Ahmet Müfit yazdı…
Eski FED Başkanı, şimdilerde ABD Hazine Bakanı olan Janet Yellen, IMF’nin bir organı olan Uluslararası Para ve Finans Komitesi’ne (IMFC) başkanlık eden İspanya Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Nadia Calvino ile yaptığı görüşmede, ülkelerin ödenmemiş borçlarının yeniden yapılandırma davalarının sonuçlandırılması için “zamanında harekete geçilmesinin” önemini vurguladığını bildirmiş. ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Yellen söz konusu görüşmede ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Yoksulluğun Azaltılması ve Büyüme Güven Fonu ile Direnç ve Sürdürülebilir Güven Fonu’na 21 milyar dolara yakın kredi vermek için Kongre’den izin talep ettiğini de aktarmış.
Yellen, IMF Başkanı Georgieva ile yaptığı görüşmede de, benzer görüşlerini tekrarlamış. IMF’yi borç sıkıntısıyla karşı karşıya kalan düşük ve orta gelirli ülkeleri destekleme çabalarını derinleştirmeye, bu çabalara ödenmemiş borçların yeniden yapılandırma davalarının sonuçlandırılması için tüm ikili resmi alacaklılara baskı yapılmasına devam edilmesinin dahil olduğunu da ifade etmiş.
Görevi ABD Hazinesini yönetmek olsa da, borca batmış ülkelerin yeni borçlar almasına olanak sağlayacak düzenlemeleri yapın diyerek, IMF’ye talimat vermiş, bu amaçla ABD bütçesinden kaynak ayırmak için girişimde bulunmuş.
Yellen’in bu açıklamasından çıkarak, ABD’nin, borcunu ödemekte sıkıntı yaşadığı için yeni borçlar almakta zorlanan ülkeleri, bu durumdan kurtarmak için canla başla çalıştığı sonucunu çıkarmak ya da olaya şüpheyle yaklaşıp, ne çıkarı var Yellen’in borca batmış ülkelerin daha fazla borçlanabilme olanağı bulmasından diye sormak mümkün.
Biz bu yazıda “kötü niyetli” olacağız ve Yellen’in “iyi niyetinden” kuşku duyarak, ne var bu işin altında diye sorgulayacağız.
Sorguladığınız anda da yanıt gün gibi ortaya çıkıyor aslında.
Yanıt, “tasarruf açığınız var, dolayısıyla siz dış kaynakla büyümeli, idari yapınızı yabancı parayı çekecek şekilde yeniden yapılandırmalısınız denilerek kandırılan ve ayağını yorganına göre uzatmaktan vazgeçerek, ürettiğinden çok tüketmeye teşvik edilen bizim gibi borca batmış ülkelerin, küresel finans sisteminin, geldiği sıkışmışlık noktasında yaşamakta olduğu ekonomik kökenli siyasi sorunlarla doğrudan ilgili.
Herkesin malumu olduğu üzere, 1972 yılından başlayan, yoktan para yaratmaya ve yaratılan bu parayı ülkelere/şirketlere ve sıradan insanlara –onlar “tüketici” diyorlar- satarak/borç vererek güçlerinden öte büyümelerini sağlayan “sistem”, 2028 krizi sonrası iflas etmiş, sermaye ve para piyasalarında yoktan para yaratma kapasitesini kaybetmiş durumda.
Hal böyle olunca yani sermaye piyasaları kullanılarak sürekli/sonsuz para yaratmanın olanaksızlığı ortaya çıkınca, yine hatırlanacağı gibi, uyuşturucu bağımlısı olmaya benzer şekilde sürekli yeni borçlar alarak büyümeye bağımlı hale gelmiş ekonomilerin borç para ihtiyacı, merkez bankalarınca uygulanan, tarihte örneği görülmemiş boyuttaki parasal genişleme politikalarıyla karşılanmaya çalışıldı.
Bu durum, çözümü bir birinin zıttı olan iki önemli sorun yarattı.
Birinci sorun, pandemi de gerekçe yapılarak kontrolsüzce sürdürülen parasal genişleme yani paranın değerini düşürmeye dayalı politikaların neden olduğu enflasyonun, piyasalar ve sıradan insanların yaşamında neden olduğu zorluklar.
İkinci sorun ise parasal genişleme politikalarıyla, adeta makineye bağlı olarak zorla yaşatılmaya çalışılan ekonomilerin -ülkelerin, şirketlerin, sıradan insanların-, FED ve EU’nun faiz artırma politikaları sonrasında, göreceli olarak azalan likiditeye bağlı olarak yaşanan banka batışları artan durgunluk (resesyon) riski.
Gelinen noktayı, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık ya da iki ucu kirli değnek durumu olarak tanımlamak da mümkün. Birini halletmeye kalktığınızda diğer yandan, diğerini halletmeye çalıştığınızda bu yandan patlıyor.
Bu açmazın neden olduğu en büyük ya da esas sorun ise bu açmazın, borca bağımlı hale gelmiş gerek merkez gerekse çevre ülkelerde neden olduğu siyasi kırılganlıklar.
ABD’de, Avrupa’da, gelişmiş diğer ülkelerde sisteme tepki, yerleşik siyasi yapıları tehdit edecek boyutta tavan yapmış durumda. Siyasiler, halkı sistem içerisinde tutabilmek için, yeni düşmanlıklar/savaşlar yaratmak dahil her tür riski alıyor ama tepkiyi dindiremiyorlar. Sonucu ne olacak hep birlikte göreceğiz.
Borca bağımlı hale gelmiş bizim gibi çevre ülkeler açısından bakıldığında da durum özünde çok farklı değil. Varlıkları, borca dayalı ödünç refah yaşatmaya bağımlı hale gelmiş siyasiler/siyaset kurumu, tamamen kendi dışlarında olaylar ve kararlarla gelişen/gelişecek bu durum karşısında siyaseten ayakta kalmanın yolunu bulmakta zorlanıyorlar. Tam da bu günlerde bizde de yaşandığı gibi, ya küreselleşme karşıtı milliyetçi bir söyleme sarılıyor, kamp değiştirme tehdidinde bulunuyorlar ya da doğrudan egemenlik hakkının devrine ilişkin daha fazla siyasi taviz karşılığı borçlanmayı sürdürmeyi deneme arayışına giriyor, bunu dünyayla bütünleşme diye yutturmaya devam etmenin yolunu bulmaya çalışıyorlar.
Yellen’i, kuralları esnetin”, gerekirse yeniden yazın diyerek IMF’ye talimat verme noktasına götüren neden de aynen budur. Yapılmaya çalışılan şey, küresel mali sermayenin/finansal sistemin yeni borçlar veremeyecek kadar kırılgan hale gelmesi sonucunda, ulusal bazda geniş toplum kesimlerini, uluslararası bazda bakıldığında ise çevre ülkeleri yoksullaştıran/mülksüzleştiren “sisteme” karşı dünyanın her yanında başlayan karşı çıkışların, IMF eliyle dağıtılacak yeni borçlarla belli bir süreliğine de olsa yatıştırılması çabasıdır.
Daha açık ifade edersek, yeni borçlar almakta/borçlarını döndürmekte zorlanan çevre ülkeler politikacılarının, başka ekonomik ve siyasi arayışlar/alternatifler içerisine girmemesini, rakibinden alırım diyerek bunu bir “şantaj” konusu yapmalarını önleme, Rusya ve Çin’in başını çektiği iki kutuplu dünya arayışlarını sonlandırıncaya kadar zaman kazanma arayışıdır.
yazı paradan para kazanma gerçeğini çok güzel anlatmış. peki asıl kalkınma sağlayan üretimin canlanması artması istenmiyor mu? ben de bunu merak ediyorum.
Yazınızı iktidar ve ana muhalefet başındakiler okusun da düşünsünler biraz.