Ahmet Müfit yazdı…
Aslında hikayenin başlangıcı olarak Atatürk’ün ölümü sonrası dönemi almak yanlış olmayacaktır. İnönü Vakfı’nın internet sitesinde yer alan, Dr. Erinç Erdal Yıldırım imzalı “Atatürk Döneminde Basılan Tarih Kitapları Ne Zaman ve Neden Kaldırıldı? – 1942” başlıklı yazı, Cumhuriyetin kuruluşu ve ideolojisini, Osmanlı dönemi batılılaşma çabalarına yani Tanzimat Fermanına/İkinci Meşrutiyet reformlarına bağlamaya, dolayısıyla başta devrimcilik, laiklik, devletçilik, milliyetçilik ve halkçılık olmak üzere bazı kesimler açısından sert önlemler almayı gerektiren devrimlerin, keskin yönlerinin törpülenmesi gerektiği net olarak ifade edilmektedir.
Söz konusu yazıdan alıntıladığım, “Atatürk döneminde rejimin sürekli tehlikede olduğu ve korunması gerektiği yönündeki yüksek kaygılar, dolayısıyla Cumhuriyet’e zarar verme olasılığı düşünülen kesimlere yönelik sert tutum ve davranışlar bu yıllarda azaldı ve devrimin sağlamlığına duyulan güven arttı. Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, bu yıllar bir ‘konsolidasyon dönemi’ olarak da tanımlanabilir” şeklindeki sözler, o dönem yaşananları bütün açıklığıyla ortaya koyuyor aslında.
Bu noktada hemen sorulması gereken iki soru da net olarak ortaya çıkıyor. Birinci soru, söz konusu makalenin yazarı, Atatürk döneminde rejimin sürekli tehlikede olduğu ve korunması gerektiği yönündeki yüksek kaygılar nedeniyle – bahsedilen bu kaygılar, Menemen’den, Şeyh Sait isyanından ders almış Atatürk’ün, devrimlerle şekillendirilmiş Cumhuriyeti koruma hassasiyetidir- , Cumhuriyet’e zarar verme olasılığı olduğu düşünülen ve bu nedenle kendilerine karşı sert tutum ve davranış takınılan kesimler diyerek kimleri kastediyordu? İkinci soru bu sorunun devamı. Kimlere, hangi kesimlere yönelik sert tutum ve davranışları İnönü zamanında nasıl yumuşatıldığı?
Her iki sorunun da yanıtı için bakılması gereken yer, söz konusu dönemin doğrudan tanıklarından biri olan Orhan Veli Kanık ve arkadaşları tarafından yayınlanan Yaprak Gazetesi’nin, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 seçimlerinin hemen ertesinde yayınlanan 26. sayısında, “Seçimler Bitti” başlığıyla, bizzat Orhan Veli tarafından kaleme alınan yazı. Yazı, şu şekilde; “Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisini büyük bir bozguna uğrattı. Oysaki Halk Partisi halkı kazanacağını umarak, fikirleriyle, prensiplerinden son zamanlarda ne fedakarlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan İlahiyat Fakülteleri, İmam, Hatip Kursları, türbeler, şahsi sermayeye sağlanan imtiyazlar, her tür irticaa tanınan haklar… Hiçbiri, hiçbiri kar etmedi. Zavallı Halk Partisi!”
O dönem olanı biteni yani Altı Ok’un, dördü olan devrimcilik,devletçilik, milliyetçilik ve laiklik ilkelerinden nasıl vazgeçilmeye başlandığını çok net şekilde ortaya koyan söz konusu yazının işaret ettiği bir diğer gerçek, İsmet İnönü dönemi CHP’sinin, iktidarda kalmanın yolu olarak, “devrimlerle tasfiye edilmek istenilen eskiye dair kalıntılara, yanlışlara hoş görülü olmayı, onları içine almayı seçtiği.
Sanki emperyalizmin oyuncağı din tacirleri, toprak ağaları, eskinin dışarıya bağımlı ekonomisinden nemalanan işbirlikçi tüccar kesimi tasfiye edilmiş ve yeni cumhuriyet devrimlerle vücut bulan yeni nitelikleriyle tam olarak kurumsallaşmış gibi bir vurdumduymazlığın eseri olan bu sürecin doğal sonucu, Cumhuriyet devrimlerinin doğrudan karşıtı olan Demokrat Parti’nin (DP), iktidara gelmesi oldu.
CHP iktidarı kaybetti, kaybetmesine ama Altı Ok’tan kurtulma mücadelesine yani Şeyh Saitlere, Din tacirlerine,etnik kimlikçi bölücülere, Tüccar/İşbirlikçi sermayeye, mandacı aydınlara şirin görünerek, devrimlerden vazgeçerek iktidar olma sevdasından vazgeçmedi. 1960’ların ikinci yarısıyla başlayıp, günümüze kadar devam eden süreçte, CHP’nin Kemalizmden yani altı ok ve ulusal bağımsızlık ilkelerinden koparılmasının gerekçe yapılan şey, CHP’nin Sosyal Demokrat olma tercihi oldu. Bu noktada, halkın -70’lerdeki kısa Ecevit Dönemi dışında-, bir yandan rakibine benzemek isteyen ama diğer yandan Atatürkçülüğü de kimseye bırakmak istemeyen CHP’nin ikiyüzlülüğünü şüphesiz ki değerlendirdi ve CHP o tarihten günümüze yani AKP’nin rezillikleri resmen ortaya saçılıncaya kadar sonra bırakın iktidar olmayı, iktidar alternatifi dahi olamadı. Millet aslı varken, taklitçisine oy vermedi.
CHP açısından, Kemalizmden ve Altı Ok’tan kurtulmak için en büyük fırsat kapısı, 12 Eylül darbesi liderlerinin, diğer partilerle birlikte CHP’yi de kapatması ile açılmış oldu. 12 Eylül sonrası, kamuoyunda, CHP’nin devamı parti algısı yaratılarak kurulan partiler, başta Erdal İnönü ve Arkadaşları tarafından kurulan Sosyal Demokrat Parti (SODEP) olmak üzere, kendilerini, Cumhuriyet devrimlerinin ve tabii ki Altı Ok’un bağlayıcılığından resmen kurtarmış oldular. Bırakın devletçi olmayı, piyasacı olmanın, özelleştirmeleri savunmanın, patron dostu olmanın, üniter devlet yerine, özerk yerel yönetimleri savunmanın, demokrasi diye pazarlamanın yani resmen Anayasadaki “Türk” tanımından ve üniter devletten kurtulmanın, Erdal İnönü liderliğinde üniter devlet karşıtı bölücü partilerle işbirliği yapılmasının da yolu açılmış oldu.
Altı Ok’un, 1920’lerin, 1930’ların Anadolu’sun da, geri kalmış bir din-tarım toplumundan çağdaş bir topluma geçişin kısa reçetesi olduğunu, dolayısıyla günümüzde geçerliliği kalmadığını, Atatürkçü İdeoloji ile Altı Ok’un eş anlamlı olarak kullanılmasının doğru olmadığını, CHP’nin Altı Oktan yani Kemalizm’den kopması gerektiğini söyleyen Emre Kongar ve onun gibiler, CHP’nin savunmak zorunda olduğu ilkeleri, “Laiklik, Laiklik üzerinde yükselen Temel Hak ve Özgürlükler, Laikliğe, Temel Hak ve Özgürlüklere dayalı olan Demokratik Rejim” olarak yeniden tarif edivermekte bir mahsur görmediler.
“Altı Ok”la ifade edilen devrimcilik, milliyetçilik, devletçilik, halkçılık gibi ilkeler yanı sıra, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “karakterimdir” diyerek tanımladığı, tüm devrimlerin temelini oluşturan “ulusal bağımsızlık” ve antiemperyalizm kavramlarını da savunulmaya değmez, çağı geçmiş şeyler olarak kendince yaftalayan Kongar ve benzerlerinin haddini aşar iddiaları bununla da bitmedi şüphesiz ki.
Kemalizm’in günümüzdeki karşılığının Sosyal Demokrasi olduğunu söyleyecek kadar mantıktan, akıldan ve izandan koptular. Kendilerini Atatürk’ün siyasi/ideolojik çizgisini yeniden belirleme/çağa uydurma konusunda yetkili görerek, haddini bilmezlikteki sınır tanımazlıklarını ortaya koydular ve sonuç olarak Atatürk’e ihanet ettiler.
1992 yılında CHP’nin yeniden açılması sonrasında, 1994 yılında düzenlenen Yeni Hedefler Yeni Türkiye Programı ile yeniden tanımlanan altı İlkenin yani Altı Ok’un, Atatürk döneminin Altı Okuyla hiçbir alakası kalmamıştı ve bu durum aynı Emre Kongar gibi, değişen dünya ve çağa uyum gerekçesiyle açıklanıyordu.
31 yıl sonrasından yani günümüzden bakıldığında, Deniz Baykal yönetiminde gerçekleşen bu büyük ideolojik kopuşun, 2002 AKP Programının da temelini oluşturan, Friedrich Ebert takviyeli sosyal demokrat vakıflarının da katkılarıyla şekillenmiş bu programın, Cumhuriyetin niteliklerinin bütünüyle ortadan kaldırılmasının açılım adına Mecliste konuşulduğu bu günlere gelinmesindeki en önemli aşamalardan biri olduğunu söylemeliyiz. Bu noktada, linklerini yazı ekinde paylaştığım her iki belgenin yan yana konularak birlikte incelenmesinin herkes açısından belki şaşırtıcı ama kesinlikle “ufuk açıcı” olacağını da ekleyelim.
Tüm bu yazdıklarımız göz önüne alındığında, bu gün karşımızda olan CHP’nin aslında doğrudan 1992-1994 sürecinde şekillenen, neoliberal küreselleşmeci dünya düzenine uygun olarak şekillendirilen CHP’nin devamı, sonucu olduğunu söylemek mümkündür. Bu günün CHP’si, Atatürk’ün kurduğu, devrimleri yani Altı Ok’u, ulusal bağımsızlığı emanet ettiği CHP değildir.
Kılıçdaroğlu’nun, bir FETÖ Kumpasıyla önü açılan Genel Başkanlığıyla başlayan sürecin, yeni bir sapma/yoldan çıkma, Cumhuriyet değerlerinden uzaklaşma olarak algılanmasına neden olan şey, 1980-1990’larda yoldan çıkan SHP-CHP çizgisinin, AKP’nin iktidara gelişi ve özellikle, Irak İşgali başta olmak üzere dış politika ve ulusal ekonominin tasfiyesi yönlü icraatlarının CHP tabanında yarattığı infialinde etkisiyle, aklını başına almış olmasından kaynaklanmaktadır.
CHP’nin, Cumhuriyetin nitelikleri ve geleceği açısından çok kritik konularda bu tarihi yanlıştan dönmesinin, Irak tezkeresine hayır demesinin, OECD, AB patentli olarak, Üniter devleti ortadan kaldıracak şekilde yapılmak istenilen yerel yönetim düzenlemelerine, yağmaya dönen özelleştirmelere, Kıbrıs’ın Annan Planıyla peşkeş çekilmesine karşı çıkmasının yani yeniden Altı Ok’a sahip çıkmaya başlamasının, Avrupalı “demokratları”, bizim yetmez ama evetçi işbirlikçileri nasıl kızdırdığı, CHP’nin Sosyalist Enternasyonalden atılmak/attırılmak istendiği sanırım hala hatırlardadır.
Sonuç olarak, yukarıda da ifade ettiğim gibi, Altı Ok’tan kurtulmak ama Altı Ok’un yani Atatürk ticaretinin siyasi getirisini kaybetmemek, Atatürk’ün Partisi algısını kimseye kaptırmak istemeyen ama artık Atatürk düşüncesiyle kurucu ilke ve devrimlerle bir alakası kalmamış bir CHP ile karşı karşıyayız.
CHP yönetiminde bu gün yaşanan, Kılıçdaroğlu ile Özel-İmamoğlu arasındaki kavga, 2003-2009 dönemi Baykal CHP’si ile Genel Başkan olur olmaz, üniter devleti fiilen ortadan kaldıracak Avrupa Yerel yönetim özerklik şartını koşulsuz kabul edeceklerini söyleyen, “laiklik tehlikede diyemem” diyen Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si arasındaki kavga gibi, özünde Cumhuriyet değerleri olan, ideolojik bir ayrıma dayanmamaktadır.
Dolayısıyla bu gün yaşanan kavga, Atatürk’ün vefatı sonrasında devrimlerden yani Altı Ok’tan vazgeçen İsmet İnönü CHP’sinin, bölücü parti yanlılarını meclise sokan 1992 SHP’sinin, Yeni hedefler Yeni Türkiye adıyla hazırladıkları Parti Programıyla, Altı Okun içini boşaltan 1994 Baykal CHP’sinin ideolojik olarak devamı olan iki gurup arasındaki kavgadır.
Kavga ideolojik değil, kişiseldir. Numan Kurtulmuş moderatörlüğündeki 2. Açılıma destek veren, Üniter devlet ve Türk Kimliği karşıtı girişimi olumlu bulan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “13 yıl boyunca önünde düğme ilikledikleri bir şahsa yaptıkları karşısında ürkmemek, hicap duymamak mümkün değil” diyerek taraf olduğu, Atatürk döneminden, ismi dışında bir şey kalmamış günümüz CHP’sinin başında kim olacak kavgasıdır.
Kaynakça:
https://www.odatv.com/yazarlar/ahmet-mufit/bir-yandan-ataturkcu-olup-diger-yandan-neoliberal-olunur-mu-152324
https://acikerisim.tbmm.gov.tr/server/api/core/bitstreams/4ff697af-63f4-4c25-9ba6-f788fd323a57/content
https://www.akparti.org.tr/media/318780/3-kasim-2002-genel-secimleri-secim-beyannamesi-sayfalar.pdf
https://apacikradyo.com.tr/arsiv-icerigi/haluk-ozdalga-baykalin-chpsi-sosyal-demokrat-degil
Yazılanların hepsi doğru.
Atatürk’ün CHP si 10 kasım 1938 de bitti. Ondan sonrası günümüze kadar İnönü CHP sidir.
Bu CHP nin isminin ve ambleminin aynı olması dışında, Atatürk’ün CHP si ile hiçbir benzerliği yoktur.
Atatürk’ e ilk ihanet İsmet İnönü ile başlar.
Amerika ile ikili anlaşmalar, Köy Enstitüleri ve daha birçok örnek verilebilir.
Biraz Attila İlhan okumak bunu anlamaya yeter.
Elinize sağlık güzel bir fotoğraf çekmişsiniz.