Muharrem Karanfilci yazdı…
Ortadoğu’da yangın bir türlü dinmek bilmiyor. Yangını anlamak ve içinde yanmamak için, yangının neden çıktığına ve kimin çıkardığına bakmak gerek. Konu aslında bu kadar nettir. Tutarsız gerekçe ve bahanelerle konuyu tartışmak, anlamaya çalışmak, bu yangına odun taşımaktan başka bir şey ifade etmez.
İsrail, nükleer silah faaliyetleri gösterdiği gerekçesiyle İran’ı vurdu. İkiyüzlü Avrupa ve ABD de buna çanak tuttu. Gerekçe; İran’ın nükleer silah faaliyetleri, bölge için tehdit oluşturuyormuş. İran nükleer füze yapıyor da İsrail “Hacı Bekir Lokumu” mu yapıyor diye, sorarlar adama… Peki, soran var mı? Yok… Aksine İsrail’e destek açıklamaları birbirini izliyor.
İran, her ne kadar bu savaşa hazırlıksız yakalanmış olsa da kendisini toparlayarak, uzun menzilli balistik füzeleriyle karşılık verdi. Her fırsatta demir kubbe hava savunma sistemiyle övünen İsrail, İran’ın “Fettah” füzeleriyle, kubbesi başına yıkılınca, kenarda üç beş silah daha satarım diye hazırda bekleyen, oyunda dayak yemiş çocuklar gibi abisi ABD’yi, savaşa dâhil etti. Sonuç olarak ateş kes ilan edildi.
Her ülke kendine göre zafer kutlamaları yaparken, yine insanlık; savaşın kaybedeni oldu. Savaşı İran açısından değerlendirmek gerekirse, şapkasını önüne koyup, düşünmesi gerekir. Ülkeyi bilimle, teknoloji ile değil de vatandaşlarının saçı, kıyafeti ile yönetmeye devam ederse, bu tür saldırılara her zaman açık hale gelecektir. Ordusundaki liyakatsiz ve çift komutalı sistem, yine başına iş açacaktır ve içten içe çürümeye devam edecektir.
İsrail’in vaat edilmiş topraklar safsatası üzerinden yürüttüğü BOP projesi, devam ettiği sürece, Ortadoğu’da savaş bitmeyecektir. Bu güne kadar Kuzey Afrika, Irak, Suriye, ille de Filistin, şimdi İran ve yakın gelecekte ülkemiz üzerindeki çatışmaların tek sorumlusu BOP Projesi, paydaşları ve İsrail’dir. İsrail bu projesinden vaz geçmediği sürece, şimdilik altı kısılan ateşin, tekrar harlanması an meselesidir. İsrail’in bu projeden vaz geçmesi de mümkün olmayacaktır. Bunun bilindiği halde, muhatap ülkelerin hala önlem almaması, tehlikeyi görmemesi ve birlikte hareket etmemesi, sıranın kendisine gelmesini beklemesi akıl dışıdır. Bunca zamandır Ortadoğu’da yaşanılan, binlerce insanın ölümüne sebep olan, nihai hedef BOP projesidir.
İsrail, bu projeye yıllarca yatırım yapmıştır. Yapmaya da devam etmektedir. Dünyanın her tarafında rahatlıkla Yahudi asıllı, farklı millete sahip olan birçok insan bulabilirsiniz. Rus Yahudisi, Ermeni Yahudisi, Alman Yahudisi, Türk Yahudisi ve Kürt Yahudisi gibi… Bu bir devlet politikasıdır. Vatandaşının yarısını neredeyse ajan olarak yetiştirir. Peki, bunu nasıl oluyor dediğinizi duyar gibiyim. Çok basit. Hamile Yahudi kadınlar, doğumuna çok az kala, hedef ülkeye gönderilir ve orada doğum yapar. Dolayısı ile o ülkenin vatandaşı olur. Hatta oradan toprak satın alır, satın aldığı kişiye ya da yerli bir halka kiraya verir ve döner. Filistin biraz da böyle kaybedilmiştir. Toprakları bu yöntemle satın alınarak yapılmıştır.
Türkiye üzerindeki emeller de böyle yürütülmüştür. Sizlere şimdi çok çarpıcı bir örnek vermek isterim. 1960 yılında kurulmuş ve faaliyetlerini 2011 yılına kadar devam edilen ve sonrasında kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) vardı. Devlet Planlama Teşkilatı, kalkınma planlarının ve yıllık programların hazırlanması, uygulanması ve takibi safhalarında gerekli olan verileri, bunların toplanmasında ve değerlendirilmesindeki amaç ve zaman aralıkları ile bu verilerin sunulma ve raporlama şeklini tespit ederdi. Bu raporlamaları da 5 yıllık kalkınma planı şeklinde, ansiklopedik bir kitapla kamuoyuyla paylaşır ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarına gönderirdi.
İşte bu raporlara göre 1990 ve sonrasındaki yıllarda; Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Urfa, Siverek, Ceylanpınar yörelerinde, Yahudi kadınların buralarda doğum yaptıklarını, toprak satın aldıklarını, kiraya verdiklerini raporlamıştır. Bu insanların tekrar Anadolu’ya döndüklerinde, ülkemiz için sorun oluşturabileceklerine yer vermişlerdir. Bunun için tedbir alınması gerektiği konusunda da önerilerde bulunulmuştur.
Daha sonra 2011 yılında bu kurum kapatıldı. Kapatılması konusunda İsrail parmağı var mıdır bilinmez. Şimdi o çocuklar büyüdü. 30’lu, 40’lı yaşlara geldiler. Ülkemize geldiler mi bilinmez. Bu da elbette Milli İstihbarat Teşkilatı’nın görevi… Şimdi siz her Kürt propagandası yapan, bölücü faaliyet gösteren kişilerin hangi partiden olursa olsun, gerçekten insanların hayrına olduğunu mu düşünüyorsunuz? İsrail-İran savaşında, bölücü terör örgütü ve uzantılarının, İsrail’in yanında yer almalarının bunda payı yok mudur?
Bölücü terör örgütünün, kandırılmışmış Kürt halkının dışında olan kadrosu incelendiğinde, bunların çoğunun Ermeni asıllı ya da Yahudi kökenli olduğu görülecektir. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Demokrasi, ekonomi, adalet, eğitim, işsizlik, liyakatsizlik gibi sorunlar vardır. Evet vardır. Ancak bunlar tüm vatandaşın sorunudur. Sorun var diyen, emperyalist İsrail ve ABD’nin ateşine odun taşıyanlardır.
İsrail-İran savaşına, Ankara gözüyle bakmak gerekirse, İran Türkiye’den önce, son duraktır. Çünkü BOP projesi bunu öngörmektedir. Bu açık ve nettir. İran ne kadar direnirse, Türkiye’ye sıra o kadar geç gelecektir. Ancak İsrail’in unuttuğu bir konu vardır. Bu güne kadar aşiretlerle, kabilerle savaşmışlar ve sonuç almışlardır. İran ve Türkiye, imparatorluk hafızası olan milletlerdir. Türkiye ve İran’da farklı etnik grupları harekete geçirmek istemelerinin sebebi de budur. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerinden yürütülen faaliyetler de buna yöneliktir.
Bu sebeple, ordumuzu ve savunma sistemlerimizi, dünyaya entegre ve modernize etmek elzemdir. Devletin her kurumunda, özellikle ordu içinde liyakat ve adalet esas alınmalıdır.
Bundan sonra tüm ülkeler savunma sanayilerine biraz daha yatırım yapacak ve Amerika biraz daha fazla silah satacaktır. İstediği de budur. Bu sebeple de her zaman savaş yanlısı ülkelerin yanında yer alacak ve destekleyecektir.
Tam bağımsız Türkiye hedefi doğrultusunda, ekonomik olarak güçlü olunabildiği takdirde, Türkiye’ye hiçbir el uzanamaz. Bunun için de üretim artırılmalı ve dışa bağımlılık azaltılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı, kuruluş amaç ve ilkelerine döndüğü zaman “payidar” olacaktır. Doğru örnek önümüzdedir ve macera aramanın anlamı yoktur. Büyük önder Atatürk’ün de dediği gibi he zaman hedef; Tam Bağımsız Türkiye olmalıdır. Bu da;
Yurt da Sulh, Cihan da Sulh! ile mümkün olacaktır.
Savaşa hayır
Türkiye mavi Marmara olayından önce İsrail ile hiçbir sorunu yoktur, gereksiz şekilde siz İsrail ve yahudi aleyhine konuşunca sorun çıkardınız. Atatürkün söylemi gibi koskoca imparatorluğu Filistin yüzünden yok ettiniz. Şimdide aynı işi Türkiyeye yapıyorsunuz. Çok hızlı İran’ın Irak’ta suriyede Karabağ savaşında Türkiye aleyhine yaptıklarını unuttunuz. PKK’ya silah ve para yardımlarını unuttunuz. İsrail ile düşmanlık varsa menfaat yüzünden olmalıdır, ideoloji yüzünden değil. İdeolojik savaşta bir tarafın tamamen yok olmasına kadar hiçbir barış yapılamaz. Ülkeyi böyle bir savaşa sokmayın. İsrail ve yahudi nefretinden beslenen kişiler sadece megalo ideaya hizmet eder.
Harezm şahi türk hükümeti döneminde Persler, türk hükümetini indiremeyeceklerini bildikleri için hamaset laflar ve sinsi hareketler ile harezm şah ile Moğollar arasında savaş çıkardı ve türk hükümetini Moğollara yıktırdılar. Atatürk milli mücadeleden sonra hem yurtta ve hem dünyada barış yolunu istedi. Elbet biz sadece İsrail ile değil belki ABD ile savaşmak için kendimizi donatmalıyız ama nefret söylemi terk edilmelidir hatta düşmanımıza karşı. Bize gücü yetmeyen Ermeni yunani Pers PKK düşmanlarımız, İsrail yahudi ABD gücünü kullanmak istiyor ve buna içimizde bazıları çanak tutuyor ve bunun adı vatanseverlik değil. Bizim birçok ülke ile menfaat yüzünden düşmanlıklarımız olabilir ama ideolojik düşmanlığımız olmamalı