Eray Çelebi
Eray Çelebi
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Suriye’de örtülü ‘özerklik’ pazarlığı: HTŞ-PYD anlaşmasının kodları

Suriye’de örtülü ‘özerklik’ pazarlığı: HTŞ-PYD anlaşmasının kodları

featured

Eray Çelebi yazdı…

Önce ne olduğunu anlatalım…

Suriye’deki saha hareketliliği 8 Ocak’ta Halep’in Eşrefiyye ve Şeyh Maksud mahallelerinde başladı.

2 gün süren operasyonlar sonrası PKK/PYD güçlerini Fırat’ın doğusuna çekti.

Ardından sırasıyla Fırat’ın batı yakasında kalan Deyr Hafir, Meskene ve Tabka bölgesi kontrol altına alındı.

Şam unsurlarının kontrolü sonrası, Rakka ve Deyrizor’da Arap aşiretleri ayaklanarak HTŞ operasyonlarına katıldı.

18 Ocak’ta Şam güçleri Fırat’ın doğusuna girdi.  Rakka ele geçirildi. Rejim güçlerinin kısa zamanda da Deyrizor bölgesine geçeceği konuşuluyor.

Operasyonların hemen hemen hiçbirinde PKK/PYD’nin ciddi bir karşılığı yoktu.

HTŞ/PYD hattındaki kontrol sahalarının bir uzlaşıyla paylaştırıldığı izahtan vareste. 17 Ocak’ta Barzani’nin ev sahipliğinde Erbil’de yapılan Tom Barrack ve Mazlum Abdi arasındaki zirve ve bir gün sonra Şara ile Mazlum Abdi’nin imza attığı 14 maddelik “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması”  bunun teyidi niteliğinde.

Anlaşmayla, HTŞ resmen PYD’nin belli bölgelerdeki “öz yönetimini” kabul etmiş oldu.

Bölücü terör örgütünün Suriye savaşı başladığı yıllarda Fırat’ın doğusunda iki bölgede kanton ilan etmişti. Kamışlı ve Haseke bölgelerini içine alan Cezire kantonu ve Aynel Arap kentini kapsayan Kobani kantonu.

Anlaşmayla 2 kantona da özel bir statü veriliyor.

8. madde aynen şöyle:

“Ayn el-Arab/Kobani kentinin ağır askeri unsurlardan arındırılması, kent halkından oluşan bir yerel güvenlik gücü kurulması ve İçişleri Bakanlığı’na idari olarak bağlı yerel bir polis gücünün muhafaza edilmesi.”

HTŞ, “kent halkından oluşan yerel güvenlik gücü” ifadesiyle, “Kobani” dedikleri bölgede PYD’nin başından bu yana talep ettiği polis gücü olarak da değerlendirilebilecek bir “öz savunma gücü”ne onay vermiş oldu.

Gelelim Cezire kantonu meselesine. Anlaşma maddelerinde Irak’la Suriye’yi birbirine bağlayan Kamışlı yok. Oradaki terör unsurlarının pazarlık konusu dahi yapılmadığı anlaşılıyor. Bölücü unsurlar kenti kontrol etmeye devam edecek. Haseke için ise yine özel bir statü planlanıyor.

3. madde:

“Haseke vilayetindeki tüm sivil kurumların Suriye devletinin kurumları ve idari yapıları içine entegre edilmesi.”

7. madde:

“Siyasi katılımı ve yerel temsili güvence altına almak amacıyla, Haseke Valisi olarak atanacak bir aday hakkında cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılması.”

Söz konusu kararnameyle valinin “Mazlum Kobani” kod adlı PKK/PYD elebaşının olacağı konuşuluyor. Kobani olmasa bile PYD’li bir yöneticinin atanacağı konusunda bir tartışma yok. 3. maddeyle “sivil olmayan kurumların” yani askeri ve idare yönetimin bütünüyle SDG’ye verilmesi dikkate alındığında, örgütün merkezi olarak görülen Haseke’de terör üssü yaratılıyor.

Gelelim Rakka ve Deyrizor meselesine.

İki kentin de Suriye hükümetine devredilmesinden bahsedilse de “SDG mensuplarına ve sivil yönetime” dokunmama taahhüdü veriliyor. SDG yapısı korunuyor.

2. madde:

“Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin idari ve askeri olarak derhal ve tamamen Suriye hükümetine devredilmesi. Bu kapsamda tüm sivil kurum ve tesislerin teslim edilmesi, Suriye devletine bağlı ilgili bakanlıklar bünyesinde sivil valilerin atanmasına yönelik acil kararların çıkarılması ve hükümetin, söz konusu iki vilayetteki SDG mensuplarına, çalışanlara ve sivil yönetime karşı herhangi bir tasarrufta bulunmamayı taahhüt etmesi.”

Bölücü unsurların Deyrizor’da petrol bekçiliği görevine devam edip etmeyeceği muğlak. “Sivil yönetim, mensuplar” HTŞ’nin müdahale alanının dışına itiliyor.

Madde içinde geçen “sivil valiler” kim ola ki?

Anlaşmaya giren 5. madde ise en kritik olanı:

“SDG’ye bağlı tüm askeri ve güvenlik unsurlarının, gerekli güvenlik soruşturmasının ardından, birlik halinde değil bireysel olarak Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının yapısına dâhil edilmesi; kendilerine askeri rütbelerin ve mali-lojistik hakların usulüne uygun şekilde verilmesi ve Kürt bölgelerinin özgün yapısının korunması.”

“Kürt özgün yapısının korunması” nasıl bir ifade Allah aşkına? Halihazırdaki “özgün yapı”, Fırat’ın doğusunu de facto bir şekilde kontrol ediyor. Bu yapının devam etmesinin sonucu zaten özerklik!

5. maddede yer alan PYD’lilerin Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının yapısına dâhil edilmesi, kendilerine askeri rütbeler verilmesi bu ortaklık anlaşmasının bir parçası. Bu, Suriye devleti içinde “paralel bir ordu” demek.

Ayrıca anlaşma maddelerini okuduğunuzda PYD’nin lağvedilmediğini, silah gücünün korunduğu anlaşılıyor.

Petrol meselesi de yine tartışmaya açık.

“Bölgedeki tüm sınır kapıları ile petrol ve doğal gaz sahalarının Suriye hükümeti tarafından devralınması ve bu kaynakların devlete geri kazandırılmasını teminen düzenli güçler tarafından korunmasının sağlanması.”

Maddede “düzenli güçlerin” (SDG içindeki Arap aşiretler mi?, ABD yetiştirmesi Tanf üssündeki birlikler mi?) bir tarifi yok.

**

Türkiye’deki açılıma paralel Suriye’deki PYD unsurlarının temel talebi yeni Suriye’de statü elde etmekti. Sahadaki dengeler değişirken Colani’nin yayımladığı kararname kritik önemdeydi.

16 Ocak’ta yayımlanan kararname, Kürtlerin Suriye’nin “temel ve asli bir parçası” olduğunu söylüyor ve Kürtçeyi “ulusal dil” olarak tanıyarak okullarda öğretilmesinin yolunu açıyor, Nevruz resmi tatil ilan ediliyor.

Bir sonraki adım, Kürtçenin resmi dil olarak tanınması ve “Kürt” ifadesinin doğrudan yeni anayasaya girmesi olabilir mi?

“Geri adım” Rakka ve Deyre Zor’u hükümet güçlerine bırakma kararı olarak görülebilir ancak söz konusu bölgelerde de SDG yapısının korunacağının belirtilmesi şüphe çekiyor. Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde (Rakka ve Deyre Zor) PYD’nin tutunamayacağı öngörüsüyle örtülü bir “öz yönetim” süreci mi işliyor?

Tüm bu hareketliliğin İsrail ile Suriye arasında yapılan anlaşmayla başladığını hatırlamak gerekiyor. ABD arabuluculuğunda 7 Ocak’ta yapılan anlaşmayla istihbarat paylaşımı ve askeri gerilimin azaltılması konusunda mutabakata varıldı. Süveyda’da Tel Aviv destekli grupların ilan ettiği özerkliğin korunması, İsrail işgalinin kalıcı hale gelmesi karşılığında ABD; SDG-HTŞ arasında İsrail lehine, İran aleyhine bir “dehşet dengesi” kuruluyor. SDG görünürde kısmen sınırlandırılırken, HTŞ Amerikan menfaatleri doğrultusunda sahaya sürülüyor.

12. maddeye dikkat:

“SDG’nin, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları dışında olmak üzere, Suriyeli olmayan tüm PKK (Kürdistan İşçi Partisi) lider ve unsurlarını ülke dışına çıkarmayı taahhüt etmesi; böylece egemenliğin ve komşu ülkelerin istikrarının güvence altına alınması.”

SDG’den bazı teröristlerin ülke dışına çıkması söz konusu… İran’a yönelik ertelenen saldırının kara gücündeki bir unsur da başından beri söylediğimiz gibi SDG olmasın?

**

PKK/PYD’nin kontrol sahasının daralması, elbette Türkiye’nin faydasına. Ancak bu PKK/PYD’nin imha edilmesiyle mümkün, özerkliği gizleyen “entegrasyon” masallarıyla değil. Bunun en kesin yolu açılım masasının dağıtılmasıdır. Zira “kurucu ortak” denilen masadaki Öcalan da Suriye’de özerklikten ve federasyondan yana.

İlgili yazı için tıklayın:

Açılımda yeni aşama: Bölücü kalkışma

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!