Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Ekonomik değil siyasi, siyasi!

Ekonomik değil siyasi, siyasi!

featured

Ahmet Müfit yazdı…

8 Temmuz 2025 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 10041 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı eki kararla, TL mevduat ve yatırım fonları için stopaj yani vergi oranları, altı aya kadar vadeli olanlar için yüzde 15’den, yüzde 17,5’a, 1 yıla kadar vadeli olanlar için ise yüzde 12’den, yüzde 15’e çıkarıldı.

İlk bakışta faizin yani finansal kaynaklı rantın vergilendirilmesinde yanlış bir şey olmadığını söylemek, hele ki, emeğin, alın terinin hatta alınan ekmeğin dahi adaletsizce/arsızca vergilendirildiği bir ülkede, oh iyi olmuş biraz da para sahipleri vergi versinler diyerek memnuniyet belirtmek mümkünse de, ne Hazine ve Maliye Bakanlığı bu kadar sosyal adalet sağlama yanlısı, ne de olay -piyasacılar cephesinde neden olduğu yoğun tartışma da dikkate alındığında-, göründüğü kadar basit.

Basit değil çünkü bu karar, iktidarın, enflasyonu düşüreceğim diyerek 3 yıldır uyguladığı programla doğrudan çelişiyor. Piyasacılar cephesindeki sarsıntı ve tartışmanın odağını da bu oluşturuyor. Tam da, “yeterli ve ucuz” borçlanamadığı için programa soğuk yaklaşan reel sektörü rahatlatacak bir faiz indirimi gündemdeyken yapılan bu düzenlemenin, kendi ayağına kurşun sıkmaktan farkı olmadığını, programın geleceği, “iktidarın” programı uygulama konusundaki kararlılığı konusunda bir şüphe oluşturup oluşturmayacağını anlamaya çalışıyorlar.

Tedirgin olmalarının temel nedeni, enflasyonu düşürme amaçlı olduğu söylenen ama üreticiyi, dar gelirliyi ezmek ve takvim etkisinden kaynaklı olarak enflasyonda sağlanan kısmi bir gerileme dışında şu ana kadar somut bir başarısı söz konusu olmayan, dolayısıyla her kesimden -AKP ve MHP dahil-ciddi oranda itirazlar alan mevcut programın, üzerine inşa edildiği ayakların, bu kararla tartışılır hale gelmesi.

Ne demek istediğimi biraz daha net açıklayayım. Sizlerin de bildiği gibi, enflasyonu düşürmek amaçlı olduğu söylenen mevcut program, nihai amacı, mevcut koşullarda ekonominin dönmesi ve nihayetinde, reel olarak yeniden büyümeye başlayabilmesi için “gereken” yeni borç girişlerine uygun bir ortam yaratmak olan iki ayak üzerine inşa edilmiş durumda.

Söz konusu programın birinci ayağı, tüketimi, her anlamda “pahalı” hale getirerek ve kaçınılmaz olarak büyümeden de “fedakarlık” ederek, gerek üretebilmek, gerekse tüketebilmek için ithalata dolayısıyla yabancı paraya bağımlı ekonominin, yabancı paraya/borca olan ihtiyacını azaltmak. Bunu yaparak,  gerek kamu gerekse özel kesim için borçlanma maliyetini düşürmek ve borç servisini rahatlatmak. Bu amaca ulaşabilmek için, eş zamanlı olarak bütçe disiplinini de korumanız yani vatandaştan beklediğiniz gibi kamu harcamalarında da kemerleri sıkmanız gerektiğini de ilave edelim.

Programın diğer ayağı ise TL’ye yüksek faiz vererek,  TL’yi olduğundan daha değerli tutmak. Bu yolla, güvence/yatırım amaçlı olarak elinde döviz tutan “yerliler”, dövizlerini bozdurarak TL’ye geçmeye zorlarken, özellikle kısa vadede yüksek kazanç sağlamayı amaçlayan yamyam fonları (carry trade) ülkeye çekerek, hem ithalat hem de rezerv biriktirmek için gerek duyulan yabancı paranın bir kısmını da dışarıdan temin etmek amaçlanıyor.

Beklenti o ki, bu iki ayak birlikte çalışınca yani hem tüketim kaynaklı döviz ihtiyacı “azaltılıp”, hem de TL’nin değer kaybı durdurulup, yabancı para satıcılarına, Merkez Bankası eliyle bir anlamda kur yani kar garantisi verilince, ithalata bağımlılık ve TL’nin değer kaybı kaynaklı enflasyon kontrol edilmiş olacak. “Ekonomi yönetimimizin”, kendi halkını ezme ve ulusal olan her şeyi yok etme noktasındaki kararlı tutumunu gören yabancı para satıcıları, ülkemize daha fazla para getirecek. 1980’den ama özellikle 2000 yılından sonra, tamamen borç parayla dönen/dönmek için tasarlanmış ekonominin çarkları, yeniden bol yabancı parayla/borçla, daha hızlı dönmeye başlayacak.

İster inanın ister inanmayın ama “rasyonel politika” adı altında ve sıradan insanları ulusal üretimi ve üreticiyi sefil etme pahasına, 3 yıldır, Cevdet Yılmaz-Mehmet Şimşek yönetiminde uygulanan politika tam anlamıyla bu. Nasrettin hocanın çalı dikip, borçlarını ödeme projesinden tek farkı, ekonomiyi düzeltme adına yapılan bu uygulamalarla, ülkenin daha da büyük bir borç ve bağımlılık batağına saplanıyor olması.

Olayı bu şekilde özetleyince, tam da bu noktada, bu yazıyı yazmamın da nedeni olan, asıl sorulması gereken soru da netleşmiş oluyor.

Uğruna insanları, ekonomiyi perişan ettiğiniz programın esas dayanağı TL’nin değer kaybını kontrol etmek olunca, TL’nin değerli tutulmasını sağlayan en önemli manivela olan TL bazlı fon ve mevduata para yatıranları cezalandıracak, dolayısıyla da iktidarın TL’yi değerli tutma taahhüdünü tartışılır kılacak şekilde alınan bu kararın nedeni ya da mantığı nedir?

Yapılan işin gerekçesi, son derece basit aslında ve tabii ki ekonomiyle değil, reel siyasetle, dünyanın bizden en önemli beklentisi olan ve 1923 Cumhuriyetini yıkıp, emperyalizmin beklentileriyle uyumlu olacak şekilde yenisini “kurmakla” ilgili. Öncelikli amaç açılım olunca, ekonomik programın da, doğrudan “açılımın”, siyaseten sürdürülebilir olmasının sağlayacak şekilde kendini yeniden biçimlendirilmesi gerekiyor ve bunun için yapılması gereken şey de, özellikle ekonomik programdan olumsuz etkilenen kesimlerin tepkisini/memnuniyetsizliğini azaltacak,  şekilde, kamu harcamalarını yani bütçe giderlerini artırmak.

Zaten açık veren bir bütçeniz varsa ve projeyi destekleyen para satıcılarına/piyasaya bütçe disiplinine uyma sözü vermişseniz, bunu yapmanın yani harcamaları artırmanın yolu da vergileri artırmaktan, elde kalan malı mülkü satmaya hız vermekten geçiyor doğal olarak.

Nitekim, Mehmet Şimşek’in, daha iki gün önce, Londra’da para satıcılarına yönelik olarak yaptığı konuşmada, “Bu yıl yüzde 3,1’lik bir bütçe açığı hedefini belki tutturamayabiliriz çünkü gelir performansı beklediğimiz kadar güçlü değil. Ama bu çok büyük bir mesele değil“ diyerek işaret ettiği ve “çok büyük mesele değil” diyerek “çözmeyi vaat ettiği” şey de bu. Görünüşte toplumun, söz konusu programdan en çok zarar gören kesimlerini ama esas olarak kendi siyasi tabanını ekonomik olarak rahatlatmak amaçlı olarak kullanılacak paranın en azından bir kesimini, parasını TL mevduat ve TL fonlarda tutanların faiz kazançlarından alınacak vergiyle karşılamayı vaat etmek. Bu hesabın tutma olasılığı olmadığını, aslında kimsenin tutmasını beklemediğini, amacın açılım günlerini idare etmekle ilgili olduğunu da ben ekleyeyim.

Sonuç olarak, önceliğimiz enflasyonla mücadele ve bu hedefe varmak için uyguladığımız ekonomi programının ciddiyetle ve tavizsiz arkasındayız, gereğini yapıyoruz gibisinden, iktidar cephesinden yapılan açıklamaların, gelen eleştirileri karşılamak, bu yöndeki tepkileri azaltmak dışında hiçbir anlamı olmadığını söylemek mümkün. Konu, para satıcılarının da arkasındaki siyasi güçlerin yüz yıllık siyasi hedefleri olunca, lafta çok önemli olan/önemli olduğu söylenen “rasyonel” ekonomik programın dahi, pragmatik/irrasyonel bir tutumla kolayca “delinebildiğini/esnetilebildiğini ortaya koyan bir büyük oyunla karşı karşıyayız.  Anlaşılan o ki, “konu açılım olunca, zor durumdaki çalışanlar, emekliler için bir türlü bulunamayan bahaneyi bulmakta kolay oluyor”.

https://www.ekonomim.com/ekonomi/ekonomistler-yorumladi-stopaj-orani-degisikligi-neyin-habercisi-haberi-829361

https://hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri

https://www.diken.com.tr/simsek-londrada-butce-acigi-hedefini-tutturamayabiliriz-cok-buyuk-mesele-degil/

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Gözden kaçan bir diğer gerçek de bu stopaj artışını şirketleri etkilememesi, şöyle ki, şirketler ödedikleri stopajı %25 kurumlar vergisinden mahsup ediyorlar. Yani zaten Şirketleri bağlayan oran kurumlar vergisi olan %25 sınırı.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!