Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Gündem üzerine birkaç söz!

Gündem üzerine birkaç söz!

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Daha önceleri de defalarca alıntıladım yazılarımda, zamanın İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un, Lozan antlaşması ile ilgili olarak İsmet İnönü’ye söylediği ve İsmet İnönü tarafından aktarılan şu sözleri, Lozan’ın ve Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin yeniden tartışıldığı bu günlerde affınıza sığınarak bir kez daha paylaşacağım. Bu kezki paylaşma nedenim, şu an gündemde olan ve uzun ve kapsamlı bir “değişim/dönüşüm” sürecinin ilk adımı olduğunu düşündüğüm açılım sürecine ilişkin olarak Meclis’e sunulan Çerçeve Yasa ve bu yasayla bağlantılı olarak ileride yargı, idare ve yasama tarafından alınacak kararlar ve yapılacak hukuki düzenlemelerin Cumhuriyetin kurucu ilkeleri ve Lozan Anlaşması kapsamında ne tür değişiklikleri gündeme getireceği konusundaki kamuoyuna da yansıyan yaygın tartışmalar, kaygılar.

İsmet İnönü’nün, aktarımı şu şekilde; “Lord Curzon’un bana verdiği bir dersi söyleyeyim: Memnun değiliz Lozan Muahedesi’nin müzakeresinden. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. Harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. Bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. Cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım size” diyordu [Lord Curzon] “Hepsini vereceğim size… Bu, benim kafamda daimî bir yer etmişti. Dışarıdan yalnız para verenin, yalnız para muamelesi yapması son derece güç bir şey. O, parayla beraber bir ek menfaat istiyor. Muhitine göre, meselesine göre kabili tahammül olur veya olmaz, istiyor.

Bağımsızlık ve özgürlüğü karakteri olarak tanımlayan, ekonomik bağımsızlık olmadan siyaseten bağımsız olunamayacağını tekrar tekrar söyleyen Ulu Önder Atatürk’ün vefatı sonrası yaşanacaklara dair bir kehanet ya da, sömürgecilik üzerine kurulmuş olan denizaşırı bir İmparatorluğun yöneticisinin, bu sömürgecilik tecrübelerden süzülüp gelmiş öngörüsü olarak da niteleyebileceğimiz bu sözlerin gerçek anlamını anlamak için bakılması gereken yer pek tabii ki, Lozan Anlaşmasıyla neleri kazandığımız ya da hangi boyunduruklardan kurtulduğumuz. Farklı bir şekilde, Versay Anlaşmasıyla, siyasi, ekonomik ve askeri olarak Almanya’ya diz çöktüren Lord Curzon’un İngilteresi ve Anlaşmanın diğer muhatabı ülkelerin, Versay Anlaşmasının tam tersi nitelikteki bu anlaşmadan niçin memnun olmadıkları. (Bu noktada, Lozan’ın gerçekte ne olduğunu ne anlama geldiğini anlamak isteyenler için, Seha Meray’ın “Lozan Barış Konferansı – Tutanaklar, Belgeler” isimli kitabını öreyeyim.)

Uzun uzun yazmak mümkün ama ben, Lozan’da görüşmelerin uzamasının hatta kesintiye uğramasının da nedeni olan en önemli iki tanesini aktarıp devam edeyim.

Birincisi ekonomik ve hukuki kapitülasyonların kaldırılması yani hukuki ve ekonomik olarak sömürgeci/emperyalist boyunduruklardan kurtulunması, hukuken egemenliğin, sömürgeci/emperyalist ayrıcalıkları kaldıracak şekilde yeniden kurulması yani kısaca ekonomik ve siyasi olarak tam bağımsızlığın inşasını sağlayacak hukuki altyapının oluşturulması ki,  Lozan Anlaşmasına Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi denilmesinin nedeni de bu.  Hani şu “Tam Bağımsızlık” kavramını milliyetçi otoriter zihniyet olarak tanımlayan eski TC Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın, “Tam Bağımsızlık, ne demekse tam bağımsızlık! Bu dünyada tam bağımsız neresi varsa!”diyerek, çağdışı ve değersiz bir şey olarak göstermeye çalıştığı şey.

İkicisi ise yine doğrudan Lozan antlaşmasının bir sonucu olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve 1924 tarihinde kabul edilip, devrimlerle son şekli verilen ve Lozan’la hak kazanılmış olan üniter nitelikli ulus devlet olmasını sağlayan belge olması. Bu noktada, üniter nitelikli ulus devletin, sadece Cumhuriyetin yönetsel yapısıyla ilgili olmadığını, etnik ve dini kimlikleri insanların onur duyması gereken özeli olarak kabul edip,  milleti oluşturan insanları, bu niteliklerinden bağımsız özgür yurttaşlar olarak kabul eden bir ulus inşa etmekle ilgili olduğunu da ilave etmeliyiz.

Patenti Öcalan’a ait olan “Eşit yurttaşlık” kavramı öne sürülerek istenilen şey ise bunun tam tersi. Mevcut Anayasanın, Lozan Anlaşmasına da uygun olarak, 10. Maddesinde tarif edildiği gibi “Herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu” bir yapı değil, Milletin yasalar önünde etnik ve dini/mezhepsel –Irak’ta Suriye’de, Lübnan’da olduğu gibi- kimliklere göre ayrıştırılmasıdır.  Son olarak, etnik ve dini kimliklere göre değil, gerçekten eşit, özgür yurttaşlara dayalı üniter devlet yıkılıp, yerine etnik ve dini kimlikler esaslı, çok kimlikli bir yapı kurulduğunda laikliğinde bildiğimiz anlamını yitireceğini de ilave edelim.

Lafı uzatmayalım dedik, uzattık. Kaldığımız yerden devam edelim ve gelelim yukarıda yazdıklarımızın ama esas olarak Lord Curzon’un girişte aktardığım sözleriyle bu gün yaşananların ilgisi konusuna.

Ekonomiye dair birkaç istatistik ve bu istatistikler üzerine birkaç söz ne demek istediğimi sanırım net olarak ortaya koyacak. İlk olarak Lord Curzon’un paraya ihtiyacınız olacak diyerek kastettiği borç konusunda neredeyiz onu ortaya koyalım.

(Milyar ABD Doları)1980 19902000201020202026 (1. Çeyrek)
Toplam Dış Borç 19,145,056118,602308,167430,204518,50

Tablo, Atatürk’ün ölümü ama esas olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası iktidarların, dış kaynağa erişme ve hızlı büyüme adına, Atatürk’ün ekonomik bağımsızlık ülküsünden adım adım uzaklaşmaları ile başlayıp, 1980ve 2000 yıllarında dünya ekonomisiyle bütünleşme ve yurtdışından sermaye/borç çekmek adına atılan adımlarla, küçük bir kartopu gibi başlayıp, günümüzde sadece borç faizi ödemelerinin dahi bütçe dengelerini alt üst ettiği, ekonomiye ait ulusal kurumları hızla yok eden dev bir çığ boyutuna ulaştığını net olarak ortaya koyuyor.

Görünüşteki sahibi Turgut Özal olan 24 Ocak 1980 kararları ve 2020 Kemal Derviş operasyonu ve onların kılavuzluğunu kabul eden, onlara bu deformasyonu yapma olanağını veren siyasilerin çapsızlığıyla yeni bir boyut kazanan süreç, son 24 yılda büyük bir ivme kazanan, sermaye sözcülerinin geçmişte olduğu gibi, dış kaynakla büyüme diyerek övdüğü bir mutlak borçlanma sürecini ortaya koyuyor.

Dışarıdan borç alıp hızla büyüyelim, katma değerli ürünler üretip dışarıya satalım, borçlandığımızdan daha çok kazanıp borçlarımızı rahatça ödeyelim, daha sonra yeni borçlara ihtiyacımız olmayacak yalanıyla kamuoyu nezdinde meşrulaştırılmaya çalışılan, son tahlilde Curzon’un sözlerini haklı çıkaran bir ekonomik intihar süreci. 

Dışarıdan gelen bu borç para yanı sıra, aynı dönemde, Dünya Bankası, OECD vb. kaynaklı sihirli reçetelerinde önerilerine/dayatmalarına uygun olarak özelleştirme, piyasalaştırma adı altında satılan, imtiyaz devri adı altında özelleştirilen kamu varlıkları ile bankacılık ve sigorta sektörü dahil finans, sanayi ve ticarette, satın almalar yoluyla, ekonomideki yabancı sermaye payını artıracak şekilde mülkiyet yapısının değişmesi/değiştirilmesi, kamu yönetimi ve siyaseti biçimlendiren güç dengelerini de, tam da Atatürk’ün öngördüğü gibi doğrudan değiştirmiş durumda.

İçinde bulunduğumuz an itibarıyla, doğrudan kamu gücü kullanılarak kamu aleyhine değiştirilen mülkiyet yapısı ve aynı dönemde borç parayla yaşanan ve ekonomideki büyük yabancılaşmayı görmemize engel olan ödünç refahın/bolluğun etkisiyle, Çerçeve Yasayla başlayıp, nerede son bulacağı belli olmayan, can yakıcı, son tahlilde Cumhuriyetin kurucu nitelikleri ve Lozan Anlaşmasının maddelerini de kapsayacak bir tartışma ve değişim/dönüşüm sürecinin başlangıcı olacak “bu günlere” gelmiş durumdayız. (*)

Sonuç olarak, Lord Curzon’un büyük bir kibirle ifade ettiği görüşlerindeki kehaneti ciddiye almadık, “ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz” diyen Atatürk’ün birlerce yıllık insanlık tarihinden süzülüp gelen uyarılırını ise geçmişe dair, günümüzde anlamı kalmayan şeylermiş gibi değerlendirip, görmezden gelmeyi tercih ettik. Siyaseten bağımsız olmanın yegane yolu olarak, Atatürk ve arkadaşlarının başlattığı ekonomik bağımsızlık savaşını kazanamadık.  

Bu günlerden, ülkenin ve ulusun selameti ile çıkmanın başlangıcı ise “Ne oldu da bu günlere geldik?” sorusunu, hiçbir komplekse kapılmadan doğru yanıtlamaktan, daha da ötesi bu yanıttan ders almaktan ama her halükarda bağımsız ekonominin inşası için çok çalışıp, borç parayla ödünç refahın rehavetinden kurtulmaktan geçiyor.

(*) Bu noktada, 1991 sonrası iktidar ortağı olan SHP’nin, Tansu Çiller DYP’si ile birlikte almış olduğu, özellikle sanayi sektörüne ilişkin olarak, tek taraflı yapılan bir egemenlik devri olarak da değerlendirilmesi mümkün olan Gümrük Birliği kararı,  Baykal, Kılıçdaroğlu CHP’sinin ve günümüz itibarı ile Yeni parti adındaki türevinin de, AB’ye uyum, Maastricht, Kopenhag Kriterleri adı altında ekonominin dışa açılması ve kamu mallarının haraç mezat satılmasına, ulusal ekonominin tasfiyesine ilişkin özellikle mecliste, AKP iktidarına verdiği desteğin gelinen bu noktadaki büyük sorumluluğunu/katkısını da bir kez daha belirtelim

Kaynakça:

  1. İsmet İnönü; İstiklâl Savaşı ve Lozan; Belleten, Türk Tarih Kurumu Yayını, Cilt: XXXVIII, Ocak 1974, Sayı: 149; İsmet İnönü; İstiklâl Savaşı ve Lozan; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu-Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 1993… 23.10.1973
  2. https://www.veryansintv.com/yazar/ahmet-mufit/kose-yazisi/youtuber-babacanin-programinda-hadsizlik

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!