Muharrem Karanfilci yazdı…
Fenerbahçe, yalnızca bir spor kulübü değil; köklü tarihi, ilkeleri ve temsil ettiği değerlerle Türkiye’nin en önemli kurumlarından biridir. Bu kulüp, geçmişten bugüne bağımsızlık, mücadele ruhu ve taraftarıyla kurduğu güçlü bağ sayesinde ayakta kalmıştır. Ancak son dönemde alınan bazı kararlar, bu köklü yapının ruhuyla ne kadar örtüştüğü sorusunu beraberinde getiriyor.
Özellikle sponsorluk tercihleri, bir kulübün sadece ekonomik değil, aynı zamanda etik ve kurumsal duruşunu da yansıtır. Bu sezon başında Chobani ile yapılan sponsorluk anlaşması, birçok Fenerbahçeli için soru işaretleri doğurmuştur. Bir markanın ticari gücü ne kadar büyük olursa olsun, Fenerbahçe gibi bir kulübün temsil ettiği değerlerle uyumlu olup olmadığı göz ardı edilmemelidir. Taraftarın hassasiyetleri, kulübün geçmişi ve duruşu; kısa vadeli ekonomik kazançların önüne geçmelidir.
Chobani ile kurulan ilişki, sadece bir sponsorluk değildir; bu, Fenerbahçe’nin hangi değerleri önceliklendirdiğinin açık bir göstergesidir. Taraftarın hassasiyetleri, kulübün tarihsel duruşu ve temsil ettiği ilkeler hiçe sayılarak atılan bu adım, “para mı, değerler mi?” sorusuna verilen net bir cevaptır. Ve görünen o ki tercih, ne yazık ki değerlerden yana olmamıştır. Bu anlamda değerlendirildiğinde, kulüp ile taraftar arasındaki, son zamanlarda kullanılan tabirle, bağ kopmuştur. Bu durum, camia olarak bir bütün hâlinde hareket etmenin önüne geçmiştir. Fikir ayrılıkları, bölünmenin başlangıcıdır.
Sezon başında yapılan transferlerle birlikte takım, öyle ya da böyle devreyi bir şekilde umut vaat eder şekilde kapatmıştır. Buna elbette Galatasaray’ın inişli çıkışlı performansı da etkili olmuştur. Takımı bu şekilde analiz edince, eksik olan bölgelere yapılacak takviyeler ile şampiyonluğa ulaşılabileceği ve başarılı olunabileceği öngörülebilir. Ancak Fenerbahçe’nin futbol aklı kim ise, ne kadar büyük bir futbol cahili olduğunu adeta altını çize çize göstermiş ve kulübün bu sezonki sonunu hazırlamıştır.
Fenerbahçe’nin elinde ilk yarı itibarıyla Cenk Tosun, Jhon Duran ve Yusuf En-Nesiri olmak üzere üç santrfor oynayabilecek oyuncusu bulunmaktaydı. Ve bu futbolcuların performansları itibarıyla Fenerbahçe seviyesinde olmadığı, yetersiz oldukları sürekli tartışılmaktaydı. Fenerbahçe’nin futbol aklı, bu oyuncuların hepsini tek kalemde satarak şampiyonluğu 19 yaşındaki Sidiki Cherif’in ayaklarına bağladı. Santrfor ile forvet oyuncusunu birbirinden ayıramayacak kadar sığ düşünen bu anlayışın, Fenerbahçe’nin herhangi bir kategorideki takımının tek bir oyuncunun performansına bağlı kalacak bir kulüp olmadığını bilmesi gerekirdi.
Sidiki Cherif iyidir, kötüdür; olacaktır, olmayacaktır. Olur, para da kazandırabilir. Ama Fenerbahçe’nin üç kulvarda mücadele eden kadrosuna, devre arasında alınacak futbolcuların tartışılmayacak seviyede en az iki santrfor olması gerekirdi. Bakın, forvet oyuncusu demiyorum; santrfor diyorum. Önce bunu yapmalıydınız. Sonra istersen Kante’yi al, arsaya yatırım yap, borsaya girip hisse senedi al, istersen arabana çelik jant taktır. Ama önce santrfor al, sevgili kardeşim. Şöyle kafanı çevirip ezeli rakiplerine sorsan ne yapayım diye, sana “santrfor lazım değil, santrfor alma” derler; anlıyor musun sevgili kardeşim? Takımın kimyası ancak bu kadar bozulabilir. Takım mühendisliği elinizde isyan etmiştir. En azından gelecek sezon düşünülerek bir an önce yapısal sorunların üzerine gidilmeli ve sorumlular istifa etmelidir.
Sahadaki performans da bu tartışmaları görünür hâle getirmektedir. Taraftar inancını kaybetmiştir. Zira koskoca Fenerbahçe, memur takımı hâline gelmiştir. “Al gülüm, ver gülüm” Fenerbahçe’nin oyunu değildir. Memur zihniyetli oyuncular ile futbol oynanmaz. İnsanın kavgası olmalı, isyanı olmalıdır. Bu, futbolcularda daha da fazla olmalıdır. Kuzu gibi her sonucu kabullenmek değildir mesele. Aynı saatlerde maden işçileri hak ettikleri paraları alamayıp Ankara ayazında çıplak eylem yapıp gözaltına alınırken, emekli sokağa çıkamazken, öğrenciler okula aç giderken; sen “al gülüm, ver gülüm” yapmak için milyon dolarlar kazanamazsın.
Fenerbahçe futbol takımının son dönemde aldığı başarısız sonuçlar, yalnızca teknik ya da taktiksel bir sorun olarak değerlendirilemez. Bu tablo, kulüp yönetiminden saha içi organizasyona kadar geniş bir sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Çünkü Fenerbahçe, sıradan sonuçları kabullenecek bir kulüp değildir.
Bugün gelinen noktada taraftarın tepkisi sadece kaybedilen puanlara değil; kulübün kimliğinden uzaklaşıldığı hissinedir. Fenerbahçe’nin ruhu, sadece sahada mücadele etmek değil, aynı zamanda doğruyu temsil etmektir. Bu nedenle yönetim, attığı her adımda bu büyük camianın tarihine ve değerlerine yakışır bir hassasiyet göstermelidir.
Mesele yalnızca bir sponsorluk ya da birkaç kötü sonuç değildir. Mesele, Fenerbahçe’nin neyi temsil ettiği ve gelecekte ne olmak istediğidir. Eğer bu kulüp, geçmişinden aldığı güçle yoluna devam edecekse, kararlarını da bu mirasa yakışır şekilde almak zorundadır. Aksi hâlde, sadece skorlar değil, kimlik de kaybedilir.
Bugün taraftarın öfkesi sadece kaybedilen maçlara değildir. Bu öfke; görmezden gelinen değerlere, duyulmayan seslere ve giderek silikleşen bir kulüp kimliğine yöneliktir.