Nihat Genç

Eleştiri

featured

Nihat Genç yazdı…

Cumhuriyet’in siyasette kültürde 40’lı yıllardan başlayarak çok yanlış yollara sokulduğu bir gerçektir!

İslamcılar ve liberaller Cumhuriyet’in sokulduğu bu yanlış yolları Cumhuriyet’in zaafı olarak ya da vurulacak yerleri olarak iyi tespit etmiş ve alaycı sert eleştirilerinde kullanmışlardır!

Cumhuriyet’e sonradan eklemlenen bu yanlış yollardan öne çıkanları özetleyelim!

40’lı yıllarda bir Mavi Yolcular, vardı, Cevat Şakir ve Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’nun başını çektiği, bugün Mavi Yolculuk bir iç turizme dönüşmüştür ancak o yıllarda bir ‘milli kimlik’ arayışıydı!

Elit, hümanist, laik aydınlar Anadolu’nun asıl mirasının Yunan ve Roma olduğunu iddia ettiler ve çok zevkli kitaplarını da okuduk pek sevdik, ancak, kazın ayağı başkaydı!

Anadolu’nun arkaik kültürleri koruması sahiplenmesi soylu bir miras olarak kabul etmesi başka şeydir ama Anadolu kimliğinin Yunan ve Roma medeniyetine eklemlenmesi başka şey!

Gençliğimizde işte bu kavgaları okurduk! Anadolu’ya milli bir kimlik için Yunan ve Roma medeniyetinin üstelik asıl mirasçıymış gibi yazıp çizmek Cumhuriyet’in kültürel köklerine ihanetti; bu düşünce enerjisini kaybetse de halen kısmen devam ediyor!

Atilla İlhan dışında bu ihaneti görüp yüksek sesle dillendiren kimsecikler yoktu!

Ve Cumhuriyet’i ‘batıcılıkla’ ‘batıya eklemekle’ ve kendi tarihi ve kültürünü inkarla, eleştirenlerin eline büyük bir koz verildi!

Kendi türkü ve şarkılarımız kendi geleneklerimiz bir nevi inkar ediliyor hatta geri kalmışlığımıza örnek gösteriliyordu, ki, 40’lı yıllardan sonra bu ihaneti aydınlarıyla ülkemiz yaşadı!

Mesela aynı yıllarda Nurullah Ataç’ın yabancı kelimelerden Türkçeyi arındırması çok sert bir ideoloji halini aldı ve imparatorluk kurmuş bir milletin zengin ve çeşitli dili öz Türkçe arayışıyla yolunup kuşa mı döndürülüyor paniği yarattı! Şüphesiz ikame edilecek Türkçe varken özenti ve taklitle ya da alışkanlıkla yabancı kelimeler kullanılmasına bugün de karşıyız, ancak dilde sadeleşmenin ayarı çok derinden bozuldu ya da eserlerle anlatılması gereken talimat vari bilmiş otoriter metinlerle milletin başına vurula vurula tam tersi tepkiler verdi!

Mesela kurultay, sayıştay, vb. gibi Türkçe kelimeler bulunması öze dönüşte çok önemliydi ve bugün sonuçlarını da aldık, ancak, dilimize yerleşmiş bir çok Arapça ve Farsça kelimelerin aniden budanması ortaya tadsız tuzsuz kuru metinler çıkarttı ve karşı aydınları ürküttü ve ellerine Cumhuriyet devrimleriyle alay edilecek koz verdi!

Oysa öz Türkçe ‘türkülerle’ yaşatılmalıydı, ki, bugün Türkçeyi yaşatan ana kaynak türkülerimizdir! Mesela Cumhuriyet Gazetesi o günden bugüne hala ‘eser’ değil ‘yapıt’ der, hikaye demez ‘öykü’ der ve bu kavga kısmen de olsa devam ediyor!

Attila İlhan’ın isyanı şuydu, eğer, sesi kaybederseniz, ruhunuzu kaybedersiniz, sadeleştirmeye evet, ama asırlardan beri akıp gelen ‘sesi’ kaybetmeden!

50’li yıllarda Türkiye’de Nato ve Amerika bir tehlike olarak görülmüyordu ve Kore savaşına katılmamız buna örnektir ve zamanla Nato’nun istihbaratımıza sızması karşısında aydınlarımız uyanık ve tetikte hiç değildi, ve ilave olarak Atatürk’ün yasak koyduğu masonluk türü örgütler mesela Menderes kabinesinde popüler bir moda olmuştu!

Ve 60’lı yıllardan günümüze kadar Cumhuriyet’in ruhuyla hiç ilişkisi olmayan üç-dört tür Kemalizme şahit oluyoruz, birincisi, 60 İhtilalini çok özgürlükçü diye sahiplenen bir Kemalizm inşa edildi hatta Madanoğlu’na sahip çıkıp kahramanlaştıran! Mesela Cumhuriyet Gazetesi 1960 ihtilalini sahiplenen geleneğin izinden yürümüştür ve bugün de hiç değişmedi!

O günlerin Kemalistlerinin Cumhuriyet’le büyük yol ayrımı burada başlar!

İncelenmesi gereken bir kaç Kemalist türü daha var, birincisini anlatmak çok kolay, bir cunta lideri olan Kenan Evren’in Atatürkçülüğü, ikincisi, holdingleşen burjuvanın popülist Atatürkçülüğü!

Cumhuriyet bayramında holdinglerin Atatürk’ün mavi gözlerine ya da Atatürk’ün portre ve resimlerine odaklanıp Cumhuriyet devrimlerini hiçe sayan söylemleri aslında en yaygın en popülist kitleselleşen bir siyasi söylemdir!

Sadece ‘resim’le dile getirilen ve Cumhuriyet’e ve milli egemenliğe ve milli projemiz devrimlere ve Etibank gibi milli kamu teşebbüslerini hiç atıfta bulunmayan Cumhuriyet’ten soyutlanmış bir Atatürk, bunun adına gardolap Atatürkçülüğü diyoruz ve çok etkili olmuştur ve halen en etkili Kemalist türüdür! Holdinglerin ilerici çağdaş muasır gibi kelimelerin büyüsüyle Kemalist kitleleri tavlaması kandırması işte buradan yürümüştür!

Hürriyet, Sabah gibi ana medyada yazıp çizen elitlerle işte bu sadece ‘resim’ olarak Atatürkçülük 1980 sonrası çok popüler olmuştur, öyle ki, bu popülizm yeni tür bir aydın kuşağı ortaya çıkartmıştır: elitler!

Elit, dediğimiz şu, maaşlarını holding medyasından alır ve sırtlarını büyük patronlara dayarlar ve halkın asıl isyanı işsizlik ve ekonominin hayati noktalarında holdinglerin meşhur ettiği piyasanın ağzıyla konuşurlar yani borçlanma ve sıcak para ve borsa ve dokunulmazlık ele geçiren holding eleştireleri hiç yoktur!

Elit, dediğimiz şudur, halkı pasifize etmek, halkın sendika, kooperatif ve parti gibi organlarını küçümsemek ve dışlamak ve demokrasinin gerçek otoritesi olan milli iradenin yerine kendi otoritelerini ikame etmek! Fetöyle ve sonra İslamcı iktidarla kucak kucağa oturan holdinglerimizdir bunlar!

Elitlerin en büyük ihaneti, Cumhuriyet’in milli bir proje olduğunu unutmuş ve unutturmuş olmalarıdır!

Elitlerin ikinci büyük ihaneti, holding medyasında çalıştıkları için holdinglerin arkasındaki hangi sermayenin olduğunu görememeleri ve patronlarının hırsızlıklarını hiç ama hiç dile getirmemeleri, ki, burada sol liberallerle çok kolay buluşmuş kaynaşmışlardır, en son örnek İmamoğluculuk!

Elitlerin üçüncü büyük körlüğü, holdinglerin 60, 70 ve 80 ve 28 Şubat vb. darbelerine destek veren holdingleri görememeleri, ki, o yıllarda emekli olan yüksek subaylar bu holdinglerin mütevelli heyetlerinde maaşa bağlanmaları bir gelenekti ve aynı holdinglerin istihbarat örgütleriyle iç içe olmaları!

Ve asıl, soğuk Savaş yıllarında Cumhuriyet’i ruhundan kopartan iki büyük siyasi gelişme yaşandı, birincisi…

Gökalp ve Atatürk milliyetçiliği ortadayken 1936’lı yıllardan Nazilerin teknolojide dünya devi olmasının hayranlığıyla Almanya’dan bir ‘ırkçılık’ ithal edildi, Nihal Atsız!

Ve MHP gibi güya yerli milli parti Atsız’ın ırkçı milliyetçiliği yanına bir kolaj yapıp Cumhuriyet düşmanı Abdülhakim Arvasi ve Necip Fazıl İslamcılığını monte etti ve hem İsrail hem de holdinglerle hem de İslamcılıkla iyi geçinen tuhaf bir milliyetçilik ortaya çıktı!

Ve önce MHP sonra Fetö ve bütün bu dönemlerde holdingler tarafından finanse edilen bir gladyo ortaya çıktı, aydınlarımıza suikastler yapıp öldüren!

Soğuk Savaşın en büyük en güçlü kanadı komünist, sol, sosyalist ve sosyal demokrat partilerdi! İki yüzyıllık bir siyasi mücadeleden geliyorlardı ve çok etkili ve kitlesel sendikaları vardı! Bütün bu çok çeşitli sol yapıların Cumhuriyet’e bakışları (hatta hiç olmayan bakışları) ayrı bir tez konusudur!

Ancak sol hareketten dünyalılar gibi biz de çok şey öğrendik, tazminatlar, haklar, direniş, örgütlenme, gibi! Avrupa Birliği tartışmaları ve şekillenmesiyle solun yeni dünya düzeni ve siyonizm tarafından imhası gerçekten tarihin sonu oldu!

Sol, bütün şubeleriyle, milli kurtuluş savaşına sahip çıkıyordu ancak Cumhuriyet devrimleri konusunda kafası çok karışıktı, nereleri karışıktı, mesela Atatürk’e burjuva devrimcisi denmesi, bahis uzundur!

Solun, Sovyetlerin çökmesiyle mi yoksa artık gündelik hayat biçimi olmuş kapitalizme cevap veremeyişiyle mi çöktüğü hala tartışma konusudur!

Bizim çıkarttığımız ders ise şudur, mülkiyete topyekün karşı olan komünist gelenek, kitleler acımasız vahşice patronlar tarafından ezilse de, komünizme şüpheyle bakmalarına yol açıyordu çünkü başta siyonistler ve sağcılar komünizmin mülkiyet düşmanlığını İspanya iç savaşından Fransa’ya İngiltere’ye çok iyi kullandı ve işte bunlar evinizi barkınızı elinizden alacak deyip kitleleri ürküttü!

İkincisi, sol ve komünist geleneğin ateist dinsizliğini yine sağcılar ve siyonistler Allah, din düşmanlığı, bunlar kafir, işte bunlar komünist diye kolayca suçlanmalarına yol açtı ve dünyanın bütün coğrafyalarında yerli gelenekler tarafından dışlanmaları ve küçülmelerine sebep oldu!

Hatta sol gelenekle Cumhuriyetçiler düşman oldu, öyle ki, sol içeri tıkılıp işkence görürken Atatürkçüler seyretti ve sonra Cumhuriyet yıkılırken sol gelenek ne haliniz varsa görün deyip Cumhuriyet’in parçalanmasını seyretmekten intikam alır gibi zevk aldı!

Ve sosyal demokratlar Cumhuriyet’e büyük bir ihanette bulunup 1980’li yılların ortasında ülkenin o gün de ana konusu yoksulluk iken durduk yerde etnik milliyetçiliği partilerine taşıyıp yoldan çıktılar ve hızla AB’ci oldular!

Cumhuriyet’in en temel niteliği milli egemenliğe sahip çıkamadılar ve anti-emperyalist kimliklerini koruyamadılar ve milli kamu teşebbüsleri ve milli madenciliğimize sahip çıkamadılar ve sonunda Cumhuriyet’in kuruluşunu da altı okunu da inkar eden ve hatta İstiklal Mahkemelerinde yargılanmış vatan hainlerinden özür dilediler!

Neden anti emperyalist olamadılar ve milli madenciliğe köklü şekilde sahip çıkamadılar, artık holdingler tarafından fonlanıyor olabilirler mi?

Bizler için işin vahim tarafı, bu siyasi yapıların hiçbiri kendini eleştirmedi, yenilemedi ve Cumhuriyet gerçekte nedir arayışında hiç olmadı! Laik, çağdaş, ilerici, diğer yandan barış demokrasi özgürlük gibi kavramların büyüsüyle yetindiler ve yeni dünya düzenine işte bu ucuz sloganlarla yem oldular!

Oysa neo-liberal yeni dünya düzeni, bütün bu siyasi yapıları ya teker teker köşeye sıkıştırıp yalnızlaştırıp un ufak etti ya da bir çoğuyla işbirlikleri kurup milli ve islami yapılar ve soldan gelenleri de sol liberaller başlığı altında Cumhuriyet’in yıkımında kullandı! İstihbarat, algı, manipülasyon gırla gitti, at izi it izine karıştı hainler özgürlükçü kahramanlar ilan edildi!

2000’li yıllara kadar Cumhuriyet’e karşı tezler medyada ve ekranlarda yeterince etkinlik ve doygunluk sağladıktan yani beyin yıkadıktan sonra 2000 sonrası bilfiil Cumhuriyet’in yıkımına sıra geldi, operasyon ve kumpaslara!

İşte o günlerde islamcıların ve liberallerin kolayca afişe edeceği, kolayca etiketleyeceği, kolayca alay edeceği, bir çırpıda kriminalize (suçlayıp) edeceği envai çeşit siyasi malzeme vardı ellerinde ve bu bozuk çürük yanlış parçaları kullanıp sıra Atatürkçüyüm diyen kim varsa artık ellerine kelepçe vurulmasına geldi!

Bunlar, dilimizi mahvetti dediler, bunlar darbeci dediler, bunlar ırkçı dediler, bunlar demokrasi düşmanı dediler, bunlar din düşmanı dediler, işte Türkiye’ye hakim yapı, derin yapı, vesayet, işte bunlar dediler!

İşte bu milliyetçi ve Atatürkçü vb. düşüncenin çok çeşitli şubelerine iftira atıp suçlarken ve tutuklarken haklı değillerdi, ama bahaneleri de yok değildi, çünkü iftiralarına mesnet yaptıkları bütün bu tartışmalar eleştirilmemiş ve ayıklanmamıştı yani bu düşüncenin aydınları tarafından kirli gömlekler yıkanmamış hiç eleştirilmemişti!

Ve islamcılar ve sol liberaller kendilerinden o kadar emindiler ki Cumhuriyet’in parçalanma projesi o günlerde birden ‘istihbarat’ savaşlarına dönüştü, hukuku ve orduyu gizlice ele geçirme ve orduyu hukuksuzca ortadan kaldırma!

Ve istihbarat, dersine yukarıda özetini verdiğimiz noktalarda iyi çalışmıştı, diziler çekti, beyin yıkadı, kitaplar romanlar belgeseller çekti, ki, hepsi Tek Parti döneminin akıllarınca zulmünü(?) vahşetini(?) ve işkencelerini(?) anlatıyordu, öyle anlatıyorlardı ki genç bir aydınlar kuşağının beyni yıkandı ve hepsi topyekün Cumhuriyet’le kendilerine öğretilmiş gibi dalga geçmeye başladı!

Cumhuriyet’in dinsiz kafir ve islam düşmanı ve insanlık düşmanı ve demokrasi düşmanı olduğu ve cuntacı ve darbeci olduğu kitlelerin beynine kazınarak yazıldı çizildi!

Özetin özetini çıtlattığım bu yazıda, Cumhuriyetçilerin ve sol geleneğin kendi yakın tarihlerinde nasıl rayından çıkartıldığına dair bir eleştirileri olmamıştır!

Yani niçin yenildiğimizi dahi bilemediğimiz ara bir yerdeyiz!

Cumhuriyet, milli egemenliktir, hukuk karşısında herkesin eşitliğidir, anti emperyalisttir, karma ekonomiden yanadır, kooperatifleriyle holdinglere karşı esnaf dayanışması esastır ve milli kaynakları Etibank vb. kamu teşebbüsleri hayati önemdedir ve parasız eğitim ve sağlık milli projesidir ve bağımsız yargı ve meclisi her şeyidir!

Bugün Cumhuriyetin en temel nitelikleri olan bu kazanımları sömürgeci şirketlere karşı kavga vermeden dünyada hiçbir millet milli varlığını ayakta tutamaz!

Bugün sömürgeci şirketlere karşı Cumhuriyet değerlerini savunan meclisimizde tek bir parti yoktur!

Aksine siyonizmin dünyadaki ve ülkemizdeki görünmez gücü taşeron ortaklıklar kurduğu bu büyük holding yapıların arkasında mevzilenmişlerdir!

An itibariyle topyekün imha edildiğimizi düşündükleri için, artık bizlere kafir, dinsiz, köksüz, Batı hayranı, İslam düşmanı, o yüz yıllık iftira ve yaygaralarına ara vermiş gibi görünüyorlar, hayır!

Biraz bitlenip güçlendiğinizde aynı suçlamaları yapmaya ve aynı iftiralarla ve çarpıtma ve yanıltmayla ve ve ithamlarla sizi kodese atmaya devam edeceklerdir!

Oysa ekonomik krizlerin altında kalan milli bağımsızlığımızdır!

Hiçbir müdahale gücü kalmayan devletin dünyanın bütün coğrafyalarında tekelci kapitalizme yenildiği aşikar gerçektir!

Zenginleri daha zengin ve bir avuç zengini başımıza derebeyi kral padişah ve tek otorite yapan bu düzenin karşısına ancak kendisi ve çevresiyle yiğitçe hesaplaşabilen ve ekransız maaşsız yalnız kalabilmeyi göze alan insanlar mücadele edebilir!

Cesurca çağıyla hesaplaşıp pislikleri mikropları yanlışları hataları ayıklayıp milli kaynağa özüne kendi sesine dönebilenler!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 Yorum

  1. Nihat Bey, eleştiri başlıklı yazısında “Gökalp ve Atatürk milliyetçiliği ortadayken 1936’lı yıllardan Nazilerin teknolojide dünya devi olmasının hayranlığıyla Almanya’dan bir ‘ırkçılık’ ithal edildi, Nihal Atsız!” bu cümleyi sarfetmiş. Kendisine cevabı Nihal Atsız’ın “Dışarıdan gelmemiş tek düşünce” makalesinden direkt aktararak vermek isterim.

    “Solcular tarafından yapılan bir itiraz da, Türkçülüğün dışardan gelme bir fikir olduğudur. Güya bunu Almanlar icad ederek Türkiye’ye sokmuşlar” Türkçülüğün ırkçılık ilkesi de, Hitler Almanyasının ırkçılığından alınma imiş!

    Yalnız Yahudilere karşı güdülen Alman ırkçılığı ile, her millete karşı bir korunma ilkesi olarak ileri sürülen Türk ırkçılığı arasında bir bağlantı bulunmadığı ve Türk ırkçılığının Alman ırkçılığından çok eski olduğu belgelerle meydandadır. Bir milli ülkünün, yabancı bir millet tarafından Türklere aşılandığı yolundaki bu itiraz, üzerinde durmaya değmeyecek kadar çürüktür.

    Gerçekte ise, bugün, Türkiye’de fikir akımları arasında yerli ve mili olan tek fikir Türkçülüktür. Faydalı veya zararlı olsun, ötekilerin hepsi dışardan gelmiştir: Komünizm, bize, Rusya’dan aktarılmış ve bir vatan ihaneti halini almıştır. Milletlerarası Yahudi aleti olan Masonluk, Balkanlar yolu ile Türkiye’ye girmiştir. Bugün itibarda olan demokrasinin vatanı İngiltere, sonra Fransa’dır. Epey taraftarı bulunan iktisadi liberalizm ve devletçilik de yabancı köklüdür. Bir zamanlar gazetelerde ve Meclis içinde taraftarları görülen Faşizm, İtalya ve Almanya’da doğmuştur. Hatta bugün Türklerce benimsenip milli bir hale gelmiş bulunan müslümanlık bile aslında Türk köklü değildir.

    Türk köklü tek fikir, tek ülkü yalnız Türkçülüktür. Bu bakımdan da milli şuurumuzun gelişmesi nisbetinde büyüyecek, güçlenecek ve atılışlar yapacaktır.”

  2. Buyuk ihtimal yazdiklarimi yayimlamayacaksin cunku seni oven yorumlari goruyoruz hep! Neyse… sunu ekleyelim ataturkculuk altinda her fraksiyon en “gercek” en “dogru” ataturkculugun kendileri oldugunu iddia etmistir (siz de dahil maalesef). ataturk fikirlerini tek tarafli yorumlarsan ortaya cok kisir bir ataturkculuk cikar ve ve bu ataturkcu dusmanlar acisindan bir basaridir. hizipcilik maalesef bu kesim arasinda hep var. mesela “holdingci ataturkcu” diyorsun.. ataturk bir bakima osmanli’da olmayan burjuvayi getirmedi mi? devlet kendi eliyle turk burjuva sinifi olusturdu. bunun zarari olabilir eger salt marx bakisi ile bakarsan ama burjuvasiz demokrasi yasayamaz!! velhasil yel degirmenleri ile savasiyorsun Nihat abi. bunlari birak ulkenin gercek sorunlari var basimizdaki garabet yonetim yuzunden.. onlarla ugrasmani dilerim.

  3. Solcu olduklarını söyleyenlerin hatalar yaptıkları doğrudur. Ancak o hataların kat be kat fazlasını sağcı olduklarını söyleyenler yapmıştır. Tarikatlarda düdüklendiği halde hala o tarikatların peşinden koşmaya devam eden halk tarikatlara tavır almaya neden meyilli değildir? Sürekli gelirini düşürdüğü halde Özal’ ı neden çok sevmiştir bu halk? Halkı zenginleştirdiği için mi Süleyman Demirel’in 6 kere gidip 7 kere gelmiştir?
    Türk Milleti’nin genetik kodları 600 yıllık Osmanlı döneminde böyle evrilmiştir. Sorun şu ki Cumhuriyet devrimleri tamamlanamamıştır. Köy enstitüleri yok edilmiş ve toprak reformu tamamlanamamıştır. 600 yılda oluşan genetik kodları 15 yılda silemezsiniz. Daha 1947 yılından başlayarak ABD ile ikili gizli anlaşmalara imza atıp Milli Eğitiminizi, iç işlerinizi, ordunuzu ve istihbaratınızı ABD emrine verirseniz Cumhuriyet Devrimini nasıl tamamlayacaksınız?
    Sol sağ diye bir şey yoktur. Vatansever ve anti emperyalist Cumhuriyetçiler ya da devşirilmiş ve yozlaşmış soysuzlar vardır.

  4. 30 Ocak 2025, 15:53

    “KEMALİZMİN 21.yy MANİFESTOSU” nu sayılmalıdır.Her paragrafı úzerinde tartışılmalıdır…

  5. 30 Ocak 2025, 13:33

    Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kültürel hareketlenmelerin öncülüğünü yapan insanlar 29 Ekim 1923’te uzaydan inmedi. Zikrettiğiniz isimler Osmanlı Devleti’nde dönemin şartlarıyla ve kendi öz/ailesel çabalarıyla hurafelerden gericilikten vs sıyrılıp kendilerini yetiştirmiş çok değerli isimlerdir. Bugün edebiyat dünyamız (beğeniriz veya beğenmeyiz) onların (dünya klasikleri) çevirileri ve efsane Millî Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel sayesinde dünya edebiyatıyla tanışmıştır. Bu insanların çağdaş cumhuriyete aydınlanmaya katkılarını “İşte bu elitler mavi yolculuğa çıktılar, cennet gibi koylarda rakı şarap içip alem yaptılar” anlayışına davet çıkartacak şekilde küçümsemek hiç doğru bir tespit değildir. Azra Erhat ki tam bir cumhuriyet ve Mustafa Kemal (Kemalizm) aşığıdır ve bu nedenle üstelik CHP yönetimindeki sonraki yönetimlerce başına gelmedik haksızlık kalmamıştır. Yaptıkları çalışmalarla, o zamana kadar yabancılarca, padişaha ve yanındaki zübüklere 3 kuruşluk hediyeler karşılığında yağmalattırılan Anadolu medeniyetlerinden bize kalan tarihi eserlere dikkat çekmişlerdir. Bir de şunu anlamak mümkün değildir: aydın ve yetişmiş insanlar neden sürekli kendilerini kontrol altında tutmak mecburiyetindedirler? Bizim halkımızın da daima bir “yanlış anlamak” gibi bir huyu vardır. Kendi vicdanıyla ve aklıyla gördüklerini muhakeme edemez ve fakat karşı devrimcilerin fitnelerine yalanlarına hemen inanıverir: bunlar kafir, bunlar rakıcı, bunlar alemci, bunlarda namus yoktur, bunların kapısını çal gir, hemen sana karılarını, kızlarını, bacılarını sunarlar…Aman kardeşim bak bu dinci maymunlar hırsızdır; sizi dinle imanla kandırıp kulampara sarmasına alıyorlar dediğimizde nedense bize inanmıyorlar. İnanmıyorlar, demek ki onlarda aynı ruh ve bilinç yapısındalar. Yapılan bir devrimdir; ıslahat değildir. Devrimlerin çizgileri sert çekilir. Bahsettiğiniz budama Harf Devrimi’nde en sert şekilde yapılmıştır. Devrimci liderin tez canlılığı olmasaydı biz belki de bugün hâlâ esreleri ötreleri konuşuyor olacak ve yeni alfabeye geçemeyecektik. Bizim ufkumuzu açan Cumhuriyetimizin altın çağı dediğimiz ilk dönemlerindeki tüm öncülere yaşam ufkumuzu aydınlattıkları için minnet borcumuz bitmeyecektir.

    • ALTINA gözüm KAPALI imzami ATIYORUM !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

      • Bende altına imza mı atarım.Cumhuriyetçiler eğer Cumhuriyet tarihini eleştirecekse bunu herkese açık platformlarda değil daha akademik toplantılarda tartışarak ve bir sonuca vararak yapmaları gerekir.Nihat abi yazmış elbet samimidir.Fakat bunu okuyup aklı karışan çok olur zaten herkes buna müsaiddir..O zaman amacımız nedir?

  6. 30 Ocak 2025, 12:04

    Nihat Genç,çağdaş ve milli olmanın özgeçmişini döktürmüş.Elleri, kalemi ,ruhu uzun ömürlü olsun.Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna yetmez.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!