Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Türkçülük gününde değişen ülküler

Türkçülük gününde değişen ülküler

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

3 Mayıs artık sadece bir anma günü ya da bayram değildir. 3 Mayıs, bir yüzleşme günüdür. Çünkü bugün Türkçülük adına konuşanlarla Türkçülüğün özünü taşıyanlar arasındaki fark, hiç olmadığı kadar açılmıştır. Türkçülük o kadar baskı altına alınmıştır ki sadece milliyetçi ya da ülkücü kesimin değil, herkesin savunduğu bir ilke hâline gelmiştir.

Yıllarca Türkçülük; milletin onurunu korumak, mazluma sahip çıkmak, bağımsızlığı her şeyin üstünde tutmak olarak anlatıldı. Bugün ise aynı kavramların içinin boşaltıldığını, birer slogana dönüştürüldüğünü görmekteyiz.

Şimdi kendilerini ülkücü, milliyetçi ve Türkçü diye nitelendiren kesime ve bu yönde söylemlerde bulunanlara soruyorum:

Musul’da, Kerkük’te Türkmenler baskı altındayken, Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri kimliklerinden dolayı sistematik olarak soykırıma ve zulme uğrarken Türkçülük nerede durmaktadır? Sessizlik, hangi ideolojinin parçasıdır? Neden iki kelime laf edilmemektedir?

Kendi ülkesinde vatandaş yoksullukla mücadele ederken, alın teri değersizleşirken Türkçülük sadece hamasi nutuklardan mı ibarettir? Ekonomik bağımsızlık yoksa hangi milliyetçilikten söz edilebilir?

Bu toprakların madenleri, kaynakları yabancı şirketlere devredilirken “yerli ve millî” söylemi neyi ifade etmektedir? Bu bir tercih midir, yoksa bir teslimiyet midir?

Kendi köylüsüne, işçisine sert müdahalede bulunan bir düzen, hangi milletin temsilcisidir? Devlet, millet için mi vardır, yoksa millet devlete boyun eğmek için midir? Kendi milletine bu hınç nedendir?

Daha da açık soralım:

Toplumun hafızasında derin yaralar bırakmış, 50 bin insanımızın katili bir terör örgütünün elebaşı ortadayken, bu geçmişin sorumlularına yönelik dilin değişerek “sayın” denilmesi nasıl açıklanacaktır? Dün reddedilenin bugün meşrulaştırılması bir dönüşüm değil, bir kırılma mıdır?

Yıllarca Rusya ve Çin komünizm tehdidiyle korkutulan bir toplum, bugün aynı güçlerle ittifak kuralım söylemlerini nasıl anlamlandırmalıdır? Türk dünyası ortada dururken, Çin Uygur Türklerini yok ederken bu yön değişikliği hangi ülküye hizmet etmektedir?

Ormanlar yakılıp yıkılırken, toprak rant uğruna elden çıkarılırken “vatan sevgisi” sadece bir retorik midir? Vatan korunmuyorsa bu nasıl sevmektir? Nasıl sevgidir?

Bu soruların hiçbirine kaçamak cevaplar kabul edilemez. Çünkü Türkçülük, cevap vermekten kaçanların değil; hesap verenlerin ideolojisidir.

Türkçülük, çıkar için eğilip bükülecek bir kavram değildir. Türkçülük, güce göre şekil alan bir söylem de değildir. Türkçülük; sadece sözde değil, eylemde, bedelde ve tutarlılıkta var olur.

Eğer bir ideoloji mazluma sessiz kalıyorsa, eğer bir anlayış kendi milletinin yoksulluğunu görmezden geliyorsa, eğer bir söylem dün savunduğunu bugün inkâr ediyorsa; orada Türkçülük yoktur.

Orada sadece çıkar vardır.

3 Mayıs’ta yapılması gereken şey nostalji değil, yeniden tanımlamadır. Türkçülük ya özüne dönecek ya da tamamen anlamını yitirecektir. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü milletler, içi boşaltılmış kavramlarla değil; inanç, tutarlılık ve adaletle ayakta kalır.

Ve unutulmamalıdır:

Gerçek ülküler değişmez.

Değişen şey, o ülkülere sadakat gösterip göstermediğimizdir.

 

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!