları, ABD liderliğindeki Yeni Dünya Düzeni Projesinin, Henry Kissinger’in “Dünya Düzeni” isimli kitabında açıkça söylediği gibi, ABD’nin kendi değerlerini evrensel değerler olarak kabul edip, diğer ulusları bu düzeni benimsemeye zorlamasıyla süren 50 yıllık bir dönem. George Friedman’ın “İmparatorluk Projesi” olarak ifade ettiği, bazen ikna, bazen tehdit, bazen de bizim ülkemiz ve bizim gibi siyasi ve askeri olarak bağımlı hale getirilmiş ülkelerde olduğu gibi, terör tehdidi kılıfıyla meşrulaştırılan askeri ya da ekonomik krizlerle meşru kılınan sivil darbelerle yürütülen bir süreç.

Tarih boyunca gerçekleşmiş tüm imparatorluk projelerinde olduğu gibi, parasal ve askeri güçle kurulan, yaşayabilmek için teknolojik önderlik, entelektüel güç, sağlam bir iletişim sistemi ve net kurallara bağlanmış bir hukuki alt yapıya ihtiyaç duyan çok kapsamlı bir proje. ABD projesinin bu noktalarda ne kadar yol aldığı ya da alamadığı sorusunu bir başka yazıya bırakıp devam edelim.

Merkezinde faiz ve emisyonu kontrol ederek doların değerini istediği gibi manipüle etme olanağını elinde bulunduran ABD Merkez Bankası ve aynı anda dünyanın birkaç yerinde birden savaşma kapasitesine sahip olmasıyla övünülen Amerikan Ordusu ve NATO’nun yer aldığı, sermaye kesimi temsilcileri ile NATO ya da askeri işbirliği anlaşmaları kapsamında “terbiye edilmiş” askerler başta olmak üzere yerli işbirlikçilerin yoğun olarak kullanıldığı bir saldırı. Hedefinde “egemen ulus devletlerin ve egemen ulus devletlerin bir arada ve barış içerisinde yaşamasının esaslarını ortaya koyan 1648 tarihli Vestfalya Barışı ilkelerinin yer aldığı uluslar arası düzenin ortadan kaldırılması olan bir büyük operasyon olarak nitelemek de mümkün.

Yazının başında da söylediğim gibi, süreç resmen, 1971 yılına, ABD’nin tek taraflı bir kararla 1944 tarihli Bretton Wood’s Uluslar arası Para Antlaşmasının dolar-altın eşitliği üzerine kurulmuş sistemini geçersiz ilan edip, doların değerini ABD Merkez Bankasının faiz ve emisyon kararlarına bağımlı kılmasıyla başlıyor.

2. Dünya Savaşı sonrasında ABD önderliğinde, ABD değerleri esas alınarak küresel bir yönetim sistemi kurma projesinin ikinci aşamasının başlangıcı olarak da niteleyebileceğimiz bu gelişmenin doğal sonucunun, dış ticaretinde dolar kullanmaya, rezerv olarak dolar biriktirmeye zorlanmış ülkelerin doğrudan varlık kaybına ve ödemeler dengesi bozulmasına maruz bırakılması oldu. ABD tarafından uluslararası hukuka karşı gerçekleştirilen bu darbenin doğal sonucu, ekonomik krize, daha da doğrusu siyasi krize sürüklenen ulus devletlerin, bazen soyguna ortak edilen Avrupa ülkeleri, Japonya ve benzerlerinde olduğu gibi “gönüllü katılımla”, bazen 1990’lar Doğu Avrupa’sında olduğu gibi “ikna yoluyla”, bazen darbelerle, bazen siyasi suikastlarla, bazen savaşlarla, bazen Arap Baharları ve renkli devrimlerle yeniden şekillendirilmesi oluyor.

Hedeflenen yeni şeklin ne olduğunu, doğru anlatabilmek için, söz konusu kararın alındığı tarihte ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger’in 2014 tarihli World Order (Türkçeye Dünya Düzeni ismiyle çevrilmiş durumda) isimli kitabından yapacağım iki alıntı sanırım yeterli olacaktır.

Söz konusu kitaptan sizlerle paylaşacağım ilk paragrafta, “Artık küreselleşmiş olan günümüz Vestfalya Sistemi -konuşma dilinde dünya topluluğu- serbest ticareti ve istikrarlı bir uluslararası finans sistemini geliştirmek üzere tasarlanmış kapsamlı bir uluslararası hukuki ve örgütsel yapılar ağıyla dünyanın anarşik yapısını düzen altına almaya, uluslararası anlaşmazlıkların çözümlenmesinde kabul edilmiş ilkeler koymaya ve savaşların yürütülüş biçimine kısıtlamalar getirmeye çalışmıştır. Bu devletler sistemi şu anda her kültür ve bölgeyi kapsamaktadır. Ve bu sistemin kurumları, birbirlerinden çok farklı toplumların etkileşimlerinde -büyük oranda, toplumların kendi değerlerinden bağımsız olarak- tarafsız bir çerçeve sunmaktadır.” diyerek, ABD’nin amacını ve 1971’den bu yana alındığını düşündüğü mesafeyi oldukça açık şekilde ortaya koyan Kissinger, ikinci paragrafta, söz konusu değişime ilişkin ABD’nin tutumunu/pozisyonunu yine aynı açıklıkta ifade ediyor.

“ABD Vestfalya sistemini korumakla, güç dengeleri ve içişlere müdahale etmeme önermelerini ahlaka aykırı ve çağdışı sayarak eleştirme arasında gidip gelmiş, bazen her iki yaklaşımı birden sergilemiştir. Barışçı bir dünya düzeninin kurulmasında kendi değerlerinin evrensel geçerliliğini vurgulamayı sürdürmekte ve tüm dünyada bunları koruma hakkını elinde tutmaktadır. Yine de, iki kuşakta -hepsi idealist emeller ve yaygın bir halk desteğiyle başlamış, ama ulusal bir travmayla sonuçlanmış- üç savaştan geri çekildikten sonra, (hala muazzam olan) gücüyle ilkeleri arasındaki ilişkiyi tanımlarken bocalamaktadır.”

Ben değişmeyeceğim, ya seve seve ya da zorla herkes yani dünyanın tüm devletleri bana uyacak şekilde kendini değiştirecek demenin, müthiş bir kibirle söylenişi. Kissinger bu konuda yalnız değil. 2011 yılında, gölge CIA diye anılan Stratfor’un kurucu ve yöneticisi de olan George Friedman tarafından, ABD’nin küresel hakimiyetinin (yazarın sözleriyle imparatorluk iddiasının) gerçekleşmesinin, dünyanın geleceği için kaçınılamaz bir zorunluluk olduğunun anlatıldığı, Türkçeye “Gelecek On Yıl” ismiyle çevrilen, “The Next Decade” isimli kitapta da benzer şeyler söyleniyor. İmparatorluk iddiasının en büyük düşmanının ulus devletler olduğunun altı büyük bir açık sözlülükle çizilirken, egemenlik devrine ilişkin bu süreç demokrasi ve özgürlük mücadelesi olarak sunuluyor.

Ulus devletlerin egemenliğine dayalı Vestfalya sistemini, değiştirmediğini iddia ederek değiştiren, ulus devletlerin egemenlik haklarının büyük ölçüde ABD patronajındaki küresel örgütlere devredilmesine dayalı bir büyük operasyonun, askeri güç ve dolar -bazen havuç, bazen sopa- araç olarak kullanılarak gerçekleştirilmesinin ve bütün bu dönüşümün demokrasi ve özgürlük vaadi olarak pazarlanması sürecinin kısa hikayesi bu şekilde.

Kısaca, bu yazıya vesile olan Stoltenberg’in kim olduğundan da bahsedip yazıyı bitirelim.

Stoltenberg’le ilgili olarak ilk söylemem gereken şey, kendisinin Norveç İşçi Partisi üyesi olduğu ve 1990’lı yılların başından bu yana söz konusu partide ve Norveç yönetiminde bakanlık, başbakanlık dahil üst düzey sorumlu mevkilerde görev yaptığı. 2013 yılında seçimi kaybedince 2014 yılında NATO Genel Sekreterliğine atanan Stoltenberg, o tarihten bu yana bu görevi sürdürüyor.

Hem solcu, hem NATO’cu ve şimdi de küresel sermaye akımlarının serbestîsini, finans sermayesinin mülkiyet haklarını korumakla görevli bağımsız merkez bankasının başkanı. Tam da bu dönüşümün adamı anlayacağınız.

 

Kaynakça:

  1. https://twitter.com/VozdemirV/status/1490276643339968514
  2. https://www.bloomberght.com/nato-genel-sekreteri-norvec-merkez-bankasi-baskani-oldu-2298235
  3. https://paperzz.com/doc/7331593/world-order-henry-kissinger—pdf
  4. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1058513
  5. Henry Kissinger, Dünya Düzeni, Boyner Yayınları, İstanbul, 2016
  6. George Friedman, Gelecek 10 Yıl, Pegasus Yayınları,2011

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 15 Şubat 2022, 18:26

    Son 50 yilda emperyalizmin ekonomi politik uygulamalarini anlatan animsatici, aydinlatici,ogretici bir yazi.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!