Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Atletizmde skandal

Atletizmde skandal

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

YOKSA SİZ BİZİM DEVŞİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

Bir ülkenin spor politikası, aslında o ülkenin yönetim anlayışının aynasıdır. Bugün Türk sporunda yaşanan tartışma, yalnızca atlet transferleri, vatandaşlık başvuruları ya da reddedilen devşirme dosyaları değildir. Bugün tartışılan şey bir zihniyettir. Ve bu zihniyetin özeti tek cümledir:

Kendi yetiştirdiğine güvenmeyip, başarıyı ithal etmeye kalkmak.

Ne acı değil mi?

2024 Paris Olimpiyatları, hatırlayacağınız üzere tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştı. Tek bir altın madalya alamadan oyunları kapatmıştık. Bir kez bile İstiklal Marşı’mız çalınmamıştı.

Bu başarısız sonuçlardan sonra kuru birkaç gürültü patırtı çıkarılsa da değişen hiçbir şey olmadı. Hemen çalışmalara başlanacağı deklare edilse de bizim nazarımızda bunun çok bir anlamı yoktu.

Sonra anladık ki 2025 yılında, 11 atlet devşirme modeliyle ülkemiz adına transfer edilmeye başlanmış. Ancak Dünya Atletizm Federasyonu Vatandaşlık Denetleme Kurulu, başvuruları inceleyip değerlendirerek bu sporcuların ülkemiz adına yarışmalarını açıkça ve kesin bir dille reddetmiş.

Peki, bu sporcular kimler? Nerelerden gelip ülkemiz adına yarışacaklardı, bir bakalım:

Catherine Relin (Selin Can) Amanang’ole (KEN), Ronald Kwemoi (KEN), Brigid Kosgei (KEN), Brian Kibor (KEN), Nelvin (Can) Jepkemboi (KEN), Rajindra Campbell (JAM), Jaydon Hibbert (JAM), Wayne Pinnock (JAM), Rojé Stona (JAM), Favor Ofili (NGR), Sophia Yakushina (RUS).

Şimdi biz bu sporcuları Kenya’dan, Jamaika’dan, Nijerya’dan ve Rusya’dan toplayıp getirdik. Vatandaşlık da verdik. Muhtemelen yarışsınlar diye çuval çuval dolar da verdik. Maaş da bağladık. Ülkemiz adına bu durum zaten etik değildi; şimdi yarışamayacaklar da…

Şimdi ne olacak?

Bunun hesabını kim verecek?

Bu toprakların çocukları yıllarca tesis beklesin, burs beklesin, antrenör desteği beklesin… Kulüpler borç içinde yüzsün… Genç yetenekler sistemsizlikten kaybolsun… Ama birileri milyon dolarlarla “hazır madalya” ithal etmeye kalksın.

İşte bu yüzden başlık şu:

Yoksa siz bizim devşiremediklerimizden misiniz?

Evet, çünkü bu ülkede devşirilemeyenler var. Vicdan devşirilemedi mesela. Liyakat devşirilemedi.  Ahlak devşirilemedi. Devlet ciddiyeti devşirilemedi. Planlama devşirilemedi. Ama madalya devşirilmeye çalışıldı. Hem de memleketin kaynaklarıyla…

Soruyorum şimdi:

Madenci alın terinin karşılığını alamazken, bu sporculara ne kadar vatandaşlık parası verildi?

Emekli ay sonunu getiremezken, bu sporculara ne kadar maaş bağlandı?

Okullarda çocuklar güvenlik endişesi yaşarken, bu sporcular nerelerde konaklatılıyor, ev verildi mi?

Ve olimpiyatlarda yarışamayacaklarına göre bu masraflar kimden tahsil edilecek? Bu zararın faturası kime kesilecek? Bu ülkenin parasını “ithal başarı” masallarına yatırmak hangi aklın ürünüdür?

Bu bir spor tercihi değildir. Bu bir zihniyet sorunudur. Çünkü mesele sporcu transferi değil, kolay başarı bağımlılığıdır. Çalışmadan kazanmak. Üretmeden övünmek. Yetiştirmeden sahiplenmek. Bizim yıllardır kronik hastalığımız bu…

Bir sistem düşünün… Kendi atletine yıllarca bir çift ayakkabıyı çok görsün… Ama yabancıya dolar bazlı paket hazırlasın. Kendi gencine “sabret” desin… Ama madalyayı sabırsızlıkla satın almaya kalksın. Sonra dünya dönüp buna “dur” deyince şaşıralım.

Niye şaşırıyoruz? Yanlış olan, sonunda duvara çarptı. Hepsi bu. Şimdi CAS’a gidilecekmiş. Bir şey çıkar mı bilmem. Ama sorun zaten bir şey çıkıp çıkmaması değil; sorun, zihniyet meselesi…

Asıl mesele, Türk çocuklarına yıllardır söylenen şu örtülü cümleydi: “Sizden umudumuz yok.” Asıl kırıcı olan buydu. Bu ülkenin gençlerine verilen en büyük haksızlık buydu. Çünkü bu topraklar atlet de yetiştirir, şampiyon da çıkarır. Yeter ki önlerine duvar örülmesin. Yeter ki birilerinin koltuk hesapları, gençlerin emeğinin önüne geçmesin. Yeter ki spor yönetimi, madalya simsarlığına dönüşmesin.

Bugün yaşananlar yalnızca sportif bir başarısızlık değil… Bir yönetim anlayışının iflas ilanıdır. Ve belki de en ağır tarafı şu: Bu ülkeye bu yanlışları yaşatanlar hâlâ kendilerini başarılı sanıyor. İşte insanın canını en çok bu yakıyor. Çünkü problem hata yapmak değil, hatadan ders çıkarmamak. Ve hâlâ anlamamak…

Başarı ithal edilmez. Prestij satın alınmaz. Şampiyonluk devşirilmez. Yetiştirilir.

Keşke sizin bu devşirme sevdanıza birileri kapılıp da Türk sporuna zarar veren sizleri de devşirip alıp götürse bu ülkeden…

Ve unutulmasın…

Bu ülkenin asıl büyükleri, parayla getirilenler değil; imkânsızlıklara rağmen bu bayrağı taşıyan ama yıllardır görmezden gelinen öz evlatlarımızdır.

Yoksa asıl devşiremediğiniz sporcular değil; çakma başarılar değil, akıl mıdır?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!