Bilin Neyaptı yazdı…
Aşağıdaki grafik, kalkınma iktisatçısı Branko Milanovic’in “Fil Eğrisi” diye adlandırdığı, 1998-2008 arasında küresel gelir artışının gelir gruplarına göre dağılımını gösteriyor. Grafikte, Büyük Resesyon’a kadarki on yılda küresel genişlemenin en çok alt ve alt-orta-gelir sınıfındaki ülkelerin (başta Çin olmak üzere yükselen ekonomilerin) yanı sıra, en üst yüzde 5’lik gelir grubuna yaradığını gösteriyor. Üst-orta gelir grubundaki daralma ise, özellikle o dönemde Japonya ve Sovyetler’den ayrılan ülkelerdeki durgunlukla açıklanıyor.
[1] Aynı araştırma, Avrupa ve ABD’de orta sınıfın (yüzde 40-90 arası) çöküşüne de işaret etmekte.
Türkiye’deki duruma bakacak olursak, aşağıdaki grafik en düşükten en yükseğe doğru sıralanmış yüzde 5’lik gelir dilimlerinin gelirden aldığı payların 2014-2019 arası büyüme oranlarını göstermekte. Görüleceği gibi, bu grafiğin file benzer tek yanı belki filin hortumu!
TÜİK verilerini kullanarak çizdiğim bu grafik, en alt yüzde 10’luk gelir grubunun son 5 yılda gelirden aldığı pay azalırken, geniş bir orta gelir grubunun gelirden aldığı payın yerinde saymış ya da azalmış olduğunu gösteriyor. Bir başka açıdan bakılırsa, Türkiye’de çalışanların yarısından fazlasının asgari ücretli olduğunu ve asgari ücretin (2019 yılı dışında) doğruluğu tartışmalı resmi enflasyon rakamlarına göre ayarlandığıni göz önüne alırsak, halkın en az yarısının gelirinin reel olarak düşme eğilimde olduğu açıktır.[2]
[1] https://wid.world/wp-content/uploads/2018/01/ElephantCurve.pdf
[2] 2016’da asgari geçim indiriminin eklenmesiyle asgari ücrette oluşan yüzde 33’lük artış, TÜİK serisinin yıllar içinde karşılaştırmasını zorlaştırıyor. Ancak, mesela 2017-2019 döneminde ülkedeki kümülatif büyüme %8.5 iken, asgari ücret reel olarak sadece yüzde 4.3 büyümüş.
Bir ekonomi kitabından sökülüp buraya yazı diye yapıştırılmış. Yalınlık yok.
Sayın Doç. Dr. Bilin Kimyaptı Hanım,
Geçen haftaki yazınızdaki kimi Türkçe hatalarını size saygı çerçevesinde belirtmiştim; bugün de başka birisi yabancı kelimelere karşı görüş belirtmiş. Yine o okuru da saldırganlıkla vs suçlamışsınız. Niçin yabancı terimlerin Türkçe karşılığını yazmamakta ısrar ediyorsunuz?. İngilizcesini yazınca daha mı değer kazanıyor yazdığınız metin?
Hem okurlara teşekkür ederime hep suçlama ve savunma yolunu seçiyorsunuz. Bilim ahlakı teşekkür etmeyi gerektirir. İş üniversite sıralarındaki öğrencilerinize karşı da sorumlusunuz. Biraz özen lütfen!
Bence de öyle. Sağlık bakanı hergün tv’de sosyal mesafeyi koruyun diyor sonra da iğne atsan yere düşmeyecek cenazeye gidiyor. Kendisi değil miydi sıradan insanların cenazesini en fazla bir iki kişiyle kaldırttıran. 65 yaşındaki bir insanda biraz utanma olmaz mı, yanındaki CB’de buna dahil ? Virüs ne CB’nin pikinde, ne de sağlık bakanının pikinde.
Benim hatamı belirttiğiniz, kendinizi savunduğunuz ve benim üstteki yazıma karşılık olarak yazdığınız cevabınızı okudum ve sizin adınıza çok üzüldüm. Keşke hiç yazmamış olsaydınız. Size bir tavsiyem var benim. Ben benim hatalarıma odaklanayım, siz de sizinkilere. İşte benim asıl belirtmek istediğim budur.
“Şundan dolayı, bundan dolayı” değil, çok haklısınız, öyle olmalıydı derdim. Ancak derdiniz saldırganlık yaparak iyi hissetmek olunca, odak yazının anlattığı değil de eleştirecek kelime ya da virgül bulmak oluyor ne acıdır ki.
Sayın yazar ilk paragrafta “ Büyük Resesyon ” diye iki kelime kullanmış. “Büyük” kelimesini biliyoruz da “resesyon” neymiş diye merak edenler olursa, sözlüğe bakmanıza gerek yok. Ben söyleyeyim anlamını. İngilizce’de “durgunluk”, “düşüş” anlamina gelen “recession“ ’dan geliyor. Geçenlerde de korona-virus zirve yaptı demek yerine sağlık bakanı da dahil bir çok kişi, gazeteci, TV’ci, yazar vs ”corona virus PİK yaptı“ diye konuşmaya başladı. ”Salgın“ yerine de ”pandemi“ kullanılıyor bilmem neden. Yani Türkçe’de karşılığı olduğu halde yabancı kelimelerin kullanılması tercih ediliyor. Yani umursamazlik var. Yarın birgün Türkiye neden ileri gidemiyor diye bir tartışma olunca işte bu kişiler yine hemen atlarlar ”şundan dolayı, bundan dolayı“ diye ahkam keserler. Yani sayın yazar işte bizi böyle aydınlatıyor. Sağ olsun var olsun. Bizim aydınımız böyle aydındır. “Durgunluk”’un yerine “resesyon“’u, ”Salgın“ın yerine ”pandemiyi“ bir kodumu, problemi PİKer atar.
en azından bir kısmımızın bildiği gerçekleri çok güzel açıklamışsınız. teşekkürler.