Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Sıralar boş kaldı

Sıralar boş kaldı

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

Sabah okul zili, eteklerine vura vura çaldı. Çocuklar yeni günün telaşıyla sınıfa girdi. Kimi uykulu, kimi neşeli, kimi umutlu, kimi âşık, kimi sevgi dolu… Aslında biraz hepimiz gibi… Gürültü, kahkaha, telaş hepsi bir arada… Her şey olması gerektiği gibiydi.

Ama o sıralar artık boş kaldı.

O sıraların sahipleri bugün okula gelmedi. Bir daha da gelmeyecekler. Çünkü bir çocuk tarafından vuruldular. Hiçbir ölüm bu kadar masum olmamıştı. Hiçbir ölüm bu kadar çaresiz kılmamıştı bizleri… Evet, yanlış okumadınız: Bir çocuk, başka çocukları öldürdü. Belki daha önce hiç fark etmediği, hiç tanışmadığı çocukları öldürdü.

Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ve bu ülkenin başka köşelerinde artık bu cümleleri kurmak zorunda kalıyoruz. “Çocuk ve silah” aynı cümlede geçmemesi gereken iki kelimeydi. Asla yan yana gelmemesi gerekenlerdi. Ama artık geçiyor. İç içe… Hem de giderek daha sık…

O boş sıralar sadece çocukların yokluğunu anlatmıyor artık… O sıralar; ihmalin, gecikmiş önlemlerin ve duyulmayan çığlıkların sessizliğini taşıyor.

Peki, kimdi o çocuklar?

Kimi belki matematiği seviyordu. Kimi edebiyatı… Kimi belki büyüyünce öğretmen olacaktı. Belki sadece arkadaşlarıyla teneffüste koşmak istiyordu. Kiminin gülüşü, arkadaşının bakışlarında saklıydı. Hepsinin ayrı ayrı güzel dertleri vardı. Yoksa hayatlarının en büyük derdi sınavlar mı olmalıydı? Ama olmadı. Çünkü bir yerde, bir şeyler çok yanlış gitti.

Peki ya tetiği çeken çocuk?

O da bir zamanlar masumdu. O da bir zamanlar bu sıralarda oturuyordu. O da gülüyordu. Ama sonra bir şeyler değişti. Kimse fark etmedi ya da fark etmek istemedi. Eline kalem yerine silah geçti. Ya da yavaş yavaş eline silah verildi. Silah, yakınında, yöresinde yer almaya başladı. Kalem tutan eller silaha uzanmaya başladı.

Peki, bir çocuk neden silaha uzanır?

Bu sorunun cevabı elbette tek bir yerde değil. Şiddet önce evde başlar, sokakta büyür, okulda görünür hâle gelmeye başlar. Şiddet, önce bir kelime olur, bir küfür olur, kuytuların kabadayı tavırları, mobbing ve haksızlıkların isyanı olur. Sonra bir davranış, sonra bir alışkanlık… Ve en sonunda bir trajediye dönüşür.

Okullar… Çocukların kendini güvende hissetmesi gereken yerlerdi. Bizler çocukken, ailelerimizin hiç aklına gelmezdi okulda başımıza bir iş geleceği… Hiç gelmedi de… Şimdi bazı çocuklar için korkunun adresi… Zorbalık, dışlanma, yalnızlık… Bunlar küçük meseleler değil. Bunlar, bir çocuğun iç dünyasında büyüyen fırtınalardır. Ve o fırtına bir gün dışarı taştığında, geriye sadece yıkım kalır.

O boş sıralara bakınca şunu sormak gerekiyor: Bu çocuklar gerçekten korunamadı mı, yoksa korunmadı mı?

Bir silahın bir çocuğun eline geçmesi kader değildir. Bu, bir ihmaldir. Denetimsizliğin sonucudur. Göz yummanın bedelidir.

Bugün o sırada oturan çocuklar yok. Yarın başka bir sınıfta, başka bir sıra boş kalmasın diye ne yapacağız peki?

Daha sıkı denetim mi?

Daha güçlü okullar mı?

Daha ilgili aileler mi?

Ama en önemlisi, daha duyarlı bir toplum mu? Sahi, böyle bir toplum olacak mıyız? Korkarım ki bunlar yine unutulacak. Yine alışacağız. Bir süre sonra yine sessizleşeceğiz. Bir süre sonra çocuklar da sessizleşecek. İçine dönecek, yalnızlığına ve kötü ellere teslim olacak. Çünkü köklü değişimler, istifalar, bilim ışığında eğitim, değerli kılınan öğretmenler yine olmayacak. Okullara yine tarikatlar ve cemaatler dolacak. Bu, bilinçli bir politikanın ürünü mü, yoksa…

Çocuklar sessizce değişir. Sessizce kırılır. Sessizce kaybolur.

Ve biz çoğu zaman ancak bir sıra boş kaldığında fark ederiz.

Artık fark etmek için geç kalmamak gerekiyor.

Çünkü her boş sıra, tam da şimdi aslında dolması gereken bir vicdanın yerini gösteriyor.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!